Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Gerçekçi ol imkansızı iste. CHE GUEVARA

Gönlümün Başkenti İncirgediği ve "Tükenen Gelenek: Değişik Verme"

Eklenme Tarihi 10 Nisan 2012

Gönlümün Başkenti İncirgediği ve "Tükenen Gelenek: Değişik Verme"

Dr. Halil Atılgan

Dr. Halil Atılgan

[Halil Atılgan - KanalKultur] - Ey! İncirgediği... Doğup büyüdüğüm köyüm. Beni bağrına basan, yokluklarıyla hamur gibi yoğuran, sonra da hasretiyle kasıp kavuran gönlümün başkenti. Bugün seni anlatacağım bilmeyenlere. Geceni, gündüzünü, kurdunu kuşunu dile getireceğim. Eksiğim olursa... Ki olacaktır. Gönül gözüyle bak bana. Bağışla kusurumu...

Gönlümün Başkenti İncirgediği ve "Tükenen Gelenek: Değişik Verme"
1960 İncirgediği İlkokulu
1960 İncirgediği İlkokulu

İncirgediği Mersin ilinin Tarsus ilçesinin (İncirgediği 1993 yılına kadar Adana ilinin Karaisalı ilçesine bağlı idi) bir köyüdür. Çukurova'nın bittiği, engebeli arazinin başladığı, çevreye göre yüksek sayılabilecek bir yere kurulmuştur. Köyün çevresi maki dediğimiz fundalıklarla kaplı olmasına rağmen, yer yer çamlık olan kesimlere de rastlanır. Engebeli arazinin bitiği yerde Toros Dağları başlar. O çevrede Toros Dağlarının Güney kesimi genellikle böyledir. İncirgediği Adana'ya takriben 50 km., tren yoluna 3, otoyola 7 km.'dir. Adana - Ankara tren yoluyla Adana-Ankara otoyolu arasındadır. Çevrenin kültür merkezidir. Okuma yazma oranının en yüksek olduğu köylerden biridir. Okul 1928 yılında yatılı bölge okulu olarak hizmete girmiş. İki hizmet binasıyla eğitim öğretime başlamış. Binanın biri çevre köylerden gelen öğrencilere pansiyon olarak hizmet vermiş, diğeri eğitim öğretim binası olarak kullanılmış. O civarda cumhuriyetin ilk yeni yazı ile eğitim - öğretim yapan okulu olarak tarihe geçmiştir. İncirgediği İlkokulu'ndan sonra Durak, sonra da Bozcalar Köyü İlkokulu yapılmış. Bu köylere okul yapılmadan önce tüm öğrenciler bizim köyde eğitim öğretim görmüşler. Onun için İncirgediği çevrenin en çok okuryazar yetiştiren köyü olarak kayıtlara geçmiştir. Benim İndirgediği'nde okuduğum dönemde (1950'li yıllar) hâlâ Kumdere, Cırbıklar, Kıllıcami ve Aladağlı köylerinde okul yoktu. O köylerden bizim okula öğrenci gelirdi. Kumdere'den, Aladağlı köyünden aynı sınıfta okuduğum okul arkadaşlarım daha dün gibi aklımda.

İncirgediği, kervanla ulaşımın yapıldığı dönemde kervancıların "İncirli Bel", "İncirli Gedik" olarak tabir ettikleri bir konaklama yeriymiş. İncirgediği adının da bu konaklama yerinden geldiği sanılır. Şimdi hâlâ konaklama gediğinde, belinde, incir ağaçları mevcuttur. İncirgediği'nin bir de Kaşobası mezrası vardır. İncirgediği Kaşobası'ndan büyüktür. Onun için köy merkezi İncirgediği olarak bilinir. 

Devamını oku...

"Alevi de benim Sünni ...

Eklenme Tarihi 07 Mart 2012

Alevi de benim Sünni de benim" - Âşık İmami: O Çukurova'nın Gerçek Bülbülüydü...

Dr. Halil Atılgan

Dr. Halil Atılgan

[Halil Atılgan - KanalKultur] - Yıllardır Anadolu'yu adım adım dolaştı. Yurdu saran bir ses, dillerden düşmeyen türkü, gözlerde şavkıyan ışık, gönüllerde kabaran bir heyecan olmaya çalıştı. Bazen Toros Dağlarında uğultu, Çukurova'nın sarı başaklarında, ak çiçek açan Çukurova pamuğunda bereket, halk ozanı deyince Çukurova'da akla ilk gelen isimler arasında yerini aldı. O şiirlerinde kanatlı bir kuş oldu. Bir baktık Niğde'de, bir baktık Mardin'de, Maraş'ta, Göksun Tekir'de. Toros Dağlarının öten bülbülü, Çukurova'nın sarı sıcağı oldu.

