Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. V.HUGO
  • kanalkultur.com
  • kanalkultur.com
  • kanalkultur.com

"Ölmedin... Daha yol bitmedi ki ölesin!" - 'Yol'un Yolcularının Öyküsü: "Bir Ses Böler Geceyi"

Eklenme Tarihi 30 Mart 2012

"Ölmedin... Daha yol bitmedi ki ölesin!" - 'Yol'un Yolcularının Öyküsü: "Bir Ses Böler Geceyi"
Bir Ses Böler Geceyi / Yönetmen - Yapımcı - Senarist: Ersan Arsever, 97'; 2012, Türkiye
Bir Ses Böler Geceyi / Yönetmen - Yapımcı - Senarist: Ersan Arsever, 97'; 2012, Türkiye
Bir Ses Böler Geceyi / Yönetmen - Yapımcı - Senarist: Ersan Arsever, 97'; 2012, Türkiye
"Bir Ses Böler Geceyi" / Yönetmen - Yapımcı - Senarist: Ersan Arsever; Orijinal Senaryo: Ahmet Ümit; Oyuncular: Cem Davran, Merve Dizdar, Gün Koper, Rıza Akın, Turgay Tanülkü, Recep Yener, Müfide İnselel, Ali Sürmeli, İpek Tenolcay, Ahmet Ümit, Turgut Özdemir, Fikret Altunhan, Sedat Zengin, Cengiz Yalçın, Kemal Doker, Şahin Özgenç, Bahtiyar Engin, Olgun Toker, Diren Polatoğulları, İsmail Sağlam, Cemal Özer, İsmayil Oral, Şükrü Yıldız, Ahmet Kalkan, Ulaş Bakır, Oğuzhan Ertan; Yönetmen Yardımcısı: Cem Terbiyeli; Görüntü Yönetmeni: Aldo Mugnier; Sanat Yönetmeni: Gülay Doğan; Ses Alıcı: Sertaç Müldür; Ses Tasarım: Sedat Polat, Emrah Aydoğdu; 35mm Stüdyo Hizmetleri- İstanbul; Dolby Digital İmaj; Müzik: Bora Ebeoğlu, Cengiz Onural; Müzik Kayıt: studio aria / Üsküdar, Bebek; 97'; 2012, Türkiye

[KanalKultur] - Fırtınalı gecenin karanlığında bir yol, bir kaza, boş bir mezar ve bir ses... Bir hayat bilançosu... Hayatta bize yol gösteren değer yargılarımızın, bizi biz yapan inançlarımızın ve eylemlerimizin bilançosu...

Ahmet Ümit'in "Bir Ses Böler Geceyi" adlı romanından yönetmen Ersan Arsever'in sinemaya aynı adla uyarladığı film Tokat Zile'nin bir Alevi köyünde geçiyor.

Yağmurlu bir gecede yaptığı kaza sonucu kendisini bir cemin içinde bulan Süha ve Hakk'ı ararken Hakk'a yürüyen İsmayil'in kesişen yaşamlarının ele alındığı film, Alevilerin 'Ölmeden evvel ölmek' olarak tanımladıkları "Görgü Cemi" etrafında, insanın kendisini sorgulamasını anlatıyor. İsmayil'i tanıdıktan sonra kendi benliğini sorgulayan Süha'nın gözünden yansıyanlar... İnsan-ı Kâmil, Hakk, Hz. Hızır, görgü, dede, talip, zakir, değnekçi, yolcu...

Süha, Üniversite için Zile (Tokat) civarındaki köylerde araştırma yapmaktadır. Fırtınalı bir gecede, hocasını karşılamağa giderken, arabası yolda kayarak duvara çarpar. Kazanın şokuyla cipten sarsılmış, yarı şuursuz çıkan Süha, hayal meyal korkutucu mezar taşları görüp kendinden geçerek yola yığılır.

Kendine gelince en yakın köye yardım istemeye giderken boş bir mezar görüp korkar. Köye bu korku ile girer; üstelik kimse çağırısına cevap vermez. Sanki evler boş gibidir. Nihayet bacasından duman çıkan bir ev fark eder. Yaklaşıp pencereden baktığında bütün köy halkının burada toplandığını görür. Duyduğu konuşmalardan burasının cem evi olduğunu anlar.

