Yaşar Kalafat: Lezgiler'de Halk İnançları
Eklenme Tarihi 27 Haziran 2008
![]() |
| Dr. Yaşar Kalafat |
Lezgiler hakkındaki ilk bilgileri Ağdaş'ın Lezgi Mahallesi Şamil sokağında yaşamakta olan bir Lezgiden aldık.[1]
1979 yılı resmi kayıtlarına göre 383 000 Lezginin158.000'i Müslüman'dır ve Azerbaycan'da yaşamaktadır. Dillerinin Ahtı dialekti, Kuredi dialekti, Güney dialekti vardır. Edebi dilleri Güney dialektine dayanır kendilerini Lezgiyat olarak adlandırır Dağıstan''ın güneydoğusunda ve Azerbaycan'da yaşarlar.
Lezgiler'in hemen hepsi demircilik yapıyorlar. Ağdaş demircilerinin % 90'ı Lezgidir. Lezgiler'de örse ant içildiğini duymuştuk. Bunu doğrulamak istedik. Aldığımız" cevapda cürbe cür Lezgi var. Ahtılar, Lutullar falan var. Bunlardan aynı aileden gençlerin birisi Rutul'u anlayıp Ahti'yi anlamadığı olur. Ağdaş Lezgiler'inde örse ant içmek yoktur ancak demircilik Lezgiler'de nesilden nesile geçer. Demircilik bize uykuda Allah tarafından verilmiştir. Demircilik Lezgiler'e peygamber zildanı / kutsal vergisi armağanıdır." denir ve Hz. Davut (a.s) demirciliğin piri olarak bilinir. Hz. Davut (a.s.) ın demirciliğin piri olarak bilindiğini biz Adana yöresinden yaptığımız tespitlerde görmüş ve yayınlamıştık.
Lezgi ailelerde eskiden çok çocukluluk oldukça yaygında şimdilerde 2–3 çocuktan fazla yapılmamaktadır. Eskiden çocuklara isimlerini büyükler koyarlardı şimdi ise gençlerin kendileri isim koymaktadırlar. Çocuklar için ad seçilirken eskiden geçmiş büyüklerin isimleri verilirdi şimdi ise gençler hoşlarına giden ismi vermektedirler. [2]
Çocukların yaramazlıklarını anlatan bir tespitimiz oldu. 'Uşak olanda şeydan yaratılıp' çocuk dünyaya gelirken yaramaz ve afacan yaradılmıştır.
Lezgiler, Azerbaycan Türklerine Muğal demektedirler. Moğollara kız verip almakta bir sakınca görmemekle beraber Hıristiyanlara ve Karaçilere kız verilip alınmamaktadır. Mogollar ile Lezgilerin insan isimlerinde fark yoktur. Hıristiyanlardan kız alınmaz İslam'a gireceği için veya girmesi halinde toleransla karşılanmaktadır. Lezgi aile için evladının Hıristiyanlaşması günahtır. Lezgiler mesela başka dinlerden kız alıp onlara kız vermezler. [3]
Lezgiler'de Lezgi olmayan Müslüman halka mesela Azerbaycanlı Lezgi olmayana kız verilir ve alınır ancak İsevi'ye kız verilip onlardan kız alınmaz. Lezgiler eskiden Karaçilere kız verip onlardan kız almazlardı. Şimdilerde bu katılık eskiye nazaran bir hayli kalkmış ilişkilerdeki sertlik yumuşamıştır. Lezgiler'le Karaçiler arasında evlilikler yapılmaktadır. [4]
Lezgi ailelerde Sovyet döneminde çok daha fazla çocuk yapılırdı. Beydulayev ailesinin 5 kızı ve 3 oğlu olmasına rağmen şimdilerde bir ailenin 1 veya iki çocuğu olmakta 3 çocuklu aileye az rastlanılmaktadır. Eskiden geçim güveninin daha fazla olduğu ifade edilmektedir. Lezgi ailelerde ere verilecek kızın eş seçimi konusunda muhakkak kanaatine başvurulur. Bu uygulama eskiden de böyle idi halen de böyledir. Bu uygulamaya 'kızın razılığının alınması' denir. Rızası olmayan kız ere verilmez. Lezgiler'de evlilik yaşı erkeklerde 20–30 arasında olur, kızlar daha evvel verilir. Evlilik tek eşlidir. Lezgiler'de çift hanımlılık normalde pek görülmez. Lezgi aileye gelin geldiği zaman oğlan evi ona ayrı bir ev açar. [5]
Lezgiler evlenirlerken kız kaçırma veya kocaya kaçma yöntemini de uygularlar. Lezgi aile fertleri ve akrabalar birbirlerine çok tutkun olurlar. Gerektiğinde kan davası güderler.[6]
Lezgiler'de kız istemeğe genellikle ilkin kızlar ve kadınlar giderler. Daha sonra gelin adayı kızın annesinin tekrar tekrar ağzı aranır olumlu cevabı oluşturulur ve bunlardan sonra er-kişiler istemeğe giderler. Şirin Çay / Tatlı Çay içildikten sonra iş bağlanmıştır. Bu çayın tabağına çayı içenlerce pul / para konur. Böylece kızın "He" / "evet"i si alınmış olur. Bundan sonra toyun / düğünün gününün belirlenmesine geçilir. Kız toyuna hına / kına toyu da denir. Bu esnada veya daha sonra uygun bir zamanda kız evinden bir şey uğurlamak / haber vermeden almak / çalmak bereket getiri diye bir inanç vardır.[7]
Şirin Çay içme inanç ve uygulaması Türk kültürlü halklarda çok yaygındır. Bazen Şerbetini İçmek, çikolatasını yemek, tatlı Kahvesini İçmek olarak da geçer. İşin tatlılığa bağlanması anlamındadır. Kız evinin heesi Anadolu'da 'evet' in alınması olarak da geçer. Anadolu'da Kına Gecesi'ne ilaveten ayrıca Kız Toyu yapıldığı veya toyun kız evinde yapılan kısmına Kız Düğünü denildiği de olur. Kız evinden haber verilmeden bir şeylerin alınması inanç ve uygulaması Türk kültürlü halklarda çok yaygındır. Kız evi, evin bereketini kız birlikte götürmesin diye bu uygulamaya mani olmak ister. Bazı hallerde çalınan eşya başka bir hediye karşılığında geri verilir. Bize göre bu kız evinin üzüntüsünü başka biz üzüntü ile avundurmanın bir yolu da olabilir. Biz, Kola Çıkmak, Hanı Yağma, Diş Kirası, nazarı yapanın giysisinden bir parça yakmak gibi inanç ve uygulamaların arasında henüz adı konulamamış bir bağıntının olduğunu sezindi ile düşünüyoruz.
Lezgiler'de de gelin yeni evinin eşiğinden girerken basarak bir tabak kırıp ses çıkarması ve böylece kötü ruhları kovması inancı vardır. Şah Bezeme inanç ve uygulaması Lezgi oğlan toylarında da olurdu şimdilerde kalktı. Düğün bayrağı niyetine kapıya kırmızı bir bez asılır. Bu, o evde hayır iş olduğunu gösterir. Bazı hallerde de beyin boynuna kırmızı bir bez bağlanır.[8]
Lezgiler'in, Lezgice diye bilinen ayrı bir dilleri vardır. Bu konuda 'Lezgi Lezgiyi başa düşer / Lezgiler birbirlerini anlarlar ancak aralarında lehçe farklılığı vardır' 60-70'li kuşak Lezgiceyi konuşma dili olarak biliriz. Torunlar falan Lezgiceyi pek bilmezler. Ağdaş itibariyle yakın çevrede Ağca'da, Gökçe'de çok Lezgi vardır. Lezgiler arasında özel bir bağ yoktur. Eskiden Dağıstan Lezgileri gider gelirlerdi, şimdilerde gidiş gelişler de kesilmiştir. Ağdaş Lezgileri buraya Dağıstan'ın Ihıl bölgesinden 1941 yılından evvel gelmişler.' denilmektedir. Bu[9] konuya başka bir vesile ile tekrar döneceğiz.