Âşık İmami [1954 – 28.02.2012]
Âşık İmami [1954 – 28.02.2012]
İmami: Cümlemiz Âdem'in evlâdı ise / Alevi de benim Sünni de benim

Ustası Karacaoğlan gibi dertlilere deva, hastalara şifa, darda kalanlara ise Zümrüt'ü Anka kuşu olmaya çalıştı. Karacaoğlan, Dadaloğlu, Deliboran, Elbeylioğlu, Âşık Garip atam dedi. Vurdu bağlamasını omzuna diyar diyar dolaştı. O, aşk ve sevda şiirlerinin ustası, güzellerin hastası, batan güneşte, doğan ayda sevdiğini arayan, gönül yoldaşı ustaların ustası Karacaoğlan'nın yolunu takip etti. Az gitti uz gitti, dere tepe düz gitti. Türkülere, Çukurova'ya, Toros Dağlarına sevdalandı. Türkülere olan sevdası gün be gün arttı. Onulmaz yaralar açtı yüreğinde. Anasının ağıtı, babasının sırları onunla dile geldi. Ana kucağının sıcaklığını buldu türkülerde. Sevdasının dumanı yükseldi. Kavuşamayanların arzusu siyim siyim gözyaşı oldu. Köyünün dağları şekillendi. Koyak koyak, köy köy dolaştı Anadolu'yu. Sevdası karasevdaya dönüştü. Türküler ekmek parası oldu. Tepeye uçarak değil sürünerek çıktı. Hayat denen selin önünde bazen doluya, bazen fırtınaya tutuldu. Ama yılmadı. Ozanlar diyarı Çukurova'da ustalarına özendi. Onlar gibi saz çalıp türküler söyledi. Ağıtlar yaktı. Bazen Düziçi'de Hatice Gelinin, bazen de İzmir'de askerken künyesi gelen Avşar Ali'nin ağıtı oldu. Sonra da "Ağıta Ağıt Yaktım" dedi. Vurdu bağlamasının tellerine.

Ağıtlara Ağıt Yaktım

Acısı olan derdinden
Ağıt yakar ağıt söyler
Seven sevdiği ardından
Ağıt söyler ağıt yakar

Bulutsuz toza dumana
Alkanlı güllü çemene
Elaziz Ano Yemen'e
Ağıt söyler ağıt yakar 

Devamını oku...

 

Türkülerin Talihsiz ...

Eklenme Tarihi 17 Şubat 2012

Türkülerin Talihsiz Yeşil Ördeği

Dr. Halil Atılgan

Dr. Halil Atılgan

[Halil Atılgan - KanalKultur] - Halk edebiyatımızın temel taşlarından birini meydana getiren halk ozanlarımız, türkü sözlerimizin yapılanmasında da önemli bir unsurdur. Türkülerin varoluşunda, yaygınlaşıp yaşatılmasında bu kıymete paha biçilmez. Ancak onlar yaparlar; bizler onların yaptıklarını, çalıp okuduklarını muhafaza edemeyiz. Muhafaza edemediğimiz gibi bazen ne dediğini de anlayamayız. Anlamadığımızı da araştırmadan yanlış olarak okumaya devam eder, yanlışlıkların günümüze kadar gelmesine vesile oluruz. İşte; bazı kaynak kişilerin türkü sözlerini yanlış aktarması, derleyicilerin düzelteceğim diye sözlerde yaptığı tahribat, halk müziği sanatçılarının halk edebiyatı konusundaki yetersizlikleri (istisnalar hariç), türkülerimizde birtakım söz yanlışlıklarını ortaya çıkarmıştır. Yanlışlıklar düzeltilmediği gibi düzeltilmesiyle ilgili gayret de gösterilmemiştir.

Konuyla ilgili; merhum Nejat Birdoğan "Türkülerdeki Söz Sakatlıkları", Mehmet Gökalp "Halk Edebiyatında Hatalı Söyleyişler", Nail Tan "Karacaoğlan'nın Türk Sanat Müziği Türünde Bestelenen Şiirleri", Salih Turhan "Azerbaycan Halk Türküleriyle (Mahnıları) ilgili Tespit Ve Düşünceler" Ahmet Özdemir "Türkülerin Sözleri Doğru Okunmalıdır" yazılarıyla yanlışlıklara dikkat çekmişler. Hatta Salih Turhan'ın (kendi ifadesine göre) yanlışlıkları bir yazıyla TRT Müzik Dairesi Başkanlığı'na sunmasına, söz yanlışlıklarının düzeltilmesi için hazırladığım "Türkülerin İsyanı" adlı kitabımıza rağmen, tespit edilen söz yanlışlıkları hâlâ uygulamaya konulmamış, düzeltilmemiştir. Yanlışlıklara dur diyecek bir yetkilinin çıkmayışı, türküyü okuyan bazı sanatçılarımızın duyarsızlığı, bahsedilen yanlışlıkların artarak devam etmesine vesile olmuştur. Ülkemizde kuralları yanlış uygulamanın, yapılan tüm yanlışlıkların muhakkak bir karşılığı, yaptırımcı gücü vardır. Arabanızın boyasını değiştirirsiniz ilgili makama bilgi verirsiniz. Evinizin balkonunu kapatmak için apartman yönetiminden izin alırsınız. Kısaca her yanlış yapmanın muhakkak ki bir bedeli, bir cezası vardır. Yalnız türküleri yanlış okumanın bedeli yoktur. Türküleri tepe tepe kullananlara, yorumladığını zannederek ezgileri değiştirenlere "güzel yorumladı" diyerek de takdir ve taltif vardır...

