Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Konuşama, insanın aklını kullanma sanatıdır. EFLATUN

Referandum - "Anlayana sivrisinek saz..."

Eklenme Tarihi 27 Ağustos 2010

Google Link megosztása: Del.icio.usTwitterFacebookDigg

Ece Çayırlı

12 eylül'deki anayasa referandumuna günler kala siyasi partilerin hareketliliği artık iyice arttı. Medya; miting, açılış ve iftarlardan oluşan gürüntülerle dolup taşıyor.

İpi kim göğüsleyecek henüz belli değil ama, parti liderlerinin gösterdiği performansın sonuca birebir etki edeceği kamuoyunda herkes tarafından iyice kanıksanmış durumda. Bundan dolayıdır ki, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ana muhalefet partisi lideri Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu günlerdir il il, ilçe ilçe dolaşıp seçmenleri ikna etmeye çalışıyor.

Bu bağlamda bir unsur dikkat çekiyor: Başbakanın söylemlerinde, konulara yaklaşımında, üslubunda; kısacası retoriğinde eskiye oranla bir değişme yok – hitabı, vaaz veren bir din adamı gibi – ses modülasyonunda monotonluk bulunmuyor; ses modülasyonu bilhassa söylemek ve vurgulamak istediği konulara göre başarılı bir şekilde yükseliyor ya da alçalıyor.

Ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na gelince:

O da henüz yeni seçildiği görevine; bu nedenle yaptığı konuşmalara ısınmış gibi görünse de parti mitinglerinde ve televizyon söyleşilerinde, gösterdiği performansın hayli gerisinde kalıyor. Bu durum, onun gelebilecek sorulara hazırlansa bile; bu konuda danışmanlarınca yeterli bir şekilde hazırlanmadığını ve desteklenmediğini ortaya koyuyor.

Başarılı ve ipi göğüsleyebilecek bir sonuç için, medya danışmanlarının her kim veya kimlerse, acilen Kılıçdaroğlu'nun miting konuşmalarını içerik olarak gözden geçirmeleri ve yeniden düzenlemeleri gerekiyor. Bunun için dünya tarihinde Sokrates, Cicero, Mahatma Ghandi, Martin Luther King ve Obama gibi hitap yeteneği oldukça yüksek, retoriği iyi konuşmacıların özelliklerine bakmaları yeterli olacaktır.

Özetlenecek olursa, Kılıçdaroğlu büyük bir dinleyici kitlesine hitap edip, onları etkileyip, amacı doğrultusunda oy kullanmalarını sağlamak istiyorsa, şu birkaç unsuru göz önünde bulundurursa yarar görecektir:  

Devamını oku...

Google Link megosztása: Del.icio.usTwitterFacebookDigg

Transition

Eklenme Tarihi 21 Temmuz 2008

Google Link megosztása: Del.icio.usTwitterFacebookDigg

"Gitti!" konuştuğum ilk kelime imiş;
Önce doğduğum, sonra büyüdüğüm yerlerden gittim.

Rastlos ging es weiter:
zur Schule und später zur Arbeit.

Non scholae, sed vitae discimus!
Mais ils partainent!

I have finally arrived in a world which hadn't been mine –
not until now! 

Google Link megosztása: Del.icio.usTwitterFacebookDigg
 

"Hemşerim, nerelisin?" ...

Eklenme Tarihi 29 Ağustos 2007

Google Link megosztása: Del.icio.usTwitterFacebookDigg

Biz Türkler, hemşeriye düşkün milletiz. Yurt içinde ya da yurt dışında nerede Türkçe konuşan bir kişi duysak, hemen yanına sokulur; "hemşerim, memleket nire?" diye sormadan edemeyiz. Bu davranış ve soru, sanki genlerimize işlemiş. Avrupa'da üçüncü kuşak Türkler bile, bu davranışı gösterebiliyor; soruyu sorabiliyor. Oysa, onların büyük bir kısmının anne ve babaları göç ettikleri ülkede doğmuş. Verilen cevaptan; yani "Artvin", "Tunceli", "Adana" ya da "İstanbul"dan ne sonuç çıkarırlar onu da tam anlamış değilim. Çünkü çoğu bu diyarları ya hiç tanımaz  ya da ömründe bir - iki kez, o da birkaç günlüğüne aile ziyareti için o diyara gitmiştir.

Enteresan olan ve esas anlatmak istedigim husus, bu hemşerici insanların, geçmiş yıllarda yurt dışında yaşadıkları şehirlerde yerden mantar biter gibi "kültür dernekleri" kurmuş olmaları. Örneğin Berlin'de ya da Köln'de Türkiye'nin en ücra köşesindeki herhangi bir kasabanın adını taşıyan bir kültür derneği bulabilirsiniz. Adı da genelde "Sütlüce ve civarı kültürünü yaşatma ve destekleme derneği"dir.