Alevi köylüler Dede ve Sofuların etrafında görgü cemi için toplanmışlardır. Bektaş Sofu, görgüye, erkan icabı, Hüseyin Dede ile başlar. Dededen şikayeti olanların konuşmasını ister. Bunun üzerine içeri bir tabutun getirilmesi olağanüstü gergin bir ortam yaratır. Ali Rıza ve Fatma, yanlarında gelinleri Gülizar ile oğulları İsmayil'in tabutunun yanına gelirler. Ali Rıza, intihar eden ama iyi bir Alevi olan oğlunun dualanmasını yapmadan gömen Hüseyin Dede'nin ve Bektaş Sofu'nun hesap vermesini ve İsmayil'in dualanarak gömülmesini ister. Hüseyin Dede ve Bektaş Sofu, Hakk'ın verdiği canı alarak büyük günah işlediği için İsmayil'i dualamadıklarını ve bugün de dualamayacaklarını söylerler.

Yetenekli bir çocuk olan İsmayil daha genç yaşlarında tamamen Hakk-Muhammet- Ali yolunda mükemmel bir şekilde yetiştirilmiş. Ama bilgisini arttırıp belirli bir olgunluğa gelince kendisine "rehberlik" yapabilecek birini bulamamış. Çevresindeki çoğu dedelerin, babaların, sofuların Alevilik üzerine yeterli bilgiye sahip olmadıklarını, üstelikte din yerine ticaretle meşgul olan çıkarcı kişiler olduğunu görmüş.

İsmayil'in sorunu, "azla yetinmeden", ödün vermeden nasıl iyi bir Alevi, bir "kamil bir insan" olup Hakk'la bir olabilmesidir. Köyün haricinde de konuşabileceği, ona yol gösterebilecek erenleri bulamamış ve sonunda tek başına kendi yolunu bulmaya çalışmış. Dede'den, sofulardan sonra, ailesinden, eşinden ve yol kardeşi "musahip"inden de aradığı desteği bulamayıp üstelikte dışlanıp küçük düşürülünce intihar etmiş. 

Devamını oku...

Gülşah Göktaş: 'Beynelmilel' ...

Eklenme Tarihi 29 Haziran 2009

Gülşah Göktaş: 'Beynelmilel' ve 'O... Çocukları'

Gülşah Göktaş: 'Beynelmilel' ve 'O... Çocukları'
O... Çocukları, eşi gözaltında bulunan bir annenin (Sezin Akbaşoğulları), kızına bir hikaye okumasıyla başlıyor. Hikaye arasında küçük Hazan'ın "Anne babam gelmeyecek mi?" sözleriyle birlikte, babanın gözaltındaki sorgu ve işkence görüntülerine geçiliyor. Hem baba hem de ağabey gözaltındadır ve işkenceye maruz bırakılmıştır. Sorguda eşine ve ağabeyine anne ve kızın nerede oldukları sorulmaktadır. Bu sorgu akla ilk şu düşünceyi getirmektedir: Neden ısrarla anne ve kızın yeri öğrenilmek istenmektedir. Ya da anne ve kız bulunduğunda onlara ne olacaktır?.. Beynelmilel'in bir sahnesinde Haydar arkadaşı ile birlikte üzerinde "Huzurumuzu Size Borçluyuz" yazılı bir pankartın iplerini kestiklerini görüyoruz. Yoldan geçmekte olan bir vatandaş pankartı hemen yerden kaldırır, üç kere öpüp başının üzerine koyar ve yüksek bir yere kaldırır. Bu davranış şekillerini Müslüman bir toplum yapısının parçası olarak değerlendirmek yanlış olmaz. İslami inanca göre Kutsal Kitap yüksek bir yerde bulundurulmalıdır. Yine bu inanıştaki, öpüp başının üzerine koyma geleneği (el öpme geleneği gibi) geleneksel anlamda önemli bir davranıştır; ya da yerde bulunan kutsal / mübarek bir nesnenin (kutsal kitap ya da ekmek gibi) bulunduğu yerden kaldırılmaması çoğu zaman saygısızlık hatta günah olarak addedilir. Burada Kutsal Nesne=Pankart olmuştur. Kutsal olanla olmayan yer değiştirmiştir...

[KanalKultur] - Beynelmilel'deki Göndermeler

Yönetmen ve senarist Sırrı Süreyya Önder'in ilk filmi olan Beynelmilel, Önder'in kendisinin de tanıklık ettiği 12 Eylül dönemini anlatıyor.

