Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez. MONTAIGNE

İsmail Çoban, "Şeyh ...

Eklenme Tarihi 14 Ocak 2012

İsmail Çoban, "Şeyh Bedreddin"i ve "Araf"ı Yeniden Yorumluyor
İsmail Çoban - 'Ateş Çemberi' serisinden: 'Şeyh Bedreddin Destanı', desen, karışık teknik, 150 x 110 cm.
İsmail Çoban - 'Ateş Çemberi' serisinden: 'Şeyh Bedreddin Destanı', desen, karışık teknik, 150 x 110 cm.
İsmail Çoban - 'Ateş Çemberi' serisi: 'Nesimi nin derisini yüzdüler'...
Üsteki ve ortadaki: © İsmail Çoban - 'Ateş Çemberi' serisinden: 'Şeyh Bedreddin Destanı', desen, karışık teknik, 150 x 110 cm.; alttaki: © İsmail Çoban - 'Ateş Çemberi' serisi: 'Nesimi'nin derisini yüzdüler'...

[KanalKultur] - Franz Babinger (1891 - 1967), Osmanlı çalışmaları alanında üstün hizmetler yapmış bir Alman tarihçi ve Türkolog. Çalışmalarını Birinci Dünya Savaşı sonrasında Berlin'deki Friedrich-Wilhelms Üniversitesi'nde profesör olarak sürdürür. Rejim 1933 yılında Naziler tarafından ele geçirilince istifa etmek zorunda kalır; Almanya'yı terkeder. Nikolay Iorga yardımıyla Bükreş'te iş bulur. Almanya'nın Nazilerden ve  onların  zulmünden  kurtulmasından sonra 1948 - 1958 yılları arasında Münih Üniversitesi'nde ders verir. Arnavutluk'ta 1967 yılında bir kazada boğularak ölür.

Babinger'in "Der Islam" (1921 [11]: 1 - 106) dergisinde kaleme aldığı "Schejch Bedr ed-Din, der Sohn des Richters von Simaw: ein Beitrag zur Geschichte des Sektenwesens im altosmanischen Reich" adlı çalışması akademik anlamda bugün bile geçilebilmiş değil...

* * *

Nâzım Hikmet (1902 - 1963), ünü Türkiye dışına taşmış Türk şair. Galatasaray ve Nişantaşı Sultanilerinde, ardından da Bahriye Mektebi'nde öğrenim görür. İlk kez 1918 yılında şiiri yayınlanır. İstanbul'un işgaliyle birlikte yurtsever şiirler yazmaya başlar. Politik görüşleri nedeniyle rejim tarafından takibe uğrar. Cumhuriyetin ilk yılları da dahil olmak üzere, toplam 17 yıl hapishanelerde yatar. Türkiye'yi terkederek "zorunlu göçmenlik" yaşamına başlar ve nihayetinde 1963'te Moskova'da ölür.

"Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı", Nâzım Hikmet tarafından kaleme alınan ve 1936 yılında yayımlanan destanî bir şiirdir. Mehmed Çelebi'ye karşı ayaklanma hazırladıkları gerekçesiyle asılan Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'in hikâyesini anlatır. Eser 1982 yılında (Ararat-Verlag, Berlin) Yüksel Pazarkaya ve Peter T. Kampmann tarafından Almanca'ya çevrilir ve "Das Epos von Scheich Bedreddin, Sohn des Kadis von Simavne" adıyla yayınlanır.

* * *

İsmail Çoban, 1945'te ailesinin 12. çocuğu olarak Çorum'da doğar. 1955'te ilkokul öğrenimini Çorum'da Harhar Köyü İlkokulu'nda, ailesinin ilkokulu bitiren ikinci çocuğu olarak bitirir. 1956 – 1959 yıları arasında İstanbul'da terzi çıraklığı yapar. 1965'te Atatürk İlköğretmen Okulu'ndaki eğitimin akabinde (Hasanoğlan - Ankara) öğretmen oldu ve Ankara'da Lise olgunluk sınavlarını vererek liseyi de dışarıdan bitirir. Aynı yıl Siirt – Kurtalan / Rıdvan'da 4 ay öğretmenlik yapar. 1968 yılına kadar İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'na devam eder. 1968'te "mecburi" olarak Federal Almanya'ya "göç" eder. 1971'de Werkunst Schule Wuppertal'i devlet sınavıyla bitirir. 1971'den bu yana serbest sanatçı ve resim, grafik heykeltraş olarak çalışıyor.