Udin dili Dağıstan dillerinin Lezgi grubundandır. 1970 yılı resmi kayıtlarına göre 7.000 cıvarında nüfusları vardı. Bu dilin iki dialekti vardır. Bunlar Oğuz Dialekti ve Nic Dialekti'dir. Yaşadıkları yerlere göre Kaşkar, Albanların esas dillerinden birisi olmuştur. Kendilerini Udi veya Uti olarak bilirler. Azerbaycan'ın Gabele reyonu Nic, Kısmen Mirzebeyli kentlerinde Oğuz şehrinde Gürcistan'ın Kıvareli Reyonu ve Aktanberi kentlerinde yaşarlar Gürcistan'dakiler de oraya Oğuz'dan geçmişlerdir. Buradakilerin edebi dillerinde Rusca, Ermenice, Azerbaycan Türkçesi ve Gürcüce'den istifade ederler. Urartu kitabelerinde isimlerinin Udiri olarak geçtiği ifade edilir Heredot tarihinde Eti, Roma kaynaklarında Utu olarak geçtikleri ifade edilir. İnanç itibariyle totemist olmuş güneşe aya prestiş etmişler ateşperest bir dönem geçirmişlerdir. 314 tarihinde Ermeni ve Gürcülerle birlikte Hıristiyanlığa girmişler daha sonraki yıllarda bir kısmı İslama girmişlerdir. Bazı eski ortak âdetlerini korumaktadırlar.[10] Udinler hakkında bizim daha evvel yaptığımız Kafkasya halk inançları çalışmalarında da biraz bilgi bulunmaktadır. Lezgilerle ilişkileri sadece dil gruplarının yakınlığı ile sınırlıdır.
Bu arada Lezgilere mahsus özel insan isimleri yoktur. Örneklemek gerekir ise, Yusuf, Kamil, Şamil, İlhan Behlül, Dursun, Yaşar, Durdu, Ferihan, Dadaş gibi isimler konulur. Lezgiler'de en çok rastlanan isim Şamil'dir.[11] Erkeklere Dursun ve Yaşar, kızlara ise Durdu isminin konulması Türk kültürlü halkların diğerlerinde olduğu gibi yaşamayan çocuklarının yaşaması isteği içindir. Kamil ismi, güney ve kuzey Kafkasya'da Türkiye'nin Aras Vadisi'nde Şeyh Şamil'in mücahit ruhuna hürmeten çok yaygındır. Lezgiler'deki insan isimleri Türk kültürlü halkların Kafkasya'da ortak isimlerinden farklı değildir. Bizim Sarıkamış'tan gelme Kars'taki Lezgi kiracılarımızdan hanımın ismi Nezire, oğllarının ismi Kenan ve Doğan'dı. Sarıkamış ve Kars'taki çok az sayıdaki Lezgi daha ziyade kuyumculuk yaparlardı. Sait Abak bunlardan birisi idi. Sarıkamış Hamamlı'da Dadaş'ın kızlar at biner tırpan çekerlerdi. Lezgiler kendilerini çok kere Türk hisseder ve genel anlamda Türk kabul ederler. Sivas'da yaşamakta olan Lezgiler, türk siyasi hayatına başbakan yardımcısı çıkarabilmiştir. Kahramanmaraş'daki lezgi köyü hâlâ dağılmadan varlını sürdürmektedir. Ağdaş tanıştığımız birçok Lezgi Türkiye'den geldiğimizi öğrenince, "Türk Lezgi hamımız / hepimiz aynı milletten İslam kardeşiyiz" dediler. [12]
Lezgiler'de özel lezgi laylaları / ninnileri vardır. "Avratlar beşik terpetende / sallayınca layla / ninni söylerler. Boş beşik terpetmek pis iştir / uygun olmaz. Denenmiştir sonu yahşi / iyi çıkmıyor. [13]
Lezgiler'de çocuk isteyen anne dua etmek için Kümrah Baba yatırına gider ve orada dalların arasına sembolik bir beşik yapar. Dileyinin kabul olup olmayacağı beşiğin sallanması ile anlaşılır. Çocuk olacaksa beşiğin sallanacağına inanılır. Bu esnada hoca niyet sahibinin yanında sürekli okumaktadır. [14]
Kümrah Baba ile ilgili anlatıya göre; Hz. Ali gabele'ye gelir. Burada bir Gregoryan kızla evlenir. Oradan ayrılınca eşine –Oğlum olur ise koluna sana verdiğim bazubenti bağlarsın, kızım olur ise kırmızı kurdeleyi boynuna bağlarsın der. Hz. Ali bir neçe yıl / birkaç yıl sonra tekrar buraya döner. Bakar ki, çocuklar dire dövme oynuyorlar. (Bu oyun kayışla oynanan cemberin içindekiler ile dışındakilerin mücadelesi şeklinde süren bir oyundur. Biz bunu çocukluğumuzda Kars'da kemer veya cız olarak bilir oynardık) Çocuklardan birisinin çok güçlü olduğunu görür ve aralarında kimin daha güçlü olduğunu sorgulayan bir konuşma geçer. Hz. Ali çocuğu fırlatır ve çocuk daha havada iken kolundaki pazubent'i görür ve durumu anlar. Bunun üzerine kav değil, tav değil sayılmaz anlamında seslenir. Diğer variyantında da Haz Ali evine gelir eşi ile karşılaşıp çocuğu sorunca eşi- bekliyorum 1 saat oldu gelmedi der, o zaman Hz. Ali anlar ki, fırlatmış olduğu çocuk oğludur. Burası Kümrah Baba'nın türbesi olur. Babanın annesi Gregoryan olduğu için piri, Ermeniler de aziz bilip ziyaret etmektedirler. [15]
Anadolu Türk kültür coğrafyasında da bebek dileği ile sembolik beşikler yapılır. Yatırların arasında özellikle çocuk dileği ile gidilenler vardır. Hıdırellezde de Hz. Hıdır’dan istenilen birçok şey arasında çocuk da vardır. Gül ağacının dibine, ev, araba gibi isteklerin makete yapılırken beşik yapıldığı da olur. Ayrıca beşik yapılmak suretiyle Allah bebek dileyinde bulunulan türbeler de vardır. [16]
Lezgiler'de çocuğu olmayan anne, niyetlenir 'sağ kalsın evliya üstünde kesecem / keseceğim' der ve uşağı olunca saçının bir kısmını kesmez, adağını yerine getirir.[17] Türk kültür coğrafyasında bu niyetlerin de çeşitleri vardır. 3 yıl 7 yıl veya 9 yıl niyetlenenler olur. Her yıl kurban kesenler olur. Sürenin sonda saç ile birlikte kurban kesenler de olu. Bazı yörelerde çocuğa yatırın isminin verildiği de olur. Afganistan Türklerinde bu niyetli saca haydar / hayder / ayder denilir.
Lezgiler'de bebeğin karın saçı kesilince muhakkak temiz bir yere gömülür. Kadınların da saçları gelişi güzel uluorta yere atılmaz. Basılıp ciynenilmeleri istenilmez Lezgiler'de soğan kabuğunun yere atılması ve ciynenilmesi de uygun bulunmaz.[18]
Lezgiler'de "Üzerlik Göz Kaytarır" diye bir söz vardır. Bununla anlatılmak istenilen, üzerlik bed nazarı, iyi niyetli olmayan zararlı bakışın yönünü değiştirir yansımasını sağlardır. Yağıbölen Baba'nın mezarı üzerinde biten üzerlik otlarının ünü pek fazladır. Burada çok üzerlik piter. Yağıbölen Baba isminden de anlaşıldığı gibi yağıyı / düşmanı bölen bir alp erenmiş. Türbesinin bulunduğu yerde şehit olup düşmüştür. Kars'da Yağbasan diye bir köy vardır. Muhakkak ismi yağı'dan geliyordur. Yağıbölen Baba'nın efsanesi bize Türk kültürlü halklar arasında bir kült oluşturmuş olan 'Kesik Baş' türbelerini hatırlattı.[19] Üzerliğin daha ziyade kutsal kanla beslenmiş topraklarda çok eski mezarlıklarda daha yoğun olduğuna dair bir tespit dinlemiştim Yağıbölen Baba ile ilgili bu bulgular da eklenince bize biran anlamlı geldi.