Önder filmin konusunu ve kendisine ilham veren düşünceyi şu cümlelerle ifade ediyor:

"Filmimiz askeri yönetim dönemlerinin, günlük hayat ve sıradan insan üzerindeki etkileri ve kışla mantığının sosyal yaşama uyarlanması sırasında ortaya çıkan absürd ama çok trajik karmaşaları irdeliyor. Tüm bu gelişmeler, yörenin müziğinin başına gelenlerle birlikte, bir baba ile kızının hazin bir yolculuğu olarak anlatılıyor. O günleri sadece hatırlamak bile tüm ilham perilerini seferber etmeye yeter. 12 eylül, bu toprakların tarihinde, kurtuluş savaşından sonra en önemli kavşaklardan birisidir. Bugün yaşanan her türden sıkıntının o günlerden devralınan bir başlangıcı olduğunu düşünüyorum. 'O Tozlar, Bu Çamurları Getirdi' isimli bir roman çalışmamın bir kısmını böyle bir senaryoya dönüştürdüm." [1]

Beynelmilel ve Filmde Yapılan Göndermeler

Yönetmenliğini Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez'in yaptığı filmin senaryosu Sırrı Süreyya Önder'e ait. Film, 12 Eylül döneminde güneyde yaşayan ve kendilerine "Gevende" ismi verilen mahalli müzisyenler ekseninde anlatılıyor. 12 Eylül dönemindeki sıkıyönetimin karşısına, düğünlerde çalgıcılık yapan bir grup mahalli müzisyenin çıkarılması filmdeki asıl ironiyi oluşturuyor. Belki de Beynelmilel'i 12 Eylül dönemini anlatan filmlerden farklı kılan en önemli özellik, toplumun belleğinde ciddi yaralar açan bir döneme mizahi bir açıyla bakabilmesi.

Filmin başrol oyuncusu Cezmi Baskın, gevendelerin başındaki kişi olarak "Abuzer" karakterini canlandırıyor. Abuzer yaşı ve tecrübeleri gereği 12 Eylül'ü ve onun getirebileceği sıkıntıları çok iyi idrak etmiştir. Bu yönüyle filmde kızına ve ailesine zarar gelmesini istemediği için, sıkıyönetimin kurallarına bağlı bir babayı görüyoruz. Filmde devrimci bir karakteri canlandıran "Haydar" (Umut Kurt) ise Siyasal Bilgilerde okuyan dönemin cunta anlayışına karşı çıkan bir üniversite öğrencisidir. Abuzer'in kızı rolündeki "Gülendam" (Özgü Namal) ile duygusal bir bağı olsa da Haydar'a göre "Devrimciler sadece ölümle nişanlıdır."

Film, pavyona dönüştürülmüş bir kamyonun halkın içinden bir "muhbirin" durumu ihbar etmesi ve gevendelerin tutuklanması ile başlıyor. Kamyonun yakalandığı sıralarda Haydar da üniversiteden evine dönmüştür. Fakat "sokağa çıkma yasağı" nedeniyle garda mahsurdur. Filmin ilk göndermesi 12 Eylül'ün sıkıyönetim önlemlerinden olan "sokağa çıkma yasağı"nadır. 

Devamını oku...

 

Cemal Kafadar'dan "Asiler, ...

Eklenme Tarihi 11 Mayıs 2009

[KanalKultur] - 1990'dan bu yana Harvard Üniversitesi Tarih Bölümü'nde öğretim üyesi olan ve 1997'de burada kurulan Vehbi Koç Türklük Çalışmaları Kürsüsü'ne profesör olarak atanan (Vehbi Koç Professor of Turkish Studies); 1999-2004 arasında Harvard Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nin müdürlüğünü üstlenen; Osmanlı tarihi, Balkanlar ve Ortadoğu'nun modern tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Cemal Kafadar, 1954'te İstanbul'da doğdu. Doktorasını Kanada McGill Üniversitesi İslami Araştırmalar Enstitüsü'nde Osmanlı tarihi üzerine gerçekleştirdi. 1985-89 yılları arasında Princeton Üniversitesi'ndeydi.

