Baladız'da Cemevi ve Nevruz / Nevroz Bayramı / Cemi
Eklenme Tarihi 04 Nisan 2012
| Baladız'da Cemevi ve Nevruz / Nevroz Bayramı / Cemi |
| Prof. Dr. Sabri Çakır |
[Sabri Çakır - KanalKultur] 21 Mart, her yıl Nevruz / Nevroz bayramı olarak kutlanır yurdun her yöresinde.. Bu anlamlı gün / yeni gün umut, barış ve mutluluk duygularıyla kutlanması gerekirken, bu kez 30 yılın "en çatışmalı", sevinç yerine üzüntü yaratan bir Nevruz kutlamaları olarak tarihe geçecek ve toplum hafızasında çok kötü bir olay olarak yer alacaktır. Aslında Nevruz, Ortadoğu ve Ön Asya'daki çeşitli halklarca yeni yılın başlangıcı ya da bahar bayramı olarak kutlanan gün. Mitlerle örüntüleşerek çok değişik biçimler almış olan Nevruz geleneğinin Zerdüşt dininden geldiği sanılmaktadır. İslamiyeti kabul etmeden önce de bahar kutlamaları yapan Türkler arasında Nevruz geleneği sonradan yaygınlık kazanmıştır.[1] Anadolu'da kutlanan eski bahar şenliklerinin de Türklerdeki Nevruz geleneğinin biçimlenmesinde etkili olduğu düşünülmektedir. Nevruz'a ayrı bir önem veren Alevi ve Bektaşiler bugünü Hz. Ali'nin doğum günü ve Hz. Fatma ile evlendiği gün olarak kabul ederler.[2] Şiiler Nevruz'u Hz. Ali'nin halife ilan edildiği günün yıldönümü olarak kutlarlar. Günümüzde ise Nevruz, Türkî cumhuriyetlerde ve Anadolu topraklarında çeşitli kavimlerce (Türk, Kürt, Alevi-Bektaşi, Zaza, Çepni vb.) kutlanan ve halkların birlikteliğini, dayanışmasını, hoşgörüsünü, doğanın insanlara sunduğu zenginliklerini ateş kültü ile simgeleyen toplumsal bir etkinliktir. Ne var ki son zamanlarda halkların bayramı olan Nevruz'un sadece bize özgüymüş gibi resmîleştirilmesi, denetim altına alınması, resmî bayram gibi kurallar ve yasaklarla törenleştirilmesi; kendisini "Kürt" diye algılayan ve öyle olduğunu kabul eden ama bu sosyolojik gerçeği yıllardan beri bir türlü kabul etmek ve onlara özgürlük tanımak istemeyen bir ulus anlayışının, Nevruz'la ilgili törenlerin, kutlamaların devletin iznine bağlı kılınması, bugünkü yaşanan ve Nevruz'u bayram olmaktan çıkarıp bir tür savaşa dönüştüren olayların temel nedenleridir. Bu acı ve üzüntü verici, insanlığa yakışmayan olaylara karşın bir Bektaşi köyündeki inanç ve gelenekler bağlamında Nevruz'un ne anlama geldiği, nasıl kutlandığı konusundaki araştırmamızdan bir kesitini, örnek olması bakımından burada sunmaya çalışacağım.
| Baladız'da Cemevi ve Nevruz / Nevroz Bayramı / Cemi |
![]() |
| Çerağ uyandırma / mumları yakma aşaması [Foto: Sabri Çakır] |
Daha önceki yazımızda[3] Baladız köyünün etimolojisi, tarihsel ve coğrafi konumu ile ilgili bilgiler ve belgeler sunulmuş; On Muharrem orucu ve matem töreni ve uygulamaları anlatılmıştı. Bu makalemizde ise, konunun bütünlüğü içinde kalmak koşuluyla inanç bağlamında, kentin kenar mahallesi sayalabilecek bir köy topluluğunda yaşayan Bektaşiliğin görünen yönlerinden öte görünmeyen yönlerini (içyüzünü) değerlendireceğiz. Bu amaçla, Sünnilerin devlet yapısı içindeki temsilcisi ve örgütleyicisi olan Diyanet İşleri kurumu ve ilahiyatçıların (!) ibadet evi olarak bir türlü kabul etmedikleri / etmeyecekleri cemevleri, bu köyden bir örnekle betimlenecektir. Örneğimizi ise, başından sonuna kadar gözlemleme, kayıtlama olanağı bulduğumuz Baladız Cemevi ve 21 Mart'ta yapılan Nevruz / Nevroz cemi oluşturacaktır.
