Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
İki günü eşit olan ziyandadır. Hz.MUHAMMED

"Şeref"

Eklenme Tarihi 05 Eylül 2011

"Şeref"
Ali Şehepli

[Ali Şehepli - KanalKultur] "Şeref", Türkiye'nin mümtaz bir kentindendi. Sağlık sorunları nedeniyle Almanya'ya gelen ve "geçici oturum"larla orada; annesinin yanında yaşayan bir Almancı kıza gönül verdi. Dünürcü gönderdi; istetti. Resmî nikâhsız evlendiler. Tabii Almanya'ya "hemen" gidemedi. Ama orada yeri yurdu hazırlandı.

Gönül verdiği kızın ardı sıra yollara düştü. Doğu Avrupa'yı aştı. Polonya'dan bir gece yarısı yavuklusunun yaşadığı ülkeye giriş yaptı. Nehiri geçmiş, üstü başı çamur içinde kalmıştı. Kendisine öylece rastlayan bir Alman'ın arabasının bagajında yavuklusuna kavuştu...

Bir süre sonra, ülkesinde politik takibata uğradığını ileri sürdü. "Mülteci" oldu. Evrakları soruşturuldu. Zaman da ilerliyordu. Sınır dışı edilme kaygısı giderek artınca bir çözüm bulundu. Kayınpederi uzun yıllar önce kaynanasından ayrılmıştı ve kaynanası duldu. Konsolosluğa gittiler. Önce "kaybettiği" pasaportunu çıkardı. Ardından kaynanasıyla resmî nikâh kıydı.

Nikâhsız evlendiği eşi, üvey kızı oldu. Kendisi de nikâhsız eşinin üvey babası... Resmî makamlara yeni medenî haliyle oturma izni alabilmek için başvurdu. Zorunlu ve geçici bir süre için, Türkiye'ye döndü. Bu arada, nikâhsız evlendiği "gayri resmî" eşi, resmî üvey kızı, kendisinden hamile kalmıştı. Resmî nikâhlı eşi kaynanası da kızıyla Türkiye'ye gitti. Doğumun ardından hep birlikte geri döndüler.

Nikâhsız eşinden, sonrasındaki üvey kızından bir kızı olmuştu...  

Devamını oku...

Post-Modern Âlem'de ...

Eklenme Tarihi 25 Temmuz 2010

Ali Şehepli

Her zaman eften püften şeylerden söz edecek değilim ya, bugün de "Post-Modern Âlem'de Dil" üzerine bir şeyler yazayım istedim. Nasıl ki, bir e-Mail grubundaki arkadaşımız Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday; oldu olacak ben de Türk Dil Kurumu veya Dil Derneği'nin ödülüne adaylığımı :) ilan edeyim dedim...

* * *

ali-sehepli-post-modern-alemde-dil-elektronik-suratlarla-ifade

Kısaca kişilerin birbiriyle anlaşmak için kullandıkları sembolik sisteme "dil" deniyor. İnsanlar, kurumlar ve toplumlararası ilişkiler dille sürdürülürken, kültürel miras da dille aktarılıyor.

Dil denildiğinde akla ilk gelen şey "konuşma" yani sözlü aktarım oluyor. Ancak konuşma, dilin sadece bir bölümü.
 
Bir de Sümerler'den beri tanıştığımız "yazı" var ki, modern ve real âlemin olduğu kadar, post-modern âlemde yani bizim âlemde değil ama "sanal âlem"de de sıkça kullanılan anlamlı işaretlerden, sembollerden oluşuyor.

Dil dediğimiz şey sadece bunlardan ibaret değil tabii.

"Mimik"lerimiz var, yani jest ve hareketlerimizin, hülasa davranışlarımızın, duygularımızın da simgelediği şeyler var. Tıpkı müzik, matematik ve resim gibi.

Böylece biz fanîler, kendi aramızda "iletişim" kurarak, anlaşabilmenin; ortak değerler oluşturarak yaşayabilmenin ve nasıl birarada yaşayabileceğimizin yollarını bulmaya, bunları da gelecek kuşaklara aktarmaya; duygularımızı elektronik formlarda ifade etmeye çalışıyoruz...