İnsan bu gibi oluşumları gördüğü zaman seviniyor; Türklerin nihayet kültürüne ve tarihi kökenlerine sahip çıktığı heyecanına kapılıyor. Ne de olsa günümüzde kültürel mirasımıza sahip çıkmak, bizim pek belirgin özelliğimizi oluşturmuyor. Aksi takdirde ülke camilerinde taşınabilir ne kadar tarihi el yazması Kuran, hat, halı ve fayans varsa hırsızlanıp, yurt dışındaki koleksiyonculara satılır mıydı? Devlet müzelerinden bir gecede kaybolan ve adı ayyuka çıkan tarihi parçalardan hiç söz etmiyorum...

İşte bundandır ki, "Alamanya" diyarına göç etmiş Türklerin kültür dernekleri kurmaları, insanı heyecanlandırıyor ve; "tamam, tarihi dönüm noktasındayız, insanlarımız bilinçlendi" dedirtebiliyor.

Memleketimin nadide insanlarının peşi peşine kültür derneği kurma girişimi, nihayetinde Almanların da merakını uyandırmış olmalı ki, geçenlerde ülke genelinde yayınlanan ve çok okunan  günlük bir gazete, muhabirlerinden birini konuyu derinlemesine araştırması için görevlendirmiş. Bizim bildiğimiz titiz çalışan bir Alman da sırayla bu kültür merkezlerini gezmiş ve karşılaştığı insanlarla söyleşiler yapmış; edindiği bilgilerle gözlenimlerini de bir makalede toplamış.

Onu en şaşırtan gözlemi, en başta veriyor (tabii parantez içinde itiraf etmem gerekiyor, beni Türk olarak Alman'ın gözlemi şaşırtmadı): "Bu kültür merkezlerinin hiç birinde ismin çağrıştırdığı gibi kültür falan yapılmıyor; yani ne resim ve plastik sanatlar, ne de  edebiyat, hatta kitap bile bulmak mümkün değil. Çok şanslı iseniz spor sayfası açılmış günlük bir gazete bulabilirsiniz..."

Alman gazeteci, pek çok kültür derneği gezip gördükten sonra, ismini vermediği bir Türk kültür derneğinde orada bulunan birine soruyor: "Sizin derneğinizin adında neden kültür kelimesi geçiyor? Görebildiğim kadarıyla burası kültür ya da sanat yapılan bir yerden ziyade, bir kahvehane." Aldığı cevap çok ilginç: "Biz buralara kültür derneği adını veriyoruz, çünkü buralarda kültürümüzü icra ediyoruz. Yani biz erkekler biraraya gelip, çay, sigara içip sohbet ediyoruz!"

Alman gazeteci, başka bir kültür derneğinde neden sadece erkeleri gördüğünü, bayan üyelerin olup olmadığını soruyor: "Hayır bizim bayan üyemiz yok, çünkü burada içki de içiyoruz ve bayanların karşısında içki içmek kültürsüzlüktür. Bundan dolayı bayanların gelmesini ve üye olmasını istemiyoruz!" cevabıyla karşılaşıyor.

Sözünü ettiğim gazete makalesi, göç ettiğimiz ülkelerde geldiğimiz durumu bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor: Biz Türklerin büyük kısmı, yıllardır dünyanın sayılı sanat koleksiyonlarını barındıran müzelerin olduğu şehirlerde yaşıyoruz, ama maalesef zahmet veya merak edip de orada ne vardır diye, bunları gezmek aklımızın ucundan geçmiyor. 

Tabii gazete makalesi bir şeyi daha gösteriyor: Biz Türkler, katiyen "kültürsüz" insanlar değiliz. Sadece, bizim anladığımız ve icrâ ettiğimiz kültür, başka milletlerin kültür anlayışından haliyle çok farklı. Ne yapalım yani, onlar kültürü öyle anlıyor diye, kendi kültür derneklerimizin kapısına kilit mi vuralım? Sonra gurbette kim yaşatacak atalarımızdan günümüze süregelmiş erkek - erkeğe sohbet kültürünü?

Not: Bu yeni sitede ve ilk yazımda İsmail Engin'e kurduğu güzel "kültür" sitesi için teşekkür eder, hizmetin meraklısına ulaşmasını dilerim!

Google Link megosztása: Del.icio.usTwitterFacebookDigg
 

İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Ece Çayırlı kategorisini görüntülemektesiniz

Eğer isterseniz?