Lezgilerle görüşürken kesikbaşlarla ilgili bir efsane dinledik. Hz.Muhammed (s.a.v), Hz. Ali (r.a) ve Hz. Selman (r.a) bir kuyuya inerler, Hz. Ali'nin savaşarak uçurduğu kafalar yığın oluşturur Bu kesik başlar Hz. Ali ile savaşa devam ederler. Bunun zerine kendilerine kim oldukları sorulur ve Cinli Cafer'in koşumları / askeri birlikleri oldukları öğrenilir. Hz. Ali'ye çocuğumun olması için dua ederseniz savaştan vaz geçeriz derler. Hz. Ali dua eder ve Cinli Cafer Tayfası'nın komutanının çocuğu olur. Bunun üzerine komutan Hz. Ali'ye sizin kuluğunuzdayım / emrinizdeyim, der. Anlatıya göre bu tayfa Kerbela olayında tozu dumana katarak yardıma gelenlerdir. O zaman Hz. Ali kendilerine- bu dünya işidir. Karışmayın diyip müdahalelerini önlemiştir.
Lezgiler'de Dağıstan'ı ana vatan olarak bilinir. Lezgiler'in yakından ilgili oldukları yani coğrafi yakınlık itibariyle bir şekilde kendilerinin saydıkları pirler Gündoğdu baba, Arap Ocak, Veyiz baba, Hacı baba gibi pirler için 'Ata vatandaki Pirler' derler. Bununla beraber yaşanılan yeri yakanında bir pir var ise o yok sayılıp uzaktaki pire pek gidilmez. Pire daha ziyade niyet edilerek gün çıkmadan piyade olarak gidilir. Nezir verilir, kurban kesilir, Kur'an okutulur. Pirde bulunulan dilekler Allah'tan istenir. Pire çaput bağlanır ve dilek olunca nezredilen şey yerine getirilir.[20]
Türbelere gün çıkmadan gitmek veya türbeye gitmek için gün çıkmadan yola çıkmak, bazı dağ tepelerindeki yatırlara yaya çıkmak hatta yalın ayak çıkmak bazı hallerde bir müddet türbeye sırtını dönmeden ziyareti tamamlayarak oradan ayrılmak Anadolu Türk kültür coğrafyasında da görülebilen uygulamalardan olup saygı ifade eder.
Lezgiler'de dünyaya gelen çocuğun adını atası / babası, anası koyar. Türk kültür coğrafyasının diğer halklarının büyük çoğunluğunda olduğu gibi dünya gelen çocuğun sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okuyarak isim koyma uygulaması Lezgiler'de yoktur. Konulacak isim hoşa giden adların arasından seçilir.[21] Lezgiler'de çocuk anadan olanda / dünyaya gelince kohum akraba göz aydınlığına gelir küçük çapta da olsa bir ikram yapılır. Mevlit okutulduğu da olur. Ancak böyle hallerde mevlit daha ziyade niyete bağlıdır. Mevlidi okuyan hocanın önüne tuz ve su koymak ve bu suya ve tuza farklı bir kutsiyet atıf inancı yoktur. Liselerin ayrıca Lezgice bir mevlitleri yoktur. Bu toplumda da Süleyman Çelebi'nin Mevlüdü Kur'an ayetleri ile birlikte okunur.
Lezgice nağıllar / masallar da vardır. Neneler Lezgice nağıl / masal anlatır, anneler Lezgice layla / ninni söylerler. Ayrıca Lezgi'ce Lezgilere mahsus bir dönem Lezgilerin de olduğu ancak bunların zamanla Azerbaycan Türkçesi ile karma dilli söylenmeye başladıkları ifade edilmektedir.[22] Lezgiler'deki geleneksel düğün âdetleri Mogal / Azeri Türklerinden farklı değildir. Keza Kırk inancı itibariyle de bir farklılık yoktur. [23]
Lezgi ailelerde çocukları yaşamayan aileler çok çocuklu ailelerin beşiklerini alarak bebeklerini o beşikte büyütmek suretiyle yaşamalarının sağlanacağına inanırlar. [24] Bu inanç da Türk kültürlü halklarda çok yaygındır. Uygulama kanaatimizce kara iyeleri kandırmaya matuftur. Çok çocuklu ailelerin beşiğine onların kokusu sinmiştir. O bebeklerin koruyucu gücü, o beşikte bir koruma alanı oluşturmuştur. Çocuğu yaşamayan aile bu beşiği kullanarak güvenli alandan yararlanmış olmaktadır.
Lezgi halk inançlarında da çocuğun ve annenin yarı kırkı ve kırkının çıkarılmasında bir uygulama farkı görülmez. Kırklama da süzgeçten geçirilecek su 'el deymemiş su / temiz su' olmalıdır.[25] Lezgiler kırkı karışan bala ve analar için kıfıl / kilit açılır. Kabir üstünden / mezarlıktan gelindiği için kırk basmış ise oradan getirilen toprakla ana ve bala çimdirilir. Lezgiler'de kırkın dışında yarı kırk ve onu yapılmaz bu uygulama Moğollarda yapılır.[26] Kilit Açmak suretiyle genç kızların bahtının açılması inanç ve uygulaması Gümbet-i Gavus'da İran- Horasan Türkmenlerinde de vardır.[27]
Lezgi halk inançlarında sünnet ve kirvelik vardır, ancak pek yaygın ve çok önemsenen bir kurum değildir. Lezgiler'de sünneti dellek yapar, keser. Bu arada Lezgiler'de de Kirve'nin kızı alınmaz.[28]
Lezgi halk inançlarında geçmişte diş hediği yapılıp yedi kapıya paylanırdı / dağıtılırdı. Ancak şimdilerde pek yapılmamaktadır. Hedik tabağı gönderildiği yerden boş gönderilmezdi.[29]
İmam hayratı, aşure aşı eskiden toplu yapılırdı. Hazırlanmış aşure aşı ortaya getirilir oradan paylaşılırdı. Fakirlere mutlaka pay ayrılır onlara da dağıtımı yapılırdı. [30]
Lezgiler'de göykuşağı / Gökkuşağı Peygamber kuşağı olarak bilinir ve heyecan yaratır. Altından geçilmesi ile ilgili efsaneler anlatılır. Lezgiler'de de Delikli taştan ve ağaç kovuğundan geçerek şifa arama inancı vardır. Daha ziyade hasta çocuklar geçirilir. Ayrıca bu taşlardan 'Allah'ın hoş bendesinin yahşi bendesinin geçebileceğine inanılır ve günahkârların geçmekte zorlanacağı inancı vardır. Günahkârlar ve sevap sahipleri burada belli olur. Geçmede başarılı olanlar kurban keserler. Dağıstan'da Ahtı ve Rutulların gittikleri Şalbuz Baba bu türden yerlerdendir.[31]
Lezgilere mahsus halk oyunları vardır. Bunlar Lezgi oyunu olarak bilinir ve düğünlerde Toy, Lezgilere ait olsun veya olmasın Lezgi olanlar veya olmayanlarca oynanır. Lezgiler de diğer halkların halk oyunlarını oynarlar. Lezgi toylarında eskiden nara ve kara zurna çalınırdı at oynatılır, at yarışları yapılar pehlivan güreştirilirdi. Bir kısım Lezgiler'de daha ziyade dağlık kesimin Lezgilerinde 'Şah Bezeme' varken Ağdaş Lezgilerinde onun yerini 'Honça' almıştır. Bezenen şahın dallarına çeşitli şirniler / tatlılar asılır ve verilen bir komut üzerine 'here bir Allah desin' denir ve cemaat hep bir ağızdan 'Allah' derdi.[32] Lezgi halk oyunları Anadolu'da da Kars ve Iğdır yöresinde 'Kafkas oyunları' olarak oynanırlar. Bunlardan Lerzinga sanırım Lezgi oyunu idi. Bu ve Şeyh Şamil Oyunu Kars milli-mahalli çok sevilen ve oynanan oyunlarıdırlar. Esasen Lezgi diye bilinen oyun ve onun muzikisi Özbekistan ve Türkmenistan'da da bilinmektedir. Biz şahsen Karakalpakıstan dinledik ve seyrettik.
