Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. V.HUGO

Annemin Mektupları

Eklenme Tarihi 25 Kasım 2011

Annemin Mektupları
© Roz Kohen
© Roz Kohen

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - Mektup yazma alışkanlığını elektronik yazışmanın başlangıcı ile herkes gibi bende de yıllar önce kaybetmeğe başladım.

Postacının gelişini heyecanla beklediğim günleri hatırlarım...

O zamanlar mektup almak, dost ve yakınlardan haber almak anlamına gelirdi. Şimdi ise, postacının getirdiği fatura ve reklam evrakından ibaret.

Dost haberlerimizi, internet üzerinden yüzlerce kıymetsiz mesajın arasında, kısa haberler şeklinde ve anında alıyoruz.

Bu mesajların bir kısmı elden ele dolaşıp tekrarlanan fıkra, söylenti ve reklamlardan ibaret. Çoğunu da hiç okumadan siliyoruz.

Birkaç hafta önce temizlik yapma niyeti ile açtığım bir ayakkabı kutusunda, aile fertlerinden ve dostlardan seneler önce gönderilmiş mektupları buldum.

Her mektup, el yazısı ve değişik renk mürekkeplerle ve ayrı ayrı lisanlarda; kimisi Türkçe, kimisi İngilizce, kimisi de İbranice yazılmış... Mektupları geldikleri zarflarda tutmuşum. Hepsinde de özenle seçilmiş pullar var.

Bu mektup koleksiyonu arasında Yahudi İspanyolcası ile yazılı olanlar tek anneminkiler.

Annemin yaşıtları, İstanbul'un Yahudileri arasında kendilerini Yahudi İspanyolcası ile en iyi ifade eden son nesil. O yüzden duygusal değerleri çok yüksek.

Annem üşenmeden bana İsrail ve Amerika'da yaşadığım uzun yıllar boyunca, mektup yazmaya devam etmişti.

Heyecanla benden mektup beklemiş; yıllarca postacının yolunu kollamıştı. Birbirimize her hafta bir mektup yazmağa söz vermiştik. Onun mektupları hep dualarla başlardı: "Sevgili kızım, Allah ne muradın varsa versin, bolluk içinde, mutlu olmanı diler hayırlı bayramlar temenni ederim." 

Devamını oku...

Bostancı'nın Eski M...

Eklenme Tarihi 08 Kasım 2011

Bostancı'nın Eski Mendireği
© Roz Kohen - Annem Ester Kohen Bostancı'da mendirek üzerinde, bir kış ziyareti esnasında (mart 1960).
© Roz Kohen - Annem Ester Kohen Bostancı'da mendirek üzerinde, bir kış ziyareti esnasında (mart 1960).

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] -1950'li ve 60'lı yılların yaz aylarını geçirdiğimiz Bostancı semtinde, bir de mendireğimiz vardı. Bugün, eski mendireğin bulunduğu yerde, yeni ve daha büyük bir mendirek var...

Son İstanbul ziyaretimde, yeni Bostancı mendireğini ancak şöyle uzaktan görebildim; ama ince ayrıntılarına kadar hatırladığım eski "Bostancı Mendireği"dir:

Mendireğe giriş, hemen kıyıda bir tepe üstünden idi. 

Güneşten kararmış cildi ile genç bekçisi; özel kayık, motor ve yelkenlerini mendireğe bırakmış olanlara hizmet ederdi.

Önceleri sandal ve motor sahibi Rum ve Yahudi ahbaplarımızla sandal gezilerine çıkmaya gelirdik. Hafta arası sandal ve motorla gezinenler çoğunlukla hanımlar ve çocuklardı. Toprak tepeden iner, bekçinin mendireğe yürüyerek gidip kayığı girişe getirmesini beklerdik. Ondan sonra da aheste aheste kürek çekip Bostancı'nın "Kumru Yuvası" adı ile bilinen kumsala yollanırdık...

Aradan bir kaç yıl geçince, mendireğe yüzmeğe gelen babalarımızın peşine takılmağa başladık. Beton duvara tahta bir merdivenle tırmanır, tek sıra dar duvarın üzerinden mendireğin fenerine doğru dengemizi sağlıyarak bazen de el ele yürürdük.  

Devamını oku...

 

İstanbul'un Romano'l...

Eklenme Tarihi 24 Ekim 2011

İstanbul'un Romano'ları
© Roz Kohen
© Roz Kohen

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - Hasköy, 1875 doğumlu Baruh Romano, ben doğmadan yıllar önce ölmüş.