Çoban, 1979'da başladığı "Şeyh Bedreddin" ve "Araf"ı yeniden yorumlama projesini 1982'de tamamlayabilir. Ortaya 21 resimlik muazzam bir koleksiyon çıkar...

Dr. Yüksel Pazarkaya İsmail Çoban'ın "Şeyh Bedreddin" ve "Araf"ı yeniden yorumlama projesini şöyle değerlendirir:

"'Şeyh Bedreddin Destanı' ile Nâzım Hikmet en önemli yapıtlarından birini yaratmakla kalmamış, aynı zamanda Türk soluna o zamana dek pek bilinmeyen bir ulusal geleneği işaret ederek, bununla çağdaş sanatçılara yeni bir konu da kazandırmıştır. Ondan sonra örneğin Orhan Asena 'Şeyh Bedreddin' oyununu, zamanın genç şairi Hilmi Yavuz da 'Şeyh Bedreddin Üzerine' şiirlerini yazmışlardır. Ressamlar da Şeyh Bedreddin konusunu işlemişlerdir. Tanınmış ressam Abidin Dino, Nâzım Hikmet'in yapıtını da resimlemiştir.

Ama İsmail Çoban, Bedreddin konusuna en fazla eğilen ressamdır ve 'Şeyh Bedreddin' konusunda bir yaşam yapıtı diyebileceğimiz en kapsamlı seriyi yaratmıştır. İsmail Çoban konuyu çok katmanlı ve çok boyutlu yansıtıyor. Tarihsel olgudan yani bir düşünür olarak Şeyh Bedreddin'den ve devrimci eylemlerden hareketle perspektifini Nâzım Hikmet'in yapıtına, oradan da çağımıza 20. ve 21. yüzyılın sonu gelmeyen araf ateşlerine kadar açıyor. Bedreddin konusunun yukarda belirlemeye çalıştığımız tarihsel gerçek bağıntısını dikkate almayan, İsmail Çoban'ın bu çalışmalarını Nâzım Hikmet'in yapıtını resimlendirme sanarak yanılabilir. Oysa, İsmail Çoban bu yapıtlarıyla Bedreddin konusuna bağımsız özgün bir yaklaşım ve yorum getirmiştir. Çoban, bu diziye başlayarak, kendi sanatsal yaratım sürecinde yeni bir döneme de girmiştir. Sanatçının bilinen toplumsal tavrı, büyük gayret ve titizliğiyle birleşerek, bu dizinin yaratılış sürecinde yeni bir zirveye ulaşmıştır. Bu resimlerin merkezinde olmakla kalmıyor insan, bu resimleri bütünüyle dolduruyor. Bu olay yüklü ve gerilimli kurguların kutuplarını başlarla eller oluşturuyor; böylelikle Bedreddin olgusu bireysel ve tarihsel toplumsal saltlığıyla kavranılmış oluyor. İsmail Çoban'ın yapıtlarındaki kahramanlar elbette Bedreddin'in kendisi ve onun yandaşları değil, dünyadaki bütün üretilerin ve özgürlükçü devrimci hareketlerin asıl kahramanlarıdır: köylüler ve işçiler, el emekçileri, kadınlar ve çocuklar. Ama acı ve işkence karşısında, bir yenilgiden sonra, onların duruşları ve öne eğilmiş bakışları teslimiyetçi değildir. Gelecek zaferler için sessiz sedasız bir sezginin, somut umut ve beklentinin gazilerini, kahramanlarını görüyoruz. İsmail Çoban'ın yapıtı yalnızca süreğen bir çabanın ürünü değil, aynı zamanda her bir resim konunun bütünlüğünü değişik bir açıdan müthiş bir hassasiyetle kavrıyor. İsmail Çoban, Bedreddin ve araf üzerine bu resimlerle büyük bir eser yaratıyor. Bedreddin felsefesini Nâzım Hikmet'in şiirsel devrimciliğiyle birlikte sarmalayan ve saran bir bileşimi gerçekleştiriyor. Bu bileşim, geçmişe el atarken geleceğe uzanıyor."  