Azerbaycan coğrafyası halkoyun kültüründeki birliğiçocuk oyunlarında da görmekteyiz. Lezgi çocuklarının farklı bir oyunları yokken birlikte yaşanılan diğer halkların çocuk oyunları Lezgi çocuklar tarafından da oynanılmaktadır. Eles Qasımov konuyu incelerken, çok önemli tespitlerini de açıklamaktadır. Hayvan kılığına girme ve hayvan hareketlerini taklit etme hayvan totemi ile bağlantısı iddia edildiği gibi değildir. Totemizm ile oyun arasında hiçbir bağlantı yoktur. Her bir halk ibdidai dönemde sanatın başlangıcı zamanında avcılıkları esnasında gözlemledikleri hayvanlardan edinip oyunlara isimlerini buradan hareketle verdiler Kurt Oyunu, Kartal Oyunu, Tilki Oyunu, Ayı Oyunu ve diğer birçoğu bu türden oyunlardır. Kurt Oyunu'nun Türk savaş yöntemine yansıması da bu şekilde olmuştur. Türk savaş sanatı Türk halk oyunlarından esinlenmiştir. Türk milli medeniyetinde 'oyun' anlayışını Şamanizme bağlamanın da yanlış olduğunu, oyunun erken kültüroloji düşüncesinde vahid halde mevcut olduğunu, Şamanizme sonraları buradan girdiğini belirtmektedir.[33] Buradan hareketle Azerbaycan foklor ve etnodüşüncesine coğrafi şartlar iklim ve bitki örtüsü ile birlikte yansıdığını söylebiliyoruz. Bu tespit Türk kültür coğrafyasını oluşturan enlem ve boylamları, Türk kültür coğrafyasının coğrafi şartlarını, Türk kültürlü halkların etkisinde geliltirdikleri kültürün coğrafi özelliklerini gündeme getirmektedir.
Lezgiler Sünni inançlı Müslüman halklardandırlar. Azerbaycan'da Lezgilerin ayrı bir camisi farklı bir cemaati ve değişik bir mezarlıkları yoktur. Bunlar diğer halklarla birlikte ortaklaşa oluşturulmuşlardır. Taassuba kaçmayan samimi dinler açık fikirli insanlardır.[34] Bizim tanıma imkânı bulduğumuz Lezgiler'e dair kanaatimiz de aynı olmuştur.
Lezgi halk tefekkürü mevlitte olduğunu gibi bölgesel kültürün bir parçasıdır. Dua eden bir Lezgi "Allah'ım, bu dünyada neki / ne kadar Müslüman var, senin yolunda olan var, doru adam var unlara bütün konu komşuya senin yazığın gelsin hamına / hepsine rehim eyle içinde de bizlere" denir.
Lezgiler'de balayı gelini ve binayı bed nazardan korumak için dua yazılır. Binalarda üzerlik de asılır. Hayvan kafası asan da olur. Gelin gelince onun başına saçı bereket ve tatlık için saçı yapılır. Gelin yeni evinin eşiğinden girmeden evvel boş sındırması / bir tabağı basarak ses çıkaracak tarzda kırması sağlanır. Bununla amaç kara güçlerin zararını def etmektir. Gelin için kesilen kurbanın kanı gelinin ayağına sürülür. Saçının içerisinde pul, şeker ve düğü / pirinç olur. Gelinin geldiği gün yakınlara yemek verilir ertesi gün helva yapılır. Seherinde gelin yüze çıkarılır.
Bölgenin diğer halklarından farklı olarak yüze çıkmamış gelin kaynatası ile konuşabilir. Bu benzeri tespitler kaynağın sosyal statüsünden de farklılık göstermiş olabilir ve teyit edilmeleri gerekir.
Lezgi halk inançlarında incir ağacından düşen ölür, inancı vardır.[35] Bu inanç Anadolu bir kısım Balkanlar ve İran Türk kültür coğrafyasında da vardır. Ayrıca Lezgiler'de de insana süpürgenin değmesi 'şer' alameti olarak bilinir. Akşamdan sonra eşikten dışarıya sıcak suyun dökülmesi cinlerin yanmalarına sebep olacağı için doğru bulunmaz, cinler adama dokunabilirler. Lezgi halk inançlarında akşamdan sonra yapılmayan diğer bir uygulamada komşuya ağağartının verilmemesidir. Akşamdan sonra belirli ağ yiyeceklerden komşusuna veren kimsenin evinin bereketinin gideceğine inanılır.
Lezgiler'de de yılan, kurt, ayı gibi çekinilen bir takım hayvanların isimleri yerli yersiz çekilmez / anılmaz. Bunlar örtülü bir şekilde kodlanarak ima edilerek anılır.[36] Bu tür hayvanlar eski inanç sistemindeki bir takım totem, ongun veya töslerdi. Bunların muhtemel zararlarından korunmak isteniyor veya bunların muhtelif zararlı olabilecekler karşısında korumaları talep edilmiş oluyordu.
Lezgiler'de de aynı kültür coğrafyasının diğer halkları gibi ölmüş bir yakınını gece rüyasında gören kimse Kur'an okur veya okutur. Türk kültürlü halklarda bu uygulamanın yorumu rahmete giden şahsın ruhu için hayır beklediği şeklinde yorumlanır ve az-çok ata ruhu ile ilgili bir inançtır.
Lezgiler'de ölünün 3'ünde ve 40'ında yemek verilir. 52'si de yapılır. Yasın süresi de kırk gündür. Bölgenin ortak kültürlü diğer bazı halklarında görülen ve ocak kültü ile izah edilen ölü evinde 3 gün ocak yanmayacağı inancı Lezgiler'de yoktur.[37] Lezgiler'de de ölen kimsenin defin işlemi yapılıncaya kadar cesedinin üzerinde bıcak, makas ve benzeri bir demir bulundurulur. Bu inanç ve uygulama Türk kültürlü halkların hemen hemen hepsinde vardır. Çerkezlerde naaş yamcıya sarılır ve üzerine erkek olduğunu göstermek için bir kama konur. Cenazenin başında önce yakınları dua ederler ve sonra evden çıkarılıncaya kadar evin gençleri onu yalnız bırakmaz başında beklerler[38] cenazeyi define kadar yalnız bırakmama inanç ve uygulaması Türk kültür coğrafyasının diğer halklarında da vardır.
Lezgi halk inançlarındaki uğurluluk ve uğursuzluk inancı aynı coğrafyanın diğer halklarından farklı değildir. Lezgiler'de de dükkânlar açılırken sağ elle açılır ve dükkâna sağ ayakla girilir. Yeni elbiseye ilkin sağ kol geçirilerek giyilir. İş yerine sabahleyin ilk gelen müşterinin gudümlüsü / kudümlüsü ve gudümsüzün olduğuna inanılır. 'her şey kısmetle ve nasipledir' denir.[39]
Bereket ile ilgili olan diğer bir inanç yağmur duası ve godi-godi gezdirme uygulamaları eskiden Lezgiler'de var iken şimdilerde yaşatılmamaktadır. Nevruz Bayramı ise bölgenin diğer halkları gibi Lezgiler'de de yaşamaktadır. Çeşitli pişintiler / yemekler, Mollaya Kur'an okutmalar, çarşamba uygulamaları, bacadan torba salma, ocak kalama gibi uygulamalar yapılır.[40]
Lezgi ekmek türleri arasında; çörek, yufka, yanlama, tendire, uşaklar için yapılan köke gibi olanlardır. Bunlar Lezgi olmayan halk tarafından da bilinirler.