Annemin babası olan Baruh 63 yaşında vefat etmiş, onunla ilgili bildiklerim, ancak annemin anlattıklarından kaynaklanıyor. Çok sevecen bir baba ve eşmiş. Karısına kızına hep sevgi ile hitap edermiş. Ama hiç bir zaman başarılı bir iş adamı olamamış. Geçimini zar zor sağlamış.

Son yıllarda büyükbabam Baruh Romano'ya duyduğum ilgi, bir tanıdığın Vitali Romano adlı bir kişi hakkında anlattıkları ile başlar.

Vitali ile Baruh'un akraba olup olmadıklarını merak ediyordum. İnternet üzerinden bir haberleştiğim kuzenimle yazışınca, Vitali'nin bir Romano ile evlenmiş halanin oğlu olduğu anlaşıldı.

Vitali'nin ömrü Kuzkuncuk'ta geçmiş. 1930'lu yıllarda ve daha sonraki otuz yılda Kuzkuncuk'ta yerleşik bir Yahudi cemaati vardı.

Vitali hiç evlenmemiş; ama genç yaşta dul kalmış olan annesine bakmayı üstlenmiş. Her türlü işi yapar, uzun saatler çalışırmış. Kendi halinde iddiasız, çekingen bir kişi olup, aile fertleri tarafından hor görülürmüş. Tahsili yokmuş; ama Fransızca konuşurmuş. İyi niyetli; ama biraz da saf, kimseye yük olmak istemediklerinden anne-oğul kıt kanaat geçinirlermiş. Vitali iş bulduğunda, o zamanlar Kuzkuncuk'taki Reji Sigara Fabrikası'nda da çalışmış.

Günün birinde Vitali ve aile fertleri arasında bir münakaşa patlak vermiş. Vitali, o sıralar işsizmiş ve bir eşek alabilmek için akrabalardan borç para istemiş. Niyeti, eşeğe birkaç su tenekesi yükleyip mahallede suculuk yapmakmış. Münakaşa arttıkça aileden katılanlar çoğalmış. Konuşmalar hakaret ve alaylı sözlere dönüşmüş: "Demek eşek almak istiyormuş? Neden, efendim? Nesine? Sakalık mı yapacakmış? Neden ona eşek alacakmışız? Kendi bir eşeğe sahip çıkıp hayvana bakabilir miymiş?"  

Devamını oku...

 

Kasımpaşa Hamamı / ...

Eklenme Tarihi 10 Ekim 2011

Kasımpaşa Hamamı / Paseo de Hamam
Roz Kohen - Kasımpaşa Hamamı
© Roz Kohen - Kasımpaşa Hamamı

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - Bindokuzyüz elli yılları Türkiye'si genç demokrasinin getirdiği yenilikler, Musevi Cemaati üzerine de yansımıştı. İkinci Cihan Harbi sona ermiş; Türkiye'de hükümet, Demokrat Parti'nin eline geçmişti. Bu süre içinde İsrail devleti kurulmuş; İstanbul'un Musevi Cemaati, emniyet kazanmış ve geleceğe ümitle bakmaya başlamıştı.

Yaz aylarını Marmara Denizi kıyısındaki yazlıklarda, kalabalık plajlarda geçiren şehirliler yaz sonu, İstanbul'un Avrupa yakasındaki evlerine dönerlerdi.

Yaz mevsimi için kiraladığımız eski banyolu, kurnalı Bostancı evlerinde sular odun sobalarında ısıtılır; böylece "hamam"a gitmeye gerek kalmazdı. Ama kış aylarını geçirdiğimiz Kuledibi ve Şişhane'nin küçük dairelerde durum farklı idi...

Bu apartmanların çoğunluğu, ondokuzuncu yüzyılda, Avrupa stilinde inşa edilmiş olup, banyoları yoktu. Apartman sakinleri koca leğenlerde yıkanabilmek için çaydanlıklarla su ısıtırdı. Cuma günleri ise, yıkanabilmek için Kasımpaşa'daki hamama gidilirdi...

Cuma sabahları Kasımpaşa'nın küçük hamamı kadınlara ve onlarla gelen çocuklara ayrılırdı. Cuma günleri, Yahudilerde yıkanma sevap olduğundan, soğuk kış günlerinde amaçlı bir gezi özelliğini taşırdı.