* * *

Post-modern âlem veyahut nam-ı diğer sanal âlemde de "iletişim" kurmak için başvurulan semboller var. Bunlara elektronik formda "smiley" / "smilie" [ˈsmaɪ̯li] deniyor. Smiley, gülen bir yüzün grafik olarak betimlenmesi olarak tanımlanıyor ve post-modern âleme özgü "yazılı" bir dilin önemli parçasını oluşturuyor.

Bir ön tipinin Amerikalı reklam grafikeri Harvey Ball tarafından sarı renkte bir daire içinde iki nokta ve eğri bir çizgiyle aralık 1963'te çizildiği belirtiliyor.

1971'de Fransız gazeteci Franklin Loufrani, estetiksel bir şekilde stilize edilmiş oval gözlerle değişen bugünkü anlamdaki grafik tasarımını "Smiley Word" adlı tescilli bir marka olarak geliştirdiğini dünyaya duyurmuş.

Elektronik formda yüzün grafik betimlemesi yani duyguların elektronik forma grafik grafikler yardımıyla yansıtılması, ASCII karakterleriyle görüntü formatlarına destek olunması amacıyla oluşturulmuş. Bilişimde elektronik suratların kullanılması bilişim profesörü Scott E. Fahlman tarafından 19 eylül 1982'de önerilmiş. Fahlman elektronik Smiley'in = suratların mucidi kabul ediliyor.

Sözünü ettiğim sembollerden kimilerini ve anlamlarını yanda veriyorum.

Elektronik suratsız, duygusuz; kısacası Smiley'siz kalmayın...

"Smiley" hakkında bkz. http://de.wikipedia.org/wiki/Smiley ; http://en.wikipedia.org/wiki/Smiley ; http://tr.wikipedia.org/wiki/Smiley ; http://www.smileylicensing.com/Pages/about_story.html

 

"Söyle bana messenger ...

Eklenme Tarihi 19 Ağustos 2008

Ali Şehepli

Son zamanlarda okumaktan ziyade internette dolaşmayı, sohbet odalarında dostlarla söyleşmeyi huy edindim. İş seyahatlerimden arta kalan zamanımda artık ne mimarî tasarım yapabiliyorum; ne de cok sevdiğim psikolojideki son gelişmelerin neler olduğuna ağırlık verebiliyorum. Galiba yaşlanıyorum. Bir sohbet ortamı bulduğumda, hemen yüksek sesle konuşmaya başlayıp, artık "ille de ben, ille ben" diye öne çıkmayı da bazen sevmiyor değilim. Ancak, dostlar sağolsunlar sohbetlerine katılmamı istiyorlar ve yazı yazmamı da.

Neticede bu yaştan sonra, iş seyahatlerimi erteledim; Türkçe kursuna kaydoldum; çoluk-çocukla aynı sıraları paylaşıp, harıl harıl geçen üç aylık bir süre sonunda zat-ı âlilerinizin karşısına anlaşılma kaygısı olmadan çıkmaya karar verdim. Ehh, ne de olsa "ağzı olan konuştuğu gibi herkes de yazıyor netekim" dedim; "ha bir eksik, ha bir fazla; ne farkeder" diye düşündüm ve “güncel yaşam”a ait nacizane müşahadelerimi yazmaya karar verdim.

İşte bu noktada sorunlarla karşılaştım.

Önceden herşeyin güllük-gülistanlık olacağını düşlerken, hiç hesapta olmayan şeyler çıktı. Evet, güncel yaşamla ilgili müşahadelerimi yazacaktım, ama nasıl? Bir süreden beri güncel yaşama ait iki tür tarz oluşmuş; bendenizin haberi bile olmamış! Dehşetli bir şekilde farkettim ki, kendisini modern olarak gören bendeniz, uzun süreden beri ne de-modeymiş de bundan bihabermişim.

Neyse fazla uzatmadan, sabrınızı zorlamadan konuya rücu edeyim.

Meğerse güncel yaşamın içinde iki paralel dünya varmış: Biri "real" olarak adlandırılıyor; diğeri de "sanal". Bu sınıflama bana ait değil. "Sanal" âlemin "kralları" ve "kraliçeleri" bunu yapıyor.