Cemal Kafadar'ın Türk kamuoyunda az bilinen yönü, sinema üzerine olan ilgisi ve çalışmaları. Bu bağlamda, Deniz Bayrakdar'ın yayına hazırladığı "Türk Film Araştırmalarında Yeni Yönelimler 5" (Bağlam Yayınları; İstanbul, 2006) adlı eserde Agâh Özgüç, Giovanni Scognamillo ve Deniz Bayrakdar'la birlikte kaleme aldığı "Sinema ve Tarih" (ss. 15-40) başlıklı bir makale ile dikkat çeken Kafadar'ın, Yılmaz Güney filmleri üzerine yaptığı çalışmalar Türkiye'de pek bilinmiyor.

Cemal Kafadar 4-19 nisan 2009 tarihleri arasında düzenlenen 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin en ilgi çekici bölümlerinden biri olan "Asiler, Azizler, Âşıklar" kısmının küratörü olarak Türk sinemaseverleriyle 'nihayet' buluştu. Onları, onbir yönetmenin gözüyle, isyan, ermişlik, aşk ve şiirin doğası ile bunların arasındaki ilişkiler üzerinde düşünmemizi sağlayan oniki filme davet etti / oniki filme dikkat çekti.

Devamını oku...

 

Pelin Erdal: "Babam Askerde" ...

Eklenme Tarihi 30 Mart 2009

Pelin Erdal: "Babam Askerde" ve "Büyük Adam Küçük Aşk" Filmleri ile Handan İpekçi

'Büyük Adam Küçük Aşk' - Yönetmen: Handan İpekçi / Yapım: Türkiye, Macaristan, Yunanistan; Yapım Yılı: 2001; Senaryo: Handan İpekçi; Görüntü Yönetmeni: Erdal Kahraman; Sanat Yönetmeni: Natali Yeres, Mustafa Ziya Ülkenciler; Süre: 120 dk.
"Babam Askerde" filmiyle 12 Eylül darbesinin yıkıcı tarafını gündeme getiren Handan İpekçi "Büyük Adam Küçük Aşk" filminde de Kürt meselesine oldukça insanı bir yönden yaklaşarak sanatçı bakışını ortaya koymuştur. "Babam Askerde" filmi, toplumsal açıdan sancılı bir sürecin 'çocuğa' yansımaları üzerinde durmakta ve seçmedikleri bir acıyı yaşayan çocukların bu durumdan nasıl etkilendiklerini anlatmaya çalışmaktadır... Film, babası siyasi sebeplerle kaçmayı planlayan Ekin'in oyun sahnesiyle başlar. Eş zamanlı iki yarı sahneden birinde, aralarında endişeli şekilde konuşan bir çiftin diyaloglarına şahit olunur. Erkek kaçması gerektiğini söylemektedir, kadın ise bunu çocuklarına nasıl anlatacaklarını sorar. Erkek "gitti dersin, askere gitti dersin" diye cevaplar. Burada odaya küçük kız girer ve olan biten her şeyden habersizce lunaparka gidip gitmeyeceklerini sorar. Ülkede bir karmaşa hâkimdir, adları siyasi olaylar içinde anılan birçok kişi tehlike altındadır buna rağmen bir çocuğu ilgilendirecek olan tek şey lunaparka gidip gitmemektir... "Büyük Aşk Küçük Adam"  - Uzun yıllardır ülke gündemini meşgul eden Kürt meselesine yine bir çocuğun yardımıyla yaklaşan film, gösterime girdiğinde büyük ilgi görür. Ancak 5 ay gibi çok kısa bir süre sonra, Sinema, Video ve Müzik Eserleri Denetleme Kurulu tarafından, yurtdışında "Hejar" adıyla gösterime sokulmasından dolayı yasaklanır ve eser işletme belgesi iptal edilir.[6] Durumu trajikomik bulan Handan İpekçi, Kültür Bakanlığı'nın projeyi önce desteklediğini beş ay sonra ise sakıncalı bularak yasakladığını söyler. Danıştay'a açılan yürütmeyi durdurma davasının İpekçi lehine sonuçlanması, filmin de özgürlüğüne kavuşmasını sağlar. 'Babam Askerde' - Yönetmen: Handan İpekçi / Yapım: Handan İpekçi / Yeni Yapım (Kültür Bakanlığı Katkılarıyla); Yapım Yılı: 1994; Senaryo: Handan İpekçi; Görüntü Yönetmeni: T. Fırat Şenol; Sanat Yönetmeni: Ayşe Akıllıoğlu; Süre: 94 dk. / 'Büyük Adam Küçük Aşk' - Yönetmen: Handan İpekçi / Yapım: Türkiye, Macaristan, Yunanistan; Yapım Yılı: 2001; Senaryo: Handan İpekçi; Görüntü Yönetmeni: Erdal Kahraman; Sanat Yönetmeni: Natali Yeres, Mustafa Ziya Ülkenciler; Süre: 120 dk.

