Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
İyiliğe gücün yetmezse, kötülük etme. ARİSTO

Hakan Yavuz (Ed.): AK PARTİ - Toplumsal Değişimin Yeni Aktörleri

Eklenme Tarihi 05 Şubat 2010

hakan-yavuz-ak-parti-toplumsal-degisimin-yeni-aktorleri

Ak Parti'nin siyasi yelpazenin merkezine doğru gerçekleştirdiği değişim seçmenler tarafından güvenilir ve müspet algılandı ve 2002 genel seçimlerinde bu parti galip geldi. Bilinen İslami kökleri, liderlerinin geçmişteki faaliyet ve demeçleri göz önünde bulundurulduğunda, bu partinin neden ve nasıl daha liberal bir çizgiyi benimsediğinin açıklanmaya ihtiyacı var. Ak Parti Türkiye'de sessizce gerçekleşen bir dönüşümün nedeni değil sonucudur. Anadolu'da kök salan yeni burjuvazi ile devlet kontrolü dışındaki yeni entelektüel sınıf bu dönüşümün temel failleri.

Ak Parti deneyimi ile ilgili sorulacak pek çok soru bulunuyor: Ak Parti İslami bir parti midir? Tamamen İslami bir hareketin İslami olmayan veya İslami unsurlar taşımayan bir harekete dönüşmesi mümkün müdür? Ak Parti üyelerinin özel hayatlarında dini değerlere bağlı olmaları bu partinin İslami bir parti olarak sınıflandırılması için yeterli midir? Bir parti ya da hareket ne zaman İslamcı olur veya İslamcı oluşu ne zaman sona erer? Parti yönetimi siyasal İslam'la her türlü bağlantıyı reddetse de, biz bu partinin hâlâ İslamcı olduğunu düşünebilir miyiz? Ak Parti'nin durumu, yeni koşullara uyum sağlayabilmiş bir İslami hareketin başarı hikâyesinden çok, İslamcılığını, hatta apaçık İslami köklerini reddettiği derecede Türkiye'de sistemin siyasal İslam'a dönüşme veya siyasal İslam'ı ehlileştirme kabiliyetinin bir hikâyesi midir?

Bu kitapta Hakan Yavuz, Massimo Introvigne, Yalçın Akdoğan, William Hale, İhsan D. Dağı, Sultan Tepe, Ahmet T. Kuru, Ali Çarkoğlu, Gareth Jenkins, Ziya Öniş, Engin Yıldırım, Edibe Sözen, Burhanettin Duran ve Şaban Kardaş Ak Parti'yi değişik yönlerden ele alarak bu sorulara bir yanıt bulmaya çalışıyor.

İçindekiler

Hakan Yavuz: Türkiye'de İslami Hareketin Dönüşümünde Yeni Burjuvazinin Rolü
Massimo Introvigne: Türkiye'de Dini Piyasa(lar)
Yalçın Akdoğan: Muhafazakâr-Demokrat Siyasal Kimliğin Önemi ve Siyasal İslamcılıktan Farkı
William Hale: Hıristiyan Demokrasi ve AKP, Benzerlikler ve Zıtlıklar
İhsan D. Dağı: Adalet ve Kalkınma Partisi: Güvenlik ve Meşruiyet Arayışında Kimlik, Siyaset ve İnsan Hakları Söylemi
Sultan Tepe: İslami Eğilimli Bir Parti Olarak Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Değişim Vaatleri, Çelişkileri ve Sınırları
Ahmet T. Kuru: Laikliğin Yeniden Yorumlanması: Adalet ve Kalkınma Partisi Örneği
Ali Çarkoğlu: Türkiye'de Yeni Nesil İslamcılar: Değişen Seçmen İçinde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Temelleri
Gareth Jenkins: Semboller ve Gölge Oyunu: Ordu-AKP İlişkileri, 2002-2004
Ziya Öniş: Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Ekonomi-Politiği
Engin Yıldırım: Emek Karşısında Adalet ve Kalkınma Partisi
Edibe Sözen: Ak Parti'nin Kadın Siyaseti ve Ak Partili Kadın Kimlikleri
Burhanettin Duran: AKP ve Dönüşümün Aracı Olarak Politika
Şaban Kardaş: Türkiye ve Irak Krizi: Kimliklerle Çıkar Arasında AKP

Hakan Yavuz (Ed.): AK PARTİ - Toplumsal Değişimin Yeni Aktörleri. Kitap Yayınevi İnsan ve Toplum Dizisi, İstanbul 2010, 392 S., ISBN 978-605-105-032-4

The Politics of Modern ...

Eklenme Tarihi 10 Kasım 2009

acarkoglu_whale-the-politics-of-modern-turkey

Ali Çarkoğlu ve William Hale'nin editörlüğünü yaptığı, derlenmiş materyali tarihsel ve entelektüel bağlamına yerleştiren "The Politics of Modern Turkey" adlı eser 4 ciltten oluşuyor. Halil İnalcık, Daniel Lerner, Kemal H. Karpat, Şerif Mardin, Çağlar Keyder, İlkay Sunar, Suna Kili, Reşat Kasaba, Hugh Poulton, Jacob M. Landau, Andrew Mango, Ergun Özbudun, Joseph S. Szyliowicz, Mark Tessler, Ebru Altınoğlu, İlter Turan, Ergun Özbudun, David Barchard, Ersin Kalaycıoğlu, Ali Çarkoğlu, Frank Tachau, Sabri Sayarı, Cem Başlevent, Hasan Kirmanoğlu, Burhan Şenatalar, Yılmaz Esmer, W. Jefferson West, Çiğdem Adem, E. Fuat Keyman, Ahmet İçduygu, Ziya Öniş, Umut Türem, Tanel Demirel, Metin Heper, Ümit Cizre, William M. Hale, Feroz Ahmad, Roderic H. Davison, Bruce R. Kuniholm, Clement H. Dodd, Tozun Bahcheli, F. Stephen Larrabee, Ian O. Lesser, Oktay F. Tanrısever, Gareth Winrow, Kemal Kirişci, Şaban Kardaş, Heinz Kramer, Philip Robins, Gamze Avcı, Ziya Öniş, Nergis Canefe, Tanıl Bora, Yeşim Arat, Sencer Ayata, Faruk Birtek, Binnaz Toprak, İhsan Dağı, Nilüfer Göle, Bedriye Poyraz, Ruşen Çakır, M. Hakan Yavuz, Nihat Ali Özcan, Mesut Yeğen, Aylin Güney, Yeşim Arat, Ümit Cizre-Sakallıoğlu, Erinç Yeldan ve Mine Eder de kitabın yazarları...

"Historical Heritage of Politics in Modern Turkey" başlıklı 1. cilt, çağdaş Türk siyaseti deneyimini tarihsel bir bağlama yerleştirmek amacıyla bir araya getirilen temel çalışmaları içeriyor. Kitap; Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet dönemine geçişte, başta kültürel, kurumsal alanlar, Osmanlı ve Tek Parti (1923–1950) dönemlerini kapsayan seçkinci siyasetler olmak üzere, siyaset üretilen belli başlı alanlardaki süreklilikleri ve kopuşları vurgulamak amacıyla, temelde tarihsel sosyolojiden faydalanan geniş bir literatürün izini sürüyor. Tanzimat döneminde yapılan reformlara değinilerek, Cumhuriyet rejiminin 1930'lu yılların başında gerçekleştirdiği çığır açan değişiklikler ve II. Dünya Savaşı sonrasında çokpartili hayata geçiş sürecindeki gelişmeler inceleniyor. Kitapta ayrıca, Türkiye'deki liberalizm anlayışlarının yanı sıra, Kemalist, İslamcı muhafazakar ve milliyetçi eğilimleri içerecek şekilde, çağdaş Türk siyasetinde etkili olan ideolojik akımların doğası üzerine bir dizi çalışma da bulunuyor.

"Political Institutions and Processes" başlıklı 2. cilt, yasa değişiklikleriyle sonuçlanan ve Avrupa Birliği üyeliği için gerekli Kopenhag kriterlerini yerine getirmeyi amaçlayan anayasal değişimleri tasvir eden ve değerlendiren çalışmaları; icra organının, bürokrasi ve parlamentonun işlev ve karakterinin altını çizen temel bilgileri kapsıyor. Kitap; 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri ve 1997'deki sözde "postmodern" darbeyle ilgili ufuk açan çalışmaların yanı sıra, kamu yararını gözeten politika oluşturmanın doğası, patronaj ağlarının işleyişi, parti sistemi ve seçim kanunu, sosyal hareketlilik ve siyasi katılımda görülen eğilimler, çıkar ve baskı gruplarının etkinlikleri, ordunun siyasetteki rolü hakkında da çalışmalar sunuyor.

"Modern Turkey's Foreign Policy" başlıklı 3. ciltte, dış politikayı belirleyen kurumların tarihsel gelişimi ve politika üretme sisteminden bahsediliyor. Kemal Atatürk ve İsmet İnönü'nün iktidarda olduğu yıllardan, Soğuk Savaş ve sonrasındaki dönemlere kadar devam eden süreçte izlenen dış politikayı tarihsel açıdan inceleyen bir dizi makale yer alıyor. Türkiye'nin jeostratejik konumu, Türk-Amerikan ilişkileri, Türkiye ve Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ortadoğu ülkeleriyle ilişkileri, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs sorunu, Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkileri, Türkiye'nin Transkafkasya, Orta Asya ve Rusya'da S.S.C.B.'nin dağılmasının ardından kurulan ülkelerle ilişkileri, bu cildin konu başlıkları arasında bulunuyor.

"Major Issues and Themes in Contemporary Turkish Politics" başlıklı 4. ve son ciltte, geride bıraktığımız 20 yılda gittikçe daha çok göze çarpan meselelere odaklanılıyor. Demokratikleşme ve Avrupa Birliği üyeliği sürecinde uygulanan politikalar, özellikle dindarlık ve İslamcı hareketlerin yükselişi bağlamında kimlik meseleleri; etnik köken tartışmaları ve Kürtler; Türk siyasetinde kadınlar ve siyasi-ekonomik etkileşimler, kitapta ele alınan konular arasında.

Ali Çarkoğlu, William Hale (ed.): The politics of modern Turkey: critical issues in modern politics: volume 1, historical heritage of politics in modern Turkey. Routledge [United Kingdom] 2008, 379 p. : tbl., graph., ISBN / ISSN 978-0-415-45642-5

Öz / Özet / İçindekiler Part 1: Historical Roots

The Nature of Traditional Society / Halil İnalcık
The Grocer and the chief: a parable / Daniel Lerner
The Transformation of the Ottoman State, 1789-1908 / Kemal H. Karpat
Center periphery relations: a key to Turkish politics / Şerif Mardin
The Political Economy of Turkish Democracy / Çağlar Keyder
Populism and Patronage: the Demokrat Party and its legacy in Turkey / İlkay Sunar

Part 2: Kemalism

Kemalism in contemporary Turkey / Suna Kili
Kemalist certainties and modern ambiguities / Reşat Kasaba

Part 3: Nationalism

The top hat: secular Kemalist nationalism / Hugh Poulton
The Ups and downs of irredentism: the case of Turkey / Jacob M. Landau
Remembering the minorities / Andrew Mango

Part 4: Political Culture and Education

State Elites and democratic culture in Turkey / Ergun Özbudun
Education and political development / Joseph S. Szyliowicz
Political culture in Turkey: connections among attitudes toward democracy, the military and Islam / Mark Tessler and Ebru Altınoğlu
Religion and political culture in Turkey / İlter Turan

* * *

Ali Çarkoğlu, William Hale (ed.): The politics of modern Turkey: critical issues in modern politics: volume 2, political institutions and processes. Routledge [United Kingdom] 2008, 420 p. : tbl., graph., ISBN / ISSN 978-0-415-45643-2

Öz / Özet / İçindekiler Part 5: Constitutional Framework

The politics of constitution making / Ergun Özbudun

Part 6: Executive

The status of the president of the republic under the Turkish constitution of 1982: presidentialism or parliamentarism?