Devamını oku...

 

İsmail Çoban'ın Desenleriyle ...

Eklenme Tarihi 06 Aralık 2011

İsmail Çoban'ın desenleriyle "Taranta-Babu'ya Mektuplar"
© İsmail Çoban - 'Herkes kendi günahını taşır...(Akkoyun ak bacağından, karakoyun kara bacağından asılır - I) Taranta-Babu'ya Mektuplar Triptychon I', desen, karışık teknik, 200 x 90 + 90 + 90 cm. (200 x 270 cm.), 1995
© İsmail Çoban - 'Herkes kendi günahını taşır... (Akkoyun ak bacağından, karakoyun kara bacağından asılır - II) Taranta-Babu'ya Mektuplar Triptychon II', desen, karışık teknik, 200 x 90 + 90 + 90 cm. (200 x 270 cm.), 1995
© İsmail Çoban - 'Herkes kendi günahını taşır... (Akkoyun ak bacağından, karakoyun kara bacağından asılır - III) Taranta-Babu'ya Mektuplar Triptychon III', desen, karışık teknik, 200 x 90 + 90 + 90 cm . (200 x 270 cm.), 1995
Üstteki: © İsmail Çoban - 'Herkes kendi günahını taşır...(Akkoyun ak bacağından, karakoyun kara bacağından asılır - I) Taranta-Babu'ya Mektuplar Triptychon I', desen, karışık teknik, 200 x 90 + 90 + 90 cm. (200 x 270 cm.), 1995; ortadaki: © İsmail Çoban - 'Herkes kendi günahını taşır... (Akkoyun ak bacağından, karakoyun kara bacağından asılır - II) Taranta-Babu'ya Mektuplar Triptychon II', desen, karışık teknik, 200 x 90 + 90 + 90 cm. (200 x 270 cm.), 1995; alttaki: © İsmail Çoban - 'Herkes kendi günahını taşır... (Akkoyun ak bacağından, karakoyun kara bacağından asılır - III) Taranta-Babu'ya Mektuplar Triptychon III', desen, karışık teknik, 200 x 90 + 90 + 90 cm . (200 x 270 cm.), 1995

"Kendi ülkesinde kendi dilini istediği gibi  kullanamadığı için, Asya ve Afrika dillerine merak saran bir İtalyan arkadaştan, geçenlerde bir paketle bir mektup aldım.

Arkadaşın adını yazmak istemiyorum. Başı belaya girer. Fakat mektubunu olduğu gibi aşağıya geçiriyorum.".. [Nazım Hikmet, 1935]

[KanalKultur] - "Herkes kendi günahını taşır... (Akkoyun ak bacağından, karakoyun kara bacağından asılır.)"

İsmail Çoban, 29 büyük boyutlu ve renkli çizimle Nazım Hikmet'in "Taranta Babu'ya Mektuplar"ına (1935) yanıt veren bir ressam...

"Nazım Hikmet'in yazdığı, fakat yaşamı süresince bir türlü yanıtını alamadığı son derece sarsıcı "Taranta Babu'ya Mektuplar"ının yanıtlarını İsmail Çoban'ın 1995'te çizdiği 29 büyük boyutlu ve renkli çizimlerinde buluyoruz. Söz konusu mektuplar öğrenim için geçici olarak Roma'ya gelen Eritrealı (Habeşistan) bir zenci öğrencinin, 1930'lu yıllarda yurdundaki karısına yazdığı bir demet mektuptur. Roma'da İtalyan faşistlerinin hışmına uğrayan Habeşistanlı öğrenci, korkusundan, kaldığı evden artık sokağa bile çıkamaz hale gelmiştir. Buna rağmen faşistler onu yakalayıp öldürürler. Cesedi ise hiçbir zaman bulunamaz. Daha sonra onun odasını kiralayan bir İtalyan yazar, Habeşistanlı öğrencinin karısına gönderemediği bu mektupları, bir rastlantı sonucu karyola ayağına gizlenmiş şekilde bulur. Fakat o sırada İtalyanlar Addis Abeba'yı işgal ettiği için mektupları yayımladığı takdirde öldürüleceğinden korkan İtalyan yazar, bunları Nazım Hikmet'e emanet eder. Nazım Hikmet de mektuplara yazınsal bir biçim vererek bu trajedik olduğu kadar, politik açıdan da son derece önemli aşk öyküsünü edebiyat dünyasına kazandırır ve ona hak ettiği yeri verir. Taranta Babu'ya yazdığı yedinci mektupta Habeşistanlı öğrenci artık Nazım'ın sesiyle yakınmaktadır (1935):