"Sanal âlem" dediğiniz malum teknolojik gelişmeler neticesinde icad ettiğimiz ve bugün güncel yaşamın vazgeçilemez parçası haline gelen "internet" efendim. Bilgisayarınız vasıtasıyla bir tuşa basıyorsunuz, "sözde" sınırları aşıp dünyayı kurcalıyorsunuz; dostlarınızla dünyanın neresinde olursanız olun kucaklaşıp, görüş teatisi yapabiliyorsunuz, bu az birşey değil.

"Sanal âlem"de yeni atasözleri de oluşmaya başlayacak, bu gidişle: "Söyle bana messenger listende kimler var, söyleyim sana kim olduğunu", "içinde bulunduğun oda aynandır", "ettiğin küfür sanadır" vb. gibi.

Hâl böyle olunca, yıllar önce bu günleri göreceğimi ve dünyanın böyle iki paralel dünyadan ibaret olacağını hiç aklıma bile getirmemiş olmaktan utanç duydum doğrusu.

Sanal âlemde edindiğim dostlar, bana kolayca yol yordam gösterdiler. Netekim, Türkçe kursuma paralel "öbür dünya"da da yaklaşık üç aylık bir eğitim sürecinden geçtim. Hatta orada kavga etmeyi bile başarabildim...

Neticede "selam millet" diye odaya nasıl girilir, nasıl selamlaşılır; kimler ne için "kırmızı" yer, kimler neden ban'lanır; ne tür sohbet edilir; nasıl gül veya karanfil gönderilir, halay nasıl çekilir, zılgıt nasıl atılır vs. yavaş yavaş öğrettiler.

Öğrendikçe meraklandım, meraklandıkça öğrenmeye başladım. Bu tam dipsiz bir kuyu gibi...

Heyhat, zaman su gibi akıp geçti ve okumaktansa "Hû eren canlar" diyerek girdiğim sohbet odalarında daha çok dostlarla söyleşmeye başladım. Bazen deyişleri dinledim, bazen XVI. - XVII. yüzyıldan "Vîran bahçelerde bülbül öter mi", "Lâmekân elinden misafir geldim", "Cümle mahlûkata cismü can olan", "Nâcî dirler bir gürûha uğradım", "Zâhirde bâtında sen imdad eyle" vs. diye orijinal deyişler yazdım. Ama Hakk - Muhammet - Ali aşkına itiraf etmeliyim ki, bu deyişleri kimse anlamadı. Anlamadıkları gibi "ne bunlar" diye de sordular. Beyhude uğraştığımı görerek, sonunda ben de yazmaktan vazgeçtim.

Bu arada ekleyim; bazı dostlar sık sık odalarda lakap değiştiriyorlar. Lakap, ki buna "nick name" deniyor, değiştirdikçe değişen, kah uysallaşan, kah canavarlaşan tiplerle de karşılaşıp, görüşüp, tanışıyoruz. Buna "maske" deniyor, nasılsa? "Maske takmak" veya "maskeleri indirmek" gibi deyimler giderek yerleşiyor orada.

Neyse, daha fazla uzatmadan lafın hülâsası, üstad Aziz Nesin'i yad ederek "sanal âlem"den naçizane müşahadelerime devam edeceğim...

 

Uyuyan güzellere, "nev-i ...

Eklenme Tarihi 28 Temmuz 2008

MSN çıldırttı

50 günlük evli çift kavgaya tutuştu, kıskanç koca kendini çatıdan atmaya kalktı!

Eşini internette sohbet ederken yakalayan koca, eşiyle tartıştıktan sonra 5 katlı binanın çatısına çıkarak, intihar etmek istedi.

Edinilen bilgiye göre 50 günlük evli olan çift, Ümraniye Çakmak Mahallesi, Adalar Sokak'ta bulunan ve 3 gün önce taşındıkları evde, gece yarısı yüksek sesle kavga etmeye başladı. Kavga sonrası oturdukları 5 katlı apartmanın çatısına çıkan Özgür Ü. (25), intihar etmek isterken, komşuları tarafından olay yerine çağırılan itfaiye ekipleri, olası bir atlamaya karşı önlem aldı. Sokakta park halindeki araçları kaldıran ekipler, Özgür Ü'nün atlama ihtimali olan yere branda gerdi. Saat 01.00 sıralarında çatıya çıkan kıskanç kocayı polis yaklaşık 2 saatlik ikna çalışması sonucu indirmeyi başardı. Olay yerinde hazır bulunan sağlık ekipleri, Özgür Ü.'ye sakinleştirici ilaç vererek, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk etti.

Komşuları, Çakmak Mahallesi, Ada Apartmanı'na 3 gün önce taşınan çiftin daha önce de kavga ettiğini ifade etti. Son kavgalarının sebebinin ise, Özgür Ü'nün eşinin internette "Canım" isimli birisiyle konuştuğu sırada kocasının olayı görmesi sonucu, kıskançlık krizine girdiği ve bu sebepten dolayı çatıya çıkarak, intihar etmek istediği öne sürüldü.

İHA

"Öbür Dünya"yı / sanal âlemi konu edinen analizler sevindirici bir şekilde artış gösteriyor, lâkin yetersiz.

Bendenizi bile, bu yaştan sonra Türkçe öğrenmeye, bilgisayar bilgimi derinleştirmeye yöneltip yazar (müsveddesi) yapan "Öbür Dünya"nın "öteki" kişilerinin dini ve sosyo-kültürel kimlikleri bu dünyada yaşayanlardan daha ilginç bir görünüm arzediyor. Bu meyanda, "Öbür Dünya"nın vatandaşları için, al birinden vur birine demeden öncelikle bastırılmış duyguların orada daha kolay ve aleni olarak ortaya çıktığını vurgulamam gerekiyor.

Diğer bir deyişle ve de tabiri caizse, bu dünyadaki mazlum, "Öbür Dünya"da zalim olabiliyor.

Giderek yalnızlaşan, modern ailenin veya parçalanmış ailenin üyesi olan ve bazan yalnız başına da tek kişilik aileyi oluşturan bireyin, kurtuluş olarak sığındığı bir dünya, "Öbür Dünya". Ona paralel bir dünya vaad ederken, bireyi yaşadığı ve sorunlarıyla yüklü olan gerçek hayatından koparıyor; toz pembe bir hayat, "cennet bahçeleri"nde başka bir hayat / dünya vaad ediyor, "Öbür Dünya".

Ölümsüzlük iksiri olan "ab-ı hayat"ı orada bulduğunu düşünen birey, "acıların çocuğu" olmaktan çıkıyor; yerine göre "acı veren çocuk" da olabiliyor, "Öbür Dünya"da.

Kendisini rahatsız hissettiğinde, ona rahatsızlık veren mekândan ve / veya kimlikten kurtulmakta bir sakınca göremiyor "Öbür Dünya"nın vatandaşı orada. İstediği kimliği ve mekânı kendisi seçebiliyor, birey "Öbür Dünya"da.

Gerçek dünyanın kimliği ve sosyal-kültürel statüsü belli fani vatandaşı, bulduğunu düşündüğü ölümsüzlük iksirinin etkisiyle mest olurken "Öbür Dünya"da, bilinç altında var olan şeyleri de - ki buna "itki" deniyor - tek tek farkına varmadan ortaya çıkarıveriyor.

Gerçek / real dünyanın dürüst aile babası veya annesi, bazı örneklerde görüldüğü gibi - ki burada "Öbür Dünya" vatandaşlarının hepsini kastetmiyorum; kuşkusuz içlerindeki canavarı öldürüp masumluğunu / temizliğini devam ettirenler, koruyanlar da var - "Öbür Dünya"nın "zamparaları"nı ya da "hovardaları"nı oluşturabiliyor; "Öbür Dünya"ya özgü özel mekânlarda ilgi duyduğuyla başbaşa buluşabiliyor / kalabiliyor...

Kendisini bir yumak gibi saran sorunlarını dahi çözemeyen, onları "anlık" yaşayarak çözdüğünü düşünen, ama aslında öteleyen birey, değil kendisinin, başkalarının sorunlarını dahi çözebilecek maharette kendisini görürken, psikologlara ve psikiyatristlere taş çıkartan öneriler sunabiliyor, "Öbür Dünya"da.

