Alevilik Nedir?

Alevilik, İslamdır.
‘Hakk-Muhammed-Ali’
yolunun ‘Kırklar Meclisi’nde
olgunlaştığı ve Oniki
İmamlarla devam eden;
İmam Cafer-i Sadık’ın akıl
ölçüsünü rehber olarak
alan, Horasan erenlerinin
himmetleriyle Anadolu’ya
gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu
ozanlarımızın nefesleriyle
hayat bulan inancın adıdır.
Alevilik inancı, hayatın
amacını insanın ham
ervahlıktan çıkarak insan-ı
kâmil olup özüne dönmek
olarak tanımlar. Bunun
için de; ‘Mürşid’, ‘Pîr’ ve
‘Rehber’ huzurunda ikrar
verilerek ‘Dört Kapı Kırk
Makam’ aşamasından
geçilir. İnancımızın
uygulandığı mekân cemevidir.

Aleviyol Üyelik Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Anasayfa
Yeniden Merhaba ve Açıklama

Değerli Okurlar,

Bir süre önce okur sayısında büyük artışla birlikte Aleviyol'un bulunduğu server'de problemler yaşanır oldu. Server, okur sayısını kaldıramaz duruma geldi. Aleviyol'a girmek imkansız hale dönüştü. Bunun üzerine arşivin bir kısmı bir kültür sayfası olan KanalKultur'e aktarıldı.

Geçen süre arasında, yeni ve farklı alanları kucaklayacak, bir Kültür Kanalı da okurla buluşturuldu: KanalKultur.com

KanalKultur'e de şuradan ulaşabilirsiniz: www.KanalKultur.com

KanalKultur'ün RSS adresi de şu:

http://kanalkultur.com/de/component/option,com_rss/feed,RSS2.0/no_html,1/

KanalKultur Ana Sayfaya Giriş

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 14 06 2010 )
 
'Örgüt düşmanı?'

Görülmez önümüz tozdan dumandan, 
Gözümüz mü düşman; ateş mi düşman? 
Akıllanamadık geçen zamandan, 
Kûfeli mi, düşman; Mervan mı düşman? 

Bir zaman örgütün en tepesinde, 
Yön bulurdu kurum onun sesinde, 
Şimdi sayılıyor 'Şer Cephesi'nde, 
Gelenek mi düşman; genci mi düşman? 

Savunurdu, örgütün sır katibiydi; 
Basının önünde, söyler diliydi, 
Satılan arsanın gizli eliydi, 
Pulumuz mu düşman; gümüş mü düşman? 

Söyleyene değil, söylenene bak! 
Her sevmediğine getirme yasak! 
Sansürün elinde fikirler tutsak! 
Yazarı mı düşman; eser mi düşman? 

Örgüt tayin eder derdi: Gündemi. 
Boş geçirdik, bu laflarla her demi, 
Meziyet insanın güzel erdemi, 
Aşikâr mı düşman; özel mi düşman? 

Keskin tavırlıydı, dik duruyordu, 
Örgüte pek toz kondurmuyordu, 
'Derin devlet' ithamıyla vuruldu, 
Cümle mi düşman; kelime mi düşman?

Müsahipler düşman oldu bir anda, 
Kestirilmez oldu dostlar ne yanda? 
Herkesin harcı vardır bu binada! 
Taşı mı düşman; temeli mi düşman?  

Seçim kazanmaya döner dolaplar, 
'Derin devlet' olur, eski 'yoldaşlar', 
Kabzımalı gelmiş, delege tavlar, 
Zenginim mi düşman; engin mi düşman? 

İnancın tanımı bilinmez oldu, 
Bazı 'yaşam tarzı', bazen de 'Yol'du; 
'Zamane Yezid'i' tanınmaz oldu, 
Osman mı düşman; Ali'miz mi düşman?

Herkes konuşunca kül bırakmıyor, 
Kimse kendi aynasına bakmıyor! 
Çıkar kavgasından önder çıkmıyor! 
Cahili mi düşman; kâmil mi düşman? 

Bölündük ortadan, bin pare olduk, 
Birlik bahçesinde açmadan solduk, 
Zalimler eliyle 'Yol'da yüzüldük, 
Derimiz mi düşman; saraç mı düşman? 

'Yol Sefili', dostlar acı söylüyor, 
'Yezid' bizim halimize gülüyor, 
'Almanya'dan liste çıkmış' geliyor, 
Müdahil mi düşman; diyen mi düşman?

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 02 05 2010 )
 
C. Şener: Atatürk ve Aleviler (Kurtuluş Savaşı'nda Aleviler-Bektaşiler)

Cemal Şener: Atatürk ve Aleviler (Kurtuluş Savaşı'nda Aleviler-Bektaşiler). Etik Yayınları, 15. Baskı, İstanbul 2006, 240 S., ISBN 975-8565-36-2

ataturkaleviler1 ataturkaleviler2

Sanki onikinci imam mehdi

cemalsenerEğer bir gün yolunuz düşer de bir Alevi-Bektaşi evine konuk olursanız, bu yoksul ama sıcak evde bir olay hemen dikkatinizi çekecektir: Bir köşede bir bağlama sazı, gazete ya da dergiden kesilmiş soluk bir Hz. Ali resmi ve hemen yanında da Mustafa Kemal'in bir portresinin asılı olduğunu göreceksiniz.

"Çok büyük insan...Onunla konuşunca adeta ruhum yıkanıyor. Kaynak suyu gibi temiz, okyanus gibi geniş ve derin..."(1)

"...Atatürk'ün, andığımız devrede, başlattığı harekete destek sağlamada, yanına almakta büyük yararlar gördüğü dinsel kadrolar içinde Bektaşi'lerin ön sırayı tuttukları anlaşılıyor. Bu öylesine belirgindir ki, bazı yazarların bu olguya takılarak Atatürk'ün bir "bektaşi" olduğunu söylemeleri mümkün hale gelmiştir."(4)

Prof. Dr. Öztürk'ün bazı yazarlar bu olguya takılarak "Atatürk'ün bir ‘bektaşi" olduğunu söylemeleri bile mümkün hale geldi dediği yazar; 1977 yılında yaptığı; "İslam et Jeunnesse en Turquied'aujourd'hui" adlı eseri ile tanınan Sabine Dirks'dir. S. Dirks, Atatürk'ün Bektaşi olduğunu savunan yazarlardan birisidir.

Bu sözleri Mustafa Kemal, Hacıbektaş Dergahı postnişini Veliyettin Çelebi Efendi için söylüyor. Dikkat edilirse bu ifadeler sıradan iltifat ve saygı ifadeleri değil. Bu nitemeler köklü bir sevgi ve saygının ifade biçimidir.

Mustafa Kemal ile Veliyettin Çelebi arasındaki bu sevgili ve saygılı ilişki Mustafa Kemal'in ölümüne kadar devam ediyor. Çelebi, M. Kemal'in çağrılısı olarak bir ara Ankara'ya da gelmiş. Hatta M. Kemal, Veliyettin Çelebi için Ankara-İsmetpaşa Mahallesi'nde bir ev hazırlatmış ve kendisini de orada ağırlamıştır. Çankaya'da kendisi ile uzun sohbetlerde bulunmuştur. Çelebi'nin daha iyi ağırlanaması için de Dersim Milletvekili Sarı Saltuk'lardan Mustafa Saltuk Dede'yi özel olarak görevlendirmiştir. M. Kemal'in Veliyettin Efendi hakkındaki sözleri de Mustafa Saltuk'un özel günlüğünde yer alıyor.

"Osmanlı padişahı hakkında, idam fermanı çıkartırken, Hacıbektaş Dergahı'ndaki dervişlerin kendisini kutsal kurtarıcı olarak görmeleri, milli kurtuluş ateşini tutuşturmaya çalışan MustafaKemal'i çok duygulandırmıştır."

Anadolu ve Rumeli'deki Alevi-Bektaşiler, Mustafa Kemal'i çok severler. Bu sevgi, sıradan bir yöneticiye devlet büyüğüne duyulan sevginin dışında bir sevgidir. Bu sevgi ve saygı adeta bir tutku düzeyindedir. Tapınma ile karışık bir sevgi, saygı ve duygu selidir adeta...

Bu sevgiyi değerli gazeteci Fikret Otyam şöyle ifade ediyor:

"Alevilerde anlatılması zor bir Atatürk tutkusu vardır, gösterdiği yola bağlılık vardır... Onikinci İmam Mehdi'nin Atatürk olduğunu söyleyecek kadar O'na inançlarını belirtmişlerdir."(2)

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 19 05 2007 )
Devamı...
 
Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi'nin açılmasına niçin ihtiyaç duyuldu?