Part 7: Bureaucracy

Society and bureaucracy: the civil service / David Barchard

Part 8: Parliament

Cyclical developement, redesign and nascent institutionalization of a legislative system / Ersin Kalaycıoğlu

Part 9: Party System

Turkish party system in transition: party performance and agenda change / Ali Çarkoğlu
Turkish political parties and elections: half a century of multiparty democracy / Frank Tachau
The changing party system / Sabri Sayarı

Part 10: Elections, Voting

Voter profiles and fragmentation in the Turkish party system / Cem Başlevent, Hasan Kirmanoğlu and Burhan Şenatalar

At the ballot-box: determinants of voting behaviour in Turkey / Yılmaz Esmer
Regional cleavages in Turkish politics: an electoral geography of the 1999 and 2002 national elections / W. Jefferson West
Unconventional political participation in Turkey and Europe: comparative perspectives / Ersin Kalaycıoğlu

Part 11: Interest Group Politics, Civil Society

Non-state actors and environmentalism / Çiğdem Adem
Globalization, civil society and citizenship in Turkey: actors, boundaries and discourses / E. Fuat Keyman and Ahmet İçduygu
Business, globalization and democracy: a comparative analysis of Turkish business associations / Ziya Öniş and Umut Türem

Part 12: The Military

The Turkish military’s decision to intervene: 12 September 1980 / Tanel Demirel
The Justice and Development Party government and the military in Turkey / Metin Heper
Problems of democratic governance of civil-military relations in Turkey and the European Union enlargement zone / Ümit Cizre
Turkish politics and the military: a comparative analysis / William M. Hale

* * *

Ali Çarkoğlu, William Hale (ed.): The politics of modern Turkey: critical issues in modern politics: volume 3, modern Turkey’s foreign policy. Routledge [United Kingdom] 2008, 384 p., ISBN / ISSN 978-0-415-45644-9

Öz / Özet / İçindekiler Part 13: Historical Background

The Late Ottoman Empire / Feroz Ahmad
Turkish diplomacy from Mudros to Lausanne / Roderic H. Davison
The Turkish context / Bruce R. Kuniholm
Turkey / William Hale

Part 14: Cyprus and Greek–Turkish Relations

Cyprus in Turkish politics and foreign policy / Clement H. Dodd
Turkish policy toward Greece / Tozun Bahcheli

Part 15: Turkey’s Relations with the USA, Russia, and Eurasia

Turkey and the United States / F. Stephen Larrabee and Ian O. Lesser
Turkey and Russia in Eurasia / Oktay F. Tanrısever
Turkey and the newly independent states of Central Asia and the Caucasus / Gareth Winrow

Part 16: The Kurdish Question and Turkey’s Policy Towards the Middle

The Kurdish question and Turkish foreign policy / Kemal Kirişci
Turkey and Iraqi crisis / Şaban Kardaş
Between Europe and the Middle East: the transformation of Turkish policy / Kemal Kirişci

Part 17: Turkey and the EU

The December 2004 European Council decision on Turkey: is it an historic turning point? / Kemal Kirişci
Europe: still the "desire land"? / Heinz Kramer

Part 18: Foreign Policy Since 2002

Turkish foreign policy since 2002: between a "post-Islamist" government and a Kemalist state / Philip Robins

* * *

Ali Çarkoğlu, William Hale (ed.): The politics of modern Turkey: critical issues in modern politics: volume 4, major issues and themes in contemporary Turkish politics. Routledge [United Kingdom] 2008, 419 p. : tbl., graph., ISBN / ISSN 978-0-415-45645-6

Öz / Özet / İçindekiler

Part 19: Democratization, Politics of the EU Membership Process

Turkish political parties and the EU discourse in the post-Helsinki period: a case of Europeanization / Gamze Avcı
Turkey, Europe and paradoxes of identity: perspectives on the international context of democratization / Ziya Öniş
51. The Intellectual roots of anti-European sentiments in Turkish politics: the case of radical Turkish nationalism / Nergis Canefe and Tanıl Bora
Europeanization in Turkey: trigger or anchor for reform?

Part 20: Identity Issues 1: Religiosity and the Rising Salience of Pro-Islamist Movements

Group-differentiated rights and the liberal democratic state: rethinking the headscarf controversy in Turkey / Yeşim Arat
Patronage, party and state: the politicization of Islam in Turkey / Sencer Ayata
The Conflictual agendas of neo-liberal reconstruction and the rise of Islamic politics in Turkey: the hazard of rewriting modernity / Faruk Birtek and Binnaz Toprak
Religiosity, support for Şeriat and evaluations of secularist public policies in Turkey / Ali Çarkoğlu
Transformation of Islamic political identity in Turkey: rethinking the west and westernization / İhsan Dağı
Secularism and Islamism in Turkey: the making of elites and counter-elites / Nilüfer Göle
The Turkish State and Alevis: changing parameters of an uneasy relationship / Bedriye Poyraz
Political Alevism versus political Sunnism: convergences and divergences / Ruşen Çakır

Part 21: Identity Issues 2: Ethnicity and the Politics of the Kurdish Minority

The Kurdish question and Turkey’s justice and Development Party / M. Hakan Yavuz and Nihat Ali Özcan
Citizenship and ethnicity in Turkey / Mesut Yeğen
The People’s Democracy Party / Aylin Güney

Part 22: Identity Issues 3: Women in Turkish Politics

From emancipation to liberation: the changing role of women in Turkey’s public realm / Yeşim Arat

Part 23: Policy-Making, Political Economic Interactions, Patronage

Politics, society and financial liberalization: Turkey in the 1990s / Ümit Cizre-Sakallıoğlu and Erinç Yeldan
Double-faced state: political patronage and the consolidation of democracy in Turkey / Metin Heper and E. Fuat Keyman
Domestic politics versus global dynamics: towards a political economy of the 2000 and 2001 financial crises in Turkey / Mine Eder

Index

Ali Çarkoğlu, William Hale (ed.): The politics of modern Turkey: critical issues in modern politics: volume 1, historical heritage of politics in modern Turkey. Routledge [United Kingdom] 2008, 379 p. : tbl., graph., ISBN / ISSN 978-0-415-45642-5; volume 2, political institutions and processes. Routledge [United Kingdom] 2008, 420 p. : tbl., graph., ISBN / ISSN 978-0-415-45643-2; volume 3, modern Turkey’s foreign policy. Routledge [United Kingdom] 2008, 384 p., ISBN / ISSN 978-0-415-45644-9; volume 4, major issues and themes in contemporary Turkish politics. Routledge [United Kingdom] 2008, 419 p. : tbl., graph., ISBN / ISSN 978-0-415-45645-6

 

"Ders Kitaplarında İnsan ...

Eklenme Tarihi 17 Mart 2009

Tarih Vakfı'nın, Türkiye İnsan Hakları Vakfı'yla birlikte yürüttüğü ve Avrupa Birliği Komisyonu ile Finlandiya Büyükelçiliği tarafından desteklenen ikinci Ders Kitaplarında İnsan Hakları (DKİH-II) Projesi, 2002–2004 yılları arasında yürütülen ilk projenin devamı niteliği taşıyor. 2007 yılının Ağustos ayında başlatılan bu ikinci çalışmada, ders kitapları alanında son beş yılda gerçekleşen iyileşmelerin ve devam eden sorunların saptanması amaçlandı.

Bu amaçla, değişen müfredata uygun olarak hazırlanan 139 ilk ve orta öğretim ders kitabı, insan hakları ve demokrasi kültürünün ana ölçütleri çerçevesinde incelenerek değerlendirildi. Söz konusu değerlendirmeler, alanında uzman eğitimci ve akademisyenler tarafından kaleme alınmış 13 makaleden oluşan Ders Kitaplarında İnsan Hakları II: Tarama Sonuçları kitabında bir araya getirildi.

Editörlüğünü Dr. Gürel Tüzün'ün üstlendiği kitabın sunuş yazısı Prof. Dr. Murat Güvenç (Tarih Vakfı Başkanı), önsözü Prof. Dr. Okan Akhan (Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi), proje bulgularına yönelik genel bir değerlendirmenin yapıldığı giriş yazısı ise proje ekibinden Dr. Gürel Tüzün, Gamze Rezan Sarışen ve Sevim Çiçek tarafından kaleme alındı.

Makalelerden kısa alıntılar

• Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi: İnsan Hakları Hukuku Açısından Genel Bir Değerlendirme - Prof. Dr. Turgut Tarhanlı (s. 56)

"…Bu incelemenin sonucunda kısaca, Türkiye'deki ilk ve orta öğretim ders kitaplarında insan haklarına uluslararası standartlar düzeyinde saygı gösterilmesiyle ilgili vurgulanması gerekenler, UNESCO-UNICEF'te 'hak temelli yaklaşım'ın ilkeleri belirtilerek sunulan çerçeve kapsamında, önemli sorunlar olduğuna işaret etmektedir. Aşağıda sadece bu ilkelerin adlarını anmak ve bu sayede, tekrar üzerinde düşünmemizin önemini hatırlatmakla yetiniyorum:
o Hakların evrenselliği ve vazgeçilmezliği
o Hakların bütünselliği
o Eşitlik ve ayrımcılık yasağı
o İçinde haklardan yararlanmayı sağlayacak bir gelişme sürecine katılım ve dahil olma
o Güçlendirme
o Hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğüne saygı"

• Yeni Ders Kitaplarında İnsan Hakları Eğitimi - Yrd. Doç. Dr. Kenan Çayır (s.72-73)

"…Yeni programlar ve ders kitapları, aralarında uçurum olan iki farklı vatandaş türünden söz etmektedir. Bunların ilki, kılavuz kitaplarda belirtildiği gibi 'yapılandırmacı sınıfın etkin, düşünen ve sorgulayan' vatandaş, ikincisi ise bu yazıda bolca alıntılandığı gibi, 'ülke savunması için her daim hazır olması gereken', 'farklılıklara kapalı', 'haklarını kullanmaktan çok sorumluluklarını yerine getirmesi gereken' vatandaş. Bazı kitaplardaki olumlu örneklere karşın, yeni ders kitaplarının düşünen ve sorgulayan vatandaş yetiştirme hedefinin henüz kâğıt üzerinde kaldığını söylemek mümkündür. Sonuçta Türkiye'deki hâkim siyasal ideoloji, milli eğitim ideolojisi ve temel kanunu, genel öğretmen tavrı ve okulların havası dikkate alındığında, yeni değişikliklere karşın, hâlâ ikinci vatandaş türünün yetişme olasılığı daha ağır basmaktadır."

• Eğitim Felsefesi, Eleştirel Düşünme, Düşünme Eğitimi - Prof. Dr. Betül Çotuksöken (s. 94)

"…Fikri mülkiyet haklarının hiçe sayıldığı, toplumun gerçekten önem verdiği kişilerin yarattığı değerlerin gelişigüzel kullanıldığı ve yıpratıldığı bu ders kitaplarıyla çocukların ve gençlerin iyi bir biçimde yetişmesi mümkün görünmemektedir. Başta da belirtildiği gibi, Millî Eğitim Temel Kanunu'nda ve son yıllarda yapılan program değişikliklerinde olması gerekene, ideal ilkelere ya da evrensel diyebileceğimiz ilkelere, belirlemelere yer verilmekte ama uygulamada durumun hiç de böyle olmadığı, birçok şeyin özcü kalıplara, ideolojik belirlemelere sıkıştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu kitaplarla, elbette hepsini kastetmiyorum burada, okul öğretiminde özenli düşünmeyi, yaratıcı ve eleştirel düşünme türleriyle gerçekleştirmek mümkün değildir. Ders Kitaplarında İnsan Hakları projesinin ilkinde yapılan çalışmaların, ders kitaplarının yenilenmesine belirgin bir katkı yapmadığı da anlaşılmaktadır."

• Ders Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet - Dr. Gülsün Güvenli ve Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver (s. 105)

"…2008 yılının niceliksel tarama bulguları, önceki çalışmamızın ortaya çıkardığı ana başlıklar ve sorunsallar açısından, geçen dönem içinde radikal bir değişimin olmadığını işaret etmektedir. Toplumsal cinsiyet kurgusuna temel oluşturan cinsiyet ayrımcılığı, ders kitaplarımız açısından hâlâ aynı derecede yaygın ve genele nüfuz etmiş durumdadır: Hangi eğitim düzeyine ve alana ait olursa olsun, neredeyse bütün kitaplarda kadınlar aleyhine ayrımcılığın varlığı açıktır. Bu durum, tıpkı geçen çalışmamızda altını çizdiğimiz gibi Türkiye'de cinsiyet ayrımcılığının, sözcüğün en genel anlamıyla temel kültürel öğelerden biri olduğunun bir göstergesidir."

• Ders Kitaplarında Milliyetçilik: "Siz Bu Ülke İçin Neler Yapmayı Düşünüyorsunuz?" - Tanıl Bora (s. 115)

"…Ders kitaplarımızda milliyetçilik söyleminin insan hakları açısından değerlendirilmesi üzerine beş yıl önce yapılan tarama çalışması, bu müfredatın milliyetçiliği doktriner bir temel olarak benimsediğini göstermişti. Vatandaşlığı değil, bir yandan etno-kültürel kimliği, diğer yandan devlet otoritesine mutlak sadakati esas alan bir milliyetçilik anlayışı müfredatın lâfzına ve ruhuna hâkimdi. Milliyetçiliği bir endoktrinasyon programının mantığı içinde belletme çabası, yalnız insan hakları bilincinin ve duyarlığının önünde bir engel oluşturmakla kalmıyordu. Buradaki ezberci yaklaşım, kalıpların enşasyonist tekrarı, hamasi, dikte edici ve savruk dil, bilgiyle ve 'söz'le herhangi bir ezber dışı ilişkiyi güçleştiren bir temel de oluşturmaktaydı. Esas itibarıyla bu temel nitelik, dolayısıyla bu temel sorun devam etmektedir. Bu yazıda, milliyetçi söylemin ilk ve orta öğretim ders kitaplarında yeniden ürettiği zihniyet örüntüleri ortaya konulmaktadır."

• Can Veririm, Kan Dökerim: Ders Kitaplarında Militarizm - Yrd. Doç. Dr. Ayşe Gül Altınay (s. 143)

"…2008-2009 öğretim yılında da yaklaşık 1,5 milyon yeni 6. sınıf öğrencisi, müzik dersinde aynı şarkıları öğrenecek ve aynı savaş betimlemelerini tartışacak. Kuşkusuz, 'can vermesi' ve 'kan dökmesi' beklenen öğrenciler yalnızca 6. sınıfa gitmiyorlar ve bu beklentiden yalnızca müzik dersinde haberdar olmuyorlar. Aksine, Ders Kitaplarında İnsan Hakları II taramasından çıkan en çarpıcı sonuçlardan biri, bu yıl okula başlayacak veya devam edecek 14 milyondan fazla öğrencinin her sınıfta ve müzikten felsefeye, edebiyattan tarihe kadar pek çok derste yoğun bir askerileşmiş 'eğitime' tabi olacağı gerçeği."