Kasımpaşa Hamamı'na bulunduğumuz Kıblelizade Sokak'tan yürüyerek 10 dakikada gidilirdi. Frej Han'ın karşısındaki Sarı Madam Kahvehanesi'nin yanındaki dar yokuştan bir an önce yıkanma hevesiyle küçük hamama varırdık.

Bir cuma sabahı annem, ablam ve ben hamama gitmek üzere hazırlanmaya başladık. Her zamanki gibi, eski valiz yüklükten çıkartıldı. Bornozlarımızı, taslarımızı, taraklarımızı ve levanta kokan temiz çamaşırlarımızı yerleştirdik.

O gün, Kasımpaşa Yokuşu'nu inip de hamamın önüne geldiğimizde, heyecanlı bir kadınlar grubu ile karşılaşmıştık. Meçhul birileri hamam kapısı üzerindeki "kadınlara mahsus" lehvasını ters çevirip kargaşaya sebep olmuştu. Bunu fırsat bilen mahallenin külhanbeyleri, hamama girişi kollarken; tellak Asiye hanım elinde takunyasıyla imdada yetişmiş, hamamın erkenci müşterilerini fazla sıkıntıya sokmadan mahallenin işsiz, güçsüz takımını kovalamıştı...

Sonradan mahallenin müstesna şahsiyeti Paytak Abdi suçu üstlenmiş ve lehvayı çevirdiğini itiraf etmişti.

Kadınlar, bu cuma sabahı sefasının ters başlamasına sinirlenmiş, tansiyonları yükselmiş, yanakları kızarmış ve ter içinde kalmışlardı: "Hay Allah, güne sol ayağımızla başladık. Hangi hıyar şu tabelayı çevirdi? Zaten erkek milletine güvenilmez. Demek hamama dalmak için fırsat kolluyorlarmış. Allah, beterinden korumuş. Allah, Asiye hanımdan razı olsun. Ne cesur kadın! Hızır gibi imdadımıza yetişti!" türünden konuşmalarla Geveze Dora, Tombul Berta, Şapkacı Allegra, Terzi Margorit, Berber Zimbul, Sümüklü Hürşi, Topal Janet, Şaşı Luna ve gelini, Arap Sara ve kızı kapı önünde bekleşiyorlardı. 

Devamını oku...

 

Kunduracı Müsyü Na...

Eklenme Tarihi 30 Eylül 2011

Kunduracı Müsyü Navon
© Roz Kohen - Mahallesinin Yahudi sakinleri giderek azalmağa başlayınca Müsyü Navon da Kuledibi'nin tarihinin bir parçası oldu...
© Roz Kohen - Mahallesinin Yahudi sakinleri giderek azalmağa başlayınca Müsyü Navon da Kuledibi'nin tarihinin bir parçası oldu...

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - İstanbul'un Kuledibi semtinde, çoğunlukla Yahudilerin yaşadığı 50'li yıllarda Bit Pazarı'nın karşısındaki eski binada kunduracılık yapan Müsyü Navon'u hatırlıyorum. O yıllarda, yüzyıllık eski binaların alt katlarında, Yahudi esnaflar türlü ticaretle geçinirlerdi.

Mahallenin havraları yanısıra, Musevi Birinci Karma İlkokulu, kendisi de bir Yahudi olan kasap Müsyü Dalva, manav, balıkçı ve kırtasiyeciler, sırtında torbaları ile dolaşan eskiciler, hep bu mahallede topuk aşındırırlardı.

Herkes gibi bizler de yürüyerek okula, Beyoğlu'na, Kuledibi'ndeki aile ziyaretlerine ve alışverişlere giderek, Beyoğlu'ndaki Sümerbank Mağazası'ndan aldığımız ayakkabılarımızı aşındırır dururduk.

Müsyü Navon'un dükkanı, daha doğrusu sokağa açılan tek kapısı ile bir kileri andırmasına rağmen, annemle ayakabılarımızı tamire götürdüğümüz yegâne kunduracı idi.

Navon adı "bilge" anlamına gelen İbranice bir kelime olup, İstanbul Yahudileri arasında yaygın bir soyadıydı. İsmi taşıyana epeyce gurur vesilesi olmasına rağmen annemin tercih nedeni "bilge"liginden ziyade, ucuza iş yaptığıydı... 

Devamını oku...

 

İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Roz Kohen kategorisini görüntülemektesiniz

Eğer isterseniz?