Uğur Sümer: Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi'nin açılmasına niçin ihtiyaç duyuldu?

hacibektas8920061Mustafa Kemal Atatürk, "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli Millî Kültürdür" demiştir. Atatürk bu veciz sözüyle "Kültür ve Kültür Kurumları" üzerine yapılacak çalışmaların yoğunlaşmasını ve konunun ehemmiyetini vurgulamıştır. Hattâ sağlığında, Türk Millî Kültürü'nün başlangıcından günümüze kadar olan tarihi bağı üzerinde durarak kültürel konularda da ülkemizi çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkaracak kurumların kurulmasını emretmiş ve Türk milletinin millî kültür varlığı ile uğraşacak bilim adamlarının yetişmesine de imkân hazırlamıştır.

Vakfımızın gaye maddesinde şöyle belirledik:

‘Hacı Bektaş Veli'nin elbetteki incelenmesi gereken asıl yönü mütefekkir tarafıdır. O, mütekâmil bir dinin samimi bir yolcusu, inanmış bir mürşidi ve yorumcusudur. O'nun fikirlerinin inanç, iman ve aksiyonumuzda yeniden gündeme getirilmesi, ondan yeniden faydalanılması Türk Tefekkür Tarihi ve Türk Millî Kültür Birliği'nin temini bakımından gereklidir. İlmin objektifliği dâhilinde Hacı Bektaş Veli'nin metotlu ve sistematik olarak yeniden araştırmaya tâbi tutulması, evvelâ milletimizin vahdet ve fütuhat şuuru için, ikinci olarak kültür ve tefekkür tarihimiz için, nihayet dinî ve tasavvufî anlayışımızın ortaya konulması için pek faydalı olacaktır. Millî Kültürümüzü bir yanı ile tarihî kökenimize, bir yanı ile de İslâmiyet'e bağlayan bu büyük Türk Mutasavvıfı sanki Anadolu'nun kilidi ve manevî mimarıdır. Türkistan'da Ahmed Yesevî neyse, Anadolu'da Hacı Bektaş odur. Hattâ, Hacı Bektaş Veli ile beraber aynı çizgide olan; Mevlana'lar, Şeyh Edebâli'ler, Yunus'lar, Ahmed Fakih'ler, Hacı Bayrâm'lar, Ahî Evran'lar, Gül Şehrî'ler, Kaygusuz Abdal'lar Hacı Bektaş Veli'nin araştırılması ile daha da anlaşılır hale gelecektir'.

Türk milleti; derin bir maziye, köklü bir tarihe, zengin bir kültüre sahiptir. İlim adamlarının görevi ise, bu zenginlikleri ortaya koymak ve bunlardan imkân nispetinde günün problemlerine ışık tutacak çözümler üretmektir. Nesimi'nin;

Ey Nesimi can Nesimi
Bil ki Hak ayn'ındadır
Cümle mahlûkun vebali
Ulema boynundadır.

deyişi ile, rahmetli Prof. Dr. M. F. Köprülü'nün "Türk milletini iyi tanıyabilmek için ilk önce onun târih-i diniyyesini bilmek gerektir" deyişinde sorumluluk tamamıyla bilim adamları'na bırakılmıştır. İşte bu bilim adamları toplumun ihtiyacı olan bilimsel verileri ortaya koyacaktır. Böylece yukarıda ifadesini bulan yüce şahsiyetleri gün yüzüne çıkaracaktır.

Biz de Vakıf olarak bu bilimsel verilerin ortaya koyacağı belli başlı noktalardan hareketle milletimize, karınca kararınca daha fazla hizmet edebilmeyi hedefledik. Bu cümleden olarak, tarihi seyir içinden günümüze kadar gelen ‘Bazı yanlışların, siyasi ve kişisel çıkarların, değişik yorumların' ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu vakfın çekirdeğini, 21. ve 22. Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinde (16/18 Ağustos 1984, 16/18 Ağustos 1985); Hacı Bektaş Veli'nin birçok yönleri ile ilgili, ileri gelen bilim adamlarının çok önemli açıklamalarda bulunması oluşturmuştur. Bahse konu törenlerde sayın bilim adamlarımızın;

  • Bektaşilikte Eğitim Sistemi,
  • Bektaşilik ve Türk Kültürü,
  • Edebiyatımızda Yesevi, Hacı Bektaş, Yunus Zinciri,
  • Hacı Bektaş Veli Döneminde Anadolu'da Türk Kültürüne Genel Bir Bakış,
  • Anadolu'nun ve Balkanlar'ın Coğrafi Dağılımında Bektaşiler ve Sosyal Meseleleri,
  • Hacı Bektaş Makalatında İnsan Tipi,
  • XIII. Yüzyıl Anadolu'sunda Hacıbektaş Kasabası,
  • Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Hacı Bektaş Veli'nin Rolü,
  • Hacı Bektaş Veli'de Alp Tipinin Açıklanması,
  • Bektaşi Tipi Sosyal Eleştiriler,
  • Hacı Bektaş Veli Vakfı,
  • Hacı Bektaş Veli'nin Hayatı

gibi Hacı Bektaş Veli ile ilgili çok yönlü açıklamaları, anma törenine gelen sayın misafirleri derinden etkilemiştir. Bu araştırmalara ve açıklamalara toplumun ne kadar susamış olduğunu hep birlikte memnuniyetle müşahede ettik.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 09 05 2007 )
Devamı...
 
Hasan Ali Erdem: 'Biz Aleviler', ne kadarız?

Baha Said Bey'in araştırmasında verilen bilgi bir yerde Dr.Rıza Nur'un şikayetiyle çakışmaktadır. Türkleşmiş "Ortodoks Rum" zümreden sayılan Kargın, Avşar, Tahtacı, Çepni Alevileri ile Ermeni nüfus kayıtlarında birer ilave olarak yer alan Dersim (Tunceli), Kığı (Bingöl), Tercan (Erzincan), Bayburt, Iğdır vb. Alevileri, ekalliyetten sayılmak istenen iki milyon Kızılbaş Türk olabilir mi? Olabilir.

***

KONDA-Milliyet işbirliğinde; Alevi nüfusun az, Sünni Kürt nüfusun çok gösterilmesi, Şii'liğin Aleviliğe eklemlenmesi, Zazaların Kürtlere dahil edilemesi ve batıda yaşayan Kürtlerin daha az oranda DTP'ye oy verdiğinin belirtilmesinin yegane amacı, anketin yayınlanmasından sonra 21 Mart 2007 tarihli Milliyet'teki Taha Akyol'un yazısında belirtilen  "...Hatta Osmanlı-İran çatışması yüzünden, devlet Alevi Türkmenlere karşı Sünni Kürtleri tercih etmişti."yle ifade olunanın 21. Yüzyıla taşınmasıdır.

Ekim 2006'da yapılan ve Milliyet gazetesinde yayımlanan KONDA araştırmasına göre yüzde doksan dokuzunun müslüman olduğu kabul edilen 73 milyonluk Türkiye'nin  yüzde 82'si Sünni-Hanefi, yüzde 5.73'ü, yani 4 milyon 587 bini Alevi-Şii'dir.

Irkçılığa varan ölçüde milliyetçi olduğu iddia edilen Dr.Rıza Nur, Lozan Barış Görüşmeleri sırasında azınlıklar konusunda  yaşanan olayları ve tavrını  aşağıdaki ifadeyle açıklar. 

"Frenkler bizde ekalliyet (azınlık) diye üç nevi biliyorlar: Irkça ekalliyet, dilce ekalliyet, dince ekalliyet. Bu bizim için gayet vahim bir şey, büyük bir tehlike aleyhimize olunca şu adamlar ne derin ne iyi düşünüyorlar. Irk tabiri ile Çerkez, Abaza, Boşnak ve Kürt ilh... yi Rum ve Ermeni'nin yanına koyacaklar. Dil tabiri ile Müslüman olup başka dil konuşanları ekalliyet yapacaklar. Din tabiri ile halis Türk olan iki milyon Kızılbaş'ı da ekalliyet yapacaklar. Yani bizi hallaç pamuğu gibi atacaklar. Bu taksimi işittiğim zaman tüylerim ürperdi. Kıllarım sanki birer kazık oldu. Bileklerimi sıvadım. Bütün kuvvetimi bu tabirleri kaldırmaya verdim. Pek uğraştım. Pek müşkülat ile fakat kaldırdım.

Bunun dersi: Vatanımızda başka ırkta, başka dilde, başka dinde adam bırakmamak en esaslı, en adil, en hayati iştir"

Osmanlı'daki Alevi (Kızılbaş-Bektaşi) nüfusu öğrenmek için yapılacak ilk basit hesap Dr.Rıza Nur'un ifadesinden yola çıkılarak yapılabilir. Nereden alındığı belirtilmeyen ve "halis Türk" olduğu ifade edilen rakam yalnızca Kızılbaş Türklere ait olup Alevi olan Zaza, Kürt ve Nusayrileri kapsamamaktadır. Balkanlar'dan 1923'e kadar gelen ve çoğunluğunu Sünni kabul edebileceğimiz göçmenleri toplama dahil ettiğimizde Türk Alevi nüfusun 1923' de toplama oranı % 15.4 çıkmaktadır. Zaza ve Kürt ile Mersin ve Adana'daki Nusayrilerin tamamını  kabaca beşyüz bin kabul ederek hesaba dahil ettiğimizde bu oran % 19.2 olmaktadır ki, Türkiye'deki diğer gruplarla aynı oranda arttığını varsaydığımız Alevi nüfus en kötü ihtimalle 2007'de 14 milyona ulaşır.