Notlar
[1] Kaynak Kişi; Reşit Beydullayev, 70 yaşında doğma büyüme Ağdaşlı olan emekli yüksek tahsilli bir Lezgi.
[2] Kaynak Kişi; Nibar Dosteyeva 70 yaşlarında okul eğitimi almamış ev hanımı.
[3] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[4] Kaynak Kişi; Reşit Baydullahyev.
[5] Kaynak Kişi; Reşit Baydullayev.
[6] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[7] Kaynak Kişi; Nibar Dosteyava.
[8] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[9] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[10] Kaynak Kişi; İlkin Rustemzade.
[11] Kaynak Kisi; a.g.ş.
[12] Kaynak Kişi; Reşit Baydullahyev.
[13] Kaynak Kişi; Nibar Dosteyeva.
[14] Kaynak Kişi; Nibar Dosteyeva.
[15] Yaşar Kalafat, "Türk Halk İnançlarında Hz. Ali Kültü", Şehriyar Hayatı Edebi Kişiliği ve Felsefesine Bir Bakış, 15–16 Mayıs 2003 Ankara Bilgi Şöleni, Ankara 2003, Sh.33–35.
[16] Ayşe Akman, Mevsimlik Bayramlarımız, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 2005.
[17] Kaynak Kişi; Nibar Dosteyeva.
[18] Kaynak Kişi; Nibar Dosteyava.
[19] Yaşar Kalafat "Sirt Yöresi Yatırları Etrafında Şekillenmiş Halk İnançları ve Kesik Baş Motifi" 'Yayında'
[20] Kaynak Kişi; Reşit Baydullayev.
[21] Kaynak Kişi; Reşit Baydulayev.
[22] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[23] Kaynak Kişi; Nibar Dosteyeva
[24] Kaynak Kişi; Reşit Beydullayev.
[25] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[26] Kaynak Kişi; Nibar Doteyava
[27] Yaşar Kalafat, "Anadolu ve İran'da Karşılaştırmalı Türk Halk İnançları", Azerbaycan Birinci Uluslar arası Sempozyum Bildirileri, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2002, Sf. 115–123
[28] Kaynak Kişi; a.g.ş. ve Raşit Abdullayev.
[29] Kaynak Kişi; Nibar Durduyeva.
[30] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[31] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[32] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[33] Eles Qasımov, Azerbaycan Xalk Oyunları Bakı 2006 Sh. 7–8.
[34] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[35] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[36] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[37] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[38] Murat Papu, Fatih Pınar, "Kafkasya'daki Çerkezya" Atlas Özel sayı, Ağustos 2007, Sf. 24–44
[39] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[40] Kaynak Kişi; a.g.ş.
Yaşar Kalafat: Hemşehrilerde ...
Eklenme Tarihi 10 Haziran 2008
![]() |
| Dr. Yaşar Kalafat |
Hemşehriler Azerbaycan'a 1939 yılında Güney Azerbaycan'dan gelmişlerdir. Gelişleri ilkin Ağdam'a olmuş orası Ermeni işgaline girince Ağdaş Reyonuna gelmişler toplam birkaç hanedirler. Hemşehrilerden 1946 yılında gelenler de var. Bunlar güneyden Eher'den, Demirci'den gelmişlerdi. Burada Sünni ve Şiiler bir arada yaşamaktadırlar ve Şii inançlı Müslüman kesim çoğunluktadır. Ana dilleri Azerbaycan Türkçesidir.[1]
Hemşerilerde evlilikte başlık vardır. Daha ziyade yağ düğü / pirinç koyun alınır. Başlık olarak para alınmaz. Kız kaçırma yöntemi ile evlilikler olmaktadır. Kız kaçırmak kız uğrulamak, kız çalmak olarak da geçmektedir. Doğu Karadeniz'de kız kaçırmak, kız çekmek olarak geçer. Sünni ve Şii inançlı halk arasında evlilikler olmaktadır. Karaçi inançlı Müslüman kesime kız verilip alınır ancak Hıristiyana kız verilip alınmaz. Şiilere ve Sünnilere ait olduğu bilinen camiler vardır ancak cemaat karışıktır.
Hemşehrilerde kan davası yoktur. Kan güdülmez. Evlilikler tek eşlidir. Bir Hemşehri birden fazla eş almaz. Geçmişte ölen büyük kardeşin dul kalan eşini küçük kardeşin aldığı olurdu. Şimdilerde bu uygulama kalkmıştır. Dul kalan eş ve çocukları ile yakından ilgilenilir, ancak evlenme yoktur. Bacı takası olarak bilinen tarafların karşılıklı birbirlerinin kız kardeşlerini almak suretiyle yapılan evlilik hemşehrilerde vardır ve ' Kız kıza' olarak bilinir.[2]
Hemşehrilerde çocuk olanda öz kohumarı şenlik geçirir, doğum toyu yaparlar. İlk saç çocuğun birinci yaşında kesilir ve sadece ilk saç da şenlik yapılır. Bu ilk saç çocuğun yastığının içive konulmak suretiyle saklanır. Çocuğun ilk çıkan dişi için Hedik yapılır.
Hemşehrilerde kirvelik vardır. Kirvenin kızı ile sünnetli çocuk bacı kardaş gibidirler. Kirve aileler arasında kız alınıp verilmez.[3] Hemşehrilerin halk inançların da doğal olarak aşerme inancı ve onun gereklerinin yerine getirilmesi vardır.
Hemşehriler'de çok güçlü bir sılayı rahim duygusu var. Ağdaş'da yerleşmişlerden burada ölenlerden halen Ermeni işgali altında bulunan Ağdam'a defin için gidenler var. Ancak mali durumları pek iyi değil. Burada gazi karşılığı olarak veteral ismi kullanılıyor ve maaşları ayda 5 Şirvan'dır. Hemşehriler hakikaten şuurlu kimseler. Ölen eşini defin için İran'dan göçüp geldiklere yerlere götüren bir hemşehri 'Hamı / herkes bilsinki biz o toprakların da sahibiyiz. Uçaklarımız bilsinlerki orası bizim öz toprağımızdır. Ordakiler de desinler ki bu da bizim adamımızdır.' demektedir. 'Eskiden Ermeniler Ağdamlıların desteği ile geçinirlerdiler, Biz gelende ayağa durardılar / ayağa kalkardılar. Şimdi Ermeniler Ağdam'ı haricilerin örneği ile alılar' diye durumu izah etmektedirler.
Hemşehriler yani güney Azerbaycan'dan gelip kuzey Azebaycan'a yerleşmiş olan Türklerin kültürü Azerbaycan'ın diğer halklarından pek farklı değildir. Bu halkta da Pir etrafında tavaf yapılacaksa sağdan başlanılarak 3 defa dönülmek suretiyle yapılır. Hasta yaşlı veya çocuk ise bunlarda da dönme işlemi kucakta veya sırtta olur. Adak koç da tavafa iştirak eder. Koça kına yakıldığı olur, al kurdela bağlanır ve ayna tutulur. Nezir / adak kurbanının dağıtımında hayvanın her aksamından bir tike / parça olarak pay ayrılmalıdır.
Hemşehrilerde de Nevruz bütün ayrıntısı ile kutlanmakta ve bu arada Çerşembeler / çarşambalar tanınmaktadır. Bunlardan Hava Çerşembesi, Su Çerşembesi, Od Çerşembesi ve Toprak Çerşembesi ki son Çarşamba budur. Bunlar Anadolu Türk kültürlü halklarda daha ziyade cemreler olarak bilinirler.