[KanalKultur] - Yönetmen, Yapımcı ve Senarist Olarak Handan İpekçi

Hukukçu bir babanın kızı olan Handan İpekçi 1956 yılında Ankara'da doğar. Babasının görevi nedeniyle Türkiye'nin çeşitli şehirlerini dolaşır ve 1993 yılında, Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nu kazanarak Ankara'ya geri döner. Ancak 1996 yılında evlenerek İstanbul'a yerleşir ve okulunu yarım bırakır.

Handan İpekçi, Semire Ruken Öztürk'ün "Sinemanın Dişil Yüzü" adlı kitabından o dönemi şöyle anlatmaktadır;

"Okulu bırakmak gibi bir niyetim yoktu aslında. Dışarıdan sınavlara girip bitiririm diye düşündüm. Fakat biz o dönem de her şeyimizi ertelemiştik, biliyorsunuz 80 öncesi gençlik nasıl bir ortam içerisindeydi. Biz de sol taraftan bakıyorduk ve sol taraf içersindeydik. Bir şekilde Türkiye'nin kurtuluşundan sonraki döneme, özel hayatlarımızda dâhil olmak üzere her şeyi ertelemiştik. Evlenip geldim. Fakat benim düşündüğüm gibi olmadığını gördüm. 1980'de askeri darbe oldu. İki buçuk yıl eşimin tutukluluğundan dolayı tutukevi ziyaretleri oldu. Ve ben o tutukevi ziyaretlerinden, eşimin serbest kalışından sonra, kendimle yüz yüze geldiğimde, baştan hiç düşünmediğim bir konuma buldum kendimi. Her ne kadar bir kadın örgütlenmesi içinde olsanız da, politik mücadeleye bulaşsanız da, benim geldiğim nokta tipik bir ev kadını modeliydi. Çocuk bakıyordum, yemek pişiriyordum, çamaşır yıkıyordum..."[1]

1980 öncesinde çeşitli kadın derneklerinde çalışan ve politik mücadele içinde yer alan İpekçi, 12 Eylül darbesini takip eden süreç içinde bir iç hesaplaşma yaşar. Darbenin yarattığı yıkım ve yaşanan hayal kırıklıkları sonucunda bir karar alır. Aldığı kararla birlikte Ankara'ya ve çıkan af sonucunda da okuluna geri döner. Okula başlarken sinema yapmayı hedeflemediğinden TRT'de "Hanımlar Sizin İçin" programında asistanlıkla işe başlar. Uzunca bir zaman TRT'nin çeşitli dizilerinde asistanlık yaptıktan sonra ilk yönetmenlik denemesini 1993 yılında, senaryosunu şair Yaşar Miraç'ın yazdığı "Kemençenin Türküsü" adlı belgeselle gerçekleştirir.[2]  

Devamını oku...

 

Aylin Dağsalgüler: ...