Yine bu araştırmaya göre, Alevilerin üçte biri İstanbul'da yaşamakta, geri kalanı ise Ortadoğu Anadolu (Bingöl, Elazığ, Malatya, Tunceli, Bitlis, Hakkari, Muş, Van) ve Akadeniz bölgesinde bulunmaktadır.

KONDA'nın sahibi olan Tarhan Erdem, CNN Türk'de Taha Akyol'a konuk olduğunda "ben Aleviyim" diyenleri Alevi kabul  ettiklerini belirtmiş, başkaca bir soru sormaya gerek duymadığını söylemiştir. Ancak, TESEV'in Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak'a yaptırttığı Kasım 2006 tarihli çalışmada "...Açıktır ki, Türkiye'de Alevi vatandaşların  kimliklerini toplum içerisinde rahatca dile getirmeleri çok sık rastlanır bir durum değildir. Bu nedenle, değişik araştırmalarda  bu konuda farklı soru sorma yöntemleri geliştirilmeye çalışılmış, bu denemelerin ayrıntıları yayınlamıştı" denilerek konunun ne kadar hassas olduğuna dikkat çekilmiştir. 

KONDA'nın sahibi olan Tarhan Erdem, CNN Türk'de Taha Akyol'a konuk olduğunda "ben Aleviyim" diyenleri Alevi kabul  ettiklerini belirtmiş, başkaca bir soru sormaya gerek duymadığını söylemiştir. Ancak, TESEV'in Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak'a yaptırttığı Kasım 2006 tarihli çalışmada "...Açıktır ki, Türkiye'de Alevi vatandaşların  kimliklerini toplum içerisinde rahatca dile getirmeleri çok sık rastlanır bir durum değildir. Bu nedenle, değişik araştırmalarda  bu konuda farklı soru sorma yöntemleri geliştirilmeye çalışılmış, bu denemelerin ayrıntıları yayınlamıştı" denilerek konunun ne kadar hassas olduğuna dikkat çekilmiştir.

KONDA'nın sahibi olan Tarhan Erdem, CNN Türk'de Taha Akyol'a konuk olduğunda "ben Aleviyim" diyenleri Alevi kabul  ettiklerini belirtmiş, başkaca bir soru sormaya gerek duymadığını söylemiştir. Ancak, TESEV'in Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak'a yaptırttığı Kasım 2006 tarihli çalışmada "...Açıktır ki, Türkiye'de Alevi vatandaşların  kimliklerini toplum içerisinde rahatca dile getirmeleri çok sık rastlanır bir durum değildir. Bu nedenle, değişik araştırmalarda  bu konuda farklı soru sorma yöntemleri geliştirilmeye çalışılmış, bu denemelerin ayrıntıları yayınlamıştı" denilerek konunun ne kadar hassas olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu araştırmanın yayımlamasından sonra NTV ve CNN Türk'de yapılan açık oturuma katılanların arasında Alevilere yer verilmemiştir. Alevi konusu Sünnilerce şen şakrak bir şekilde tartışılmış, KOÇ Üniversitesi'nden bir akedemisyen "bu kadar cehalet ancak okumakla mümkün olur" deyişini doğrularcasına  Alevilikte "takiyenin" yaygın olduğundan dem vurmuştur.

KONDA'nın sahibi olan Tarhan Erdem, CNN Türk'de Taha Akyol'a konuk olduğunda "ben Aleviyim" diyenleri Alevi kabul  ettiklerini belirtmiş, başkaca bir soru sormaya gerek duymadığını söylemiştir. Ancak, TESEV'in Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak'a yaptırttığı Kasım 2006 tarihli çalışmada "...Açıktır ki, Türkiye'de Alevi vatandaşların  kimliklerini toplum içerisinde rahatca dile getirmeleri çok sık rastlanır bir durum değildir. Bu nedenle, değişik araştırmalarda  bu konuda farklı soru sorma yöntemleri geliştirilmeye çalışılmış, bu denemelerin ayrıntıları yayınlamıştı" denilerek konunun ne kadar hassas olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu araştırmanın yayımlamasından sonra NTV ve CNN Türk'de yapılan açık oturuma katılanların arasında Alevilere yer verilmemiştir. Alevi konusu Sünnilerce şen şakrak bir şekilde tartışılmış, KOÇ Üniversitesi'nden bir akedemisyen "bu kadar cehalet ancak okumakla mümkün olur" deyişini doğrularcasına  Alevilikte "takiyenin" yaygın olduğundan dem vurmuştur.

CNN Türk'teki programında, TESEV'in yukarıda anılan raporuna değinen Taha Akyol, araştırmacıların farklı soru teknikleriyle bulduğu orana göre Alevilerin toplam nüfusun yüzde 11.4'ünü oluşturduğunu ekleme gereği duyar.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 04 04 2007 )
Devamı...
 
Abant Yolcusuna, Abant Solcusuna, Abant Rolcüsüne..

Kargadan Kılavuz bela getirir!
Her gördüğün dala konmalı değil.
Yunus bile olsan seni bitirir;    
Bilinmedik göle dalmalı değil.

Biri, senaryoyu yazar, oynatır;
Biri, fitne kazanını kaynatır.
Bir gülen sefası, bin can ağlatır,
Her yere figüran olmalı değil.

Kızıldere'deki güneş batmıyor,
Devrimciler, ülkesini satmıyor,
Gidip tilki gölgesine yatmıyor,
‘Serdar' ile akına çıkmalı değil.

Yılana sarıldınız, gölün dibinde,
Ali eğilmedi, zulmün önünde,
Birlik ol, ülkemin bu dar gününde,
Truva'yı içten yıkmalı değil.

Dururken eniştenin öpmesi niye,
Aksiyon da  islam değiliz diye,
Söylettiler önce bir aleviye,
Bakan köre gözlük takmalı değil.

Cümle-i kainat hep aynı nurdan,
Ali'si, Osman'ı aynı hamurdan,
İnsanın mayası mutlak çamurdan,
Kâmil ol, cahile bakmalı değil.

Pir Sultan'ım, İshak'ım, Kemal'im ne der?
Akmaz gölden bize bulunmaz önder.
Bir ırmak ol, yönün deryaya dönder,
Dipsiz kuyulara akmalı değil.

‘Yol Sefili', pirim dedi: ‘Uzak dur!'
Herkes ettiğini, elbette bulur!
Bir gün olur, tüm hesaplar sorulur!
Her hesap, mahşere kalmalı değil.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 21 03 2007 )
Devamı...
 
Onüçüncü Abant Toplantısı'nda

Onüçüncü Abant Toplantısı'nda,
Göle gidiyordu güzel inancım.
Üç kuruş çıkara, dünya malına,
Pula gidiyordu güzel inancım.

Saygısız sunucu alay ederek;
Yerli yersiz, gevrek gevrek gülerek,
Söylenen doğruları da bölerek,
Dile gidiyordu güzel inancım.

Kimi mezhep diyor, kimi tarikat,
Bize kapı oldu, Sünnî şeriat,
Aleviler aldı epey nasihat,
Yele gidiyordu güzel inancım.

Çok fazla söyleniyormuş Kerbelâ,
Hakkın istemekten gelirmiş belâ,
Tarihe inanma, tarihsiz kalma;
Fala gidiyordu güzel inancım.

Sordu bir sosyolog, ‘sizler nesiniz'?
‘Neden ayrı ayrı çıkar sesiniz?'
‘Kültür mü, tarikat mı, mezhep misiniz?'    
Sele gidiyordu güzel inancım.

Hakk'ın tecellisi mutlak insanda,
Nasıl anlatılır, kısa zamanda?
Canlı yayınlandı, televizyonda,
Tele gidiyordu güzel inancım.

Bir suçlu gibi savunuyoruz,
Dört cümle söyleyip avunuyoruz,
‘Laik Türkiye'mle övünüyoruz,
Ala gidiyordu güzel inancım.

‘Laik Cumhuriyet'in bekçileriydik,
Böyle bir birliğe biz niye geldik?
Ne Nesimî dedik, ne Mansur dedik?
Kula gidiyordu güzel inancım.

Şehidim var toprağında taşında,
Emeğim var ekininde aşında,
Hangi külâh vardır işin başında?
Kele gidiyordu güzel inancım.