Başına dönme inancının izahında ilginç tespitlere şahit olduk. 'Pervane ışığın etrafında helak olurcasına dönerken kendisine ışığa nura feda etmektedir.' Burada etrafında dönülene etrafında dönen kendisini feda etmiş olmakta ve güçlülüğünü kabul etmiş olduğu ondan bir beklenti içine girmektedir. Pir dönmelerinde de güçlü olan Pir'dir ve etrafında dönen ondan şifa talep etmiş olmaktadır. Pervane kendi hayatını ortaya koyarken hasta sahibi de koçu kurban etmiş olmaktadır. Azerbaycan halk inanç kültüründe 'Pir olasan başına dönüm' gibi söz vardır ki, Sen pir ol ben başına dönüm anlamındadır.
Rüyada kurt görmek Azerbaycan halk inançları kültüründe muharebe olacağı anlamına gelir. Çok yerde kurt, yağma savaş olarak anlamlandırılır. Ayrıca bebek bekleyen ailelerde rüyade kurt görenin oğlunun olacağına inanılır. Çok kere de rüyada kurt görmek kuvvete alemettir. Rüyada ve hayatın diğer safhalarında kurt, Türk kültürlü halkların halk inançlarında geniş yer tutar. [4]
Azerbaycan halk kültüründe görülen bir inanç şekli de ölünün sinesine ayna koyulmasıdır. İnanca göre kişi öz ruhu ile ilk defa burada bu aynada gördüğü ile karşılaşır. Bu noktada alnına ayna koyulan koç, aynada ilgili meleği mi, Ölüm Meleğini, Azrail'i (a.s.) mi görmüş olmaktadır. Batı Anadolu halk kültüründe yeni ölen kimsenin mezarına ayna konulur. Ölenin kırkı çıkana kadar o ayna orada kalmalıdır. Aksi halde ölünün ruhu uçunca oraya konabilir. Bu takdirde ölünün ruhunu yaşayanlardan birisi görebilir. Bu hale ' Ruh tuttu' denir. Ruhun tuttuğu kimse hastalanır Ruh Tutması hastalığının tedavisi yoktur. Bizim Anadolu Türk halk kültüründen yaptığımız tespitlerde ruhun bedenden ve hayatta iken yaşamış olduğu muhitinden ayrılmasının 40 gün sürdüğü şeklindedir ki, bu bilgiler tamamlayıcı mahiyettedirler.
Azerbaycan halk inanç kültüründe, rüya tabir edilirken yılanın iyi ve kötüsünün olduğuna inanılır. Bu biraz da yılanın görünme şekline, cinsine ve görene değişmektedir. Çok yerde 'Yılanın ağına da nahlet karasına da' diye bir söz vardır. Anlatıya göre Yılanlar Toyu diye bilinen bir toy vardır. Yılanların bu toyunun üçünden yedisine kadar onlara deymemeli / dokunulmamalıdır. Yılanlar daima 7 kardeştirler. Kardeşlerden birisini öldürenden diğer kardeşler intikam alırlar.
Azerbaycan halk masallarında 'Sır Kardeşliği', 'Süt Kardeşliği' gibi inançlara rastlanır. Kurt ile olan sütkardeşliğinde kurdun insanoğlunu beslediği görülür. Keza Süt Hakkı ve Süt Pulu veya Süt Harcı diye bilinen ve anneye ödenen mebla ve annenin gargışı / bedduasısın süt ona mani olacağı için tutmayacağı Türk kültürlü halklarda ve bu arada hemşehrilerde de vardır. Ahiret Kardeşliği ise Kabir Kardaşlığı / Gor Komşuluğu olarak geçer. Ayrıca Beşik kesme / Beşik Kertme, Göbek Kesme inanç ve uygulamaları da sık olmasa da görülür. Mağıllarda / masallarda kesik baş, kuru kelle olarak geçer
Kesik baş inancını tam karşılamamakla beraber bu konuda dinlediğimiz bir anlatıda, Kerbala Savaşı'nda Yezid'in tarafında iken Hz. Hüseyin'in tarafına geçen Hür'ün mezarını Şah İsmail açtırır. Hür'in cesedi bastırıldığu / gömüldüğü zamanki gibidir. Hür'ün başındaki taç açılınca kan akmaya başlar ve tekrar gömerler. Bu konuda,
"Şah İsmail Seyre çıktı
Açtı Hür'ün gabrini
Bar-ı İlahi et kıl ki
Tövbekârım doğrusu"
denir.
Azerbaycan nağıllarındaki kesik baş motifi bazı ortaklıklar belki içiriyor olsa da çok farklı mahiyettedir. Defnedilmemiş ölünün kellesi '39 can aldım 1 can daha alacam' der, ancak bastırılmadan evvel heyihak olur, bağışlar hatta kahramının yoldaşı olur. [5] Bu hikâye Anadolu Türk halk kültüründe, nadim olanın muhakkak affedileceği, pişmanlığın sınırının olmadığı kişi son anda da olsa tövbekar olmuş ise mükâfatını göreceği şeklinde anlatılır. Anadolu ve Balkanlar Türk kültür coğrafyasında ise kesik baş, Allah yolunda ölenlerin gerçek ölüler olmadıkları, onların kafaları bedenlerinden ayrılsa da Hakk yolunda savaşabilecekleri, ta ki, sırları açık olunca, o anda ve orada şehit düşüp geçecekleri şeklindedir.
Azerbeycan halk kültüründe, uzak sefere çıkan kimseye çörek ısırtırlar / ekmek ısırtılır. Bu inanç Anadolu Türk halk kültüründe de vardır. Daha ziyade askere gidenlere uygulanır. Giderken ısırtılmış çörek asker sılaya dönünceye kadar saklanılır. Bu özel yapılmış bir çörektir ve saklanılan kısmı çok kere duvara asılarak teskere gününü bekler. O gün gelince asker diğer kısmını ısırır. Yanılmıyorsak bu inancın temelinde ' kısmetin çekmesi' inancı vardır. Askerin kısmeti onu çekip yine sılasına getirecektir.
Azerbaycan Türk kültürlü halklarında ve bu arada Hemşehriler'deki ekmekle ilgili diğer inançlara göre, ilk gidilen ev ziyaretine çörekle gidilir. Bu inanç ve uygulama Özbekistan Türk kültür coğrafyasında aynen yaşamaktadır. Gelin kaynanaya ilk karşılaşmalarında çörek verir. Azerbaycan Türk halk inançlarına göre 'naşükür insan çöreği dizüste kırar. Bu şükürsüzlük şeytanın çöreğini dizüste yemesinden gelmektedir. Bu çöreğe saygısızlıktır. Anadolu Türk kültürlü halklarında da ayakta ekmek yenmez, yenirse bereketi kaçar. Büyükler çocuklara 'otur da ye doyamazsın sen yukardan yersin şeydan aşağıdan kaçırır sen aç kalın şeytan doyar' derlerdi.
Metanet Abdullayeva'nın Azerbaycan'ın Lezgi, Avar, Sahur, Inguloy, Ereşti ve diğer halklarının toy adetlerinden hareketle anlattığı gibi, Azerbaycan halklarının halk kültürleri bir bütün oluşturmuştur. Bir dörtlüğün dört ayrı şekilde söylenişi bunun göstergesidir.
O qızın ağ şalı var,
Ağ şala ohşarı var.
Özü Avar balası
Mugala ohşarı var
Başında ağ şalı var,
Ağ şala ohşarı var
Özü Gürcü balası
Müsülmana ohşarı var
Başında ağ şalı var,
Yanağında halı var
Özü ceyran balası
Gör kime ohşarı var.[6]
Azerbaycan halk kültüründeki bu bütünlük, Azerbaycan aydınının zihniyetini oluşturmuştur. Şerih Tahirli ''Men' isimli şiirinde;
"Odlar Ülkesinden güç alır odum,
Xalqım mene dostdur, yox özgem, yâdım.
Üstümde edebi var şair adım
Heç kimle savaşıb-söyüşmerem men.