• Türkiye'de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitaplarına İnsan Hakları Merceğiyle Bir Bakış - Prof. Dr. İştar Gözaydın (s. 192)

"…İlk ve orta öğretimde yararlanılmakta olan basılı Din Kültürü ve Ahlâk bilgisi ders materyalleri insan hakları merceğinden tek tek incelendiğinde ortaya çıkan, gerek halen yürürlükte olan T.C. Anayasası'nın 24. maddesi gerek belli başlı tüm uluslararası insan hakları belgelerinde yer alan din ve vicdan özgürlüğünün ciddi şekilde ihlal edildiğidir. Dinle ilgili konuların bilgilendirmenin ötesinde endoktrinasyon amacıyla sunulması insan haklarına saygılı bir eğitim anlayışıyla bağdaştırılamaz. Bu tutum, hem düşünce ve kanaat özgürlüğü hem düşünceyi ifade hakkı bakımından da sakıncalıdır. İlahiyatçı yaklaşımın bir anlamda kaçınılmaz diğer bir sonucu 'biz Müslümanlar' ve 'onlar'la başlayan bir din ayrımcılığının ortaya çıkmasıdır. Bu ayrımcılık semavi dinlere mensup olmayanlar ve inanmayanlar için daha da vahim boyutlardadır. Ders materyallerinde bu sorunun Türkler ve diğerleri şeklinde milliyetçi bir söylemle de sarmallaştığı görülmekte, dolayısıyla vatan için ölümün yüceltilmesi, orduya ve askerliğe dair değerlerin kutsallaştırılması, biz ve düşmanlar söyleminin kurulması gibi barış hakkının ihlaline yol açan tutumlar sergilenmektedir."

• Yeni Sosyal Bilgiler Ders Kitaplarının İnsan Hakları Ölçütlerine Göre Değerlendirilmesi - Dilara Kahyaoğlu (s. 240)

"…Eski kitaplarda var olan sorunlar büyük ölçüde devam etmektedir: Özcü yaklaşımlar, 'dış tehdit-iç tehdit' konusu, 'her şeyi devletten beklememek lazım' söylemi, 'soydaşlarımız' ifadesi, 'her Türk, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin askeridir' yaklaşımı, 'eğitimli insan işsiz kalmaz' anlayışı ve cinsiyete göre rol dağılımındaki eşitsizliklerin varlığı vb. Yeni kitaplarda olmayan konu ise 'komşularımızdır'. Bu konu çıkarıldığı için insan hakları ölçütlerini en fazla ihlal eden bir konu böylelikle aradan çekilmiştir. Yunanistan, Suriye ve Ermenistan'la ilgili sorunlar da bu sayede kitaplara yansımamıştır. Ama militarizm, milliyetçilik, ordu-millet, Türk Tarih Tezi'yle, Türk-İslam senteziyle ilgili verilerin çokluğu bu boşluğu ciddi ölçüde kapatmış görünmektedir."

• Tarih Ders Kitapları ve İnsan Haklarına Dair: Bazı Satırbaşları - Mutlu Öztürk (s. 272)

"…Dersin sunulmasında, işlenmesinde ve önerilen öğrenci-öğretmen ilişkisinde karşılaştırmalı yaklaşım ve çoklu perspektif yoktur. Öğretmene veya öğrenciye hiçbir inisiyatif tanınmaz. Öğrencilerin yeteneklerini geliştirmekten çok öğrencileri bir şeylere inandırmak hedeşenir. Sunulan bilgi, yorum ve yargı mutlaklaştırılırken, bunun dışında hiçbir bilgi, yorum ve yargının olamayacağı kabulüne dayanan ifadelerle karşılaşılır. Özensiz dil kullanımı örnekleriyle, yanlış veya güncelliğini yitirmiş bilgilerle, neden-sonuç ilişkisine dayanmayan, temel mantık kurallarını ihlal eden, iç tutarlılığı olmayan, hiçbir şey söylemeyen ifadeler ve pasajlar halen mevcuttur."

• İlk ve Orta Öğretim Türkçe ve Edebiyat Ders Kitaplarında İnsan Hakları İhlalleri ve Sorunlar - Yrd. Doç. Dr. Deniz Tarba Ceylan (s. 280 – 281)

"…Sorun(lu) olarak tanımlanan metin ya da çalışmaların neden ya da nasıl insan haklarını ihlal ettiğini değerlendirirken dikkate alınması gereken bir konunun da ihlalin 'saydamlığı' ya da 'görünürlüğü' olduğu düşünülebilir. Bazı metin ya da çalışmalar bazen doğrudan ayrımcılık veya insan haklarına saldırı ifadeleri içermekte, bazen de öğrenciyi düşünsel ve eğitimsel biçimlenme ve bilgi-deneyim birikimi itibariyle henüz hazır olmadığı soru ve sorunlarla yüz yüze getirerek eğitim hakkına dolaylı saldırı niteliği taşımaktadır. Özellikle ikinci olarak değindiğim ve 'dolaylı' veya 'örtük' olarak da nitelenebilecek insan hakları ihlallerinin görünürlüğünün az olması onların daha az 'sakıncalı' olduğu anlamına hiç gelmemektedir; hatta tersine, algılanma ve kitapların bu tür ihlallerden arındırılması yönünde zorluk çıkardıklarından, daha köklü bir sorun oluşturdukları söylenebilir."

• Felsefe Grubu Ders Kitaplarında İnsan Hakları - Prof. Dr. Gürol Irzık (s. 309)

"…Nedenleri ne olursa olsun, sonuçta ders kitaplarını okuduğumuzda bir konuda tartışma açmak yerine sanki kapatmak için yazılmış oldukları izlenimine kapılıyoruz. Yazarlar kendi yazdıkları kitaplarda anlattıklarının mantıksal sonuçlarından adeta korkuyorlar, onların izini sürmüyorlar, birçok şeyi problematize etmekten ve tartışmaya açmaktan çekiniyorlar. Diyelim demokrasi ve anayasa konusu işleniyor. 1924, 1961, 1982 anayasalarından örnek veriliyor ve çok yerinde bir biçimde anayasaların içerikleri kadar yapılma yöntemlerinin de demokratik olması gerektiği vurgulanıyor. Ama aynı kitap 1961 ve 1982 anayasalarının askeri darbe sonucunda ortaya çıktığından ve bunun demokrasi açısından ne anlama geldiğinden hiç söz etmiyor!"

• Medya Okuryazarlığı ve İnsan Hakları: Türkiye Örneği - Doç. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir (s. 333-334)

"…İnsan haklarının giderek gelişen, ayrıntılı hale gelen bir alan olduğu bilinmektedir. Bu alandan bakıldığında da medya okuryazarlığı ayrıcalıklı yerini koruyacaktır; tamlamanın iki öğesi olan "medya" ve 'okuryazarlık' sahip oldukları nitelikler ve sunacakları olanaklarla, insan hakları anlayışının benimsenmesinde ve geliştirilmesinde önemli katkılarda bulunabilir. Haklardan haberdar olmak, hak ihlallerinin farkına varabilmek her şeyden önce bilgilenmek ve haberdar olmaktan geçmektedir. Bilgilenemeyen ya da elde edilen bilgiyi değerlendiremeyen toplumlarda insan hakları konusunda duyarlığın geliştirilmesine olanak yoktur. Medya okuryazarlığı konusunda atılan adımlar olumlu sayılsa da, sahip olunan bilgiler ışığında, bugünkü yapıda insan haklarını ileri götürmek, geliştirmek bakımından bireye yeterince eleştirel bakış kazandırabileceğini söylemek zordur."

• Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi: Tarama Sürecini Tarayıcıların Gözüyle Değerlendirmek - Yrd. Doç. Dr. Melike Türkân Bağlı (s. 355)

"…Projenin 'uyandırıcı' yönü gönüllüler tarafından çok çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Birçok gönüllü, projeye katılımını mevcut duyarlığına dayandırmakta ama tarama işlemi sonrasında bu duyarlığının daha da arttığını belirtmektedir. Ders kitaplarında insan haklarına ilişkin problemlerin uzandığı alanların çeşitliliği ve sorunların ciddiyeti gerçekten çarpıcıdır ve tarayıcılık bu sorunları kapsamlı ve kavramsal olarak idrak etmenin çarpıcı ve dramatik bir yoludur. [Tarayıcılardan] CO, tarayıcılığın yarattığı değişimle ilgili olarak şöyle demektedir: 'Tek cümleyle şöyle ifade edebilirim: Hipnozdan uyandık.' Tarayıcılar, deneyimlerinin değerlendirilmesini olumlu karşılarken, yaşadıklarının kayıt altına alınmasının önemini fark eden bir gönüllü, bu satırların yazarından bir ifadesinin bu yazıya aynen alınmasını istediğini belirtmiştir. Bu ifade, projenin ileride yapılacak izleme çalışmalarıyla yoklanması gereken dönüştürme potansiyelini çarpıcı bir şekilde yansıtmakta ve projenin başarısını gösteren bir kanıt olarak değerlendirilmelidir: 'Şu cümleyi yazar mısınız mümkünse: 'Bu projeye katılıp da ciddiye alarak bu işi yapanların hepsinin beyninde insan hakları konusunda gayet dikkatli bir algılama çipi var. Artık görüyoruz'."

Proje Bulgularından Örnekler

Doğrudan İnsan Haklarına Aykırı Öğeler; Temel İnsan Hakları Kavramlarında Yanlışlar, Kasti Saptırmalar, Görmezden Gelmeler

A. Ekşi vd. (2007). Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 9, Ankara: MEB Yayınları

"İnsan, kimi zaman iç dünyasında yankılanan fıtratın sesine kulak vermiş, kimi zaman da değişik akımların etkisinde kalarak yanlış inanma biçimlerine sürüklenmiştir." (s. 13) "Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olumsuzluklar, vahye dayalı olmayan inanç türlerinin sosyal hayatımızdaki birer tezahürüdür." (s. 16)

Gerekçe: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 18. maddesi «düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı»nın ihlalidir. İnançların doğru ya da yanlış olarak nitelendirilmesi din ve inanç özgürlüğüne aykırıdır.

Z. Sert vd. (2007). Lise Sağlık Bilgisi, Ankara: MEB Yayınları

"Temizliğe en fazla önem veren din … İslamiyettir." (s. 11)

Gerekçe: ‘Temizliğe en fazla önem veren din' diyerek, diğer dinler bu konuda görece yetersiz görülmekte, dinsel ayrımcılık yapılmaktadır.

A. Özdemir vd. (2006). İlköğretim Hayat Bilgisi 2 Ders Kitabı, İstanbul: MEB Yayınları

"Türk milleti cumhuriyet yönetimi ile birlikte birçok hak ve hürriyete kavuştu." (s. 49)

A. Özdemir vd. (2006). İlköğretim Hayat Bilgisi 2 Öğretmen Kılavuz Kitabı, İstanbul: MEB Yayınları

"Açıklama: …Türk milletinin Atatürk'ün önderliğinde birçok hak ve hürriyete kavuştuğu belirtilecektir…" (s. 116)

"Türk milletinin Atatürk'ün önderliğinde kavuştuğu hak ve hürriyetlerden örnekler veriniz." (s. 117)

"… Türk milletinin Atatürk'ün önderliğinde birçok hak ve hürriyete kavuştuğunu fark edebilme…" (s. 42)

A. Erol vd. (2007). İlköğretim Türkçe 6 Ders Kitabı, Ankara: MEB Yayınları

"Türk ailesinin kuruluşunu yeniden düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun kabul edilmesiyle, toplumsal ve ekonomik hayatta kadın erkek eşitliği sağlanmıştı. Burada kadınların siyasi haklarından söz edilmemekteydi. Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşebilmesi için kadınlarımıza siyasi hakların verilmesi gerekiyordu. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında görevini fazlasıyla yapmış olan Türk kadını, ülke yönetimine de katılmalıydı." (s. 41)

A. Kapulu vd. (2007). İlköğretim Türkçe 6 Ders Kitabı, Ankara: Koza Yayınları

"Dünyada kadınlar … seçmek ve seçilmek hakkını büyük uğraşmalar, geri görüşlerle savaşmalar sonunda elde etmişlerdir. Tüm uğraşmalara karşın, pek çok ülkede ne yazık ki hala elde edememişlerdir. Siz de hiç uğraşmadan elde edemezdiniz. Fakat analarınız böyle bir mücadeleyi, memleketimizde kadın hakları diye bir hakkın ve tüm hakların ağza bile alınamadığı zamanlarda dile getirebilmiş ve en önemlisi, savaş alanlarında tarih boyunca görülmemiş kahramanlıklar yaratarak vermişlerdir. Siz, bu olağanüstü gayretlerin sonucunu yaşayacak, seçmek ve seçilmek hakkını alacaksınız… Milletvekili seçer ve seçilirsiniz, ancak asker de olacaksınız." (s. 33–34)

M. Akgül vd. (2007). Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 10, Ankara: MEB Yayınları

"Yaşama, sağlık, ibadet, eğitim, ekonomik haklar, düşünce ve inanç özgürlüğü, şahsi hak ve özgürlüklerin başlıcalarıdır. Bunlar insanın insan olmasından kaynaklanan haklardır. Bu hakların olmaması durumunda insanın insanca yaşama imkanı ortadan kalkar. Adı geçen haklar, Allah'ın kullarına hiçbir ayrım gözetmeden verdiği haklardır." (s. 87)

Gerekçe: İnsan olarak sahip olunan haklar, bağışlanan bir ödül, bir güç odağı tarafından lütfen verilen/sunulan bir şey olarak anlatılmaktadır.