Bu ‘Platform'a övgü düzenler,
Uçan yelden bile hile sezenler,
‘Alevilik kitabını yazanlar',
Öle gidiyordu güzel inancım.

‘Sonuç Bildirgesi' günün olayı,
Mersiyeler yumuşattı havayı,
İnançsızlar Yol'da bulur belâyı,
Güme gidiyordu güzel inancım.

‘Yol Sefili' en birinci vazifen,
Şeriata uzak kalmalı ülken,
Bize dost değildir, dışardan gülen,
Ele gidiyordu güzel inancım.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 19 03 2007 )
Devamı...
 
'Şeytan'la girmeyin aynı çuvala

‘Şeytan’la girmeyin aynı çuvala,
Akibeti mutlak kötü getirir.
Koyun gibi aldanmayın kavala,
‘Yeşil’in hayali, postu götürür..

Güzel laflar ile göz boyanıyor,
Masiva peşinde olan kanıyor,
‘Yol’ sahiplerinin içi yanıyor,
Bizi bu ‘ikilik’ çabuk bitirir..

Sahte ağlaması, sahte gülmesi,
Kime hizmet eder bu, kimin nesi?
Belli ki, uzak sahibinin sesi,
Bakar körler, ‘öz benliğin’ yitirir..

Açın gözünüzü, ‘kim’dir arkası?
İnmeden oyunun bu son perdesi,     
‘Laiklik’tir, kucaklayan herkesi,
Şeriat, ülkeme bela getirir..

Öpmeyin elini din tüccarının!
Düşün, yarınını çocuklarının!
Bir faydası olmaz, küllî-varının,
Mal hırsı, insanı sele götürür..

Ozanım; düşünür, konuşur dilim,
Harama – ‘Yol’suza uzanmaz elim,
Aslandır ve asalettir temsilim,
Tilkiyle ortaklık, ‘hile’ getirir..

‘Yol Sefili’, tarikatım medeni,
Ayrı tutacağız, devletle dini,
Eğer gerçek seviyorsan ülkeni,
Önder olan, bunu dile getirir..

 


 

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 15 03 2007 )
 
Her ip de oynarsın dernek cambazı

İftira çetesiyle hep kolkola,
Ağustos böceği geçirir yazı.
Irkçılık, şeriat uzaktır Yol'a,
Her ip de oynarsın dernek cambazı.    

Yaptıklarını bilinmez sanıyor,
Kendi söylemine kendi kanıyor.
Yüreğinde her an 'Zerdüşt' yanıyor,
Yol'da hiç sönmedi Ali'nin közü.

Hubyar sebep oldu 'meydan açıldı',
Kirli ilişkiler, yere saçıldı;
Şeyh'in para hırsı hedef seçildi,
Acep sende yok mu suçun birazı?

Rüzgârın yönüne döner durursun,
Gâhi Yol'da, gâhi Sol'da olursun.
Yol'a iftiraya ortak olursun;
Sıratın önünde vardır terazi.

'Türkücüyüm' der o, türküyü bilmez;
'Aleviyim' der o, Dede'yi görmez,
Bir erkân önünde ikrarın vermez,
Kör cahile kaldı, 'Turna Avazı'!

'Yol Sefili' der ki, Yol'da insan ol!
Cebrail eliyle Yol'a kurban ol!
Diline sahip ol, her dem meydan ol!
Ozanın dili deyiş, elde sazı.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 13 03 2007 )
 
"Alevi Bağdaştırmacılığının Oluşumu" Tezinin Çıkarımı

hacibektas8920061Ceren Selmanpakoğlu*

"Alevi Bağdaştırmacılığının Oluşumu" Tezinin Çıkarımı

Bu yazı "The Formation of Alevi Syncretism" ("Alevi Bağdaştırmacılığının Oluşumu") isimli yüksek lisans tezimin sonuç bölümüdür. Bu yazı tezin bakış açısını tanıtmak ve tezi ulaşılabilir kılmak için yazılmıştır. Aşağıda tezin ‘içindekiler' bölümünü de bulabilirsiniz.

Kültürel ve dini gruplar gibi uluslar da yeniden üretilerek varlıklarını sürdürürler. Diğer bir yönden de bu grupların bağdaştırmacı doğaları bu yeniden üretim veya yaratımdan beslenirler. Alevilerin durumunda, sosyal temsiliyetleri ile ilgili endişeler nedeniyle Aleviler Sünni yaklaşımlara doğru yönelme eğilimi göstermektedirler. Cem töreninde yer alan kadın ve erkeklerin bir arada oturma düzenek adetlerini kimi törenlerde haremlik-selamlık şekline dönüştürmeleri de bu eğilimin bir göstergesidir. Bu durum iki yönden ele alınabilir. İlki Aleviliğin yeni bir yaklaşıma kendini adapte ederek yeniden üretildiğidir ki bağdaştırmacı bir inanç sistemi için doğal kabul edilebilir, ikincisi cinsiyet ayrımcılığına izin vermeyen çok önemli bir özelliğin dönüşümüne izin verilmesi nedeniyle Alevi geleneğinin büyük tehlike altında olabileceğidir. Yaklaşık on yüzyıldır Aleviler başka dinlerden, hareketlerden veya mezheplerden etkilenmiştir. Bu süreç, bugün, Alevilerin Sünnilikten bazı özellikler edinmesi şeklinde kendini açığa vuruyor. Bu tavır Alevilerin Sünnileşmesi olarak veya kendi inanç ve geleneklerine adapte ederek Sünni açılar edinmeleri şeklinde kendi doğal adaptasyonları olarak yorumlanabilir. Bu sonuç, Alevilerin temsil edilmeme ve tanınmama ile başa çıkma yolu gibi görünmektedir. Benim görüşüme göre, her ne kadar bu eğilim Alevi geleneklerini tehlike altına sokuyor gibi gözükse de aslında yüzyıllar boyunca süreklilik arz etmiş olan Alevi bağdaştırmacılığı kendi adaptasyon geleneğini uygulamaktadır. Eğer Alevi topluluğu kendi inanç ve pratikleri ile ilgili normlarda uzlaşmaz ise ve kendi tanımları kapsamında yönetimleri onları tanımaları için zorlamazlar ise işte o noktada uzun vadede Aleviliğin temsiliyeti tehlike altına girebilecektir. Aleviler ‘kendi içlerine dönüp bakmalı' ve vazgeçilemez özelliklerinin kararını alıp bu öğelerin tanınmasını beyan etmelidirler.

Alevi bağdaştırmacılığı birçok kültürün, inancın ve pratiğin birbiriyle karışması, etkileşimi ve uzlaşması ile ve zaman içinde tecrübe edilen sosyal karşıtlıklar ile şekillenmiştir. Fakat bu etkileşimler hep batın (esoterik, içsel) bir yolculuk ekseninde yer almışlardır. Bu etkileşimlerin kapsamı; yeni bir geleneği veya anlayışı adapte ederken batın bir yaklaşımı uyarlamak şeklinde veya etkilenilen olgunun hali hazırda zaten batın bir anlayışı barındırması şeklinde meydana gelmiştir. Alevi tarihi boyunca Batınilik her olayda doğrulanmış ve uzun süre etkisini sürdürmüştür. Bu eğilim Alevilerin dini olduğu kadar sosyal duruşlarında da gözlenmiştir. Alevilikte vazgeçilemez bir kavram olan ‘hoşgörü,' sosyal bağlamda, farklı pratiklerden çeşitli özelliklerin bünyede yer bulmalarını ve kabul görmelerini sağlamıştır.

Aleviler ‘gerçek inanç,' ‘saf inanç' veya ‘mutlak Gerçek' gibi olgulara karşıt durdukları veya onları terk ettikleri bir bağdaştırmacı kültür, inanç ve anlayışa sahiptirler. Bu tavır, Tanrı'nın doğasını; nerede konumlandığı ve hangi mizaçla kendini açığa vurduğu sorgularını değerlendirerek kendini açığa çıkarır. Bu sorgu rehberliğinde Tanrı'nın, zamanın veya herhangi bir kavramın mutlaklığı terk edilir. Diğer taraftan da karşılıklı olarak ortodoksideki bu kavramların mutlaklığı aslında batın bir yaklaşımın oluşumuna vesile olmuştur. Çünkü üstün bir mertebeye yerleştirilmiş olan ‘mutlak Gerçeği' -Tanrı'yı- dünyanın yüzeyine, diğer bir deyimle kişinin iç benliğine taşımak ‘mutlak Gerçek' gibi kavramlara karşıt olma nosyonundan beslenmiştir. Tanrı'nın üstünlüğünü terk etmek ve onun yerini kâmil-insan olmakla değiştirmek insan üstünlüğü fikrinin göstergesidir. Madem ki Tanrı kişinin kendi içindedir ve olgun -kâmil-insan- olmak ile betimlenmiştir, Tanrı'nın pozisyonu insan ile değiştirilmiştir. Dolayısıyla, üstünlük insanın mertebesi haline gelmektedir. Zamanın mutlaklığı terk edildiği takdirde, materyal -sembolik- düzende edinilen özellikler ve kişinin ismi ortadan kaldırılabilir.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 08 03 2007 )
Devamı...
 