Kimi gazete köşelerinde karşılaştığımızın aksine, "Güzin abla"ların bol olduğu bir dünya, "Öbür Dünya".

Karıncayı dahi incitemiyecek kişiliğe sahip bireylerin, fincancı katırı gibi olduğu ve "maganda"lığa soyunduğu bir dünya, "Öbür Dünya".

Dahası hayatında tiyatroya bile gitmeyenlerin, ondan bihaber olanların senaryosunu yazıp, bilfiil "kukla oyunu" oynattıkları bir dünya, "Öbür Dünya".

MSN aşkı, tecavüz etti

İzmir Bornova’da 15 yaşındaki V.T., MSN kullanıcısı olan 21 yaşındaki Yakup Özdil ile internet üzerinde arkadaşlık kurdu. İki genç görüntülü olarak konuşmaya başladı. Gençler bir süre sonra da sanal alemdeki buluşmalarını yüz yüze gerçekleştirmek için Bornova’da bir kafeteryada buluştu.

Özdil, buluştukları gün V. T.’yi ikna edip, arkadaşı Teoman Korkmaz’ın evine götürdü. Özdil, iddiaya göre önce içki içmeye zorladığı, kabul etmeyince şiddet uyguladığı V.T.’ye giysilerini yırtıp tecavüz etti. Sonra da V.T.’yi “Ben ne zaman istersem geleceksin” diyerek serbest bıraktı.

Şikayet üzerine olayı soruşturan savcı, Zanlı ve evin sahibi Teoman Korkmaz’ın ifadesini aldı. Özdil ifadesinde V.T. ile kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini öne sürerek suçlamayı kabul etmedi.

Soruşturmayı tamamlayan savcı, Yakup Özdil hakkında ’nitelikli cinsel istismar’ suçundan 8 yıla kadar hapis, arkadaşı Teoman Korkmaz hakkında ise yardımcı olmaktan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. 

Çıplak görüntülerini kaydederek şantaj yapanı yakalattı

Enis Yıldırım / Ankara

Ankara'da Halk Eğitim Merkez Müdürlüğü'nde öğretmen olarak görev yapan 35 yaşındaki E.B., 4 ay önce internette arkadaş grubuna giren Yunus Y. ile tanıştı. Arkadaşlığını internette sürdüren ikilinin arasında aşk başladı. MSN'de sık sık görüntülü konuşmaya başlayan ikili, kamera önünde karşılıklı olarak soyundu. Ancak rulman ustası Yunus Y., bir süre sonra bu görüntüleri internette yaymakla tehdit ederek, öğretmen E.B.'ye kredi kartı ve ADSL borçlarını ödettirdi.

İstekleri Hiç Bitmedi

Yunus Y. daha sonra E.B.'ye, "Benimle cinsel ilişkiye gireceksin. Aksi halde görüntülerini internette yayınlarım" dedi. E.B. bu tehdit üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikâyet dilekçesi verdi. E.B.'nin MSN adresini kullanarak şüpheliyle birkaç görüşme yapan polis, suç unsurunu tespit ederek Yunus Y.'yi evinde gözaltına aldı. Görüntüleri bilgisayarında sakladığını, ancak tehdit ve şantajın iftira olduğunu iddia eden Yunus Y., cinsel istismar ve tehdit suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Görünürdeki nice mert kişilerin "rüzgâr gülü" olup, en azından kafasını dinlemek için tebdil-i kıyafetle kadınların erkek, erkeklerin kadın kılığında ortalıkta cirit attığı bir dünya, "Öbür Dünya". 

Hülasası, "uyuyan güzeller" altını bir kazıyın bakalım, bakın neler çıkacak nev-i şahsına münhasır bir âlem olan "Öbür Dünya"dan? 

 

 

 

 

 

 

Ne Yapsın Alevi?