Diğer Türk kültürlü halklarda olduğu gibi Azerbaycan halk inançlarında da tuz ile ekmek çok kere bir arada anılır. 'Tuz çörek hakkı' ifadesi çok büyük bir hatır, o derece etkili bir yemin ve bağlayıcı bir ifadedir. Azrail (a.s.) canını almaya geldiği bir insan, ölüm meleğine 'Tuz ekmek hakkı' demiş ve Ölüm Meleği onun canını almamış tarzında yoğun söylenen bir söz vardır. Etkili bir söze göre, 'İnsan çörekten gül ümez dostluk gelir kılıç çekmez'? İnsan çöreğini komşuya verer. Hayata / bahçeye yılan gelse, girse o tuz çörekle yola koyular. Gelin arabasının, atı tuz çörekle kesilir. Çok yağan nisan yağmurunu durdurmak için çöreğe tuz serpilir ise, yağmur durur.
Türk kültürlü halklarda ölüm meleği konusu halk inançları çerçevesinde Azerbaycan'da[7] ve Türkiye'de de çalışmalar yapılmıştır.[8]
Azerbaycan coğrafyası Türk külürlü halklarında renklerle de ilgili bazı inançlar vardır ki, bunlar Hemşehrilerin de halk kültüründe yaşmaktadırlar. Mesala sarı, ayrılıktır. Al / kırmızı toy bayram mutluluk rengidir. Nazara karşı iyi geldiğine kanı durduğuna inanılır. Mavi, Türklüğün simgesidir. Yeşil renk, ihlâsı temsil eder. Kara, yüceliğin simgesidir. Ağ / Ak, paklığı anlatır.
Allah'ın insanoğlunu kırk günde yarattığına inanılır. Yedi, yerin ve göğün katlarıdır; gibi sayılarla ilgili inançlar vardır. Günlerle de ilgili bazı inançlar vardır. Pazartesi elbise dikilmez çimilmez / banyo yapılmaz. Patlar / giysi yıkanmaz, bu gün için ' Şeytan Günü' denir. Salı günleri için de çocuk yıkanmayacağı inancı vardır. Ancak bu inançların her bölgede aynen kabul gördükleri ve devam ettikleri de pek söylenemez. Günlerle onların kutsal ve olmadıkları ile ilgili Türk kültürlü halklarda benzeri inançlar olmakla beraber ortak paydayı bulmak pek de kolay değildir. Buarada Azerbaycan halk inançları kültüründe bazı yörelerde haftanın 1. ve 4. günlerinde toy yapılmaz, 4. gün rahmete gidilir. 5. gün torağa tapşırarlar / toprağa emanet edilir. İnsan sorgu sualsiz cennetliktir. 6. gün Çıldak Günü'dür. Çıldak Piri, Pir Hasan, Korku Piri… Şerit halinda bez yumağını yandırarlar ensesine, sağ ve sol kolunun ayaklarının oynaklarına, yanar halde dokundururlar irkilmek suretiyle korkusu gider inancı vardır.
Ölünün dalınca taş atmalı, yerinde kalsın ruhu dönüp gelmesin diye Anadolu da Türk kültürlü halklarda gelin baba evinden çıkarken cebine taş konur ve böylece eşinin evinde ağır olup oturması zırt pırt baba evine koşup koşup gelmemesi istenilmiş olunur. Azerbaycan'da oğlan evi, kız evinin hayatından, çiftler evlenmeden çok evvel bir taş alıp saklarlar. Bir hafta o evde ölen iten olmasa o gelin iyi gelindir Onun taşı saklanır veya iyi değil ise o gelinin gelin taşı atılır. Buradan hareketle 'Taşım ağırdı başınıza düşsün' denir. Bunun anlamı benden uzak durun beni bu işi bulaştırmayın, başım büyüktür, belalıdır, olup biteni benden bilirler, demektir.
Yaslı kimse 40 gün başka bir yasa gitmez zahı hanım ve bebek 40 gün özel korumaya alınır. Evlenmede de 7 ve 40 hamamları yapılır. Bu ve benzeri ortak inançlar halklar arası kültür yaşamında bazı mevzii farklılarlar gösterir ki, her halk kesimi münasebe ile ayrıntılı olarak ele alınacaklardır.
Hemşehrilerin Azerbaycan Türkçelerinde de dilin güzelliklerini gözlemek mümkündür. Mesela, 'götürüm seni uzatım, yola salım' biz bu ifadeyi Kars'dan hatırlıyoruz. 'Seni yola kayayım, yolcu edeyim' anlamındadır. 'Yıkılıp yatmak', zamanı geldi yatıp uyumak; 'şaş-baş kalmak', şaşırıp kalmak, şaşa kalmak; 'soğuk azarlıyor', soğuklar üşütüyor. 'Ermeni değirmenine su dökmek', 'Gorum var ki kefenim ola', 'Kansız kahramanlık' deyimlerini ilginç bulduk.
Notlar
[1] Kaynak Kişi; Resul Enralov, Ağdaş'da ticaret yapıyor. Yüksek tahsili, Ağdaş'a İran, Tebris-Kelheyber bölgesinden gelmiş.
[2] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[3] Kaynak Kişi; a.g.ş..
[4] Kenan Tanyeri, Dr. Yaşar Kalafat'ın Araştırmaları Çerçevesinde Halk İnançlarında Kurt, Giresun Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Lisans Tezi, Giresun, Haziran 2007.
[5] Ramil Eliyev, "Azerbaycan Nağıllarında Mifoloji Metinleri" Azerbaycan Xalk Edebiyatına Dair Tedqiqler XIX Azerbaycan Milli Elmler Akademiyası Folklor İnstitutu., Bakı, 2006, sh. 40–58.
[6] Metanet Abdullayeva, 'Şeki-Zaqalata Bölgesinde Yaşayan Milli Azhalklılar/Lezgi, Avar, Sahur, İngiloy, Ereşti Vs s.' Ortak Türk Keçmişinden Ortak Türk Geleceğine, II. Uluslar arası Folklor Kongresi, Sh.272–273.
[7] Leman Süleymanova, 'Şeki'den Toplanmış Folklor Metinlerinde Ezrail Obrazı', Azerbaycan Milli Elmler Akademiyası Folklor İnstitutu, Azerbaycan Şifahi Halk Edebiyatına Dair Tedqiqler, XIX, Bakı, 2006 Sh. 142–159.
[8] Yaşar Kalafat, "Van Gölü Havzası Örnekleri İle Halk İnançlarında Ölüm Meleği", II. Van Gölü Havzası Sempozyumu, Bitlis, 04–07 Eylül 2006.
Yaşar Kalafat: Göranlarda ...
Eklenme Tarihi 10 Haziran 2008
![]() |
| Dr. Yaşar Kalafat |
Biz daha Evvel ismi Göran olmasa da bu grubun Irak'da yaşayanları[1] ile İran Göranları[2] hakkında ayrıntılı denilemesse de çalışmalar yapmıştık. Azerbaycan Göranlarına dair edindiğimiz bilgileri dostumuz Fahrettin Şahin'den aldık. Anadolu'daki Ehli Hak ve Aliyilullah'lar Göran'dırlar ve miktarları 2 milyon cıvarındadır. Kızılbaşlar Alevidir. Tüm Göranlar Kızılbaştır ve fakat tüm Kızılbaşlar Göron değildir.[3]
2 tür Göran vardır. Bunlardan birisi Çekide, diğeri ise Çespide olarak bilinirler. Çekide olan Göranlar Bel Uşağı olarak bilinirler ve Göranlıkları atadan gelmedir. Cepside olan Göranlar Yapışkan olarak bilinirler ve Göranlıkları sonradan olmadır.[4]
Halen Bakû'de Cemhaneleri olan Alevi Göranlar, Zengi Reyonu'nun Sobu köyünden milteci olarak gelmişlerdir. Dedeleri olan Seyyid Kazın Ağa ölmüştür. Ilhıcı'dan yeni bir dedenin gelmesi için destur beklenmektedir. Bunlar Tebris'ten 100 yıl evvel başını Verenler / Başverenler olarak gelmişlerdir. Başçılıklarını Şah Hasan Ağa yapmıştır. Zengilanlı Şeyh Hasan Ağa, 'Bu herkesin başını almış getmiş' kalbine girilen kimsenin başka sevgi olmamalı, onların yerinde aşk olacağını' değer / söyler. Bu yola girenler kendinden imtina edip kendini pirine adamalı.[5]
Göranların sembolleri Tahta Kılıç'tır. Göranlar 11. Haneden Sultan Sahak Ereren Isak zuhur edipler. Ben 'Hz. Ali'yim' demiştir. O'nun 11 oğlundan 11 hanedan türemiştir. Azerbaycan Alevileri Sultan Sahak'ın en küçük oğlu Han Ateş'dendirler. Bu hanedanın adı, Ateşbeyli Hanedanı'dır.[6]
Göranlar; Tarikat, Hakikat, Marifet, Şeriat katlarından hakikat katının mensuplarıdırlar. Bu itibarla Allah bir peygamber hak anlayışı Göronlarda yoktur. Ancak, isteyen şeriata icabet edebilir.
