Avrupa'da İnancın ve Hayatın Diyaloğu İçin: Alevi-İslam Dersi
Eklenme Tarihi 18 Nisan 2012
| Avrupa'da İnancın ve Hayatın Diyaloğu İçin: Alevi-İslam Dersi |
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
[© Havva Engin - KanalKultur] -İnsan eğitilen ve aynı zamanda inanan bir varlıktır. Aynı şekilde günümüz toplumlarında inanç ve eğitim birbiriyle içiçe geçmiştir. Eğitim ve öğretim / öğrenim, yaşamı kolaylaştıran ve insanı yaşama hazırlayan, ona kişilik ve kimlik veren en önemli kültürel süreçler arasındadır. Dolayısıyla insanın dini ve inancı da bu süreçte dikkate alınmalıdır. Çünkü, buna dayalı bir gelenek vardır. Bu meyanda dinî, felsefî ve etik eğitim, bireyin kişilik gelişiminin ve ileride de kimliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
İnanç, Avrupa'nın her ülkesinde - ilk bakışta öyle görünmese bile - özel bir yer tutmaktadır. Zaman içinde her ülke kendi tarihinden ve kültür kökenlerinden etkilenmiş modeller geliştirmiş bulunmaktadır.
Bir Örnek Olarak Almanya'da Alevilik ve Din Dersi
Almanya'nın okul eğitiminde din dersi Anayasa'nın 7. Maddesi'nin 3. Fıkrası'na göre yürütülmektedir. Buna göre Alman devleti, din dersinin düzenli ders programı çerçevesinde verilmesini öngörmektedir. Dersin içeriğini de din dersini veren dinî cemaat belirlemektedir ve o, aynı zamanda ders programını hazırlamaktadır. Öğretmenler, Alman üniversitelerinde cemaate yönelik teoloji fakültelerinde yetiştirilmektedir.
Din dersleri, Almanya'da iki eyalette, Berlin ve Bremen'de Anayasa'nın 140. / 141. Maddesi'ne göre verilmektedir. Ancak her iki eyaletin kendi anayasasından ve hukukî uygulamalarından kaynaklanan bir farklılık vardır. Sözgelimi Bremen eyaletinde din dersi yerine eyalet yönetimi tarafından "Din Bilgisi / İncil Tarihi" dersi verilmektedir.
Berlin eyaletinde ise, dinî cemaatler ders planını hazırlamakta ve öğretmenleri yetiştirmektedir. Bu bağlamda eyaletin görevi, okulda ders vermek isteyen cemaate
a) ışığı,
b) ısıtması olan sınıf vermekle ve
c) isteyen öğrencinin bu derse girebilmesini sağlamakla sınırlıdır.
Ayrıca dersin içeriğinin ve ders programının Anayasa'yla (bu bağlamda da mutlak surette demokrasi, insan hakları deklerasyonuyla, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasıyla) örtüşmesi gerekmektedir.
Alevileri, Sünnileri ve Şiileri içeren İslamî cemaatlerin önündeki en büyük yasal engel, Alman Anayasa'sının 7/3. Fıkrası'na göre kilise yapısı gibi dinî çerçeveyi çizen, ruhban sınıfı yetiştiren ve dinî öğretiyi bağlayıcı bir şekilde belirleyen dinî kurumların olmamasıdır. Bu durum, dinî cemaat olma statüsünü zorlaştırıcı bir durumdur.
Öte yandan, eyaletlerde, İslamî cemaatlere bir araya gelip, ortak bir İslam din dersi çerçevesinde birleşilmesi öğütlenmektedir. Birbirlerinden öğreti açısından, ibadet açısından temel farklılıkları olan Aleviler, Şiiler ve Sünniler için, bu önerinin gerçekleştirilmesi, pek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla her dinî cemaat, kendi öğretisine göre din dersi vermeyi talep etmekte ve yasal girişimlerde bulunmaktadır. →
Dersi Anlamak, Kullanılan ...
Eklenme Tarihi 23 Mart 2012
| Dersi Anlamak, Kullanılan Ders Dilini Anlamaktır! |
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
"Fachsprache ist, wenn ich etwas kompliziert ausdrücke, was eigentlich ganz klar ist." (Schüler, 14 Jahre) in: Chlosta / Schäfer 2010: 285)
"Derste kullanılan bilimsel dil, temelinde anlaması kolay bir şeyin, karmaşık olarak ifade edilmesidir." (Öğrenci, 14 yaşında) (Chlosta / Schäfer 2010: 285)
[Havva Engin - KanalKultur] - Durum Tespiti / Giriş
Son yıllarda yapılan uluslararası araştırmalar, Alman öğrencilerinin okuma seviyesinin düşük olduğunu gösteriyor. Özellikle göçmen kökenli öğrenciler arasında okuma seviyesi hayli düşük olmakla birlikte, bu gruptaki öğrencilerin yarısından fazlası temel okuma seviyesini geçemiyorlar ve okulu ya en düşük diplomayla veya diplomasız terk ediyorlar...