Cemevi ve Cem İbadeti
• Cemevi-Cami kutuplaşması
Köyde cami ve cemevi, aynı din (İslam) içersindeki iki farklı inancın ibadet yeri olan dinsel mekânlardır. Cami Sünnilerin ibadet mekânı ve devletin koruması altında kadrolu imamla yönetilmekte; cemevi ise Alevi-Bektaşilerin çok işlevli ibadet ve uygulama yeri olarak, devletten hiçbir yardım görmeyen dede / babalarca yönetilmektedir. Cami, Sünni inancına göre beş vakit namazın ve haftada bir kılınan cuma namazının kılındığı en kutsal bir mekân olarak kabul edilirken; cemevi, kendilerini Sünnilikten ayrı gören Alevi-Bektaşi inancına göre değişik zamanlarda, değişik olgularla ilgili ayin-i cemlerin, mezhebe / tarikata katılma, kabul edilme törenlerinin, günah işleyenlerin günahlarından arınma ve dar meydanı'nda sorgulanma ve hesap verme, barışma, lokma yeme, demlenme, saz ve söz eşliğinde semah dönme vb. uygulamaların yapıldığı kutsal bir mekândır. Bu kutsal mekânda yapılan cem törenleri, Alevi-Bektaşilerce başından sonuna dek ibadet olarak kabul edilmektedir. →
Göller Yöresinde Türbe ...
Eklenme Tarihi 23 Ocak 2012
| Göller Yöresinde Türbe İnancı ve Ziyaretçilerin Sosyolojik Analizi [Isparta Örneği] |
| Prof. Dr. Sabri Çakır |
[Sabri Çakır - KanalKultur] Özet
Bir toplum olarak kendimizi tanımak ve tanıtmak istiyorsak yaşantımıza ait ve soydan soya kültürel kalıtım yoluyla aktarılan değerlerimizi, inanç ve geleneklerimizi bir bütün olarak araştırmak, onların toplum yaşamındaki anlam ve önemini bilmek, olumlu işlevi olanları yaşatmak zorundayız. Çünkü küreselleşen bir dünyada gelişen, geliştikçe değişen, değiştikçe tüm geçmiş kültürleri, insanların yaptıkları her şeyi yadsıyıp yıkan, uygarlıkları altüst eden bir insanlık dramı ile karşı karşıyayız. Sosyologların "kapitalizmin kültürel çelişkileri" olarak da niteledikleri bu simülasyon çağında normatif değerlerin toplumların kendini gerçekleştirmesi ve kültürel kalkınmasında etkin rol oynayacağı bilinmektedir. Bu gibi ortak değerlerin teknolojik gelişmelere yol göstereceği, toplumsal bütünleşmeyi sağlayıp çatışma ve yabancılaşmayı önleyeceği savunulmaktadır.
Bu tarz postmodernist bir yaklaşımla halk kültürünün bir ürünü ve bölgemizde çok yaygın olan türbe inancı sosyolojik bir yöntemle incelenmiştir. Özellikle türbelere çoğunlukla neden kadınların gittiği, sağlık-hastalık, gelecek korkusu gibi sorunların çözümünde beklentilerinin neler olduğu vb. sorulara toplumsal açıdan yanıt aranmıştır. Bu bağlamda türbelerde gözlemler yapılmış, ziyaretçilerden, tesadüfî örnekleme tekniği ile seçilen 80 deneğe görüşme soruları uygulanmıştır. Elde edilen verilerin bir kısmı bu bildiri de analiz edilerek yorumlanmıştır.