M. Ulusavaş ( 2007). Ortaöğretim Trafik ve İlk Yardım, Ankara: MEB Yayınları

"Türküz, bütün başlardan üstünüz." (s. 47)

Gerekçe: Ayrımcılık (Türk milletini diğer milletlerden üstün görmek).

E. Genç vd. (2006). İlköğretim Sosyal Bilgiler 6 Öğretmen Kılavuz Kitabı, Ankara: MEB Yayınları

"Öğrencilere, insanların temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunu, bu hakların kullanımında yönetim tarafından gerekli görüldüğü takdirde sınırlamalar olabileceğini öğretmek amaçlanmaktadır." (s. 241)

Gerekçe: İnsanın yurttaş olarak temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasını sıradanlaştıran, gerekçelendiren açık veya örtük ifadeler bağlamında ihlal olarak kabul edilmiştir.

E. A. Kolukısa vd. (2006). İlköğretim Sosyal Bilgiler 6 Ders Kitabı, Ankara: A Yayınları

"Türkler tarih boyunca ordu-millet geleneğini sürdürerek yaşamışlardır. Bu geleneğe göre çocuklar küçük yaştan itibaren askerliğe hazırlanır. Türk devletlerinde her Türk savaşa hazır durumdadır. Askerlik özel bir meslek değildir." (s. 70)

Gerekçe: Barış hakkının ihlali ve sivil alanın askerileştirilmesi bağlamında düşünüldüğünde "her Türk asker doğar" gibi özcü önermelerle millet tanımı askerileştirilmekte ve bu konuda farklı düşünenler ötekileştirilmektedir.

E. A. Kolukısa vd. (2006). İlköğretim Sosyal Bilgiler 6 Ders Kitabı, Ankara: A Yayınları

"AIDS'in bulaşma riskinin en fazla olduğu gruplar: güvenli cinsel ilişkisi olmayanlar, birden fazla kişiyle cinsel ilişkisi olanlar, eşcinsel ilişkiye girenler, uyuşturucu bağımlıları, kan ürünleri kullanması gerekenler ve sağlık personelidir." (s. 147)

Gerekçe: Cinsiyet ve cinsel tercih konularında farklı düşünen ve/ya yaşayanlara karşı ön yargı ve genelleme içeren, düşmanlıklara yol açabilecek bir ifade kullanılmıştır.

N. Özdemir vd. (2007). İlköğretim Müzik 6–7–8 Öğretmen Kılavuz Kitabı, İstanbul: MEB Yayınları

"Batır Karadeniz'e, hamsilere yem olsun diyeceğim ama … gavur etiyle beslenen hamsiden hayır mı gelir." (s. 148)

Gerekçe: Dinsel ayrımcılık yapılmakta ve farklı olana karşı şiddet kullanımı doğallaştırılmaktadır. Farklı inançlara, kültürlere yönelik incitici bir ifadedir.

M. M. Polat vd. (2007). İlköğretim Sosyal Bilgiler 7 Öğretmen Kılavuz Kitabı, İstanbul: MEB Yayınları

"‘Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır' ifadesi vatan sevgisini çok net bir şekilde ifade etmektedir." (s. 20)

Gerekçe: Ölüm yüceltilmekte, yurtseverlik vatan için ölüme indirgenerek, sabit ve mutlak bir anlamla yüklenmektedir.

S. Erdem (2007). Lise Sosyoloji, İstanbul: Fil Yayınları

"Ülkemizde toplumsal çözülmenin yaşandığı anakent varoşlarında tinerci, kapkaççı diye nitelendirilen bazı çocukların, boşanmış ya da bir süre birlikte yaşadıktan sonra ayrılmış olan anababaların çocukları olduğu saptanmıştır." (s. 115)

Gerekçe: Boşanmış ya da birlikte yaşayıp ayrılan çiftlerin çocuklarına, boşanma durumuna karşı ön yargı ve genelleme içeren ayrımcı, incitici bir ifadedir.

S. Erdem (2006). Lise Psikoloji, İstanbul: Fil Yayınları

"Ortalama olarak her 400 çocuktan birinin çok üstün zekalı olduğu sanılmaktadır. Zeka düzeyleri çok üstün olan çocukların -genellikle- beden özellikleri ve toplumsal uyum yönünden de diğer çocuklardan üstün oldukları saptanmıştır. Bu durum, ‘sağlam kafa sağlam bedende bulunur' görüşünü desteklemektedir. Üstün zekalı çocuklar büyüdükleri zaman da bu özelliklerini korumaktadır." (s. 99)

Gerekçe: Kişilerin fiziksel/zihinsel sağlık durumlarına yönelik, ön yargı ve genelleme içeren veya buna yol açabilecek incitici, ayrımcı bir ifadedir.

A. Özdemir vd. (2006). İlköğretim Hayat Bilgisi 2 Ders Kitabı, İstanbul: MEB Yayınları

Kitapta kullanılan isimler: Ömer, Zeynep, Onur, Bilge, Ahmet, Buket, Burak, Burcu, Fatma, Ali, Murat, Ayşe, Gülay, Orhan, Mehmet, Meral, Sema, Aziz, Fatih. Sadece Dünya Çocuk Günü bağlamında Poule ve Marat adlı iki yabancı çocuk tanıtılmış.

Gerekçe: Genel olarak kitapta kullanılan isimler arasında tek bir gayrimüslim yurttaşın ismine rastlanmamıştır. Var olanı yok saymak, görünmez kılmak bağlamında ayrımcı bir yaklaşımdır.

Evrensel/Yerel; Biz/Ötekiler; Barışçıl Değerler

N. Yavuz (2007). İlköğretim T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 8, İstanbul: Prizma Yayınları

"Türkler Osmanlı dönemine gelinceye kadar, tarih boyunca değişik kıyafetler giymişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise ülkede birçok milletin yaşaması bu çeşitliliği artırmıştır. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu döneminde kıyafette birlik olmamıştır. İnsanlar mensup oldukları dine, millete, mesleğe, şehirli ya da köylü olmalarına göre başlık ve kıyafet giymişlerdir. Bu durum, insan ilişkilerini olumsuz etkilemiş ve karmaşaya sebep olmuştur." (s. 141)

Gerekçe: Çeşitlilik bir zenginlik olarak değil, bir sorun olarak sunulmuştur.

N. Yavuz (2007). İlköğretim T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 8, İstanbul: Prizma Yayınları

"Bölge ülkeleri ve bölgede gözü olan gelişmiş ülkeler, Türkiye'nin güçlenmesinden rahatsızlık duymaktadırlar… Türkiye'nin jeopolitik özellikleri Türkiye'ye yönelik iç ve dış tehditleri artırmaktadır. Türkiye, günümüzde ve gelecekte her zaman iç ve dış tehditlerle karşı karşıya kalacaktır." (s. 170)

Komisyon (2007). Milli Güvenlik Bilgisi, Ankara: MEB Yayınları

"Türkiye Cumhuriyeti'nin bulunduğu topraklar, kabul etmek gerekir ki, dünyanın en önemli coğrafi bölgelerinden birinde yer almaktadır… Bundan dolayı, ülkemiz açık ya da gizli birçok iç ve dış tehditle karşı karşıya kalmaktadır. Milletin bağrından çıkan güçlü ve caydırıcı nitelikteki Türk Silahlı Kuvvetleri, milli hedeşer açısından çok önemli bir rol oynamaktadır." (s. 22)

"… Farklı özelliklere sahip Avrupa, Asya ve Afrika ülkelerinin fiziki, sosyal, kültürel ve ekonomik çıkarları ülkemiz üzerinde çakışmaktadır." (s. 136)

"Bugün için tehdit olma özelliği devam eden ve vatandaşlarımızdan bir kısmının ayrı bir ırk ve millet olduğu iddiaları ile sürdürülen bölücü faaliyetler Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme devri sonlarına doğru dış güçlerin gayretleri ile başlatılmıştır. Avrupa devletlerinin bu yöndeki çabaları yalnızca 19'uncu yüzyılın isyanları nı etkilemekle sınırlı kalmamış aynı zamanda etnik-bölücü örgütlerin oluşumunda etkili bir rol oynamıştır." (s. 138)

Gerekçe: Biz ve onlar ayrımı ve Türkiye'nin etrafının düşmanlarla çevrili ve sürekli tehdit altında bir ülke olarak gösterilmesi üzerinden yabancı düşmanlığı yaratan ve barışçıl değerlerin güçlenmesini engelleyen ifadelerdir.

Komisyon (2007). Milli Güvenlik Bilgisi, Ankara: MEB Yayınları

"Yaşadığımız tarihsel kesitte dünyamız, ‘küreselleşme' adı altında, siyasi, sosyal ve güvenlik bağlamında, büyük bir değişim sürecine girmiş bulunmaktadır. Bu aşamada dil ve kültür erozyonu yaratılması yolunda Türkiye üzerinde değişik oyunlar denenmektedir.

Örneğin, bazı sözde aydın kesimlerinin dilimize yabancı kelimeleri sokma çabaları, dil kuralları dışında konuşma tarzları yaratılması ve bu tür konuşma veya hitap tarzlarının film, radyo ve televizyon programları ile genç nesillere, yani Türkiye'nin geleceği olan sizlere aşılanması çalışmaları bu çabalardan bazılarıdır." (s. 137)

Gerekçe: Kültürlerarası etkileşimin karşılıklı olabileceği gerçeği göz ardı edilerek yabancı sözcüklerin bazı aydınlarca dile kasıtlı olarak sokulduğu iddiası üzerinden ulusal kimliği dışlama ve tehdit üzerinden tanımlayan bir ifadedir.

C. Öztürk vd. (2007) İlköğretim Sosyal Bilgiler 5 Ders Kitabı, İstanbul: Sürat Yayınları

"Türk milletinin dili Türkçe'dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay öğrenilebilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır." (s. 46)

"… ‘Hatta denebilir ki diğer din sahiplerinin dinine ve milletine saygılı olan tek millet bizim milletimizdir' diyerek milliyetçiliğin sınırlarını belirtmiştir." (s. 50)

"Atatürk İslamiyet hakkında; ‘Dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve gerçeğe tamamen uyuyor, uygun düşüyor.' sözleriyle bunu açıkça ifade etmiştir." (s. 53)

Gerekçe: İnsanlığın ortak kültür mirasına saygı ilkesi ihlal edilmiştir. "Üstün kültürlerin", "üstün dinlerin" mevcut olduğu varsayılmıştır.

E. Genç vd. (2006). İlköğretim Sosyal Bilgiler 6 Ders Kitabı, Ankara: MEB Yayınları

"Hiçbir millet, milletimizden çok yabancı unsurların inanış ve adetlerine saygı göstermemiştir. Hatta denilebilir ki diğer din sahiplerinin dinine ve milletine saygılı olan tek millet bizim milletimizdir." (s. 105)

Gerekçe: Bazı değerlerin sadece "bize ait" addedilmesi. Olumlu sıfatların "bir tek bize ait" olduğu izlenimini yaratan ve bu yolla başkalarının hor görülmesine yol açabilecek bir ifadedir.

Demokrasi Bilinci, Laiklik

Komisyon (2007). Milli Güvenlik Bilgisi, Ankara: MEB Yayınları

"Seçimlerde, şahıstan ziyade milletin çıkarlarına en uygun ilke ve programları uygulayabilecekleri seçmek önemlidir. Ülkeyi yönetmeye aday olanların politika ve programlarını halka daha rahat duyurabilmelerini sağlayan siyasi partiler bu anlamda seçim zamanlarında vatandaşlara yol gösterme işlevi görürler." (s. 91)

"Milli birlik ve beraberliğe önem verilmeyişinin sonuçları: …. vatandaşların olaylara duygusal yaklaşımlarından dolayı, dış güçler tarafından kolayca kışkırtılmaları …" (s. 114)

Gerekçe: Fikir ayrılıklarının olumsuz, istenmeyen bir şey olarak, "birlik beraberliğin" ise her zaman için en istenilen şey olarak sunulması. Topluluğu sürekli insanın/bireyin önüne koyan, bunu öğrenciye benimsetmeyi amaçlayan bir yaklaşım.

M. Akgül vd. (2007). İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 8, İstanbul: MEB Yayınları

"Allah insandan evreni incelemesini, ondaki uyum ve dengeyi düşünmesini istemiştir." (s. 10)

"Bu harika düzeni keşfetmeye yönelik yapılan bilimsel araştırmalar, Allah'ın herşeyi ölçülü bir şekilde yarattığı gerçeğini anlamamıza katkı sağlamaktadır." (s. 11)

Gerekçe: Dinsel otorite, inanç ve geleneğin, eleştirel aklın, yurttaşların özgür iradesinin önüne çıkarılması.

A. Ekşi vd. (2007). Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 9, Ankara: MEB Yayınları

"Din duygusunun zayıflaması suçların artmasına yol açabilir, toplumda mutluluk güven ve huzur azalır. Bir yaradanın varlığına inanan insan, sürekli iyi olanı yapıp kötülüklerden kaçınmaya çalışır" (s. 12)

"Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olumsuzluklar, vahye dayalı olmayan inanç türlerinin sosyal hayatımızdaki birer tezahürüdür." (s. 16)

"İbadet yapan kişi sorumluluk bilincine sahiptir. Ahirette hesaba çekileceğini bilir. Davranışlarını buna göre düzenler." (s. 20)

"Bütün bu ibadetleri yerine getirenler, kötülüklerden uzaklaşır, ahlakını güzelleştirir ve herkes için iyilik düşünürler." (s. 22)

Gerekçe: Kültürün dine, ahlakın dindarlığa indirgenmesi.

A. Kapulu vd. (2007). İlköğretim Türkçe 4 Ders Kitabı, Ankara: Koza yayınları

"Hiç kimseye değil; Allah'a kuluz... Kalbimiz imanlı, güçlü kolumuz…" (s. 29)

Gerekçe: İnanç akideleri pozitif önermeler gibi sunularak inanç ve gelenek eleştirel aklın önüne engel olarak çıkarılmaktadır.

K. Kara (2006). Lise T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, İstanbul: Önde Yayınları

"Mustafa Kemal Paşa yeni meclisin inkılapçı kişilerden oluşmasını istiyordu. Bu amaçla Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına, dokuz ilkeyi kapsayan bir program hazırladı. Bu ilkeleri benimseyenler, seçimlerde aday gösterildi." (s. 194)

"Hiçbir kişiyi dışlamadığı ve her yurttaşımızı Türk saydığı için Atatürk milliyetçiliği, barış içinde toplumsal kalkınmamızın temeli olmuştur. Ulusumuzu birlik ve beraberlik içinde tuttuğundan dış tehlikeler karşısında devletimizi güçlendirmektedir." (s. 301)

"Devlet, milletin refahı ve mutluluğu için her alanda yerine göre müdahaleci olmak durumundadır." (s. 304)

Gerekçe: Fikir ayrılıklarının olumsuz, istenmeyen bir şey olarak; "birlik beraberliğin" ise her zaman için en istenilen şey olarak sunulması. Topluluğu sürekli insanın/bireyin önüne koyan, bunu öğrenciye benimsetmeyi amaçlayan bir yaklaşım.

Cinsiyet Ayrımcılığı; Kadına Biçilen Toplumsal Rol

E. A. Kolukısa vd. (2007). İlköğretim Sosyal Bilgiler 6 Ders Kitabı, Ankara: A Yayınları

"Annem kapımıza gelen bir firma yetkilisinden battaniye satın almıştı. Fakat babam akşam eve gelince battaniyenin bu ayki bütçemizi zorlayacağını bu yüzden geri vermemiz gerektiğini belirtti." (s. 22)

Gerekçe: Eşitsiz, cinsiyetçi bir toplumsal rol dağılımı. Kadın evin bütçesini bilmeyen ve karar veremeyen konumda gösterilmektedir. Erkek- egemen bir aile tasviri yapılmaktadır.

E. A. Kolukısa vd. (2006). İlköğretim Sosyal Bilgiler 4 Ders Kitabı, Ankara: A Yayınları

"Nazlınehir'in annesi, Türk misafirperverliğini gelen konuklara göstermek için geceden çalışmaya başladı. Öncelikle evi bir güzel temizledi. Sonra geleneksel Türk yemek ve tatlıları hazırlandı." (s. 208)

Gerekçe: Misafir ağırlamanın, ev işi yapmanın sadece annenin görevi olarak sunulması, bu konudaki tüm sorumluluğun anneye yüklenmesi, annenin geleneksel kadın rolünde tasviri.

A. Duatepe vd. (2007). İlköğretim Matematik 5 Ders Kitabı, İstanbul: Koza yayınları

"Bir uzun atlama yarışmasında Seda 2,3 m uzağa atladı. Ahmet ise Seda'dan 1,55 m daha uzağa atladı..." (s. 180)

"Problem 2. Ayşe teyze bir günün 2/5 sini uyuyarak, 3/10 ünü kahvaltı ve yemek hazırlayarak geçiriyor..." (s. 153)

"Burak arkadaşlarını eve davet etti. Annesi gelen misafirler için elmalı pasta pişirdi." (s. 161)

"Problem 3. … Elif'in yaptığı kurabiye tarifinde 3/10 kg şeker yazıyordu..." (s. 178)

"Problem 1. … Annesi yoğurt çorbası yaparken Özge de ona yardım ediyordu..." (s. 191)

"Problem 2. … Fatma, yaptığı ayranı her bardağa 0,2 L doldurarak misafirlerine ikram etti..." (s. 204)

Gerekçe: Eşitsiz, cinsiyetçi bir toplumsal rol dağılımı.

Z. Sert vd. (2007). Lise Sağlık Bilgisi, Ankara: MEB Yayınları

"... Baba ailenin geçimini sağlayan kişidir, anne babanın yardımcısı olarak ailenin beslenmesi, çocukların bakımını, aile içinde sevgi ortamını sağlayan kişidir." (s. 50)

"Kadın ve erkek olmanın sosyal hayatta getirdiği yükümlülükler farklı olduğundan cinsiyetin ruh sağlığına dolaylı bir etkisi vardır. Örneğin orta yaşlı kadınlar aynı yaştaki erkeklere göre daha fazla ruhsal çöküntü yaşamaktadırlar." (s. 33)

Gerekçe: ‘Sosyal yükümlülükler cinsiyete göre farklılık gösterir' derken eşitsiz, cinsiyetçi bir rol dağılımı sorgulanmadan kabul edilmektedir. Orta yaşlı kadınların yaşıtı erkeklerden daha fazla ruhsal çöküntü yaşadıklarına ilişkin ifadeyle de, cinsiyet ayrımcılığı sözde bilimsel bir ifadeyle doğrulanmaya çalışılmakta, normatif bir önerme pozitif bir önerme gibi aktarılmaktadır.

A. Gündoğdu (2007). Lise Tarih 1, İstanbul: Tutibay Yayınları

"Eski Türk toplumunda özgür olan kadın, avlanmak, ata binip ok atmak, savaşmak hususunda erkeğinden geri kalmıyordu." (s. 83)

Gerekçe: Cinsiyet ayrımcılığının doğrudan aşağılayıcı ya da sözde bilimsel ifadeleri.

Eğitim Felsefesi/Eleştirel Bir Bakışın Geliştirilmesi

A. Gültepe vd. (2007). Ortaöğretim Coğrafya 10, Ankara: MEB Yayınları

"‘Çiftçilerimizin gayretiyle memleketimizin verimli toprakları birer bayındırlık kaynağı olacaktır.' Mustafa Kemal Atatürk." (s. 113)

"‘Kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küşenmeye, paslanmaya mahkum olur. Fakat saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir. Ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa sahip ve malik olur.' Mustafa
Kemal Atatürk." (s. 116)

"‘En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği Türk'ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.' Mustafa Kemal Atatürk." (s. 132)

Gerekçe: Özcü ve normatif önermelerin bilgi önermesi olarak sunulması, yazılanları doğrulamak için bilimsel akıl yürütme ve kanıtlama yöntemlerine başvurmak yerine, bir otoritenin sorgulanamaz yetkesine gönderme yapılması.

C. Öztürk vd. (2007). İlköğretim Sosyal Bilgiler 5 Ders Kitabı, İzmir: Sürat Yayınları

"Atatürk, İslamiyet hakkında; ‘Dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve gerçeğe tamamen uyuyor, uygun düşüyor.' sözleriyle bunu açıkça ifade etmiştir." (s. 53)

Gerekçe: Özcü ve normatif bir önermenin bilgi önermesi olarak sunulması, yazılanları doğrulamak için bilimsel akıl yürütme ve kanıtlama yöntemlerine başvurmak yerine, bir otoritenin sorgulanamaz yetkesine gönderme yapılması.

A. Pural vd. (2007). Ortaöğretim Coğrafya 11, Ankara: MEB Yayınları

"Türk Kültürü ortaya çıktığı, oluştuğu ve yayıldığı bölge itibarıyla dünyanın en eski kültürlerindendir." (s. 142)

Gerekçe: Türk kültürünün eskiliğinin nedeni zayıf bir nedensellik ilişkisi kurularak açıklanmaktadır ve çok eski kültürler sınıfına konulması da normatif bir önermedir.

E. A. Kolukısa vd. (2006). İlköğretim Sosyal Bilgiler 6 Ders Kitabı, Ankara: A Yayınları

"Türklerin ismi, tarih boyunca ‘asker' kelimesiyle bir arada kullanılmıştır. Bu yüzdendir ki; ‘Her Türk asker doğar!' halkımız ve diğer milletlerce yerleşmiş bir cümle haline gelmiştir." (s. 70)

"Asurlular çok savaşçı ve zalim bir milletti." (s. 54)

"Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti hilekar ve sahtekar olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış." (s. 66)

Gerekçe: Özcülük içeren normatif önermelerin, doğruluğu kanıtlanmış bilgi önermeleri olarak sunulması.

A. Pural vd. (2007). Ortaöğretim Coğrafya 11, Ankara: MEB Yayınları

"Anadolu'ya gelen kavimler yüzey şekillerinin engebeli olması nedeniyle Anadolu'nun bir kısmına sadece doğusuna veya batısına yerleşmek zorunda kalmışlardır. Türkler ise Anadolu'ya geldikten kısa bir süre sonra Anadolu'nun tamamına hakim olarak bu parçalı yapıya son vermişler, mekan ve kültür birliğini sağlayarak burayı sonsuza dek kendilerine yurt edinmişlerdir." (s. 72)

Gerekçe: Anadolu'da Türklerden önce de siyasi birlik sağlanmıştır (örn. Hititler, Bizans). Eğer kastedilen siyasi birlik değil, mekan birliği ise Türkler mekan birliğini Anadolu'nun coğrafyasını değiştirerek sağladılar gibi, kendi içinde çelişen bir anlatım ortaya çıkmaktadır.
A. Özdemir vd. (2006). İlköğretim Hayat Bilgisi 2 Öğretmen Kılavuz Kitabı, İstanbul: MEB Yayınları

"7. Atatürk'ün kişilik özelliklerinden vatanını ve milletini sevmesi üzerinde durulacaktır." (s. 43)

Gerekçe: "Vatanseverlik" öğrencilere kazandırılması gereken kişisel bir nitelik olarak sunulmaktadır. Vatanseverliğin kişilik özelliği olarak tanımlanması yanlış ve abestir. Ayrıca öğrencilere kazandırılmak istenen bir değerin "kişisel bir özellik" olarak yansıtılması, normatif bir önermenin pozitif önerme olarak sunulmasıdır.

 

Pars Tuğlacı: İsmet ...

Eklenme Tarihi 30 Mayıs 2008

pars-tuglaci-ismet-inonu-turkiye-ikinci-cumhurbaskaninin-hayati-ve-faaliyetleri

Önsöz

Tarihin en uzun ömürlü devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu, diğer benzerleri gibi kaderine boyun eğerek zamanla yıpranıp dağılmıştır. Uluslararası nitelikteki bu büyük devletin yıkılışından kısa bir süre sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından Türkiye Cumhuriyeti adıyla yepyeni bir devlet kurulmuştur.

Tabiî bu yeni devleti meydana getirmek hiç de kolay olmamıştır. Büyük savaşlar, iç ve dış mücadeleler verilmiş, ama millî bilincin ve yurtseverlik duygusunun doğurduğu güçle her türlü zorlukların üstesinden gelinmiştir.

Savaş alanlarında kazanılan zaferlerden sonra artık yeni devleti sağlâm temellere oturtmak gerekmekteydi. Nitekim Cumhuriyet'in kuruluşundan sonraki ilk 15 yıllık gelişme evresinde milletçe bu yolda ölçüsüz bir çaba ve fedâkarlık gösterildiği görülmektedir. Bu yoğun çalışma yılları içinde çeşitli alanlarda olumlu adımlar atılmıştır. Bunların başında Batılılaşma ve Ekonomik Kalkınma hamleleri gelir.

Cumhuriyet'in ilk 15 yılı Türk toplumu için bir intibak dönemi olmuş, eski düzenden yepyeni bir düzene geçişte birtakım bocalamalar, sıkıntılar başgöstermiştir. Ne var ki bunlar zamanla ve gerekli önlemlerle bertaraf edilerek ülkenin her alanda kalkınması ve Türk halkının çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasına çalışılmıştır.

Gönül rızasıyla üretme çabasını gösterdiğim bu eserin ana hedefi, Türk Millî kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesinin önderi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yandaşı olup her alanda ona destek olmuş olan Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün doğumundan vefatına kadar Türkiye'nin siyasî, ekonomik ve kültürel tarihini imkân ölçüsünde kronolojik olarak ortaya koymaktır.

Ben İstanbul'da ilkokul öğrencisiyken doğduğum ve yaşamakta olduğum ülkenin tarihiyle yakından ilgilenme merakına sahip olmuştum.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal'in hayatı ve faaliyetleriyle ilgili bilgileri kapsayan çeşitli kitapları titizlikle okuyup hafızama yerleştirmiştim. Bu arada Ata'nın en yakın arkadaşı ve çok yönlü destek olucusu İsmet İnönü de, çeşitli olumlu girişimleriyle hafızamda yer etmişti.

Aradan yıllar geçince, ürettiğim Atatürk Türkiyesi'ni kapsayan "Çağdaş Türkiye" adlı üç ciltten oluşan kronolojik ve belgesel eser, 1987 yılında İstanbul'da yayınlandı.