Taranta-Babu'ya
Yedinci mektup

(...)

Fakat ne hikmettir ki TARANTA - BABU,
büsbütün tersine burda bu!.
Bir öyle şaşılası
                      dünya ki burası,
bollukla ölüyor,
kıtlıkla yaşıyor.
Varoşlarda hasta, aç kurtlar gibi
                                         insanlar dolaşıyor,
ambarlar kilitli
ambarlar buğdayla dolu.
Tezgâhlar,
ipekli kumaşla dokuyabilir
                      topraktan güneşe kadar giden yolu.
İnsanlar yalnayak
                         insanlar çıplak ...
Bir öyle şaşılası
                      dünya ki burası,
balıklar kahve içerken,
çocuklar süt bulamıyor.
İnsanları sözle besliyorlar,
domuzları patatesle...

(...)

Nazım'ın bu şiirindeki hüzün dolu canlılıktan etkilenen İsmail Çoban, her zamanki gibi bunu yazınsal ve siyasi bir mesaj olarak kabullenir ve kendi sanatına işler." (Dieter Treeck -Tekin Özbey tarafından Türkçeye çevrilen- "Bakın, nasıl bir insan... İsmail Çoban'dan insan manzaraları")

Devamını oku...

 

Tahtacı Kadını - 2...

Eklenme Tarihi 20 Kasım 2011

Tahtacı Kadını - 2
'Tahtacı Kadını - 2' - © Emel Coşkun (Ressam) - Dede kızı (Hacıemirli Ocağı), Yanyatır 'Mürşid' Ocağı'ndan Nagi Coşkun ile evlendi. 3 çocuğu var. Büyük kızı Hülya (1965) diş hekimi, oğlu Bircan (1970) mimar, küçük kızı Zümra (1973) eğitimine New York'ta devam ediyor.[KanalKultur]
"Tahtacı Kadını - 2" - © Emel Coşkun (Ressam) - Dede kızı (Hacıemirli Ocağı), Yanyatır 'Mürşid' Ocağı'ndan Nagi Coşkun ile evlendi. 3 çocuğu var. Büyük kızı Hülya (1965) diş hekimi, oğlu Bircan (1970) mimar, küçük kızı Zümra (1973) eğitimine New York'ta devam ediyor.[KanalKultur]

[KanalKultur] - Ayrıca bkz.

→ Tahtacı Kadını

→ "Tahtacı Kadınlar"


 

Hasan Saygın'ın Yorumuyla ...

Eklenme Tarihi 14 Ekim 2011

Hasan Saygın'ın Yorumuyla "Gündelik Hayatta Türk'e Özgü Gelenek"
© Hasan Saygın
© Hasan Saygın
© Hasan Saygın

[KanalKultur] - Çağdaş Türk ressamlarından Hasan Saygın, 1958'de Burdur Karamanlı'da doğdu. İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nun akabinde, 1982 yılından bu yana Fransa'da (Paris) yaşamını ve sanatını sürdürüyor.

Sanatçı, Paris'te olan çok sayıda sergilere katıldı. Onbeşin üzerinde ödül ve madalya kazandı. Paris'te "Galerie 26" ile uzun süre çalıştı. Fransa, Belçika, İspanya, İsviçre, İtalya ve Amerika'da çok sayıda koleksiyoncuda eserleri bulunuyor.  

Devamını oku...

 

İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Resim kategorisini görüntülemektesiniz

Eğer isterseniz?