İşte tepe tepe kullanılan, sözleri yanlış okunan ünlü bir türkümüz vardır. O ünlü olduğu kadar herkes tarafından bilinen, sevilen, sözleri de çok yanlış okunan talihsiz türkülerimizden biridir. Türkünün yöresi Sivas. Sabahattin Alpaslan'dan Osman Özdenkçi derlemiş, notaya almış. TRT Türk Halk Müziği repertuvar sıra no 2363 olan "Yeşil Ördek" türküsüdür. Sözleri yanlış okunduğu için ben onu "Türkülerimizin Talihsiz Yeşil Ördeği" olarak ilân ettim...

Talihsiz Yeşil Ördek türküsünün TRT repertuvarındaki sözleri:

Devamını oku...

 

Bir Olalım, İri Olalım, ...

Eklenme Tarihi 22 Haziran 2011

Bir Olalım, İri Olalım, Diri Olalım...

Dr. Halil Atılgan

Dr. Halil Atılgan

[Halil Atılgan - KanalKultur] Ben türkülere, Çukurova'ya, Toros Dağları'na sevdalıyım. Sevdam: Anamın beni tarlada doğurmasından, sekiz yaşına kadar ayakkabıyı tanımayışımdan, yufka ekmeği fırın ekmeğine sarıp katık diye yiyişimden, anamın dokuduğu, nar kabuğuyla da boyadığı çıbıklı ceketle büyümemden, Toros Dağları'nı yorgan, Çukurova'yı döşek, yavşan kokusunu pudra, kekik kokusunu esans kabul etmemden kaynaklanır.

Sevdam türkülerdir. Türkülerde anamın ağıtı, babamın sırları gömülüdür. Ana kucağının sıcaklığı vardır onlarda. Sevdaların dumanı yükselir. Köyümün dağları şekillenir. Çayları çağlar. Tıpkı Uzun Yayladan doğup Akdeniz'e dökülen Seyhan nehri gibi... Kavuşamayanların arzusu siyim siyim gözyaşı olur türkülerde. "Aman aklımı başımdan aldı bu ceren / Edem seherde karşıma çıktı bu ceren" denildiğinde Amanos'lardan hışımla inen kar suları gelir aklıma. İşte bizim türkülere, bağlamaya, ozanlara, Anadolu'ya, Çukurova'ya sevdamız bundandır. Bu sevda onulmaz yaralar açtı sinemde. Yollara düşürdü beni. Anadolu'yu koyak koyak, köy köy dolaşmamı sağladı. Duyduğumu not ettim, yetişebildiğimi kayda geçtim. Anadolu ozanlarıyla hemhal oldum.

Yaşadığımız hayat, türkülerle haşir neşir olmamızı sağladı. Sevdamız karasevdaya dönüştü. Bu sevdamızı Anadolu'yla, ozanlarla, sevenlerle paylaşmaya çalıştık. Türkülere olan aşk günbegün ilerledi. Yazmaya, araştırmaya, folklora-edebiyata yöneltti. Kendi çapımızda yazmaya, toplumu bilgilendirmeye, milletimizin kültürünün kalıcılığını sağlamaya çalıştık. Onun için tozlu yollara düştük. Az gittik uz gittik. Kendimizi Karacaoğlan'ın, Ferrahi'nin, Agâhi'nin, Derviş Ali'nin, Metini'nin dilinde telinde ve bulduk.

Bu zaman için de sazımız hep birlikten, beraberlikten yana çaldı söyledi. İkilikten kimseye hayır gelmez diye yalvardık. Birlik için müthiş bir mücadele başlattık. Birliğin bize vereceği güçten rahatsız olanlar, bana Alevi, size Sünni dediler. Alevi Sünni plağını döndürmeye başladılar. Koca Veysel buna engel olmak için "Nedir Alevilik Sünnilik / Menfaattir var varası" diyerek bizi doğruladı. Koca Veysel'in bu düşüncesi yakın zamana kadar kabul görmedi. Yine herkes bildiğini okudu. Aleviler ve Sünniler istenilen ölçüde kucaklaşamadılar. Bizler birbirimizi kucaklamadıkça onlar amacına her gün biraz daha yaklaştı.  