'Siyasete müdahale' balonu

'Siyasete müdahale' balonu,
Köln'de oynanan 'son tango' gibi.
Hesapsız işlerin karanlık sonu,
Çabuk görünecek kesenin dibi.

Siyaset günlük olmaz, uzun vadeli;
Dürüstlüğün ağır olur bedeli.
Politik hırslara inanç gireli,
Bulunmuyor laikliğin sahibi.

Sabah söylenilen, akşam tutmuyor!   
Bu tutarsızlığı kimse yutmuyor!
Yaldızlı laflarla gemi gitmiyor!
Karaya oturur geminin dibi!

Halk, cumhuriyete sahip çıkmalı!
İnançla siyaset, ayrı olmalı!
Takiyyesiz amacına varmalı!
Devrimle yazıldı İstiklal Harbi.

Ezelden düşmanım, din tüccarına;
İnancı değişmem dünya kârına.
Eğilmedik, zulmün hükümdarına,
İstiklal Harbi'nin biziz galibi.

'Sefili', uzak dur günlük hesaptan!
Rotayı şaşırmış, acemi kaptan.
Konuşmalı kimseye çamur atmadan!
Tutmaz, 'bir olmadan' seçim hesabı.
 

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 02 05 2010 )
 
Kelime Ata: Alevilerin İlk Siyasal Denemesi ...
birlikpartisiKelime Ata: Alevilerin İlk Siyasal Denemesi (Türkiye) Birlik Partisi (1966-1980). Kelime Yayınevi, Ankara 2007, ISBN: 978-975-01109-0-0

41 yıl önce bir grup zengin Alevi, Alevilerin ilk siyasal denemesi olan Birlik Partisi'ni kurdu. Partinin amblemi, 12 imamı ve Hz. Ali'yi sembolize eden 12 yıldız ve aslandı. İlk genel başkanı istihbaratçı Emekli Tuğgeneral Hasan Tahsin Berkman'dı, partinin iki kurucusu daha (Hüseyin Eren, Salim Delikanlı) asker kökenliydi.

Milli Birlik Komitesi üyesi Sıtkı Ulay'dan, Kenan Esengin'e, Alaattin Kıral'dan, Ali Ulvi Vural'a, Sadettin Süataç'tan, Celil Gürkan'a, Cemal Saltık'tan Lütfü Gezer'e kadar pek çok asker kökenlinin politika yaptığı Birlik Partisi ilk bölünmeyi 1967'de yaşadı ve Sadettin Süataç ekibi ayrılarak Sivas'ta Demokrat Birlik Partisi'ni kurdu. Parti ikinci büyük bölünmeyi, Çorum Milletvekili Ali Naki Ulusoy, Amasya Milletvekili Kazım Ulusoy, Tokat Milletvekili Yusuf Ulusoy, Ankara Milletvekili Hüseyin Balan ve Sivas Milletvekili Hüseyin Çınar'ın Adalet Partisi bütçesine beyaz oy vermesiyle yaşadı. İhraçlarla birlikte parti ile Hacı Bektaşi Veli'nin soyundan geldiklerine inanılan Ulusoy ailesiyle siyasi kan davası da başlamış oldu.

Partinin ilk Genel Başkanı Emekli Tuğgeneral Hasan Tahsin Berkman, ikinci Genel Başkanı Millet Partisi'nden transfer edilen Ankara Milletvekili Hüseyin Balan'dı. Bu iki genel başkan döneminde parti sağ eğilimli bir politika izledi.

5 milletvekilinin ihraç edilmesiyle partinin geleneksel Alevilerle bağı koptu ve parti üçüncü Genel Başkan Mustafa Timisi önderliğindeki sol eğilimli gençlerin eline geçti. Parti,  1971 yılında Emekli General Kenan Esengin'in önerisiyle Türkiye Birlik Partisi adını aldı.

1970'li yılların ikinci yarısına doğru partide artık sosyalist gençler vardı. Sol örgütler, parti içinde faaliyet gösteriyordu ve bunların arasında blok gücü Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) oluşturuyordu. Maocular, bir ara partiyi ele geçirme hamlesinde bile bulunmuşlardı. Adalet Partisi ve CHP'nin taarruzlarına operasyonlarına karşı kendini korumakta güçsüz kalan partinin tarihi, aslında bitmek bilmeyen iç çatışmaların da tarihi aynı zamanda...

14 yıl süren siyasi faaliyet döneminde üç genel başkan değiştiren, programını üç kez yenileyen (Türkiye) Birlik Partisi, Aleviler ve siyaset konusunun tartışıldığı bir dönemde Aleviler ve siyaset ilişkisine ilişkin ciddi veriler içeriyor. Kitap, "Sınıf ve menfaat çatışmalarını önlemek" amacıyla "Türkçü-Atatürkçü", "reformist", çizgide kurulan partinin demokratik sola açılım sürecine ışık tutuyor ve parti üzerine yapılmış ilk araştırma özelliğini taşıyor.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 09 03 2007 )
Devamı...
 
Gösteriye döndü 'Kırklar Cemi'miz

Mezemiz kurbandan, rakı demimiz;
Gösteriye döndü 'Kırklar Cemi'miz..
Ezberi defterden dedelerimiz
Yetiş Şah-ı Merdan, 'Car Günü'n geldi.

Bekçimiz artık kapı beklemez,
Gözcü Baba cemaati gözlemez,
Talip can kulağıyla Pir'i dinlemez,
Yetiş Şah-ı Merdan, 'Car Günü'n geldi.

Koçumuz melemez, gelir kasaptan,
Kırk pare bölündük, ince hesaptan
Dedem ne bilirse hepsi kulaktan,
Yetiş Şah-ı Merdan, 'Car Günü'n geldi.

Duvaz-i İmamlar türküye döndü,
Gönüllerde aşkın ateşi söndü,
Semahımız oyun gibi göründü,
Yetiş Şah-ı Merdan, 'Car Günü'n geldi.

Telli Kuran sazım, oldu bir keman,
Yoldaki Yezid'in halleri yaman,
Çıksa gelse artık, ol sahip zaman,
Yetiş Şah-ı Merdan, 'Car Günü'n geldi.

'Yol Sefili' gösteriden yoruldu,
Her gelen cemlere alınır oldu,
Ne dargını, ne küskünü soruldu,
Yetiş Şah-ı Merdan, 'Car Günü'n geldi.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 02 2007 )
 
Vukuatın vardı, pek 'şiddet'liydin

Vukuatın vardı, pek 'şiddet'liydin 
Yumruğuna kuvvet boksör müsün sen? 
Şimdi karşımıza Teveyle geldin, 
Hoşgeldin ekrana müdürümsün sen. 

Önce, özel tapu peşinde yeldin, 
Gerici güruhun içinden geldin, 
Hubyarlı markayla ne ola derdin? 
Özel girişimci sektörcümsün sen.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 02 2007 )
Devamı...
 
Fransız Horozu

Ayağın pislikte öter durursun,
‘Fransız Horozu' derler, bak sana..
Kendin yazıp, yine kendin okursun;
Bu Yol'un sahibi çıkar ‘meydan'a.

Yazıp - çizmek, bilgi - birikim ister;
Çamur atmayla, yürümez işler,
Uzakta arama: Dedelek yeter!
Burda ihtiyaç yok, başka ‘ajana'.

Dağ başında kimle masa kurdunuz?
Bizi pazarlarken kime sordunuz?
‘Anap'la musahip' nasıl oldunuz?
Hiç uymadı, yaptığınız erkâna.

Temizlik önce özünden başlar,
Sonra yavaş yavaş dizilir taşlar,
Eğer Hakk yoluna akmazsa yaşlar,
‘Meze' diye bakarsınız kurbana..
 

Çekin özünüzü Hakk'ın darına,
Hesapların hazır olsun yarına,
Sözünü çalarken başkalarına,
Akıl edip bir aynaya baksana..

Hasbihal eyledin gelen parayla,
AK Partililerle girdin kolkola,
Hizmet mi olurmuş bununla Yol'a,
Yine derman bizden olur yarana..

‘Yol Sefili', eğer görürse gözün,
‘Bir' olsun özüne; kelamın - sözün,
‘Meydan'a gelince, ‘ak' olsun yüzün,
Başımız bağlıdır, Şah-ı Merdan'a...

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 14 02 2007 )
 
Yeter, ey Başkanım; bir kararda dur!

Yeter, ey Başkanım; bir kararda dur!
Uçma, yaprak gibi yelin önünde:
Bir inancın, ancak bir adı olur,
Rezil etme bizi elin önünde.