1945 yılında muhterem pederim, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk başbakanı ve ikinci cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü aldığı davet üzerine Çankaya Köşkü'nde ziyarette bulunmuştu. Dostça bir sohbetten sonra İstanbul'a dönmüştü. 1961 yılında yayınlanmış olan ve başında Halide Edip Adıvar'ın takdir yazısı bulunan "İngilizce-Türkçe Tabirler Lugatı" adlı ilk eserimi, Ankara'daki Pembe Köşk'de Sayın İnönü'ye 1964 yılında imzalamıştım. Nihayet 1970 yılında evliliğim dolayısiyle Sayın İnönü'nün bana göndermiş olduğu 11 Ocak 1970 tarihli kutlama telgrafı bende günümüze dek muhafaza edilmiştir.

Yaşamış olduğum bu güzel ve unutulmaz anılarım, bendenizi "Atatürk Türkiyesi"nin yanısıra Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun gerçekleşmesinde önemli katkılarda bulunanlardan İsmet İnönü'nün çok yönlü faaliyet dönemlerindeki  siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel olayları kronolojik olarak kapsamaya yönelik bu eseri üretme çabasında bulundum.

Bu eserin hazırlık safhasında bir süre Ankara-Çankaya'daki İnönü Vakfı'nda bulunduğum sırada bir miktar fotoğrafın tarafımca elde edilebilmesi için can-ı gönülden yardım ve desteğini esirgemeyen Vakıf Yönetim Kurulu'na şükran duygularımı iletmeyi borç bilirim.

Prof. Dr. Pars Tuğlacı

İsmet İnönü (1884-1973)

Asker, komutan, siyaset ve devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 2. Cumhurbaşkanı. Mustafa İsmet İnönü, Malatyalı Hacı Reşid Bey'in oğlu olarak İzmir'de İngiliz Yokuşu'ndaki (842. Sokaktaki) evde doğdu (24 Eylül 1884). Bitlis'den Malatya'ya gelip yerleşmiş olan eski Kürümoğulları'ndandır. Annesi Deliorman Türklerinden, Razgrad'ta bilgin olarak tanınmış Müderris Hüseyin Efendi'nin kızı olan ve 96 yaşında iken Ankara'da ölen Cevriye Temelli'dir. Cevriye Hanım, 1870'de babasının ölümünden sonra iki erkek ve bir kız kardeşi ile birlikte Türkiye'ye göçmüş, 1880 yılında Reşid Bey'le evlenmiştir. Biri kendisinden  büyük, ikisi küçük üç erkek ve bir kız kardeşi vardır. Büyük kardeşi askerî doktor yarbaylıktan emekli, 1960 yılında vefat eden Ahmed Midhat Temelli'dir. Öteki erkek kardeşleri İstanbul'da ticaretle uğraşırken, Eylül 1972'de 72 yaşında vefat eden Hasan Rıza Temelli ile, genç yaşında Ankara'da vefat eden Hayri'dir. Kız kardeşi ise topçu binbaşılığından emekli Abdürrezzak ile evlenmiş olan Bayan Seniha Okatan'dır. İlk çocukluk yıllarını İzmir, Foça ve Buldan'da geçiren Mustafa İsmet, babasının müstantik yardımcılık görevi Sivas'a nakledildiği zaman, kendisi 5 yaşındaydı. Sivas'da Mahkeme Çarşısı'ndaki ilkokula kaydolunarak öğrenim hayatına başladı.

1895 yılında Sivas Askerî Rüştiye'yi birincilikle bitirdikten sonra Sivas Mülkiye İdadisi'ne girdi ve altıncı sınıftayken İstanbul'da bulunan Halıcıoğlu Topçu Okulu'nun İdadi Bölümü'ne girdi (31 Temmuz 1897). Mühendishane-i Berri-i Hümâyun'a (Harb Okulu'nun Topçu sınıfına) girdi (14 Şubat 1901) ve okulu birincilikle bitirerek mülâzim-i sâni (Topçu Teğmeni) oldu (1 Eylül 1903). Aynı yıl İstanbul Harbiye'deki Mekteb-i Harbiye'ye (Harb Akademisi'ne) girdi, burasını da birincilikle bitirerek 26 Eylül 1906'da Erkânıharb (Kurmay) Yüzbaşı rütbesi ile Akademi'den birincilikle mezun oldu ve ALTIN MAARİF MADALYASI ile ödüllendirilerek II. Ordu'ya atandı.

Askerî görevleri: 1906-1908'de II. Ordu emrine verilip, Edirne'deki 8.Topçu Alayı'nda 3.Batarya Komutanı olarak kurmay stajını yaptı (2 Ekim 1906). Bu arada mensup olduğu Topçu Tümeni subaylarına tabiye ve tatbikat müdürlüğü yaptığı gibi, Osmanlı-Bulgar sınır komisyonlarında da bulundu.

Günlük işlerinin dışında topçu tümeninde tâbiye  ve topçuluğa dair konferanslar verdi. Bu konferansları, büyük rütbedeki komutanlar da ilgi ve istifade ile izlediler. 7 Kasım 1908'de Kolağalığına yükseltilen İsmet Bey, Edirne'de 2. Süvari Tümeni'nin Kurmaylığına getirildi. Daha sonra II.Ordu kurmayında görev aldı. 1908-1910'da Hareket Ordusu karargâhındaki öğrenimi sırasında Fransızca ve Almanca, Cumhurbaşkanı iken de İngilizce öğrendi. İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Meşrutiyet İlânı'nı sağlamak için gizli bir ihtilâlci örgüt olarak çalıştığı yıllarda, sınıf veya dönem arkadaşları olan çoğu kurmay subaylar gibi, bu cemiyete girerek Hürriyet Savaşı'na katıldı. Meşrutiyet ilân edildikten sonra İstanbul'da baş gösteren 31 Mart olayı üzerine hazırlanan Harekât Ordusu'nda görev aldı.

Bu dönemde Mustafa Kemal ile birlikte ordunun politikadan, politikanın da ordudan ayrılması gerektiği görüşünü benimsediği için, İttihad ve Terakki Fırkasıyla ilişkisine son verdi. 26 Şubat 1910'da Yemen Müretteb Kuvvetleri adı verilen olağanüstü bir kuruluşun Kurmay heyetindeki görevi sırasında ve bu birliğin Yemen ayaklanmasına karşı yürüttüğü savaşta gösterdiği başarısından ötürü Binbaşılığa (26 Nisan 1912) yükselen İsmet Paşa, Enver Paşa'nın Harbiye Nazırlığına atanması üzerine, 1913 yılı sonunda Harbiye Nezareti'nde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Bulgar heyetiyle İstanbul barış görüşmelerine memur edilen heyete askerî müşavir olarak katıldı. Daha sonra I.Ordunun Kurmay heyetine getirildi (2 Ağustos 1914) ve aynı yıl Yarbaylığa yükseldi (11 Kasım). 16 Ağustos 1915'te Gümüş Muharebe LİYAKAT Madalyası aldı.

1915 yılı sonlarında cephe görevi isteyerek Diyarbakır, Muş, Bitlis Cephesi'ndeki II.Ordu Kurmay Başkanlığına atandı (2 Aralık). Albaylığa terfi etti (14 Aralık 1915). Alman İkinci Sınıf DEMİR SALİP nişanı aldı (26 Aralık 1915). Mevhibe Hanım ile evlendi (13 Nisan 1916). Avusturya-Macaristan Harb ve Üçüncü Rütbeden KRON DE MERİTE nişanları aldı (1916).

Mustafa Kemal'in Komutan Vekili olarak Ruslar'a karşı savaştığı bu Ordu emrindeki tümenlerin birinin Komutanlığına, 30 Aralık 1916'da da Kafkas cephesindeki IV. Kolordu Komutanlığına getirildi. Kafkas cephesindeki kahramanca hizmetleri dolayısiyle, kendisine ALTIN LİYAKAT MADALYASI verildi (12 Aralık 1916). Sina (Suriye) cephesindeki XX. Kolordu Komutanlığına atanarak (1 Mayıs 1917), bu cephede Alman Mareşali Falkenheim yönetiminde, İngilizlerle yapılan savaşlara katıldı (1 Haziran 1917). 20 Haziran 1917'de 3.Kolordu Komutanlığına getirildi.

Ordu Komutanı iken gösterdiği başarılardan dolayı, ikinci rütbeden MECİDÎ Nişanı ile mükâfatlandırıldı. Bir süre sonra bu ordunun başına Mustafa Kemal Paşa getirildi. Böylece, birbirlerini iyi tanımış olan iki eski arkadaş, bir kere daha beraber oldular ve birlikte çalışmaya başladılar. Şeria Savaşları'ndaki kahramanlıklarına karşılık da İsmet Paşa'ya ikinci rütbeden KILIÇLI HARB MADALYASI verildi, ayrıca Almanlar da kendisine ikinci sınıf KILIÇLI KARTAL NİŞANI gönderdiler (1918).

İsmet Paşa, Mondros Mütarekesi görüşmelerinin başladığı sırada 24 Ekim 1918'de Harbiye Nezareti Müsteşarlığı'na, 29 Aralık 1919'da da Sulh Hazırlıkları Komisyonu'na askerî uzman olarak atandı. Kolordu Komutanlığı salâhiyet ve tahsisatiyle Askerî Şûra Muâmelât-ı Umumiye Müdürlüğü'ne getirildi (4 Ağustos 1919) ise de, 8 gün sonra da bu görevden affedildi. Görevinden izin alarak Ankara'ya gitti (27 Aralık 1919). 16 Mart 1920'de istanbul'un işgali üzerine 19 Mart gecesi Kurmay Binbaşı Saffet Arıkan ile birlikte, nefer kılığına girerek, Maltepe'den yola çıktı ve 9 Nisan 1920 günü Ankara'ya gelip Mustafa Kemal'le birlikte Büyük Millet Meclisi'nin açılması hazırlıklarına katıldı. I. Büyük Millet Meclisi'ne Edirne Milletvekili olarak katıldı (23 Nisan 1920). TBMM Ordularının Genelkurmay Başkanlığına getirildi (25 Nisan 1920). Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekili (Genel Kurmay Başkanı) oldu (3 Mayıs 1920). Bu tutumu üzerine Padişah tarafından idam kararı tasdik edildi (5 Haziran 1920).

10 Kasım'da Mustafa Kemal tarafından Garb Cephesi'nin Kuzey Kesimi kuvvetlerin Komutanlığına "Ordu Komutan salâhiyet ve sıfatıyla" ve Genel Kurmay Başkanlığı görevi üzerinde olmak üzere atanan (10 Kasım 1920-4 Mayıs 1921) ve Bilecik'de fiilen komutayı ele alan İsmet Paşa, 10 Ocak 1921'de üç misli kuvvetli olan düşmanı yenerek Birinci İnönü zaferini kazandı. Bu başarısından dolayı kendisine Büyük Millet Meclisi'nde Mirlivalık (tuğgenerallik) rütbesi verildi (1 Mart 1921). Bu başarısına İkinci İnönü Zaferi'ni ekledi (1 Nisan 1921). Bu başarısından dolayı da Mustafa Kemal Paşa tarafından "Milletin makûs talihini yendin" telgrafını aldı (1 Nisan 1921). Garb cephesi Komutanı oldu (15 Nisan 1921). Kütahya ve Eskişehir Savaşlarını yönetti (10-25 Temmuz). Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine ALTIN İMTİYAZ madalyası verildi (29 Eylül 1921). 30 Ağustos Zaferinden sonra Korgeneralliğe yükseldi (31 Ağustos). Mudanya Konferansı'nda Türk Heyeti Başkanlık görevinde bulundu (4-11 Ekim 1922). Dışişleri Bakanlığı'na getirilerek (11 Kasım 1922) Lozan'a gitti ve Lozan Barış Andlaşması'nı Türkiye Başdelegesi olarak imzaladı (23 Ağustos 1923).

28/29 Ekim 1923 gecesi Mustafa Kemal Paşa ile beraber ilk anayasayı hazırladı. Cumhuriyet'in ilânından sonra Dışişleri Bakanlığı görevi kendisinde kalmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Başbakanı oldu (30 Ekim 1923), kısa süre sonra CHP Genel Başkan vekilliğine seçildi (19 Kasım). Başbakanlıktan istifa etti (20 Kasım 1924) ise de, tekrar Başbakanlığa getirildi (5 Mart 1925).

Bir yıl sonra askerî rütbesi Birinci Ferikliğe (Orgeneralliğe) yükseldi (30 Ağustos 1926). Kendi isteği ile askerlikten emekliye ayrıldı (30 Haziran 1927). Böylece Balkan, Birinci Dünya ve İstiklâl Savaşlarında önemli görevler alıp başarılar gösterdi. Başbakanlığı sırasında Millî Eğitim Bakanlığını da deruhte etti (1 Ocak-28 Şubat 1929). "İnönü" soyadı Atatürk tarafından kendisine verildi (15 Kasım 1934). 25 Ekim 1937'de Başbakanlıktan Atatürk'ten izin alarak, istifaen ayrıldı. 11 Kasım 1938'de TBMM'nin oybirliği ile Cumhurbaşkanı seçilen İnönü, 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerini müteakip Demokrat Parti'nin İktidara gelmesiyle Cumhurbaşkanlığından ayrıldı.