Almanya gibi bilgi toplumu olan ülkeler için bu sonuç vahimdir. Dolayısıyla gerek eğitim politikacıları, gerekse kamuoyu tarafından uzun yıllardan beri tartışılmaktadır.
Bu sonuçlardan yola çıkarak eğitimbilimciler ders dilinin öğrenim sürecindeki önemine işaret etmektedir. Onlara göre, öğrencilerin başarısızlıklarının temelinde, özellikle orta dereceli okullardaki derslerin bilimsel dilleri (Fachsprache) ve terminolojilerinin yeterince kullanılamaması yatmaktadır.
Buradan yola çıkarak, sacede Almanca dersinin değil; bütün derslerin, materyallerinin ve bilimsel dillerinin öğrencilerin anlayabileceği şekilde hazırlaması gerekliliğinden söz edilmektedir.
Geçmişte fen derslerinin kitapları hakkında yapılan araştırmalar, önemli ipuçları verdi. Örneğin, ortaokul düzeyindeki bir matematik ders kitabında ortalama 500 yeni bilimsel terim kullanılmaktadır. Keza, kimya ve fizik kitaplarındaki temel alanı içeren bilimsel terimlerin sayısı 1500-2500 arasındadır. Buna göre, öğrenciler ders başına 9 yeni terimle karşılaşmakta ve bunları anlamak durumundadır (Graf 1989; Petersen / Schymanski 1980; Bremer / Clemens 1980).
Fen derslerinde bilgi ve bilimsel terim kullanma yoğunluğu, öğrencilerin sadece terminolojileri değil, bütün cümleri anlamada zorluk çektiğini ortaya koymuştur ki, bunun sonucunda - öğrencilerin - ders konusu ve o zamana kadar öğrendikleri bilgiler arasında bağ kuramadığı ve bu akabinde dersten kopmasını beraberinde getirdiği sonucunu doğurmuştur (Junk-Deppenmeier / Schäfer 2010: 73). →
Almanya'da Paralel Toplumlar ...
Eklenme Tarihi 18 Kasım 2011
| Almanya'da Paralel Toplumlar - Kültürlerarası ve Transkültürel Pedagojinin Bakış Açısı'ndan Bir İrdeleme Girişimi |
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
[Havva Engin - KanalKultur] - Almanya'da paralel toplumlarla ilgili yürütülen tartışmalarda, hemen her zaman yerlilerin ve göçmenlerin birlikte yaşamı konu edilmekte ve görüşler "biz" ve "onlar" ikili ayrımı tarafından yönlendirilmektedir. Sosyologlar haklı olarak bu tutumu, "toplumsal koşulların bir kesiti olmadığı, tersine işlevselliği türdeş grupların yapılandırılmasında saptanabilen, çoğunluk toplumunun hegemonyasını meşrulaştırmak ve sağlamlaştırmak üzere kendi şekillendirdiği bir yapı" olduğu için eleştiriye tabi tutmaktadır. (Roth 2007: 164).
Bununla birlikte tespit edilebilen diğer bir konu, paralel toplumlarla ilgili yürütülen tartışmaların çoğunlukla göçmenlerin kendisini göz önünde bulundurmadığı, tersine Müslüman (Türk) göçmenlerin entegrasyonunun çatışkıların merkezinde olduğudur. Bu çatışkıların büyük bir bölümü muhafazakar politik kesimlerin temsilcileri tarafından kamuoyuna taşınmakta ve buna uygun bir medya tarafından yayılmaktadır.
Almanya'da paralel toplumların varlığına ilişkin tartışmalar tümüyle olumsuzluk içermekte ve antagonist kavramlarla hareket etmektedir. Bu özellikle başörtüsü tartışmalarında açıkça görülmektedir: Başörtüsü –konuya ve tartışma akışına bağlı olarak- ya Müslüman kadının ezilmesi ya da politik bir sembol, farklı bir ifadeyle, taşıyıcısının bir politik baskı aracı olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Almanya'da, bu giysinin bu şekilde bir anlam taşıdığını teyit edecek bir tek sağlam görgül araştırma mevcut değildir.
Söylemlerdeki temel konu, Müslüman göçmenlerin entegrasyonu istemedikleri, çoğunluk toplumunun sahip olduğundan farklı değer ve normların yaşanıp aktarıldığı yalıtık bölgeler (Enklave), yani paralel toplumlar oluşturduklarının açıkça ortaya konulmasıdır. Bu kanıtlayıcı mantığa göre Müslüman göçmenler, kendi değer sistemleriyle Federal Cumhuriyet'in özgürlükçü-demokratik düzeninin altını oyarak toplumsal barışı zora sokmaktadırlar.
