Almanya'da Paralel Toplumlar - Kültürlerarası ve Transkültürel Pedagojinin Bakış Açısı'ndan Bir İrdeleme Girişimi
Eklenme Tarihi 18 Kasım 2011
| Almanya'da Paralel Toplumlar - Kültürlerarası ve Transkültürel Pedagojinin Bakış Açısı'ndan Bir İrdeleme Girişimi |
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
[Havva Engin - KanalKultur] - Almanya'da paralel toplumlarla ilgili yürütülen tartışmalarda, hemen her zaman yerlilerin ve göçmenlerin birlikte yaşamı konu edilmekte ve görüşler "biz" ve "onlar" ikili ayrımı tarafından yönlendirilmektedir. Sosyologlar haklı olarak bu tutumu, "toplumsal koşulların bir kesiti olmadığı, tersine işlevselliği türdeş grupların yapılandırılmasında saptanabilen, çoğunluk toplumunun hegemonyasını meşrulaştırmak ve sağlamlaştırmak üzere kendi şekillendirdiği bir yapı" olduğu için eleştiriye tabi tutmaktadır. (Roth 2007: 164).
Bununla birlikte tespit edilebilen diğer bir konu, paralel toplumlarla ilgili yürütülen tartışmaların çoğunlukla göçmenlerin kendisini göz önünde bulundurmadığı, tersine Müslüman (Türk) göçmenlerin entegrasyonunun çatışkıların merkezinde olduğudur. Bu çatışkıların büyük bir bölümü muhafazakar politik kesimlerin temsilcileri tarafından kamuoyuna taşınmakta ve buna uygun bir medya tarafından yayılmaktadır.
Almanya'da paralel toplumların varlığına ilişkin tartışmalar tümüyle olumsuzluk içermekte ve antagonist kavramlarla hareket etmektedir. Bu özellikle başörtüsü tartışmalarında açıkça görülmektedir: Başörtüsü –konuya ve tartışma akışına bağlı olarak- ya Müslüman kadının ezilmesi ya da politik bir sembol, farklı bir ifadeyle, taşıyıcısının bir politik baskı aracı olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Almanya'da, bu giysinin bu şekilde bir anlam taşıdığını teyit edecek bir tek sağlam görgül araştırma mevcut değildir.
Söylemlerdeki temel konu, Müslüman göçmenlerin entegrasyonu istemedikleri, çoğunluk toplumunun sahip olduğundan farklı değer ve normların yaşanıp aktarıldığı yalıtık bölgeler (Enklave), yani paralel toplumlar oluşturduklarının açıkça ortaya konulmasıdır. Bu kanıtlayıcı mantığa göre Müslüman göçmenler, kendi değer sistemleriyle Federal Cumhuriyet'in özgürlükçü-demokratik düzeninin altını oyarak toplumsal barışı zora sokmaktadırlar.
Paralel Toplumlar Çağdaş Bir "Buluş" mudur?İnsanlık tarihi göç tarihidir. İnsanlar bir bölgeden diğerine göçtüklerinde, her zaman kendinden olanların ve yeni gelenlere yabancı yerlerde tanıdık bir çevre sunanların yakınlığını aramışlardır. Bu, aynı bölgeden gelen göçmenlerin yoğunlaştığı yerleşim yerleri ve konutların oluşmasına yol açmıştır. Farklı ve büyük metropollerin taşıdıkları adlar, bu gelişmeyi günümüzde de belgelemektedir. →
PISA 2009 - Almanya'da ...
Eklenme Tarihi 17 Ocak 2011
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
[Havva Engin - KanalKultur] Geçen haftalarda yeniden bir ayin düzenlendi – PISA sonuçlarının duyurulması. Basın, Alman öğrencilerindeki mütevazi düzelmeyi –en düşük okuma becerisi düzeyindeki öğrenci sayısının azalması nedeniyle de – büyük bir başarı olarak kutladı. İyi haberler de bu kadarıyla sınırlıydı. Bundan ötesi, "same results as every year!" (Sonuçlar her yılki gibi!) Bunun anlamı: Köklü bir yön değişimi olmadan – öğrencilerin heterojen yapısıyla daha yetkin bir pedagojik yaklaşım anlamında – Alman eğitim sisteminin işlevselliği belirgin bir şekilde değişmeyecektir.
