Dimitris Kourzakis / Çev.: Battal Odabaş: Rebetiko'nun Kökenleri (The Origins of Rebetiko)
| Makale İçeriği |
|---|
| Dimitris Kourzakis / Çev.: Battal Odabaş: Rebetiko'nun Kökenleri (The Origins of Rebetiko) |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Sayfa 4 |
| Sayfa 5 |
| Sayfa 6 |
| Sayfa 7 |
| Tüm Sayfalar |
Rebetiko'nun Kökenleri
Rebetiko'nun temel bölümü modern Yunanistan coğrafyasında köklerini bulmuştur. Rebetiko'nun asıl taşıyıcıları özellikle alt tabakadan işsiz güçsüz insanlar ve rebetlerdir. Hapishane ve rebetlerin haşhaş içtikleri meyhaneler olan tekkeler, özellikle erkekler tarafından, ana çalgısı bağlama ve buzuki olan Rebetikoların çalınıp söylendikleri başlıca yerlerdir. Müzikal açıdan bakılırsa, bu şarkılar sanat açısından zayıf ve naiftirler ve sözlerinin ana teması, rebetislerin iç sıkıcı ve dar sosyal çevreleriyle sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte, 19. yy sonunda başka bir müzik türü ortaya çıktı. Temel olarak Yunanistan'ın Küçük Asya ve özellikle İstanbul ve İzmir kökenli (göçmenlerin yaşadığı) kent merkezlerinde "Café Aman"lar ortaya çıktı. Buralar Yunan burjuvalarının bizzat kendilerinin gittiği müzikli kahvelerdi. İsimlerini, iki-üç şarkıcının karşılıklı diyalogları biçiminde ve bir sonraki kıtaya geçerken zaman kazanmak için söyledikleri "Aman" haykırışıyla seslendirdikleri parçaların söylendiği eski Türk kahvelerinden almışlardır. "Café Aman"larda çalınan müzik, kültürlü ve yüksek düzeydeki insanların isteklerini ve zevklerini memnun etmek için yeterince zengin ve sanatsaldı.
1922 yılı Rebetiko'nun gelişmesinde ve yayılmasında dönüm noktasıdır. Bu tarih Yunanistan'da Küçük Asya Felaketi diye anılacaktır. Genellikle Yunanistan'ın büyük kent merkezlerine kitleler halinde gelen büyük sığınmacı dalgası, ülkenin toplumsal ve kültürel gerçekliğinde önemli ve kökten değişiklikler meydana getirdi. Yaşadığı çevrelerden ayrılmış Rumlar, yoksulluk ve işsizlikle karşı karşıya kaldılar ve rebetlerle aynı toplumsal yaşamı paylaştılar.
Çok sayıda sığınmacı kendi enstrümanlarını ve müziklerini getirerek rebetlere katıldılar. Dolayısıyla sığınmacı işadamları, rebet müzisyenlerinin çalıştığı kendi "Café Aman"larını açtılar. Böylece, hapishane ve tekkelerin dar sınırlarından kurtulan rebet müziği daha geniş toplumsal çevrelerinin duygularını dile getirmeye başladı. Bu sırada, tarım toplumunun ürünü olan Yunan Halk Müziği giderek doyum noktasına ulaştı. Uzun ve parlak bir dönemden sonra Yunan Halk Müziği, ülkenin kentsel gelişiminin ardından artık insanlarda bir duygu uyandıramadı. Bir boşluk olduğu belliydi; iki ayrı dünyanın, sığınmacılar ve rebetlerin bir araya gelmesi bu boşluğu doldurdu. Bu yolla, koşullar, Rebetiko'nun ulusal bir düzeye çıkması için elverişli hale geldi.
Elias Petrapoulos Rebetiko'nun 3 gelişme dönemi olduğunu söyler:
1. İzmir Dönemi (1922-1932): İzmir usulü "Café Aman"ların hüküm sürdüğü dönem.
2. Rebetiko'nun yeraltına dönmesiyle karakterize edilen Klasik Dönem (1932-1942).
3. Son olarak Popüler Dönem (1942-1952): Rebetiko bu dönemde yeraltı sendromundan kurtuldu ve Yunanistan'ın ulusal müziği haline geldi.
Tarihsel Geçmiş
Herhangi bir müzik türü olarak Rebetiko müziğinin kökeninin popüler, folk ya da sanatsal olması birçok genetik faktörün sonucudur. Doğuşu ve gelişimi tarihsel olaylar, toplumsal huzursuzluklar, kültürel etkileşimler, güçlü kişilikler tarafından etnik kaynaştırmayla belirlenmiştir. Bu yüzden bu müziği tutarlı bir biçimde anlatmak için olması gereken ön koşul, bu müziğin doğduğu ve beslendiği modern Yunanistan'ın ve Küçük Asya'nın çalkantılı tarihine kısaca bir göz atmak gerektiğidir.
Bu tarihsel sunumun başlangıç noktası İstanbul'un 1453'de Türkler tarafından düşürülmesidir. Bu tarihsel olay, en belirgin kültürel özelliği Helenizm ve Ortodoks Hıristiyanlığı olan Bizans İmparatorluğu'nun sonunu belirler. Bizans, Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilince kural koyucular Türkler dinsel durum İslam oldu. Osmanlı İmparatorluğu hâlâ birbiriyle etkileşim halinde olan uluslar ve kültürler dominyonunu içinde barındıran yapıdaydı. Rumlar, Ermeniler; Türkler, Slavlar, Yahudiler, Arnavutlar, Arnavut Rumları İmparatorluk sınırları içinde yaşar ve hareket ederlerdi. Hatta, Fars ve Arap uygarlıkları ve geleneklerinin etkisi, Türklerin Ortadoğu'ya yayıldıkça bu uygarlıklardan kültürel öğeler almalarından dolayı daha da derin oldu.
| Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |










