Aman Canlar Dikkat!
Eklenme Tarihi 24 Mayıs 2008
| Ali Şehepli |
Bir Alevi (BA): - Aman Canlar dikkat, falanca Alevi kuruluşunu "legalleştiriyorsunuz"!
İkinci Alevi (İA): - Beyzadem, o falanca Alevi kuruluşu "illegal" miydi ki?
Bir Alevi (BA): - Aman Canlar dikkat, falanca Alevi kuruluşu "Alevilerin cenazelerini kaldırmak için kurulmuştur!"
İkinci Alevi (İA): - Beyzadem, Alevilerin (!) cenazeleri filanca "h.... evlerinde" olmuyor mu? Benim bildiğim, filanca yerden kaldırılmıyor mu?
Bir Alevi (BA): - Aman Canlar dikkat, falanca Alevi kuruluşu Aleviliği devlete pazarlıyor!
İkinci Alevi (İA):- Beyzadem, falanca "açıkça" MGK'ya çağrı yapıyor; filanca MGK Sekreterliği'yle "örtülü" görüşmedi mi?
Bir Alevi (BA): - Aman Canlar dikkat, falanca Alevi kuruluşu "Çiller'le pazarlık yapıp örtülü ödenekten para aldı", ne oluyor? Alevilik pazarlanıyor mu?
İkinci Alevi (İA): - Beyzadem, filanca da "Demirel'den para almadı mı?", o şimdi ve oldum olası falancaya "hasım kuruluş"ta değil mi? O zaman Alevilik onun eliylede mi pazarlanıyor? Çiller'in siyasi babası Demirel değil mi?
Bir Alevi (BA): - Aman Canlar dikkat, falanca MHP'nin "işbirlikçisi"!
İkinci Alevi (İA): - Beyzadem, filanca MHP'nin içinde bulunduğu "hükümetten finansal destek" almadı mı? Falanca Namık Kemal Zeybek'le aleni şekilde kolkola iken, filanca Yaşar Dedelek'le hangi "gizli" ilişkiler içindeydi?
Bir Alevi (BA): - Aman Canlar dikkat, falanca kuruluş Fetullahçılar gibi "hocaefendi"ye sahip! Oylarınıza çok dikkat!
İkinci Alevi (İA): - Beyzadem, iyi de, benim hangi partiye oy kullanacağımdan sana ne? İlle de fişmanca görüşe oy verilmesini isteyenin tarikat şeyhlerinden farkı ne? Benim "tarikat şeyhi"m sen misin?
Bir Alevi (BA): - Aman Canlar dikkat, falanca "Alevi Diyaneti" kurmak istiyor!
İkinci Alevi (İA): - Beyzadem, iyi de, filanca Alevi kuruluşunu kuran dede Cami destekleme derneği üyesi değil miydi? Camiye yardım kampanyalarına katılmamış mıydı? Yoksa Kanarya Sevenler Derneği'ne destek mi istemişti?
Üçüncü Alevi (ÜA): - Bıktık falanca ile filancanın "vurun abalıya" oynamasından!
Ali Şehepli (AŞ): - Sahi falanca ile filancanın birbirinden farkı ne?
Sahi fark nerede?
Hangisi Hiç?
Eklenme Tarihi 01 Mayıs 2008
| Ali Şehepli |
Zaman zaman dostlarımın yardımıyla internette bulduğum chat odalarını gezerim. Deyiş dinler coşarım. Bu chat illetine kapıldığımdan veya tutulduğumdan beri de kolay islah ve de iflah olamıyacak bir hastalık bende oluştu. Giderek daha artan bir şekilde chatleşmeye; okumaktansa konuşmaları dinlemeye başladım. Geçen günler içinde buralarda "yalnızlığı"mı gidermektense, giderek "yalnızlaştığı"mı yeni yeni fark ettim ve hemen kaleme sarıldım. Bu "Aleviyol" bendenizi bile yazar yaptıktan sonra, nacizane etüdlerimi bir güzel yazarım, okurlarım ne de olsa yazılarımı dört gözle ve de hasretle bekliyor" dedim, netekim.
Olaylar gerçek, odalar ve sahışlar hayalidir -bu hayali'nin meşhur Karagöz-Hacivatçı Hayali Ali'yle de bir ilgisi yoktur-.
Oda: "Devrimci Türküler Susmaz Halaylar Sürer" veya "Umudun Türküsü: Tarzımız ne ise tavrımız da odur" (adı çok da önemli değil!)
Muhataplar yazılı görüş teatisinde bulunurlar.
Abuziddin Hayali Hiç: - Ooooo muhterem, deyişlerimizle coşuyoruz.
Dikenli Gülsüm: - Efendi efendi, o türküdür. Biz burada türküler söylüyoruz, söyletiyoruz.
Abuziddin Hayali Hiç: - Ama "bacı" bu bir deyiştir ve biz bununla dini ayin yaparız! Bize de Alevi derler.
Dikenli Gülsüm: - Efendi, burada halkların kardeşliği esastır. Bu da türküdür, hem de "devrimci türkü".
Abuziddin Hayali Hiç: - Bacı anlamadım yahu bu Pir Sultan'dan bir deyiştir. Ne zamandan beri "devrimci türkü"? Biz ibadeti "devrimci türkü"yle mi yapıyoruz yani?
Dikensiz Lale: - Abuziddin Hayali Hiç, sen hakikaten "Hiç"mişsin. "Bütün Aleviler devrimcidir".
Turgut Taşböğürlü: - He He He, "Hiç" çok komiksin, beni gülmekten kırıyorsun!
Abuziddin Hayali Hiç: - O zaman sorularım var.
Dikenli Gülsüm: - Şimdi burada türkü dinliyoruz, bizi rahat bırak, biraz da halay çekelim, ∫∫∫∫∫
Abuziddin Hayali Hiç: - Hü diyelim bacı, bu ne işaretidir?
Dikenli Gülsüm: - ∫∫∫∫∫ mi, halay halay!
Dikensiz Lale: - "Bütün Aleviler devrimcidir, yaşasın halkların kardeşliği". Marx bile Alevilikten etkilenmiştir.
Abuziddin Hayali Hiç: - Ne alaka, anlayamadım? O zaman Marx Alevi'ydi?
Turgut Taşböğürlü: - He He He, "Hiç" çok komiksinnnn, beni gülmekten kırıyorsun!
Aklı Klavye'de: - Ne diyor bu yaa?
Abuziddin Hayali Hiç: - Hee ya, Marx devrimciydi ve de Aleviydi!
Turgut Taşböğürlü: - He He He, "Hiç" çok komiksinnnn!Abuziddin Hayali Hiç: - Devrimci türkülerde deyişler çalıyorsanız, bunun adını koyun, "devrimci deyişler" diye; ama deyişin devrimcisi olur mu?
Turgut Taşböğürlü: - He He He, "Hiç" çok komiksinnnn!
Abuziddin Hayali Hiç: - Olmaz olmaz, o halde "devrimcinin deyişi" olsun!
Dikenli Gülsüm: - Şimdi burada türkü dinliyoruz, bizi rahat bırak!
Abuziddin Hayali Hiç: - Hü Dostlar, buraya "can dermanı" aramaya geldim; ve fakat "devrimci deyişler"le karşılaştım.
Dikensiz Lale: - Bütün Aleviler devrimcidir.
Abuziddin Hayali Hiç: - O halde Lenin Aleviydi?
Turgut Taşböğürlü: - He He He, "Hiç" çok komiksinnnn!
Abuziddin Hayali Hiç: - Amma Stalin'i bilemiyorum, neydi?
Dikenli Gülsüm: - Agzımızın tadını kaçırma Hiç!
Abuziddin Hayali Hiç: - Haa unutmadan Mao da Aleviydi, ama Enver Hoca Bektaşi!
Turgut Taşböğürlü: - He He He, "Hiç" çok komiksinnnn! Ne dedin ne dedin, inanılmaz yaaa! Enver Hoca neden Bektaşi?
Abuziddin Hayali Hiç: - Heee Che Aleviydi; ama Castro Bektaşi!
Turgut Taşböğürlü: - "Hiçççççççç"!
Abuziddin Hayali Hiç: - Yahu Marx'ı biliyorum o devrimciydi ve dolayısıyla Alevi; fakat Engels'i hiç araştırmadım. Bir soruşturayım bakayım.
Umut Kafdağının Arkasında: - Atın bunu odadan!
Abuziddin Hayali Hiç: - Aaa durun, durun canlar etmeyin, aklıma geldi: Charles Darwin de Aleviydi.
Umut Kafdağının Arkasında: - Ne diyor bu yaa?
Turgut Taşböğürlü: - "Hiçççççççç"! Kafayı üşütmüş!
Abuziddin Hayali Hiç: - Yok karıştırdım, Darwin hem evrimci hem devrimciydi. Onun Aleviliğini çözemedim daha.
Turgut Taşböğürlü: - "Hiççççç"!
Umut Kafdağının Arkasında: - Bu hakikaten kafayı yemiş, atın bunuuu!!
Abuziddin Hayali Hiç: - Biz ne devrimciler gördük, evrimci çıktı. Şimdi Spencer de Aleviydi; ama o evrimciydi.
Dikenli Gülsüm: - Yok yaaaa?
Abuziddin Hayali Hiç: - He ya! Spencer demişti ki, "doğasındaki farklılıklar nedeniyle her sistem kendi içinde ve kendi koşullarıyla değerlendirilmeli ve dolayısıyla özgündür".
Umut Kafdağının Arkasında: - Atın bunu op.lar uyuyor musunuz?
Turgut Taşböğürlü: - "Hiççççç"! Ya bırakın garibanı, muhatap almayın, hiç bu kadar gülmemiştim.
Dikenli Gülsüm: - Hiç, bu sana son ihtarım. Devrimciye evrimci deme!
Abuziddin Hayali Hiç: - Ama...
Dikensiz Lale: - Alevilik İran, Mezopotamya ve Anadolu'ya dayanan "özgün" bir inançtır. Böylece komünizmi etkilemiştir.
Umut Kafdağının Arkasında: - Evet böyle bir inanç olarak da kendini "Ahmet Kaya"nın türkülerinde bulmaktadır. "Yaşasın Ahmet Kaya!"
Abuziddin Hayali Hiç: - Ne anlamadım, Ahmet Kaya'nın Alevilikle ilgisi ne?
Umut Kafdağının Arkasında: - Ahmet Kaya "düşmanlarının" Alevilikle ilgisi ne?
Abuziddin Hayali Hiç: - Bu hakikaten kafayı yemiş, atın bunuuu!!
Umut Kafdağının Arkasında: - Op.lar neredesiniz?
Dikenli Gülsüm: - Burada Alevilik konuşmak yasak!
Nane-Limon: - Ama deyişini çalıyorsunuz!
Dikenli Gülsüm: - O türkü, deyiş değil, Hiççç sen hakikaten Hiç'mişsin, seni atıyorum.
Dikensiz Lale: - Bütün Aleviler devrimcidir!
Abuziddin Hayali Hiç: - .... (Aaa odadan hakikaten atılmışım.)
Ali Şehepli: - Ne dersiniz? Hangisi hiç?
Hiç
Eklenme Tarihi 03 Kasım 2007
| Ali Şehepli |
Önce Neyzen Tevfik ve bir anekdot
Neyzen Tevfik, sıradışı gibi gözüken davranışlarıyla ve hayat tarzıyla dikkat çeker. Söz gelimi, boynuna astığı "Hiç" yazılı bir levha ile sokaklarda dolaşır, bazan sokaklarda boynunda bu levha ile ney üfleyerek dilenir, >Madam Rosika aşkına< para toplar.
»Ben Bugün de "Hiç"im!
Sadrazam Talat Paşa, bir gün Neyzen Tevfik'e devlet dairelerinden birinde katiplik önerir. Neyzen Tevfik:
—Katip olacağım da ne olacak? diye sorar.
Teşekkür beklerken böyle bir soruyla karşılaşınca şaşıran Talat Paşa, memurluk katlarını alttan üste sıralar:
—Önce şu, sonra bu...
Neyzen'in yine hoşnut olmadığını sezince de şöyle sürdürür:
—Daha sonra vekil, nazır, kim bilir belki de sadrazam...
Neyzen'in yanıtı yine bir sual olur:
—Ya sonra?
Talat Paşa bir an duraksar, "sonrası" padişahlıktır çünkü. İster istemez:
—Hiç! der.
Bu yanıt karşısında gülen Neyzen şöyle söyler:
—Ben bugün de "hiç"im! Sonu "hiç" olduktan sonra, onca zahmete ne gerek var?«
"Izdırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer
Ömr-i fâni gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyliyemez hânde-i hürrem de geçer,
Devr-i şâdi de geçer, gussa-i mâtem de geçer,
Gece gündüz yok olur, ân-ı dem Adem de geçer"
diyen Neyzen, gün olur, göçer; Canan'ına kavuşur.
Şimdi de son kez "Hiç66"
Yaklaşık 3,5 yıl önce, "Hiç66" başlığıyla yazdığım bir yazıda ona dikkat çekmiştim.
"Öbür Dünya" adını verdiğim bir dünyada, "Palistan" dediği "chat odaları"nı dolaşır; hayat tarzında paralellikler olmasa da Neyzen'in "turab"lığını örnek alırdı.
Ney çalamıyordu, ama Neyzen'in ünlü levhasını boynuna asmış, "Öbür Dünya"nın ülkelerini kolaçan ederdi. "Sen kimsin?" diye sorulduğunda sadece "Hiç" yanıtını verir; ona "Hiç, sen hakikaten hiçmişsin!" diyenler de olurdu. "Azâb-ı mukaddes" denilen bir tür çileyi doldurduğunu söylerdi. Odaları dinlemezdi. Dinleyemezdi, çünkü az duyardı...
Bir de "Hücre" bulmuştu, sonraları. Onun için, "azâb-ı mukaddes"in çilehânesi, "vuslat-gâh"ı; "hücre"siydi. Orada, "Kün fe-kân — Kün fe-yekûn" diyeni, var edeni, "can-efzâ"yı, bulacağını ve vuslatın sona ereceğini umardı.
Kuşkusuz, ne vuslatı sona erdi; ne de can-efzâ'sını bulabildi... "Ben"liğiyle uğraştı, sonunda pes etti. Gel zaman, git zaman "gece gündüz yok olur, ân-ı dem Adem de geçer" diyen Neyzen bu dünyadan nasıl göçtüyse, o da "Öbür Dünya"dan "size kolay gelsin bana eyvallah deyip, "durup dururken" alıp başını gitti; göçtü...
* * *
Bu dünyada, alıp başını gittiği "cehennemin tam ortasında", nedense Simens'in yaptığı son teknoloji harikası dijital kulaklıklarını almamıştı. Sağırdı adeta...
Ateşten dumanların tüttüyordu. Gittiğinin ardından kısa bir süre sonra, sokakta iyi bildiği bir dille, "buradan derhal git!" deyiveren tok sesi içgüdüsel duydu, nedense. Hızla dönmüştü, gerisingeriye... Aniden bir sızı duydu sol yanında, canı acımıştı... Önce elindeki "Arab News" başlıklı gazete düştü; ardından da kendisi devrilmişti... Gazete, kızıla boyanmış, kendisi de yüzükoyun yatıyordu. "Hiç" bir ses duymamıştı, duyamamıştı. Sokak ortasında öylece yatarken, gazetenin hışırtısını, kuş seslerini duymak istiyordu. Kendinden geçmişti...
Şimdi, gecenin gündüz, gündüzün gece olduğu bir yerde, "azâb-ı mukaddes"ini tamamlamaya çalışıyor...
Hatice
Eklenme Tarihi 30 Ekim 2007
| Ali Şehepli |
Bir dizi post-modern portrede, internette hayat bulan "bireylerin" öykülerini anlatacağım.
Buna siz ister internet masalı deyin, ister gerçeğin izdüşümü... Veyahut gerçekle, hayalin karıştığı bir kurgu... O artık size; "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" demek de bana kalmış...
Bir halk hikâyesi Hatice
Kendi adını taşıyan halk hikâyesinde Hatice, Süphan Dağı (Van) civarında yaşayan ve birçok gencin âşık olduğu, ama sadece Siyabend'i seven güzel bir kızdır...
Aşk konulu tüm halk hikâyelerinde olduğu gibi, kavuşmalarına engel birileri vardır. Âşıkları, konu komşuları, akrabaları...
Sonunda dayanamazlar; birlikte kaçmaya karar verirler. Kaçarlar da. Süphan Dağı'nda yaşamaya çalışırlar, gözlerden ırak, gönüller bir.
Günlerden bir gün, yaban keçisini yakalamaya çalışan Siyabend, dağın uçurumlarından, Van Gölü'ne düşmek üzere yuvarlanır. Uçurumda bulunan bir ağaç, onun düşmesini engeller. Yaralanan Siyabend, ağacın sivri dallarına tutunmaya çalışır... Ağaç dallarına tutunarak, hem yukarıdan seslenen Hatice'ye olan aşk acısı hem de kan içindeki vücudunun acısı içinde, çaresizdir.
Hatice'nin, kurtarmak için, onun yanına gitmekten başka çaresi yoktur. Ölümü göze alır. O da uçurumdan atlar. Siyabend'in tutunduğu ağacın üzerine düşer. Sallanan ağaçta daha fazla duramazlar; ağırlıklarını çekemeyen ağacın dalları kırılır. Nihayetinde ikisi Van Gölü'nün derin sularına gömülür...
İkisinin de orada aylardır yalnız yaşadığını bilenler, onların bu şekilde düşerek öldüklerini uçurum kenarındaki kırık ağaç dallarından ve kan izlerinden anlar...
Bir internet "chat odasında" Hatice
Hatice, 35 yaşlarında bir Kürt kızıdır. Sefalet içinde yetişir. İdeolojik propagandaya dayanamaz. Siyasallaşmadan politize edilir. Gönlündeki Siyabend'ine kavuşamadan, 20'sinde dağa çıkar...
Hatice, köyündeki hayatından daha berbat bir sefaletin içine düştüğünü, 4 yıl sonra anlayacaktır; yasa dışı bir örgütün kampında.
Ve orada telsiz sorumlusu olur... O hayata da dayanamayacağını anlayınca, bir yolunu bulur, kaçar...
Sonra, sonrasında izini kaybettirir...
Yeni bir hayata başlayabilmek için, yaşadığı toprakları terk etmiş; nasıl becerebildiyse, yaban diyarlara göç etmiştir.
Artık, yad ellerde sığınmacıdır...
Derken, oranın vatandaşlığını almış eşiyle tanışır.
Sığınmacılıktan kurtulmak, daha iyi yaşayabilmek için evlenir...
Ancak, tam bir hafta sonra, acı bir şekilde eşinin başka kadınlarla aldattığını öğrenir. Kavgalar başlar, ardından da barışmalar... Lâkin, aldatılmalar da devam eder, hayatın rutin bir parçası olarak.
Nur topu gibi bir çocuk sahibi olunca, aldatılmasının sona ereceğini düşünür. Ve fakat yanıldığını çok geçmeden anlar. Aynı şekilde "şiddetli" geçimsizlik de artar. Aldatılmanın acısı, vücudundaki mor lekelerde gün ışığına çıkar.
Yaban ellerde "çalışamadığı"ndan, çocuğunun maması ve gıdası hatırına katlanır. Hergün yenisi eklenen acılarına katlanır da katlanır...
Acıları katlanılmaz, mor lekelerinin sayısı giderek artan bir hal aldığında, kâh evden kaçar, tanıdıklarına sığınır; kâh küçük yavrusuyla sokaklarda dolaşır... Sığınır, dolaşır amma son durak hep onmaz acılarının mekânıdır...
Perişan ve biçare Hatice şimdi yad ellerde, kimsenin bilemediği bir yerlerde... Ne hayatın bilinen bir anında, ne de internetin "chat odasında"...
İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Ali Şehepli kategorisini görüntülemektesiniz