Göranlarda bıyık ile ilgili bir kural sınırlaması vardır.. Sigara da yoktur kesinlikle içilemez.
Göronlar'da tek eşli evlilik vardır. Göronlarda Göran olmayanın kızı alınmaz ve Göran olmayana kız verilmez. Son yıllarda bu kural biraz gevşemiştir.[7]
Göronlar Hz. Ali'yi diri olarak kabul eder ve Şah olarak bilirler. Göronlara göre Hz. Ali, Hz. Allah'ın zatı, tezahür şeklidir. Göranların inancında 2 tezahür katı vardır. Bunlar; Zatı Mihman ve Zatı Gurs'dur. Zatı Mihman'ın izahına göre Allah birinin ruhuna girer ve çıkar, gelir ve gider. Enel Hak'ın izahı böyle yapılabilir. Zatı Gurs ise bir kişide olur. O kişi ölünce muhteva bir diğerine geçer. Bu ikinci halde belbağı yoktur. Hak tarafından bir vergi olarak tezahür vardır.[8]
Göran cemlerinde tanbur var iken, saz Göran cemine son zamanlarda girmiştir. Cem'de kelamlar okunur. 24 Guyande'den Göran şairinden şiirler söylenilir.
Göronlarda Dede yerine Seyit veya Pir bulunur. Seyit veya Pir'i Şah tayin eder. Göronlarda Seyyid evlenebilir ve Seyit gelinini Göran cemaatından alır. Her cem'in kitabı seyyide verilir. Seyyidin oğlu seyyid olabilir de olamayabilir de. Seyyid namzeti için destur gerekir.
Göran camaatında bayanlar ceme giremezler. Mutfakda niyaz getirmiş olsalar da, sadece mutfak da hizmet verebilirler. Bir Göran erkeği cemden getirmiş olduğu lokmayı sadece kendi kızına ve eşine verebilir. Göran semahları erkeklere mahsustur. Samahta ney, def ve tanbur bulunur. Göranlarda Semahlar, Kelam Havaları olarak geçerler. Belli başlı Göran semah havaları; Baba Tahiri, Cilah Şahi, Sultan Sencen'dir.[9]
Göran Alevileri'nde Düşkünlük Kurumu vardır. Göronlarda düşkün, cezalı olarak geçer. Göronlarda cezalı ilkin devre'ye sokulmaz. Göronlarda 2 devre vardır. Bunlardan ilki Genel Devre'dir. Bir de seyyid etrafında yapılan devre vardır. Göronlarda ağır cezalılar cem dışı edilirler. Bir defa dahi olsa göranlar da sigara içen ve bıyıklarını kesen cemaattan dışlanır. Bıyığını bilerek kesen her Gören beher kıl için bir öküz kurban kesmelidir.[10]
Göronlarda seyyidin geliri nezirlerden sağlanır. Perşembeden perşembeye cem yapılır. Cem akşamları yapılır. İlkin namaz kılınır. Bu namaz bilinen Şii-Caferi İslam namazıdır. Göranlar haç faraziyesi için Kerbala'ya giderler ama her Göran'a da haç farz değildir. Göronlar için namazın kılınması da mecburi değil, serbesttir. Bayram namazı ise gerekli bulunmuştur.
Göronlar yılda 3 gün Göran orucu utarlar.
Göronlar'da seyyitlerin mezarları aynı zamanda türbedir. Büyük seyiddlerin kabirlerinin başında, zemininde türbe yanında veya altında cemevi olur. Buarada cem ile cemevi ayrı şeylerdir. Göronlarda cem vardır. Cemevi ise tarikat safhasında sözkonusudur. Ulu Cem hakikat safhasında olur. Göran cemlerinde merasim dili kuzeye gidildikçe Türkçe ve güneye doğru inildikçe Göran lehçesi ile olur. Türkiye Aleviliği Şah Hatayi'den başlar. Alevi kesimdeki inanç dili olarak Türkçenin gelişmesi bu dönemle başlamıştır. Evelce Farsça ve lehçeleri kendisini daha fazla hissettirirdi.[11]
Bir Göran, Göron olmayanla evlenebilir, ancak Göran olmayan damat veya gelin adayının ilkin başının alınması gerekir.
Fahreddin Şahin, Göran halk inançlarına dair bilgi verirken 'Bu ruh illa yoh hâlla olur' diyor. Bununla tasavvufun yaşanılarak anlaşılabileceğini belirtmiş oluyordu. F. Şahin, diğer Hakk âşıkları gibi aynı zamanda usta bir saz çalıcıdır. Folklor Enstitüsü'nden saz eksik olmuyor. Saz çalmasını rica ediyoruz ve kendisine bir saz bulup veriyoruz, Bize, sufi ozanının sazının iki telli olduğunu belirttikten sonra, 'âşığın âşığı sazla bağlaması'nın izahını yapıyor. Yenik düşüp sazı bağlanan âşığın sazını, bağlayan âşık alıp kendi duvarına asabilir. Kendisine neler yaptığını soruyoruz; Allah'a sığındık geçinmeğe çalışıyoruz anlamında "Allah'ın eteğine yapışmışığ dolanırıg" diyor. İnsanın bir istikameti olmalı ve insan o doğrultuda samimi davranmalı anlamında "İki yana bahanın gözü şaşı olur" diyor. Sazla bağlamanın da bir bağlama türü olduğunu burada öğreniyoruz.
Kaynağın huşu içinde çalıp okuduğu dudukdeymez türündeki Kırklar şiirini aktarmak istiyoruz,
Nazlı elleri ile can kaderini
İçirdi âşığa şahı kırkların
'Ya Hak' sedasından yer de yarıldı
Arşı da titretti ahı kırkların
Kırkların esrarı elden nihandır
Yarın hazinesi şiiri dehandır
Cıhanın içinde aynı cihandır
Derinden derindir şahı kırkların
Hak serinden kenar seyir yalandır
Hakikat cahidir rahi kırkların
Aşk icre Ali'dir aşığın kari
Şahların şahıdır, yarların yâri
Çeker âşıkları cennete sâri
Ne azizdir, seyrangahi kırkların
Notlar
[1] Yaşar Kalafat: Bakanlardan Uluğ Türkistan'a Türk Halk İnançları II. Berika Yayınları, Ankara, 2007: 234–270.
[2] Yaşar Kalafat, a.g.e. Sh. 89–105.
[3] Kaynak Kişi: Fahrettin Şalim, 35 yaşlarında gazeteci, halk bilimci, A.M.İ.A. Folklor Estitüsü Uzman.
[4] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[5] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[6] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[7] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[8] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[9] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[10] Kaynak Kişi; a.g.ş.
[11] Kaynak Kişi; a.g.ş.
Yaşar Kalafat: Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları V-VI: Dedem Korkut Yukarı Eller. Lalezar Yayın No: 17, Ankara 2008, 324 S., ISBN 978-605-5975-05-0
İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Asya kategorisini görüntülemektesiniz