Özellikle göçmen öğrencilerle ilişkide pedagojik beceriksizlik etkisini gösteriyor. Bu öğrenci grubunun eğitim kariyerleri çoğunlukla başarısızlıkla başlamaktadır, çünkü Almanya'da okula başlaması ertelenen çocukların yarıdan fazlası göç kökenlidir. Okulda eğitim alabilecek düzeyde olmama "tanısı" konulan söz konusu çocukların çoğunluğunda, temelde aslında Almanca eksikliği yatmaktadır, ki bu eksiklik, anaokulunda zorunlu eğitimi ertelemek için hukuksal meşruiyet teşkil etmemektedir. →
Günümüz Almanya'sında ...
Eklenme Tarihi 29 Eylül 2008
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
[Havva Engin - KanalKultur] 1955 yılında Almanya-İtalya arasında yapılan anlaşma ile Almanya'ya işçi göçü başladı. Bunu, başka ülkelerle (örneğin İspanya, Portekiz, Yunanistan, Türkiye ve Yugoslaya) yapılan işçi alma anlaşmaları izledi. Bu tür anlaşmaların hedefi, Alman ekonomisinde İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan iş gücü açığını kapatmaktı...
Aradan geçen zaman sürecinde, Almanya politik bazda kendini 2000 yılına kadar göç ülkesi olarak kabul etmese de yıllardan beri "göç olgusu" Almanya gerçeklerinin bir parçasını oluşturuyor.
Son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalar, Almanya'ya göç etmiş değişik göçmen gruplarının topluma uyumunun çok farklı şekillerde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.
"Eğitimdeki başarı" temel alınırsa, en başarılı göçmen cemaatini İspanyollar oluşturuyor. Onları; Doğu-Asya kökenli, Rus kökenli ve Yunan kökenli öğrenciler izliyor. En başarısız öğrenciler ise; Türk, Arap ve İtalyan kökenli olanlar.
Araştırmalar, göçmen gruplar arasındaki başarının ve başarısızlığın nedenleri üzerine kesin bir sonuca varamamışlar. Ortaya çıkan tablo, birkaç nedenin etkili olduğunu gösteriyor. Özellikle aşağıda sıralanmış nedenler hakkında kesin sonuçlar ortaya konulamamış:
• Ailelerin eğitim durumu: Değişik göçmen gruplar birbiriyle kıyaslandığında, hemen hemen hepsinin "eğitim seviyesi"nin düşük olduğu görülüyor. Örneğin İspanyol velilerinin İtalyan ve Türk veliler gibi – ki bunlar birinci kuşağı oluşturuyor – okul ve meslek eğitiminde sadece temel eğitimleri var. Buna karşın onların çocukları ve torunları, Almanya'da eğitimde en başarılı göçmen grup.
• Hane büyüklüğü: İtalyan, Türk veya İspanyol aileler karşılaştırıldığında, hemen hemen hepsinin ayni büyüklükte ve iki-üç çocuklu olduğu görülüyor.
• Din faktörü: Almanya'da en başarısız grubu Müslüman göçmenlerin – ki bunlar Türkler ve Filistin / Lübnan'lılardır – oluşturduğu ortada. Ama bu gerçek İtalyan kökenli çocukların neden daha başarısız olduğunu açıklayamıyor; zira İtalyanlar eğitimde en başarısız, İspanyollar en başarılı grup – ve ikisi de Katolik inancına mensup.
Sayılan nedenler sonuç vermediği için, başka nedenlerin aranması gerekiyor.
Kanımca şu faktörler, göçmen grupların eğitim başarısı ve toplumsal uyumu için belirleyici: →
Betül Gedik "Eski İstanbul ...