Seçim gelir, birden 'iç'te olursun;
Açılır sandıklar, 'dış'ta olursun...
Kökünü kesersen, çabuk kurursun,
Bir diken olursun çölün önünde.

Bu Yol, önce ehl-i kâmil yoludur,
Engin bir hoşgörü, sevgi doludur.
Benim Pîrim, Şah-ı Merdan Ali'dir;
Bin bir ismi vardır, dilin önünde..

Yol üzgün; 'iç'te bu mücadeleden,
Açık söyle, gerçek niyetini sen!
Medet umuyorsan takiyyelerden,
Savrulur gidersin selin önünde..

Yol'un kutsalına dilin uzatma,
Bu kadar uğraşı, yabana atma,
Birliğin içine ikilik katma,
İncelir koparsın, telin önünde..

'Yol Sefili' Yol'a özün bağladı,
Aşk oduna yandı, aşkla ağladı,
Diz çöktü meydana, kurban tığladı,
Bu Yol, elin - dilin - belin önünde..

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 28 01 2007 )
 
AB üyesi Bulgaristan'da Aleviler zor durumda-1

bulgaristan1.jpgAleviyol - Özel Dosya: Bulgaristan 2007'in ilk günüyle birlikte AB'ye tam üye oldu. AB üyesi bir ülkede 'Alevilerin' kendileri var, adları yok. Bulgaristan'da Aleviler, Ortodoks-Hıristiyanlığın ortasında dini-kültürel bir adacık olarak varlıklarını devam ettirmeye çalışıyor. 

(Resimler: İsmail Engin özel arşivi)

Farklı dile, farklı dine, farklı kültüre sahip olmalarına rağmen, ne Bulgaristan'ın AB İlerleme Raporlarında yer aldılar; ne de 'azınlık' olarak nitelendirilme girişimleri oldu... 

Türkiye'de türbe 'özelleştirilmesi' davası yargıda devam ederken; Bulgaristan Alevilerinin kültürel-dinsel mirasları olan tekkeleri önce tek tek kamulaştırılıyor. Ardından arazileri özelleştirilerek, satışa çıkarılıyor.

Deliorman ve Kırcali Alevileri kendilerine ve tüm Alevilerin ortak dini mirası olan tekkelerine sahip çıkılmalarını bekliyor.

Belli başlı inanç merkezleri olan tekkelerin önemlileri müze statüsünde. Tekkelerin yanı başlarında olan meydan evleri, yıkılmış. Meydan evlerinin yıkıntılarına yaklaşmak mümkün dahi değil. Su kaynağı yanında olması gerekçe gösterilerek, devlet tarafından dikenli tellerle koruma altına alınmış, yıkıntıları dahi kaderlerine bırakılmış.

bulgaristan2.jpgTekkelerdeki erenler, yerel belediyelerce ve Kültür Bakanlığı'nca Ortodoks azizler olarak kutsanmış, bununla da kalınmamış, ikonlarla süslenmiş.

Aleviyol, Avrupa Alevilerinin sorunlarını mercek altına alırken, dizi olarak hazırlanan Bulgaristan Özel Dosyası ile konuya giriş yapıyor.

(Devam edecek)

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 28 01 2007 )
 
Sivas katliamı için anıt ve müze
Sivas'ta yakılan 35 kişi için Nevşehir'in Hacıbektaş İlçesi'ne İnsanlık anıtı dikilecek

Sivas'taki Madımak Otelde 1993 yılında hayatını kaybeden 35 kişi için Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesine belediye tarafından, ''İnsanlık Anıtı ve Müzesi'' yapılacağı bildirildi.

Hacıbektaş Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçelerinde her yıl yüz binlerce insanın ziyaret ettiği mekanlardan biri olan Çilehane bölgesinde, 2 Temmuz 1993 günü Sivas Madımak Otel'de hayatını kaybedenlerin anısına ''İnsanlık Anıtı ve Müzesi'' yaptıracaklarını bildirdi.

''İnsanlık Anıtı ve Müzesi'' projesini iki bölüm halinde gerçekleştireceklerini, en geç 2 yıl içinde tamamlayacaklarını kaydeden Selmanpakoğlu, şöyle konuştu:

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 16 01 2007 )
Devamı...
 
AB 2006 İlerleme Raporu 'Gayri Resmî Tercüme'sinde 'Müslüman Alevi'ler

Aleviyol - Özel Belge: Avrupa Komisyonu Türkiye 2006 İlerleme Raporu’nun Türkçe “Gayri Resmî Tercüme”si yayınlandı. Raporun Türkçe “Gayri Resmî Tercüme”si 75 sayfa.

Rapor’da Alevilere “İnsan Hakları ve azınlıkların korunması” ile “Yargı ve Temel Haklar” kısımlarında yer veriliyor. Raporun Türkçe “Gayri Resmî Tercüme”sinde "Müslüman Alevi toplum" ve sorunları şu şekilde yer alıyor: http://www.aleviyol.com/

GAYRİ RESMİ TERCÜME
AVRUPA KOMİSYONU
Brüksel, 8 Kasım 2006
SEC (2006) 1390
TÜRKİYE
2006 İLERLEME RAPORU
(COM(2006) 649 nihai)

Alevi topluluğun durumuna dair hiçbir gelişme olmamıştır. Aleviler ibadethanelerini (Cemevleri) açmakta güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. Cemevleri ibadethane olarak tanınmamakta ve resmi makamlardan mali yardım alamamaktadırlar.http://www.aleviyol.com/

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 16 12 2006 )
Devamı...
 
Tarihi Bildirge

Rıza Zelyut

Tarihi Bildirge

Aşağıdaki bildirge, 1989’da Almanya kanadını temsilen görev yapan İsmail Kaplan’ın da katılımı ile anafikrini oluşturduğumuz toplantılarda şekillendi.

Aziz Nesin ve Yaşar Kemal da dahil olmak üzere birçok yazara götürüldü; onların fikri de alındı. İstemedikleri bölümler atıldı. Örneğin; Yaşar Kemal, evinde yaptığım görüşmede, bildirgeyi okudu ve “Alevileri mumsöndü yapmakla suçluyorlar, bu yanlıştır.” biçimindeki cümleyi görünce, “Rıza çıkar bunu!” dedikten sonra burada yazamayacağım sunturlu bir küfür savurdu.

Aziz Nesin hiçbir yerine itiraz etmedi. “Bir insan hakları sorunu ilk kez gündeme geliyor, hepsi de çok iyi! Devam et!” dedi.

Lakin 1991’de Aydınlık’ta dinci bir anlayışın öne çıkartılır gibi olduğunu sanıp bazı eleştiriler getirdi.

Zülfü Livaneli, Cağaloğlu’nda Cem Yayınevi’nde ayaküstü imzaladı. Konuyu anlattığım için; “Okumama bile gerek yok!” dedi ama bildirgeyi aldı.

İlhan Selçuk; en başından beri konuya sıkıca sahip çıktı.

Prof. Hüsrev Hatemi gibi birçok profesör; bildirgenin içeriğine katıldıklarını belirttiler ama devlet memuru sayıldıkları için imza atamadılar; ki haklıydılar.

Aylar süren bu süreçte bildirge, hem genişledi, hem on kez değişikliğe uğradı ve en son yukarıdaki şekli aldı.

Bildirgenin cümleleri titizlikle seçilmiştir ve isteklerimiz; tarihi sürece dayandırılarak haklı gerekçelerle kamuoyuna sunulmuştur. Haklı isteklerimize haklı gerekçeler sunduğumuz için bu bildirge Türkiye’de çok yankı bulmuştur.

Hatırlanmalıdır ki 1990’da Tempo Dergisi, bildirgeyi yazan bu satırların yazarı ile ciddi bir röportaj yapmış; o röportaj kapaktan, “Aydınlatma Yaratacağız” başlığı ile verilmiş ve bu gelişmeler Alevi aydınların bir çıkışı olarak sunulmuştur.

Hemen belirtelim ki; benim bildirge işine soyunuşum ve riskleri göze alışımda (Ki, bir süre sonra iki uyarı alacağım ve Alevilerin sorununun bir insan hakları sorunu olduğu düşüncesinde direndiğim için işimden atılacağım) Cemal Şener’in bir yıl önce yayımladığı Alevilik Olayı adlı kitabının da olağanüstü bir itici gücü bulunmaktadır. Bu kitap da bildirge kadar etkili olmuştur.

Bugün; Alevi örgütlenmesinin içine düştüğü bunalımın, çatışmaların çözümü aslında yukarıdaki bildirgeye hakim olan dil, tavır, anlayış ve bilgi temel alınarak atlatılabilir.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 11 12 2006 )
Devamı...
 
Önümüze gelen haram lokmalar

Önümüze gelen haram lokmalar,
Eline sahipler elin çekmeli.
Hubyar'da tapu peşinde koşanlar,
'Başkan' diye ona nasıl bakmalı?  