Anahtar Sözcükler: İnanç, türbe, adak, fonksiyon, ibadet, hastalık
![]() |
| Baladız-Sinan Baba Türbesi'ne girişte eşik öpme davranışı [Foto: Sabri Çakır, 2007] |
1. Giriş
1.1 Konu ve Önem
Bu bildirinin konusunu oluşturan türbe inancı ve çeşitli nedenlerle türbeleri ziyaret eden ve dilekte bulunanların demografik ve sosyolojik özellikleriyle ilgili veriler bölgede ve Isparta yöresinde yaptığımız alan araştırması sonucunda elde edilmiştir. Özellikle "Isparta Yöresinde Bulunan Türbeler ve Türbelere Gelen Ziyaretçilerin Sosyo-Kültürel Özellikleri" adını taşıyan ve yönetimimde tamamlanan tez çalışması[1] ve Alevi-Bektaşi köylerinde bizzat yaptığımız araştırmalardan[2] bu çalışmada yararlanılmıştır.
Türbeler / ocaklar, yatırlar Türk toplumunun genelinde ve her bölgede olduğu gibi bu yörede de gerek Sünni yerleşimlerinde, gerekse Alevi-Bektaşi inanç ve geleneklerinin yaşatıldığı, uygulandığı kasabalarda-köylerde inanç yeri ve kült aracı olarak çok yaygındırlar.
Özellikle Alevi-Bektaşi inanç sisteminde, yatırları, türbeleri, ocakları ziyaret etmek, adak kesmek, dilekte bulunmak inancın bir gereği ve ibadet biçimi olarak kabul edilmektedir. Ayrıca türbeler, toplumsal kaynaşmanın, bütünleşmenin, yardımlaşmanın ve o inanç çevresinde oluşan ritüellerin, davranışların soydan soya aktarılmasında da önemli bir eğitim işlevi üstlenmişlerdir. →
Baladız'da Bektaşilik ...
Eklenme Tarihi 02 Ocak 2012
| Baladız'da Bektaşilik İnancı ve On Muharrem Matemi / Yası |
| Prof. Dr. Sabri Çakır |
[Sabri Çakır - KanalKultur] - I. Gümüşgün / Baladız Köyü
Baladız köyü, Göller / Teke yöresinde yaşayan Alevi-Bektaşi inanç sistemi ve geleneklerini sürdüren bir köy yerleşimidir. Önceki adı "Baladız" olan ve 1960'lı yıllarda "Gümüşgün" olarak ismi değiştirilen köy, Isparta ili Gönen ilçesine bağlıdır. Isparta merkezine 27 km. uzaklıkta, Isparta-Burdur ve Afyonkarahisar karayolu üzerinde, geçimini tarım ve hayvansal üretimden sağlayan, bağlık-bahçelik, yeşillikler arasında güzel bir konuma sahip, çoğunluğu Bektaşi olan bir köydür. 285 hanede 835 nüfusun yaşadığı köyde bu nüfusun 260'ı Roman (Çingene), 100'ü Sünni olmak üzere 360'ı dişardan göç ederek köye yerleşmişlerdir. Bektaşilerin hane sayısı ise 185'tir [1]. Köyde evler kerpiç, kâgir (taş ya da tuğladan yapılmış), çoğunlukla taş ve kerpiçten yapılmıştır. Genellikle köy evleri iki oda, bir salon (hol) ve geniş balkonludur. Tuvalet, banyo, mutfak evin içindedir.
Bizim araştırmalarımızda yazılı bir kaynak ya da veriye rastlanılamamış olmasına karşın köyün tarihselliği ilginçtir. Muhtar, dede / baba-dikme, gözcü / rehber vb. kaynak kişilerin sözlü anlatılarında da derinlemesine tarihsel bir bilgi elde edilememiştir. Ne var ki birkaç önemli nokta köyün yerleşimi, tarihi oluşumu, yönetim biçimi konusunda ilginç ve yörenin öteki Alevi-Bektaşi köylerinden farklı ipuçları vermektedir.
Bunlardan ilki köy adının etimolojisidir. Öyküye göre başka bir köyde oturan bir beyin burada "baldız"ı varmış, köye gidip gelirken soranlara: "Baldıza varıp geleceğim" dermiş. Bir başka söyleme göre de köy, Gönen'den geçen Büyük İskender yolu üzerinde kurulmuştur. Önceleri askeri bir kışlanın konaklama yeridir ve "Baladız"[2] adı da "Barduz"dan türetilmiş ve "tuz yatağı" anlamına gelmektedir. 1960'lı yıllara kadar köyün ismi "Baladız" olarak kullanılmasına ve resmi kayıtlara da geçmesine karşın her nedense daha sonra "Gümüşgün" olarak değiştirilmiştir. Köylüler, beyin zulmüne karşı direnen ve sonunda da kurtuluşlarını simgeleyen "Kurtuluş" adının verilmesini yeğlemişlerse de kabul görmemiştir.