Devamını oku...

 

Antakya Günlüğü - ...

Eklenme Tarihi 05 Mayıs 2011

Antakya Günlüğü - II: Antakya'da Avşar Düğünleri
Dr. Halil Atılgan
Dr. Halil Atılgan

[Halil Atılgan - KanalKultur] "... Nişan merasimi saat l6 – 17 sularında başlar ve kız evinde yapılır. Akşam köy meydanına ateş yakılır. Yakılan bu ateşe "Mersah" denilir. Mersahın etrafında halaylar çekilir, türküler söylenir, oyunlar oynanır, güreş yapılır, "Makaben" dönülür. Makaben; yiğitliği, mertliği ifade eden, güreşe ve sinsine benzeyen bir oyundur. Pehlivanların güreşe başlamadan önce yaptığı peşrevlerin daha ilkeli ve kuralsızı olarak düşünülebilir. Herkes makaben dönmez. Daha çok gençler ve evlenme çağına gelmiş delikanlılar makaben dönerler. Makaben dönme ferdi olabileceği gibi gruplar arasında da olabilir. Nişana davet edilen çevre köyler, gruplar halinde gelirler. Bu gruplara "Seymen" denir... Nişan merasimi yapılırken köyün ileri gelenleriyle imam ve oğlan babasının da bulunduğu bir komisyon kurulur. Bu komisyon oğlan evinin ekonomik durumuna göre düğün giderlerini tespit ederek oğlan tarafının kız tarafına ödeyeceği para miktarını belirler. Bu başlık parası değildir. Buna "Kız Hakkı", daha doğrusu kız hakkını kesme denilir... Avşar köylerinde düğün tarihini belirleyen bir heyet vardır. Bu heyete "düğün komitesi" denir... Düğün tarihi belirlendikten 5 – 10 gün sonra esbap kesilir. Nişan törenin de "Kız Hakkı" olarak düşünülen para kız evine teslim edilir. Şehre gidilerek bu parayla gelinin bütün ihtiyaçları karşılanır... İnce uzun direk veya kamış, düğün evinin en yüksek yerine dikilir. Dikilen bu direk düğün evinin bayrağıdır. Düğün evini sembolize eder. Bayrağın ucuna ise patates, soğan, incir, mendil ve ayna takılır... Düğünün en büyük sorumlusu "bayraktar"dır. Bayraktar, köy tarafından seçilir... Saboş, düğün yemeğinden sonra, düğün sahibine toplanan yardım merasimidir. Bayraktar davetlilere saboşun başladığını duyurur. Davul zurna eşliğinde protokol sırasına göre düğüne davet edilenlerden para toplanır... Gelin oğlan evine geldiğinde hemen attan inmez. Kayın peder ve kayın valideden kıymetli hediyeler aldıktan sonra attan iner. Verilen hediyeye "attan indirmelik" denir. Gelini kayın peder ve kayın valide attan indirir... Gelin attan inip, oğlan evine giderken kapı eşiğine hamur atar, yapıştırır. Kapı sövesine nar vurur. ( Nar çocuğun çok olmasına, hamur ise berekete işarettir.)... Pazar günü yapılan düğün törenine damat gelmez. Zira damat o gün köyün çobanıdır. Güvey gecesi pazarı pazartesiye bağlayan gecedir. Zira bu gece köylülerin düğünüdür. Çünkü dışarıdan gelen misafirlere bakmaktan düğünde eğlenmeye fırsat bulamamışlardır. Güvey gecesi, pazar günü gelin attan indikten sonra yapılır... Damat çobanlıktan geldikten sonra banyo yapar. Arkadaşları tarafından tıraş ettirilip, giydirilerek düğünün yapıldığı meydana götürülür. Güveyinin sağında, solunda olmak üzere iki sağdıcı vardır. Sağdıçlar güveyinin koruması durumundadır. Sağdıçları güveyiyi mersahın etrafında üç defa döndürürler. Dönüş bittikten sonra sağdıç ve bayraktar "Şapkası ipek, yakası ipek, yiğitler başına, Muhammed'e salâvat" diyerek "Hayırlı olsun" temennisinde bulunarak damada şapkasını giydirirler. Ama damat şapkayı giymez. Aynı hareket üç defa tekrarlanır. Damat şapkayı yine giymeyince, babası çağrılır. Babaya "Oğlunun gönlünü gör" denilir. Baba da oğluna tarla, bağ, bahçe vb şeyler vererek günlünü görür, oğlan da şapkayı giyer..." 

Devamını oku...

 

İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Halil Atılgan kategorisini görüntülemektesiniz

Eğer isterseniz?