Eklenme Tarihi 19 Temmuz 2008
![]() |
| Prof. Dr. Havva Engin |
[Havva Engin - KanalKultur] Betül Gedik'in "Eski İstanbul Hayatı ve İstanbul Yahudileri" adlı kitabı "Osmanlı ile Tanışma" (s. 11-17), "Yabancıların Yabancılığı" (s. 18-25), "Hıristiyanlar-Yahudiler" (s. 26-34), "Yahudiler ve İstanbul" (s. 35-46), "Mozaik ama Nasıl?" (s. 47-51), "Siyasi Yaşam" (s. 52-60), "Ve Onlar ‘İş'ini Biliyordu..." (s. 61-69), "Müzik ve Eğlence" (s. 70-75), "Mecburî Kıyafet" (s. 76-81), "Tekinalp Türkçülüğü Galanti Ulusçuluğu" (s. 82-88) başlıklarını içeren 10 kısım ile, bunun dışında "Belgeler Bilgiler" (s. 89-129), "Sözlük" (s. 131-139) ve "Fotoğraflar ve Belgelerin Tıpkıbasımları"nı (s. 145-160) içeren eklerden oluşuyor.
![]() |
| Betül Gedik: Eski İstanbul Hayatı ve İstanbul Yahudileri. Pera Orient, İstanbul 1996, 160 S. |
Eser, Ergun Hiçyılmaz'ın yazdığı "Girizgâh" (s. 5-8) ile başlıyor ve yazarın "Önsöz"üyle (s. 9) devam ediyor. Hiçyılmaz, "Girizgâh"ında Yahudilerin babadan oğula devrettikleri yaşam tarzını da içeren "günlükleri"nin sadece onların değil, yaşadıkları ülkenin de tarihini oluşturduklarını vurguluyor (s. 5).
Gedik, eseri için yazdığı "Önsöz"de, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Yahudilerin asırlardır "azınlık", ekalliyet" ya da "Cemaat"ten çok "teb'a" olarak yaşamını sürdürdüklerinin altını çiziyor (s. 9).
Eserin "Osmanlı ile Tanışma"yı içeren kısmında, Osmanlı Devleti'nin Rum ve Ermenilere göre "Yahudi teb'asına" daha "hoşgörülü" olduğunu ve Osmanlıların onların daha iyi yaşamalarının hem koşullarını hem gereklerini yerine getirdiklerini (s. 11) söyleyen Gedik, Osmanlı'ya Orhan Bey zamanında başlayan Yahudi göçünde, savaş sonrası boşalan yerlere Yahudilerin yerleştirilerek buraları tekrar "güvenilir" hale getirme siyasetinin önemli bir yeri olduğu kanısında. Burada iki türlü seçenek var: Yahudilerin yerleşim alanını kendilerinin seçmeleri, devletin onlar için seçme hakkını kullanmaları (s. 12).
Yazar, Yahudilerin, Osmanlı Devleti'nde diğer teb'aların aksine ayrılıkçı veya milliyetçi tutumların içine girmediklerinin altını çiziyor; onların, devlette "sosyal bir güç" oluşturduklarını söylüyor ve Osmanlı'daki "gayrimüslüm güvensizliğine" karşı "Yahudi güvenilirliği"yle bir "denge" unsuru olduklarını belirtiyor (s. 13). Osmanlı'da Yahudilerin kendi yaşam tarzlarını koruma ve geliştirebilme olanağını bulduğunu yineleyen yazara göre, onlar kendi cemaatlerini kurmuşlar ve böylece sistem içinde erimelerinin önüne geçebilmişler. Ancak, bu durum, sistemin idamesinde gerekli olan üretkenliği engellememiş, arttırmış. Bununla birlikte, "Yeşiva" gibi dini eğitim merkezlerini de oluşturmuşlar, 1835'ten itibaren Hahambaşılarını seçebilme imkanına kavuşmuşlar; 1876'da seçme-seçilme haklarını elde etmişler (s. 14-17). →
İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Havva Engin kategorisini görüntülemektesiniz