Eklenme Tarihi 17 Haziran 2008

Ali Şehepli

Biri "Bayram Cemi" der, diğeri "Nazım Hikmet Cemi";
biri Alevilik "inançtır" der, diğeri "kültür";
biri Alevilik "İslamiyettir" der, diğeri "bir din";
biri Alevilik "yenilikçiliktir" der, diğeri "gelenekçilik";
biri Alevilik "devrimciliktir" der, diğeri "evrimcilik";
biri Alevilik "Türklüktür" der, diğeri "Kürtlüktür";
biri Alevilik "Orta-Asyalılıktır" der, diğeri "Mezopotamyalılıktır";
biri Alevilik "solculuktur" der, diğeri "sağcılıktır";
biri "Aleviyim" der, diğeri "Kızılbaş-Alevi";
biri Alevilik "Caferiliktir" der, diğeri "Şiiliktir";
biri Alevilik "devletçiliktir" der, diğeri "devlete muhalif olmak"
biri Alevilik "ideolojidir" der, diğeri "dünya görüşü".

Biri Alevilik "Hz. Ali'yi anlamaktır" der, diğeri "Hz. Ali'yi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim";
biri "Ali'siz Alevilik" der, diğeri "Ali'siz Alevilik olmaz";
biri "bizim Ali'miz Hz. Ali'dir" der, diğeri "O Ali bizim Ali'miz değildir";
biri Alevilik "alev'den gelir" der, diğeri "Ali'den";
biri "Velî'siz, erkânsız Alevilik" der, "diğeri "Velî de erkân da olmazsa olmaz";
biri dededir "dede değilim" der, diğeri dede değildir "dedeyim";
biri "Ocakzadeyim, evlâd-ı Resûl – Seyyid'im" der, diğeri "dedeyim, maden ocağındanım";
biri taliptir "talip değilim" der, diğeri talip değildir "talibim";
biri "musahiplik" der, diğeri "o da nedir?"

Biri Alevilik "İslamî bir yorumdur" der, "diğeri "aslında Türkmen Sünniliğidir";
biri "yaşadığım şey Aleviliktir" der; diğeri "Buyruk'a bak";
biri Alevilik "Hacı Bektaş-ı Veli gibi yaşamaktır" der; diğeri "ille de Pir Sultan gibi";
biri "Hacı Bektaş-ı Veli" der, diğeri Seyyid Mahmud Hayrani.

Biri onu İran'da arar, diğeri Anadolu'da;
biri "hümanizm" der, diğeri "72 millete bir gözle bakmaktır" derken 'öteki'ni ayırıverir;
biri "bizler" der; diğeri "onlar"...

Biri Alevilik "mozaiktir" der, diğeri "sentez";
biri Alevilik "doğuştandır" der, diğeri "ikrar veren Alevi'dir"
vs.

Ne yapsın Alevi?!.

Nejat Birdoğan'dan bir alıntıyla* notalı virgül koyalım;

Ya İlahi sen bilirsin halimi
Muhammed Mustafa'ya bağışla bizi
Ferzendi ol hatemi nur nübüvvet
Fatıma Hayrinnisa'ya bağışla bizi

Boyu selvi şecer kameti münir
Evveli bismillah yoktur sana yad
Damanım Mustafa kamu peygamber
Ali-yül Murtaza'ya bağışla bizi

Evvala pirimiz şahı vilayet
İkinci Hasan'dan okurum ayat
Üçüncü Hüseyin kılsın inayet
Dördüncü Zeynel Aba'ya bağışla bizi

Beşinci Muhammed Bakır geliptir lazım
Altıncı Cafer'e candan niyazım
Yedinci imamımız Musa'yı Kazım
Sekizinci imam Rıza'ya bağışla bizi

Dokuzuncu İmam Muhammed Taki
Onuncu imamımız Ali-ül Naki
On birinci imamımız Hasan-ül Askeri
Çeşmim çırağı evliyaya bağışla bizi

On ikinci imamımız Muhammed Mehdi
Devri ahirde gelmeye ahdi
Ey Hatai gözle gel bu bahtı
Ol sahip bekaya bağışla bizi

* Nejat Birdoğan: Alevilerin Büyük Hükümdarı Şah İsmail Hatai. İstanbul 1991: 64-65.

 

İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Ali Şehepli kategorisini görüntülemektesiniz

Eğer isterseniz?