Güven baş sallıyan delegelere,
İçi yağ dolu boş tenekelere,
Osmanlı fetvası olan yerlere,
Bu kimindir, diye levha asmalı.  

Hüseyin'in niye döküldü kanı?
Yol'a feda ettik binlerce canı.
'Özel tapu' diyen böyle Başkan'ı,
Dünya rekor kitabına basmalı.  

Kerbela'ya akmıyorsa yaşları,
Hakk için kaynamıyorsa aşları,
Irkçılık peşinde Pazar başları,
Bu inançtan eteğini çekmeli,  

Gönülden bağlıyım Sultan Hubyar'a,
Seninle görüldü ak ile kara,
Seçimde can satan çıkarcılara,
Bu 'meydan'da hesabını sormalı.  

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 11 12 2006 )
Devamı...
 
'Alevilik Bildirgesi' Üzerine

Özgür Savaşçı

Alevilik Bildirgesi Üzerine

Bundan bir süre önce Rıza Zelyut’un Güneş Gazetesinde çıkan iki bölümlük köşe yazısının üzerine “örgüt” eğitim sorumlusundan bir açıklama gelmiş ve bu açıklama üzerine Zelyut bir açıklama yapmıştı. Bunların tümü de Aleviyol’da yayımlandı. Bu yazılarda “Alevilik Bildirgesi”nden söz ediliyordu.

Daha önce, İsmail Engin de “Alevilik Bildirgesine Rücu Etmek” başlığıyla bir yazı yazmış, bu yazı Aleviyol’da ve daha sonra da Hürriyet Gazetesinin 18.02.2005 tarihli sayısında yayımlanmıştı.

Alevilik Bildirgesi’ni, Aleviliğini Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından keşfedenler ya pek önemsemiyor ya da hiç tanımıyor. Oysa 120’ye yakın Türkiye aydını tarafından imzalanmış ve kamuoyuna açıklanmış olan bu bildirge, Alevilik tarihi açısından önemli bir metindir, “tarihi” bir nitelik taşımaktadır.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 07 12 2006 )
Devamı...
 
Bülbüle hoş gelir güldeki diken

Bülbüle hoş gelir güldeki diken
Fırtına biçermiş rüzgarı eken
Bu kadar önemli konular varken
Tavşan muhabbeti aldı yürüdü

Kimini azınlık sevdası tuttu
Kimi erkânı Yol'u unuttu
Kimi emanet parayı yuttu
Kiminin gözünü nefret bürüdü

Yol Sefili kimi bana darıldı
Sevgi dinim dedi Hakk'a sarıldı
Sanmayın bu devran Yezid'e kaldı
Her şeye rağmen erkân yürüdü

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 18 11 2006 )
 
AB İlerleme Raporu, Aleviler için 'müfredatta değişikliği' yeterli görüyor

Aleviyol - Özel: AB Komisyonu 2006 İlerleme Raporu yayınlandı. İngilizcesi 74 sayfa olan raporun  16, 57 ve 58. sayfalarında Aleviler 6 kez zikrediliyor ve Cemevlerinin ibadet yeri olarak tanınması ve finansal olarak de desteklenmesi isteniyor.

Raporda 'Müslüman Alevi cemaati' tanımlamasına yer veriliyor.

Ayrıca, rapor Aleviliğin 'din dersleri müfredat programı'nda yer verilmesi gerekliliğine atıf yapıyor.

Raporun Alevilerle ilgili kısmı şöyle:

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 16 12 2006 )
Devamı...
 
'Mum Söndürme' İftirasının Kökeni...

Aleviyol - Özel

Imre Adorján

“Mum Söndürme” İftirasının[1] Kökeni ve Tarihsel Süreçte Gelişimiyle İlgili Bir Değerlendirme

1. Giriş

Cinsellikle ilgili yasaklara sahip olan herhangi bir toplumun bütün kanunlarında, orgia iftirası çok etkili silah olabilir.[2] Bu iddianın her sözü, sufilere karşı kullanılan “orgia iftirasına” tamamen uyar. Resmi idare yöneticilerince Sünniler arasında dağıtılan “masal”, yüzyıllarca hiç değişmedi. Günümüzde de kimi ortodoks Sünnilerce, ki onlar sufilerin (Bektaşi veya Alevi) bir cemiyetini duyunca, hemen kendinden emin olarak “onlar iyi insanlar, ama gizli toplantısında mum söndürmesi sırasında rezaletli zina yaparlar” diye bazen söylenebilmektedir. Bu gibi sözleri Türkiye'de çok defa duyarak, deneyim kazandım. Hiç bir gerçeği içermeyen bu suçlamanın asıl kaynağını araştırırken, ilginç sonuca ulaştım. Bunu Macar okuyuculara Boldog Istenként élni... (Macarca: www.alewiten.com  > kimlikler >> bektaşiler web sayfasındadır, Türkçe: Tanrı gibi mutlu yaşamak... ) adlı kitabımda anlattım. Aşağıdaki makalem, kitabımın bir bölümünde Macarca yazdıklarımı genişletip, konuyu Türk okuyuculara, ulaştırmak maksadıyla yazıldı.

2. Osmanlı Tarihine Bir Bakış

16. yüzyılda Doğu ile Merkez Avrupa (Macaristan), Balkan (daha önce Bizanslılara bağlı Sırbistan, Arnavut, Bulgaristan, Eflak vs.), bütün Anadolu, Yakın Doğu (Lübnan, Suriye, Irak, Hicaz, Yemen) ve Kuzey Afrika (Mısır, Cezayir) toprakları Osmanlı İmparatorluğu'nun idaresine geçti. İmparatorluğun büyük ve kuvvetli olduğu zamanından başlayarak, Yavuz Sultan Selim saltanatından (1512-1520) 1924 tarihine kadar, hilâfet Osmanlı hanedanının elindeydi. “Halife-i müslimin”, ve “Rûy-i Zemin” ya da Müslümanların Halifesi ve Yeryüzünün Halifesi manasına gelen ünvan, Osmanlı padişahları tarafından kullanılırdı.[3]

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 03 11 2006 )
Devamı...
 
Bir Şehir [Şanlıurfa] Bir Belde Kısas

Fatma Ulubey [Yayına Haz.]: Bir Şehir [Şanlıurfa] Bir Belde Kısas. (Cem Vakfı Kültürel Miras Geliştirme Projesi) Cem Vakfı Kısas Yayınları Dizisi: 1, [İstanbul] 2006, 80 S.

 kisas01.jpg kisas02.jpg

KISAS Kültürel Mirası Geliştirme Projesi

BİR ŞEHİR – BİR BELDE KISAS

Avrupa Birliği ve GAP İdaresinin birlikte yönettiği “ GAP Bölgesi Kültürel Mirası Geliştirme Projesi” kapsamında 2004 yılında CEM VAKFI tarafından hazırlanmış olan “ŞANLIURFA - KISAS Kültürel Mirası Geliştirme” projesi bu programdan yararlanmak üzere seçilen projelerden birisi olarak Ağustos 2005‘te fiilen başlamıştır. 24 ay sürecek olan proje ile ilgili genel bilgiler aşağıdadır:

Şanlıurfa kent merkezine 12 km. mesafede bulunan KISAS beldesine 11. yüzyılda yerleşmiş olan Türkmen aşiretleri, Orta Asya’dan Anadolu’ya getirdikleri kültür zenginliğini, aradan geçen yüzlerce yıla rağmen kaybetmeden sürdürmüş, ALEVİ inancının simgeleri olan, DEYİŞ, CEM ve SEMAH‘larda özgünlüğünü korumuş ve en önemlisi de sazını her zaman büyük bir ustalık ve zenginlikle çalan AŞIK’lar yetiştirme konusunda Anadolu’nun en seçkin ve kendine has özelliklerini korumuş yörelerinden biri olmuştur.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 10 2006 )
Devamı...
 
Veliyettin Ulusoy: Alevi Bektaşi toplumunda yenilik

Konu başlığı altında düşüncelerimi açıklamadan önce, bu toplumun çeşitli açılardan tarihini ve tarih içindeki önemli olayları çok iyi bilmek gerekir.

veliyettinulusoy.jpeg
Ulusoy: Taassuba dayalı katı kurallar yerine, insan ruhunun ve inancın yüceliğine dayanan bir ahlak sistemi geliştirilmiş, kişiler ve toplum bu yönde eğitilmiştir. Bu itibarla, ülkemiz dışındaki Alevi inancını geleneksel deyimi ile “Şia” diye adlandırarak, ülkemizde inanç, gelenek ve düşüncede birbirinden farksız olan kişileri, Alevi-Bektaşi diye adlandırmak en doğru davranış olur, aslında gerçek budur.'

Önce Alevi-Bektaşi kavramını açıklamaya çalışacağım.