Eklenme Tarihi 16 Mart 2009

Aylin Dağsalgüler: Gitmek: Benim Marlon ve Brandom - Yönetmen: Hüseyin Karabey

Aylin Dağsalgüler: Gitmek: Benim Marlon ve Brandom - Yön. Hüseyin Karabey
Soran isimli, Avrupa'ya gitmeye çalışan bir Kürt ressam, kaçakçılar, göçmenler, insan kaçakçıları filme dahil oluyor. Karabey "Film her şeyi tersine çeviriyor" diyor. Bir tür ezber bozma yani. "İlk başta bunlar kim dediğiniz karakterlerle kıskanmaya başlayacaksınız, onların yaşadığı aşkı, içtenliği vs. Tersine bir hikâye. Ayça mutlu olmak için batıdan doğuya doğru gidiyor. Benim bu filmi yapma sebeplerimden biri buydu. Batı'daki 'insan hakları'na saygı duyan 'insancıl' yönetmenlerin filmleri beni çıldırtıyor. O filmlerde doğudan batıya kaçan insanlardan bahseder, çünkü batıda her şey mükemmeldir. Doğu sadece kurbanlar ve katillerden oluşan bir yer değil. Batıdaki filmlerde nedense böyle gösteriliyor hep. Halbuki hayat doğuda daha zengin. Onları göstermek istedim" diye anlatıyor Karabey... Hüseyin Karabey, bugüne kadar çektiklerinde tek bir konuya odaklanmamış. Sadece Kürt meselesini anlatmıyor. Bu yüzden diğer Kürt yönetmenlerle karşılaştırma yapmak gereksiz. Kazım Öz, hep Kürt meselesi üzerine film çekiyor, hatta örgütlü bir yönetmen. Ama Karabey, etnik kimliğini ön plana çıkarmadan, belki de umursamadan daha çok Türkiye sorunlarıyla, Türkiyeli olmakla ilgileniyor. Bir ülkenin iki ucu arasındaki yaşam ve algı farkı, uzaklık, savaştan kaçanlar, kaçaklar, kaçakçılar, mülteciler çokça takılıyor Karabey'in kamerasına. Televizyon haberlerinde hep suçlu gözüyle baktığımız kaçakların İstanbul'da yaşadıkları hayatı gösteriyor film, 50 odada 400 kişinin pislik içinde yaşadığı hayatı. Ve onların arasından Avrupa'ya gidip mülteci olma hayali kuran bir Kürt ressam. Yaşadıkları yerlerden zorla, savaş nedeniyle gitmek zorunda bırakılan insanların hikayeleri filme yansıyor. Ve bu ülkede, komşu coğrafyalarda kadın olmanın zorlukları. Hikayenin gerçekliğinde hep toplumsal gerçeklikler var.

[KanalKultur] - Hüseyin Karabey - Hayatı

4 şubat 1970 doğumlu Hüseyin Karabey, Pertevniyal Lisesi'nden mezun olduktan sonra Bursa Uludağ Üniversitesi İktisat bölümüne girdi, 4. yılın sonunda okuldan ayrılarak sinema yapmaya karar verdi. Mezopotamya Kültür Merkezi'nde sinema bölümünü kurdu. Ardından Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sinema-TV bölümüne girdi ve bitirdi.

Eserleri

Uzun metraj

Gitmek: My Marlon And Brando-2008

6. New York Tribeca Film Festivali, En İyi Yönetmen
27. İstanbul Film Festivali, En İyi Kadın Oyuncu
14. Sarajevo Film Festivali, En İyi Kadın Oyuncu
45. Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yard. Erkek Oyuncu-Volga Sorgu
15. Adana Altın Koza Film Festivali, En İyi Kadın Oyuncu
25. Jerusalem Film Festivali, Fipresci Ödülü
5. Yerevan Film Festivali, Fipresci Ödülü ve Ekümenlik Jüri Özel Ödülü
21. Tokyo Uluslararası Film Festivali, En İyi Asya-Ortadoğu Filmi
Borderlands-4Film Festival, En İyi Film

Yönetmenliğini yaptığı belgeseller

Etruş Kampı-1996

Kuzey Irak'taki Etruş kampında yaşayan Kürt kökenli Türk vatandaşlarının kamptaki yaşantıları ve göç nedenlerini anlatıyor.

1 Mayıs 2 Film-1997

Bekar Hanları-1997

Sokaklar ve Kayıplar-1998

Adı Aytaç-1998

Boran Boran-1999

Gözaltına alınan ve kaybedilen insanlar, Türkiye'nin en acı gerçeklerinden biri olarak kayıp yakınlarının her cumartesi öğle saatlerinde Galatasaray Lisesi'nin önünde oturmalarıyla gündeme geldi.

Bu eylemlerin amacı kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanmasını ve kaybedenlerden hesap sorulmasını sağlamaktı.

Demokratik bir hakkın kullanılmasıydı yaptıkları. Kayıp olgusunda aileler, hesap soranlar, karşı çıkanlar, sık sık polis copuyla dövülenler olarak yer aldılar.

Bu kişilere toplum "Cumartesi Anneleri" adını verdi.

Devamını oku...

 

İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Film kategorisini görüntülemektesiniz

Eğer isterseniz?