Paralel Toplumlar Çağdaş Bir "Buluş" mudur?İnsanlık tarihi göç tarihidir. İnsanlar bir bölgeden diğerine göçtüklerinde, her zaman kendinden olanların ve yeni gelenlere yabancı yerlerde tanıdık bir çevre sunanların yakınlığını aramışlardır. Bu, aynı bölgeden gelen göçmenlerin yoğunlaştığı yerleşim yerleri ve konutların oluşmasına yol açmıştır. Farklı ve büyük metropollerin taşıdıkları adlar, bu gelişmeyi günümüzde de belgelemektedir. →
PISA 2009 - Almanya'da ...
Eklenme Tarihi 17 Ocak 2011
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
[Havva Engin - KanalKultur] Geçen haftalarda yeniden bir ayin düzenlendi – PISA sonuçlarının duyurulması. Basın, Alman öğrencilerindeki mütevazi düzelmeyi –en düşük okuma becerisi düzeyindeki öğrenci sayısının azalması nedeniyle de – büyük bir başarı olarak kutladı. İyi haberler de bu kadarıyla sınırlıydı. Bundan ötesi, "same results as every year!" (Sonuçlar her yılki gibi!) Bunun anlamı: Köklü bir yön değişimi olmadan – öğrencilerin heterojen yapısıyla daha yetkin bir pedagojik yaklaşım anlamında – Alman eğitim sisteminin işlevselliği belirgin bir şekilde değişmeyecektir.
Özellikle göçmen öğrencilerle ilişkide pedagojik beceriksizlik etkisini gösteriyor. Bu öğrenci grubunun eğitim kariyerleri çoğunlukla başarısızlıkla başlamaktadır, çünkü Almanya'da okula başlaması ertelenen çocukların yarıdan fazlası göç kökenlidir. Okulda eğitim alabilecek düzeyde olmama "tanısı" konulan söz konusu çocukların çoğunluğunda, temelde aslında Almanca eksikliği yatmaktadır, ki bu eksiklik, anaokulunda zorunlu eğitimi ertelemek için hukuksal meşruiyet teşkil etmemektedir. →
Günümüz Almanya'sında ...
Eklenme Tarihi 29 Eylül 2008
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
[Havva Engin - KanalKultur] 1955 yılında Almanya-İtalya arasında yapılan anlaşma ile Almanya'ya işçi göçü başladı. Bunu, başka ülkelerle (örneğin İspanya, Portekiz, Yunanistan, Türkiye ve Yugoslaya) yapılan işçi alma anlaşmaları izledi. Bu tür anlaşmaların hedefi, Alman ekonomisinde İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan iş gücü açığını kapatmaktı...
Aradan geçen zaman sürecinde, Almanya politik bazda kendini 2000 yılına kadar göç ülkesi olarak kabul etmese de yıllardan beri "göç olgusu" Almanya gerçeklerinin bir parçasını oluşturuyor.
Son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalar, Almanya'ya göç etmiş değişik göçmen gruplarının topluma uyumunun çok farklı şekillerde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.
"Eğitimdeki başarı" temel alınırsa, en başarılı göçmen cemaatini İspanyollar oluşturuyor. Onları; Doğu-Asya kökenli, Rus kökenli ve Yunan kökenli öğrenciler izliyor. En başarısız öğrenciler ise; Türk, Arap ve İtalyan kökenli olanlar.
Araştırmalar, göçmen gruplar arasındaki başarının ve başarısızlığın nedenleri üzerine kesin bir sonuca varamamışlar. Ortaya çıkan tablo, birkaç nedenin etkili olduğunu gösteriyor. Özellikle aşağıda sıralanmış nedenler hakkında kesin sonuçlar ortaya konulamamış:
• Ailelerin eğitim durumu: Değişik göçmen gruplar birbiriyle kıyaslandığında, hemen hemen hepsinin "eğitim seviyesi"nin düşük olduğu görülüyor. Örneğin İspanyol velilerinin İtalyan ve Türk veliler gibi – ki bunlar birinci kuşağı oluşturuyor – okul ve meslek eğitiminde sadece temel eğitimleri var. Buna karşın onların çocukları ve torunları, Almanya'da eğitimde en başarılı göçmen grup.
• Hane büyüklüğü: İtalyan, Türk veya İspanyol aileler karşılaştırıldığında, hemen hemen hepsinin ayni büyüklükte ve iki-üç çocuklu olduğu görülüyor.
• Din faktörü: Almanya'da en başarısız grubu Müslüman göçmenlerin – ki bunlar Türkler ve Filistin / Lübnan'lılardır – oluşturduğu ortada. Ama bu gerçek İtalyan kökenli çocukların neden daha başarısız olduğunu açıklayamıyor; zira İtalyanlar eğitimde en başarısız, İspanyollar en başarılı grup – ve ikisi de Katolik inancına mensup.
Sayılan nedenler sonuç vermediği için, başka nedenlerin aranması gerekiyor.
Kanımca şu faktörler, göçmen grupların eğitim başarısı ve toplumsal uyumu için belirleyici: →
Diğer Makaleler...
İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Havva Engin kategorisini görüntülemektesiniz