Genel olarak Alevilik ve Bektaşilik ayrı anlamlarda kullanılan sözcüklerdir. Alevilik, İmam Ali’yi seven, onu hak bilip yolunda gidenlerin bağlı oldukları bir inanış sistemini, dini akideyi tanımlar. Şia mezhebi veya Caferi mezhebi olarak da adlandırılan, zaman zaman politik görüşleri de içermiş olan, fakat aslında, İslamın temel kurallarındaki düşünce ve uygulama farkına yansıtan Alevilik, İmam Ali’nin ilkelerini kapsayan bir dini doktrindir.

Bektaşilik, Hacı Bektaş Veli’den sonra ortaya çıkmış, İslam esaslarını ve Alevi inancını, çağın gereksinmeleri ve Türk kültürü ile sentez yapan, insanlığın geleceğine ve uygarlığa yönelik, hoşgörülü bir dini felsefe sistemidir; ancak, Türk-İslam sentezi kesinlikle değildir.

Temeldeki inanç aynı olmakla beraber kapsamında ve tarihsel gelişimde farklılık bulunduğu söz götürmez. Hz. Muhammed’in yaşadığı çağda başlayan Alevilik, İslam dünyasının her bölgesine dağılmış durumdadır. İslami esaslar yanında, Arap tarihinin ve Arap kültürünün etkisi hissedilir vaziyettedir. Doğuş çağındaki geleneklerin bir bölümü kısmen yaşamaktadır.

Bektaşilikte, İslamın temel prensipleri korunmuş olmakla beraber, kişisel ve toplumsal yaşantıdan, kişiyi dar ve katı kalıplara sokmayan toleranslı bir düşünce özgürlüğü getirilmiştir. Bununla beraber, iki düşünce sisteminde de inancın temelinin İmam Ali ve Hacı Bektaş Veli’nin, eşi bulunmaz kişiliklerine bağlı olması, Hacı Bektaş Veli’nin Ali soyundan geldiğine ve hatta ad değiştirmiş Ali olduğuna inanılması bazı bölgelerde ve özellikle ülkemizde Alevilik ve Bektaşiliği, birbirinden ayrılması olanaksız biçimde birleştirmiştir. Bu inanca bağlı her kişi kendisini hem Alevi hem de Bektaşi sayar. Tercih yapmadığı gibi inanç arasında hiçbir fark görmez.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 10 2006 )
Devamı...
 
"Türk-İslam Sentezi" Dosyası

Türk-İslam Sentezi ve Aleviler : Aleviyol - Özel Dosya

Murtaza Demir

"Türk-İslam Sentezi" Dosyası

Önce küçük bir tespit:

      • Oruçlu olmadığınız halde, bir, iki, üç, beş yıl değil, bir ömür boyu her Ramazan ayında oruçluymuş gibi davranmanın; rol yapmanın ve “devlet zoruyla” ikiyüzlülüğe zorlanmanın ne demek olduğunu bilir misiniz?
  • Ya oruç tutmadığınız halde bir ay boyunca iftar yapmayı; Ramazan davulu çaldığında “davula, düzene, bu denli geri kalmışlığa güzellikler dileyerek” uykunun en tatlı yerinde kalkıp evin ışıklarını yakma zorunda olmayı; hatta oruç sonunda sizi bir ay boyunca rahatsız ettiği halde, yine de davulcuya “haraç/bahşiş” vermeyi; bütün bu duyguları bilir misiniz?
  • Yolda, sokakta, otobüste, 30 yıl orada olmak zorunda olduğunuz işyerinde veya okulda su, ekmek, çay vb. gereksiniminizi karşılamanız durumunda hakarete uğramak, dövülmek, kovulmak, işinizden olmak, linç edilmek, öldürülmek, yakılmak, üniversite veya okul penceresinden atılmak endişesi yaşadınız mı hiç?
  • “Komşular ne der?” diye, onların “hatırı” için ömür boyu Cuma namazı kıldınız mı?
  • Hiç düşündünüz mü gerçekten; kendi ülkeniz ve bölgenizde, sizin gibi inanmayan kardeşleriniz tarafından böylesine kuşatılmayı; kuralları onların dini tercihlerine göre oluşturulmuş bir yaşama zorunlu olmayı?..

* * *

Farklı yerlerde farklı konuşma/yazma yeteneğine sahip olan (!) arkadaşlardan biri, bir siyasi partinin genel başkanını "bilgilendirmek" amacıyla hazırladığı raporunda, "Alevi-Bektaşilerle" ilgili olarak şu görüşlere yer verebilmektedir:

“... Her ikiside Ehli sünnet vel cemaat ölçüleri içindedir.” İşte bu kamufle edilmiş sunuşa alevilik denilmektedir.
İbadetlerin yapılış şekilleri bakımından da Hanefidir. Yani mezhep bakımından Türkiye sünnileri ile aleviler arasında hiçbir fark yoktur.
Ne hikmetse bizde kendisini Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk bağlısı da sayan bir takım adamlar, “Ebusuud bizi gavur saydı” diye devlet düşmanlığı yapmışlar ve yapmaktadırlar.
Ancak ateist bir takım alevici aydın veya yazar biraz iyi niyet eksikliği, biraz da dine karşı olan tutumları sebebiyle alevilerin ibadetlerinin ayrı olduğunu belirterek abdest, namaz, oruç, hac, zekat gibi müslümanlığa ait ibadetlerin alevilikte olmadığını belirtiyorlar.
Netice olarak, son birkaç yıla kadar CEMEVİ adıyla yapılmış bir tek bina yoktur."

Bu yönlendirme gayretinin-tuzağının farkında olmak gerekiyor!..

* * *

Değerli canlar;

Ne mutlu bizlere ki, "72 millete aynı nazarla bakan; din, dil ve ırk farkı gözetmeyiz" (HBV) diyerek, bu evrensel ilkeleri kendisine düstur edinen bir kültürün ardılları ve mirasçılarıyız...

Ve ne yazık ki, bu inancı-kültürü nedeniyle "en üstün ırk bizim ırkımız; en meşru, doğru-değerli din/mezhep bizim mezhebimiz/inancımız" ilkelliğini siyaset tarzı haline getiren ve her türlü hileyi-şeriyye ile yönetim erkini ele geçirenler tarafından asılan, kesilen, derisi yüzülen, canlı canlı kuyulara gömülen, kor ateşlerde yakılanlar da bizleriz...

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 16 10 2006 )
Devamı...
 
Üç Can, Bir Cem

hbvbirlikcemi_1.jpg

Aleviyol - Özel Dosya: 43. Ulusal 17. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma ve Kültür Sanat Etkinlikleri öncesinde başlayan ve giderek yoğunlaşan 'Hacıbektaş Törenleri'nde bölünme'yi içeren olaylar ve tartışmalar zincirinin arka planı, kamuoyunca merak ediliyor. Bu kapsamda düzenlenen 'Birlik Cemi'nden hareketle, bu dosyada şu konulara yer veriliyor:

  • Kim ne dedi, ne yaptı?
  • Kimler 'birleşti', kimler 'birleşemedi'?
  • 'Birlik Cemi'nde hangi Canlar, hangi düşünceler 'bir oldu'?
  • 'Birlik Cemi'nde hangi düşünce, hangi düşünceyi tasfiye etti?
  • 'Birlik Cemi' sonrasında neler oldu?

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 02 10 2006 )
Devamı...
 
Alper Çağlayan: Aleviliğin kuruluşu

hzali.jpg

İ
nternette bir yazışma grubunda yapılan bir tartışma sonucunda Diyanet İşleri Başkanlığında üst düzey bir görevlinin “Aleviliğin dış kaynaklı bir icat olmadığını; kuruluş veya başlangıç tarihinin Selçuklu'nun son dönemi ile Osmanlı'nın kuruluş yıllarıdır” görüşü üzerine bir cevap yazmıştım. Bu yazıdaki önemli hususlar şöyle idi:

“Bu tespit bizce doğru değil. Biz, Alevîliğin kuruluşunun Hz. Muhammed ve ve Hz. Ali dönemlerinde gerçekleştiğine inanıyor ve araştırmalarımızın da yanılmadığımızı söylediğini biliyoruz. Tarihi gerçekler de bunu söylüyor. Eğer sizin söylediğiniz gibi, Selçuklu'nun son dönemlerini kabul edersek, inancımızı kökten reddetmiş oluruz. Bu da bizi yolumuzdan saptırmak isteyenlerin "ekmeğine yağ sürer".”

Alevîliğin Hz. Muhammed ve Hz. Ali döneminde kurulduğunu şu gerçekler ispatlamaktadır:

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 01 10 2006 )
Devamı...
 
<< İlk < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sonuç 1 - 32 Toplam 58
© 2010 Alevilerin - Aleviliğin Dünyaya Açılan Penceresi
Joomla! TR GNU/GPL lisanslı ücretsiz bir programdır.