İkincisi de köyün Doğu'da, Güney'de ağalık, şeyhlik, Batı'da özellikle Göller yöresinde de "beylik" denilen ve toprak mülkiyetine dayanan bir yönetim düzeni, 1946'lara kadar Baladız'da da egemenmiş. Köy, bu tarihlere kadar beylikle yönetiliyormuş. Adına da "Abdullah Demiralay Beyliği" denirmiş.. Abdullah Bey, köylüyü toprak sahibi olmaları karşılığında senetle kendisine borçlandırmıştır. Ama köylü yoksulluğun, cehaletin, korkunun egemen olduğu bu dönemde borçlarını ödeyememektedir. Bey ise köylünün malına, mülküne el koymak için hacizci getirir! Bundan rahatsız olan köylüler, beyi öldürmeye karar verirler ve beyin evinin bahçesinde toplanırlar; ne var ki beyin tutumunda bir değişme olmaz. Gördüğü ortak tepkiden korkan bey, borç senetleri yerine başka bir kağıdı yırtarak kaçmaya çalışır; ama başaramaz. Beyi yakalayan köylüler onu öldürürler. Böylece "beylik / ağalık" sona erer. Ne yazık ki beyi öldüren 42 köylü yargılanır ve yüz yıl cezaya çarptırılırlar. Beyi öldüren 42 kişi üçer yıl hapiste yattıktan sonra özgürlüklerine kavuşurlar.. Beyin öldürülmesinden sonra köylü iki gruba bölünür; beyi savunan 28 kişiye"Habeş", öldüren 42 kişiye de "Kavurga" adı verilir. Ama bugün böyle bir soy / sülale ayırımının devam etmediği ifade edilmiştir. →
Toplum ve Kültür Kavramlarını ...
Eklenme Tarihi 30 Eylül 2011
| Toplum ve Kültür Kavramlarını Yeniden Tanımlamak |
| Prof. Dr. Sabri Çakır |
[Sabri Çakır - KanalKultur] - Toplum ve kültür kavramlarını, herkesin anlayabileceği bir dille bir makale kapsamında yenibaştan irdelemenin, yazmanın, anlatmanın ne denli zor olduğunun bilincinde olarak bu sentezi oluşturmaya çalıştım. Buradaki amacımız; içinde yaşamak, değerlerini, kurumlarını, normlarını paylaşmak zorunda olduğumuz toplumu ve onun kültürünü anlaşılır kılmaktır. Bu konuda yıllardan beri birşeyler araştırmaya, yazmaya, üretmeye çalıştık; ama gördük ki tüm yapılıp edilenler yeterli değil! Aradan uzun yılların geçmesine karşın sadece halkımızın değil, sosyal bilimcilerin, siyasilerin, özellikle de kendini "elitist" olarak sunanların bile bu iki kavram karşısında şaşkınlık yaşadıklarını, anlam ve içeriklerini ayırt edemediklerini izlemekteyiz. O nedenle bu makalede söz konusu iki kavramın anlamlarının, tanımlarının netleştirilmesi, halkımızın kavrayabileceği bir biçimde açıklanması için bir kez daha üzerinde durulması zorunlu oldu.. Çünkü bu iki önemli kavram her zaman ve her yerde birbiriyle karıştırılır; içeriği hakkında çoğu insan bir şey söyleyemez, ama her alanda da kullanılır. Birincisi birlikteliklerimizin, etkinliklerimizin, kurumlarımızın ve ilişkilerimizin örgütlendiği ve aynı kültürün ve mekânın paylaşıldığı soyut bir kavram olan toplumdur. İkincisi de insanı insan, toplumu da toplum yapan, ona kimlik kazandıran, zengin bir içeriği ve işlevi olan kültür kavramıdır. Bu iki kavram üzerine inşa edilmiş toplumsal ve kültürel yapı öylesine bir bütündür ki, birinde meydana gelen patolojik bir durum ya da değişme ötekini etkiler ve toplumsal ve kültürel sistemin bozulmasına, işlevlerini yerine getirmesine engel olabilir.
Sanıldığı gibi toplum, bireylerin bir araya gelmesi olarak tanımlanamayacak kadar karmaşık bir yapıya sahiptir. Bir başka söyleyişle, toplum bireylerin sayısal toplamından oluşan bir yığın değildir; onların dışında, onlardan üstün, kendine özgü niteliklere sahip, bireylerin tahmin bile edemeyeceği hedeflere yönelmiş bir gerçekliliktir.[1] Daha açık bir ifade ile bir toplumu insan yığınlarından ayıran ve ona özgünlüğünü veren nitelikler ortak paydada oluşan değerler sistemi ve bu değerlerin etkisiyle oluşan kültür kalıpları ya da kurumlaşmış davranış biçimleridir. Toplumbilimin kuruluşundan günümüze dek o denli toplum tanımı yapılmıştır ki, hangisini ele alırsanız içinde kendinizi ve sizi biçimlendiren bir ortak noktayı kesinlikle bulabilirsiniz. Bunlardan biri de hem kültürü hem de toplumsal yapıyı çok yakından ilgilendirdiği için buraya alınmıştır. O da şudur: Toplum, bir kurumlaşmış davranış biçimleri ya da sistemidir.[2]
O zaman kültür kalıpları / kurumlaşmış davranış biçimlerinden ne anlaşılıyor, onu basite indirgemeye çalışalım.. →
Aile Biçimleri ve Po...
Eklenme Tarihi 29 Haziran 2011
| Aile Biçimleri ve Polygamy |
| Prof. Dr. Sabri Çakır |
[Sabri Çakır - KanalKultur] - Günümüzde olduğu gibi ilk ve orta çağlarda da aile yapısı ve şekilleri üzerinde oldukça önemli tartışmalar ve eleştiriler yapılmış ve bugüne dek tam anlamıyla bir noktada birleşim sağlanamamıştır. Sadece bu olgu ile uğraşı gösteren bilim adamları bile çoğu kez kendi aralarında çelişkiye düşmüşler, birbirlerinin görüşlerini çürütmek için çaba harcamışlardır.
Görüş Ayrılığı
Sosyal ve kültürel, diğer söyleyişle örf ve törelere bağlı olgularda matematiksel formüller, şekiller kullanmak, değer yargılarını belirgin yöntemlere bağlamak olanaksızdır. Bu bakımdan görüş ayrılıkları, çeşitli ve ayrı tanımlar ortaya çıkmıştır. Örneğin bir kültür tanımı yapmak istersek, ya da bu kavramı öğrenmek amacında isek, yüzleri aşkın kültür kavramı ile karşılaşırız. Bu tanımlarda temelde ortak noktaların bulunduğu kuşkusuzdur. Ama her bilimsel kişi kendi açısından konuyu ele alır, her şeyden önce kendi çıkarını düşünürse; kültür tanımı ya da kavramı üzerinde tarihçinin, ekonomistin, edebiyatçının, sosyologun, hukukçunun, etnologun ve felsefecinin birbirinden çok farklı tanımları ortaya çıkar. Bunların tümü bir yörünge üzerindedirler. Bakış açıları hep aynı noktada toplanmıştır. Fakat o noktayı ayrı ayrı görürler ve değerlendirirler. Verilen örnekte olduğu gibi aile biçimleri üzerinde de sözünü ettiğimiz ayrılıklar süre gelmiştir.
Halkın Bilinçlendirilmesi
Bu denli geniş kapsamlı bir olgu üzerinde derinlemesine bilgi ve görüş sunmak, bir yazı sınırlarını aşacağından, burada güncel olaylara politika sahnesinden aktarılan poligami ve poliandri evlilik, başka söyleyişle bu tür aile yapısı üzerinde durmakta yarar görülmüştür. →
Diğer Makaleler...
İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Sabri Çakır kategorisini görüntülemektesiniz

![Çerağ uyandırma / mumları yakma aşaması [Foto: Sabri Çakır]](/kks/images/stories/yazarlar/scakir/baladizda-nevruz/baladizda-nevruz-6.jpg)
![Baladız-Sinan Baba Türbesine girişte eşik öpme davranışı [Foto: Sabri Çakır, 2007]](/kks/images/stories/yazarlar/scakir/turbe/turbe-resim-11.jpg)