1950 Seçimlerinden sonra, Cumhuriyet Halk Partisi'nin muhalefette kalması nedeniyle Parti Genel Başkanı İnönü, Muhalefet lideri olarak 20 Kasım 1961 tarihine kadar bu görevde bulundu. 27 Mayıs 1960 devriminden sonra, Halk oyuna sunulan Yeni Anayasa gereğince 15 Ekim 1961 tarihinde yapılan genel seçimler üzerine, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından, Hükûmeti kurmaya memur edildi. 20 Kasım 1961'de Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurduğu Koalisyon Hükûmeti'nin Başbakanı, 25 Haziran 1962 tarihinde CHP-YTP ve Millet Partisi ile ikinci Koalisyon Hükûmeti'nin Başbakanı, 27 Aralık 1963 tarihinde de CHP ve Bağımsızlar ile üçüncü Koalisyon Hükûmeti'nin Başbakanı olarak, 4 Mart 1965 tarihine kadar Başbakanlık görevini sürdürdü. 3. Koalisyon Hükûmeti devresinde Kıbrıs olaylarını yatıştırdı, planlı ekonomi, grev, lokavt kanunları, Türkiye'nin ortak pazara girişi, Sovyetler Birliği ile ilişkiler tekrar dostluk çerçevesi içine alındı.

5 Mart 1965 tarihinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin muhalefette kalması dolayısiyle Parti Genel Başkanı ve Malatya Milletvekili olarak TBMM'nde görevini sürdürdü. 12 Mart 1971'de Ecevit'le anlaşmazlığa düşerek CHP'nin 5. Olağanüstü kurultayını toplayarak "Ya ben, ya Bülent" dedi, sonunda 33 yıl 4 ay 13 gün süreyle başında bulunduğu CHP'nin genel başkanlığından (8 Mayıs 1972) ve bir süre sonra da CHP'den ve Malatya milletvekilliğinden (14 Kasım 1972) istifâ ederek tabiî senatörlük görevine başladı (16 Kasım). 25 Aralık 1973 Salı günü vefat eden İsmet İnönü'nün 27 Aralık 1973 Perşembe günü Pembe Köşk'ten alınan naaşı, TBMM'nin girişindeki salonda katafalka konuldu ve 28 Aralık 1973 Cuma günü Maltepe Camii'nde kılınan cenaze namazını müteakip Anıtkabir'de özel olarak hazırlanan yerde toprağa verildi. 

Kaynakça

Macit B., "Lozan Kahramanı İsmet Paşa", İst., 1934;  Şeref, M. "İsmet Paşa", Edirne, 1934; 3- Şakir, Z. "İsmet İnönü'nün Hayatı", İst., 1939; Güloğlu, F.R. "İsmet İnönü, Hayatı ve Şahsiyeti", İst., 1940; Ertan, A., "İnönü Zaferleri", İst., 1941; Sevük, İ.H., "Tanzimattanberi Türk Edebiyat Tarihi", s. 421, İst., 1942; Banoğlu, Niyazi Ahmet, "İsmet İnönü", İst., 1943;  Unat, F.R., "İsmet İnönü", Ank., 1945;  Meram, A.K., "İsmet İnönü ve İkinci Cihan Harbi", İst., 1946; Burçak, R.S. "İnönü ve Demokrasi", Ank., 1950; Kandemir, Feridun, "Siyasi Dargınlıklar", c. I-II-III-IV-V-VI, İst., 1955; İnönü, İsmet, AKİS dergisinde yayınlanan anıları, Ank., 1961; Grew, J., "Atatürk ve İnönü" (çev. Muzaffer Aşkın), İst., 1966; Toker, Metin, "İsmet Paşayla 10 Yıl (1954-1964)", Ank., 1966; Aydemir, Ş. S., "İkinci Adam" (üç cilt), İst., 1966-1968; Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, "Politikada 45 Yıl", İst., 1973; Toker, Metin, "Tek Partiden Çok Partiye", İst., 1970; Bozdağ, İsmet, "Bir Çağın Perde Arkası", İstanbul, 1972; Bozdağ, İsmet, "Atatürk'ün Sofrası", İst.; Erkanlı, O., "Anılar... Sorunlar... Sorumlular", İst., 1972; Soyak, Hasan Rıza, "Atatürk'ten Hatıralar", c. I-II, İst., 1973; Kutay, Cemal, "Bilinmeyen Tarihimiz", İst., 1974, s. 468; Mirkelamoğlu, N., "İnönü Ecevit'i Anlatıyor", İst., 1975; Atay, Falih Rıfkı, "Çankaya", İst., Irmak, Prof. Sadi, "Atatürk'ün Çevresi", İst., 1981; Tuğlacı, Pars, "Tarih Boyunca İstanbul Adaları", c. II, s. 10, 23, 24, 25, 102-104, 460, 482, İst., 1992; Tuğlacı, Pars, "Çağdaş Türkiye", c. I, 1987; c. II, İst., 1989, c. III, İst., 1990.

 Pars Tuğlacı: İsmet İnönü - Türkiye Cumhuriyeti'nin İkinci Cumhurbaşkanı'nın Hayatı ve Faaliyetleri. Etik Yayınları, İstanbul 2008, 452 S., ISBN 978-975-8565-48-1 

 

Süleyman Yağız: Ecevit ...

Eklenme Tarihi 07 Şubat 2008

suleyman-yagiz-ecevit-hep-hakli-cikti

2002 ve Ecevit

Bu kitabın ilk baskısı 1997 yılının Şubat ayında yayınlandı. O zaman, Demokratik Sol Parti, "sol"un birinci partisiydi ve TBMM'de 76 milletvekiliyle temsil ediliyordu.

Ancak bir süre sonra partiden 15 milletvekili koptu. Kopanların bir kısmı ihraç, bir kısmı da -ihraç edileceğini anlayınca- istifa yoluyla gitti.

Buna karşın, Sayın Bülent Ecevit, 1999 yılında tek başına azınlık hükümeti kurdu. Ecevit'in kurduğu 56. Hükümet'in tek bir görevi vardı; o da ülkeyi sağ salim 99 seçimlerine götürmekti.

Ancak Ecevit, zamanı boşa geçirmemek için, kendisini destekleyen partilere, "Hiç olmazsa Bankacılık Yasası'nı çıkaralım" önerisini götürdü. Öneri kabul edilmedi. Kabul edilseydi, ileride büyük sorunlara yol açan banka yolsuzluklarının önü de ta o zamandan kesilmeye başlanacaktı.

Ecevit Hükümeti'nin bütçesi dahi yoktu.

Bu arada DSP, milletvekili bazında birkaç fire daha verdi.

Buna karşın 99 seçimlerinde Türkiye'nin birinci partisi olarak çıktı.

Ecevit, partisinin yetkili organları ve milletvekilleriyle görüştükten sonra DSP-MHP-ANAP ortaklığındaki 57. Hükümet'i kurdu.

57. Hükümet, çok kapsamlı bir programla yola çıktı.

Siyaseti kirleten ve ekonomiyi çökerten kirli ilişkiler ağını dağıtmak için köklü, yapısal reformlara imza attı.

Bu arada, Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir kararlılıkla yolsuzluklarla mücadele başlattı. Yaklaşık 30 büyük operasyon yaptı. O vakte kadar hiç dokunulamayan nüfuzlu kişilere dahi dokundu. Suç sanıklarının tek tek yakalanarak adalete teslim edilmesini sağladı.

Bu reformlar ve bu mücadele güç odaklarını müthiş rahatsız etti. Hortum kaynakları kesilen güç odakları ve onların yabancı işbirlikçileri, ekonominin dengelerini tekrar bozmak için büyük çaba gösterdiler.

Bu arada yüzyılın iki büyük deprem felâketi meydana geldi. Ayrıca bazı bölgelerde kuraklıklar kavururken, bazı bölgelerde de sel felâketleri yaşandı.

1999 yılı, ekonomik açıdan zaten uçurumun kenarına gelindiği bir yıldı. Az önce belirttiklerim de buna eklenince halkımız sıkıntılı günler yaşadı.

Fakat yapılan köklü reformlar, 2002 yılı ortalarından itibaren iyileştirici etkilerini göstermeye başladı. Dışsatım arttı, turizm gelirleri yükseldi, enflasyon düşmeye başladı, üretimde ve tüketimde canlanma belirtileri görüldü, büyümede umut verici gelişmeler oldu.

İşte, tam da bu noktadan itibaren, Ecevit'e karşı, tarihimizde bugüne dek hiçbir devlet adamına yapılmayan saldırılar yapıldı. Ecevit'in düşürülmesi için çeşitli kampanyalar düzenlendi.

Saldırı ve kampanyalar, Ecevit'in rahatsızlığına dayandırılıyordu. Saldırı ve kampanyalardan daha kısa sürede sonuç alınabilmesi için, zaman zaman Ecevit'in öldüğü yalanları bile uyduruldu. Hasta olma hakkı kullandırılmadı.

Başbakan Ecevit'in yanı sıra, eşi ve Demokratik Sol Parti Genel Başkan Yardımcısı Sayın Rahşan Ecevit'e de tüm etik değerlerden yoksun ifadeler ve iftiralarla saldırıldı.

Dört koldan ve koro halinde yapılan saldırı kampanyalarının amacı bir süre sonra net biçimde anlaşıldı: "Ecevit'siz ve MHP'siz bir hükümet kurmak".

Bu plan, MHP'yi dışlarken, DSP'yi ele geçirmeyi ve başka bir hükümet kurmaya öngörüyordu. Bunun nedeni, hem hortum kapılarının güç odaklarına tekrar açılmasını sağlamak, hem de AB sürecinde "ver-kurtul" anlayışını devreye sokmaktı.

Bazı kimseler o kadar ileri gidiyorlardı ki, çekilmediği için Ecevit'i, "damdaki gecekondu direnişçisi"ne benzetme aymazlığını bile gösteriyorlardı. Belli ki bunlar, Ecevit'i, "damdaki gecekondu direnişçisi"ne benzetirken, kendilerinin "damdaki hırsız" rolüne soyunduklarını gizlemeye çalışıyorlardı.

"Ecevit'siz ve MHP'siz hükümet" formülüyle yola çıkan güç odakları ve yabancı işbirlikçileri yalnız değildi. Demokratik Sol Parti'nin içine de atmışlardı. Yani işbirliği halkası çok genişti; uluslararası boyuttaydı.

DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit ile DSP Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit, uzun zamandan beri oluşturulan bu işbirliğini hemen farkettiler ve partilerinin geleceğini riske sokma pahasına temizlik için düğmeye bastılar.

Bunun üzerine işbirlikçiler, Demokratik Sol Parti'ye karşı uluslararası boyutta bir kundaklama harekâtı başlattılar.

Türkiye'nin birinci partisi olan Demokratik Sol Parti'yi, bu kundaklama sonunda (20 Temmuz 2002 tarihi itibariyle) dördüncü parti konumuna soktular.

DSP'den açıklama

Bu vesileyle Demokratik Sol Parti Genel Merkezi tarafından 20 Temmuz 2002 günü Parti Meclisi toplantısı sırasında yapılan ve ayrıca tüm örgütlere dağıtılan bir açıklamaya yer vermek istiyorum. "Değerli Demokratik Solcular" başlığını taşıyan açıklama aynen şöyle:

"Ülkemiz çok kritik bir süreçten geçerken, Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit'in önderliğinde kurulan 57. Hükümet'in yıkılması için iç ve dış güç odakları çeşitli senaryolar üretmeye çalıştılar.

Bunlar hükümeti yıkamadılar ama, bunlarla işbirliği yapan içimizdeki bazı kimseler partimizin bölünmesi için çeşitli vaatlerle, sayısı azımsanamayacak kadar milletvekillimizin istifa etmesine ve ülkemizin çok zamansız bir seçime sürüklenmesine sebep olmuşlardır.

Eğer bu olaylar yaşanmasaydı, Başbakanımız Sayın Bülent Ecevit, hem seçimlerin zamanında yapılmasını sağlayacaktı, hem de bir kurultay toplayarak partimizin geleceğiyle ilgili düzenlemenin önünü açacaktı.

Ancak gelişmeler, beklendiği gibi olmadı. Ülkemiz ve partimiz üzerinde oynanan oyunlar, bütün gücümüzle erken seçime hazırlanmamızı gerekli kıldı.

Buna karşın, bazı arkadaşlarımız kurgulanan oyunun farkına varmaksızın olağanüstü kurultayın toplanması için kamuoyu baskısı oluşturmaya çalıştılar.

Bu arkadaşlarımızın talepleri demokratik bir haktır. Ancak içinde yaşadığımız koşullar, böyle bir talebin karşılanmasına uygun değildir.

Hepinizin yakından tanık olduğu gibi, başta bazı medya organları olmak üzere yerli ve yabancı tüm güç odakları, Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit ile Genel Başkan Yardımcımız Sayın Rahşan Ecevit aleyhinde insaf dışı, insanlık dışı kampanyalarla partimizi çökertmek için çeşitli senaryolar uyduruyorlar.

Gücünü HAK'tan ve HALK'tan alan Demokratik Sol Parti, her seçimde katlanarak büyümüştür. Bu büyüme, güç odaklarını son derecede rahatsız etmiştir. Bu nedenle önce sahte anketlerle gücümüzü kırmaya çalıştılar, başaramayınca da uluslararası boyutlara ulaşan bir 'KUNDAKLAMA HAREKETİ'yle partimizi çökertmek istediler. Ama başaramadılar. Bundan sonra da başaramayacaklardır. Kundakçılar hüsrana uğrayacaklardır.

Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit ile Genel Başkan Yardımcımız Sayın Rahşan Ecevit, bu çevrelerin sinsi planlarını bozarak Demokratik Sol Parti'nin gücünü bir kere daha bütün dünyaya göstermişlerdir. Demokratik Sol Parti'nin tüm örgütleri de bu mücadelede güç odaklarına karşı geçmişte olduğu gibi bugün de büyük bir ders vermiştir.

Demokratik Sol Parti'den, yürekleri mücadeleye yetmeyen bazı insanları koparabilirler. Ama sadece bu kadarını yapabilirler. Çünkü hiçbir güç, bizi yolumuzdan döndüremez. Birlik ve beraberliğimizi sürdürdüğümüz sürece bundan sonraki oyunları, planları, tezgâhları da etkisiz hale getireceğiz.

Böyle bir dönemde gücümüzü olağanüstü kurultay çalışmalarıyla zafiyete uğratmak yerine, kendimizi yaklaşan seçime hazırlamak zorundayız. Kaldı ki, seçim takvimi Yüksek Seçim Kurulu'nca açıklandığında olağanüstü kurultay yapılması hukuken de olanaksız hale gelecektir.

Türkiye'nin geleceği, 'ulusal sol' ve 'inançlara saygılı laikliği' ilke edinen Demokratik Sol Parti'li iktidarlarla daha aydınlık olacaktır. Bu aydınlık geleceğin temellerini, yaptığımız 'sessiz devrim'le attık. Bu 'sessiz devrim"in devam edebilmesi ve ulusumuzun hak ettiği "hakça düzen'e tam erişebilmesi için tuzaklara düşmemeliyiz."

Gönül ister ki...

Bu günlerin tarihi ayrıca yazılacaktır. "Ecevit Hep Haklı Çıktı" kitabının ikinci baskısını hazırlarken, bu "kundaklama harekâtı"nı da kısaca anlatmak istedim.

Kitabın 1997 yılında yayınlanan ilk baskısının önsözünde şöyle demiştim:

"Ecevit, Türkiye siyaseti için çok önemli ve çok ender bir isimdir. Buradaki bilgiler ve mesajlar, bu büyük siyaset adamının neden bu denli büyük olduğunun somut kanıtlarıdır.

Bu kitap, bir siyasi kişiliği, sıradan kalıplar içinde övmek için hazırlanmamıştır.

Bu kitap, öngörüleri ve tespitleriyle hep haklı çıkan bir şahsiyete, hakkını teslim etmek için kaleme alınmıştır.

Dürüstlüğü ve ülke sorunları için gösterdiği çabalarıyla karşıtları tarafından dahi takdir edilebilen Ecevit, Türk siyasi yaşamında 'kendine özgü'lükleriyle anılacaktır. Bu tespite kimsenin itirazı olamaz.

Gönül ister ki; Türk siyaseti, yeni Ecevitler yaratsın... Zira insanlarımız fikri ve pratiğiyle bir bütün olabilen siyasilerin özlemi içindedir.

Ecevit, bu özlem açısından çok önemli bir örnektir."

Bu kitapta neler var?

Bu kitap, beş bölümden oluşmaktadır. "İşte Ecevit" başlığını taşıyan birinci bölümde, Ecevit'in kısaca kimliği ve onu yeniden zirveye çıkartan nedenler yer almaktadır.

"Ecevit Hep Haklı Çıktı" başlıklı ikinci bölüm, Ecevit hakkındaki genel değerlendirmemi içermektedir.

"Sol, İslâm, Milliyetçilik ve Türkiye'nin Geleceği" adlı üçüncü bölüm; Ecevit ile 1995 yılının Ocak ayında yaptığım, içinde çok önemli açıklamaların bulunduğu röportajdan oluşmaktadır.

Bu, aradan geçen uzun zamana karşın Ecevit ile yapılan en kapsamlı röportajdır. Röportajı okuduğunuzda, Ecevit'in öngörülerinde ne kadar haklı çıktığına sizler de tanık olacaksınız.

"Tespitler ve Tahminler" başlıklı dördüncü bölümde, 1995 yılı ve öncesi çeşitli tarihlerde, çeşitli gazetelerde yayımlanan ve Ecevit'in haklılığına tanıklık eden yazılarım bulunmaktadır.

"İkinci Baskı Yazıları" başlıklı beşinci bölümde ise yakın zamanda kaleme aldığım yazılara yer verilmektedir.

Saygılarımla.

SÜLEYMAN YAĞIZ

Ankara, 25 Temmuz 2002

Ecevit'ten şok açıklamalar!

"Bir şeriat devleti olarak bilinen Osmanlı döneminin sonuna kadar, Müslümanların kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in basımevlerinde basılarak çoğaltılması yasaktı"

— Sayın Ecevit, demokratik solcu bir lider olarak milli ve manevi değerlere saygılı politikayı, ilk kez siz izlediniz. Bu sizi, diğer solculardan ayıran en önemli özelliğiniz oldu. Din anlayışınız, İslam anlayışınız nedir? Bu bağlamda milliyetçilik ve yeni milliyetçilik konusunda neler söylemek istersiniz. DSP'nin bugün vardığı noktayı, "ulusalcı sol" olarak açıkladınız. Bunu biraz daha açar mısınız?

ECEVİT: Biz; dini ve İslam'ı kesinlikle ilerlemeye, yeniliğe ve demokrasiye aykırı bir inanç sistemi olarak görmüyoruz.

Zaman zaman Müslüman toplumlar, dünyaya; çağdaşlaşmakta ve bilimde öncülük etmişlerdir.

Zaman zaman da çağın çok gerisinde kalmışlardır.

Onun için konu bir tutum meselesidir.

Din ile devlet ve toplum ilişkilerini sağlıklı biçimde düzenleme meselesidir.

Türkiye'de bazı çevreler son zamanlarda laikliğe eleştirilerinin dozunu çok artırdılar.

Bunu din düşmanlığı gibi göstermeye başladılar.

Ve toplumu, Müslümanlar ve Laikler diye -sanki bu ikisi biraraya gelemezmiş gibi- ayırmaya başladılar.

Bunu da "Laiklik, inanç özgürlüğüdür" diye yapıyorlar.

Din ve devlet işleri

Oysa laiklikte elbette inanç özgürlüğü vardır. Ama laik olmayan rejimlerin bazılarında da inanç özgürlüğü vardır. İnanç özgürlüğü laikliğin çok önemli bir boyutudur. Ama tek boyutu değildir.

Laikliğin bir başka boyutu ve gereği, devletin dine karışmaması, dinin de devlet işlerine karışmamasıdır.

Bu da her şeyden önce dini yozlaşmadan esirgemek için zorunludur.

Çünkü din ve siyaset ve devlet işleri birbirine karıştırılırsa işin içine siyasal çıkar hesapları girer. Böylece din, siyasete ve çıkar hesaplarına alet edilmiş olur ve yozlaşır.

Laikliğin üçüncü boyutu, Allah'la insan arasına, kişi olarak ya da kurum olarak aracı girmemesidir.

İşin ilginç yanı şu ki, İslam'ın da temel kurallarından biri, Allah'la insan arasına aracı girmemesidir.

O açıdan bakıldığında, laikliğin bu üçüncü boyutu açısından bakıldığında laikliğe en yatkın dinin İslam dini olduğunu kabul etmek gerekir.

Halkın dinden koparılması

Cumhuriyet'le birlikte ve laiklikle birlikte halkın, toplumun dinden koparıldığı iddiası ise tümüyle yanlıştır. Tam tersi doğru bunun... Örneğin bir şeriat devleti olarak bilinen Osmanlı dönemine bakacak olursak şunu görürüz.

Bir kere Osmanlı çağı süresince Müslümanların kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in basımevlerinde basılarak çoğaltılması yasaktı. Osmanlı döneminde bu yasak sonuna kadar da sürdü.

Okul kitaplarımızda denir ki, Türkiye'nin geri kalmasının bir nedeni de, Almanya'da Guttenberg Matbaası kurulduktan 200 küsür yıl sonra Türkiye'de matbaanın kurulmasıdır. Oysa bu iddia hem doğrudur. hem de yanlıştır.

Müslümanlar için Kur'an-ı Kerim Osmanlı döneminin sonuna kadar yasaktı. Matbaa kurulduktan sonra bile matbaada basılması yasaktı.

Hattatlar baskı yapıyormuş

Ama aslında Guttenberg'in matbaası Almanya'da çalışmaya başladıktan 40-50 yıl sonra Selanik'te, İstanbul'da ve İzmir'de matbaalar kuruldu. Ama yalnız Hıristiyanlar ve Museviler için... Onların din kitapları, felsefe kitapları, başka kitapları basılarak çoğaltılabiliyordu Osmanlı topraklarında, hatta bugünkü Türkiye topraklarında.

 Müslümanların kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim ise basılamıyordu. Güya hattatların kazancı kısılmasın diye... Onlardan baskı geliyormuş. Oysa Osmanlı Devleti bir dikta rejimiydi. Üç beş hattata teslim olacak durumda bir devlet değildi.

Zenginler okuyabiliyorlardı

Amaç halkın kendi dinini, kendi kitabından öğrenmesini engellemekti. Ancak zenginler el yazması Kur'an alabiliyorlardı.

Oysa Cumhuriyet'le birlikte Kur'an-ı Kerim basılarak çoğaltılmaya başladı. Ve bugün herhalde her evde en az bir Kur'an-ı Kerim vardır.

Şeriatla yönetilen Osmanlı Devleti'nde ise halkın büyük çoğunluğunun evinde Kur'an-ı Kerim yoktu.

15. yüzyıl ortalarına gelinceye kadar, Orta Asya'da olsun, Selçuklu döneminde olsun, Osmanlı'nın ilk döneminde olsun Kur'an-ı Kerim'in çevirileri, mealleri vardı. Fakat 15. yüzyıl ortalarından itibaren Kur'an-ı Kerim'in Türkçe'ye çevrilmesi de yasaklandı. Var olan çeviriler de ortadan kaldırıldı.

Oysa 1666 yılında Padişah Sultan Ahmet'in Başçevirmeni Ali Bey, Musevilerin kutsal kitabı olan Tevrat'ı ve Hıristiyanların kutsal kitabı olan İncil'i, hem de Osmanlıca'ya değil, halk Türkçesi'ne çevirdi. Ve onlar da matbaalarda basılıp dağıtılmaya başladı.

"Anlayasınız diye getirdim"

Yani şeriat devleti olan Osmanlı Devleti'nde halk isterse Tevrat'ı, İncil'i rahatça matbaalardan alıp okuyordu, Türkçesi'nden okuyordu. Ama kendi kutsal kitabını eline alamadığı gibi kendi dilinde okuyup anlayamıyordu. Oysa bildiğiniz gibi, Kur'an-ı Kerim'de Allah, "Ben kitabı anlayasınız diye getirdim" der. Yani anlamak şarttır. Çok akılcı bir din İslam dini. Cumhuriyet'e geçildikten sonra Kur'an-ı Kerim'in Türkçe mealleri çıkmaya başladı. Özellikle Müslüman Türk halkı kendi kutsal kitabını elde etme ve anlayarak okuyabilme olanağına ancak Laik Cumhuriyet'le kavuşmuş oldu.

Cami sayısı da çok azdı

Yine Osmanlı döneminde çok iyi yetişen ulema vardı ama, cami çok azdı. Köylerde cami yok denecek kadar azdı. Ve köylere, kenar mahallelere bilgili din adamı gönderilmezdi. Halk din konusunda cahil tutulurdu. Bunun siyasal bir nedeni vardı.

Çünkü Padişah'ın her kararı din adına alınmış bir karardı. Ama alınan kararların birçoğunun aslında dinle ilgisi yoktu. Fakat halkın bunu idrak etmemesi için halkla kendi dini arasına aşılmaz bir duvar örülmüştü.

Bugün herkes Kur'an-ı Kerim alabiliyor, kendi dilinden anlayarak okuyabiliyor. Her köyde cami var. Çoğu da devlet parasıyla yapılmıştır. Her mahallede en az bir, bazen birkaç cami var. O halde kim neden şikayet ediyor? Bunu anlayamıyorum.

Dediğim gibi halk kendi dinine aslında Laik Cumhuriyet'le bir ölçüde kavuşmuştur.

Alevilere yönelik ithamlar

Yine son yıllarda laikliğe çok haksız hücumlar yöneltilirken bir yandan da Aleviler'e çok haksız ithamlar yöneltiliyor. Adeta bunlar Müslüman değilmiş gibi davrananlar var.

Oysa Bektaşi-Aleviler, aslında Türk kültürüyle İslâm'ı bağdaştıran bir kesimdir. Aslında ister Alevi olsun, ister Sünni olsun, ister Nakşibendi olsun, Osmanlı döneminde, Orta Asya Türklerinden kaynaklanan bizim kendimize göre bir İslam anlayışımız oluştu.
Horasan erenleri yoluyla, ozanlar yoluyla Anadolu'ya gelen ve buradan da Balkanlara yayılan, oralarda da yine halk ozanlarının dilinde geliştirilen bir İslam anlayışı...

Halk ozanları ve erenler

Bu İslam anlayışının Ortadoğu Müslüman ülkelerindeki İslam anlayışından başlıca farkı şu: Ortadoğu'daki bazı Müslüman toplumlarında İslam, Allah korkusuna dayandırılırdı. Allah korkusu da despotik rejimlere yol açar.

Orta Asya'dan kaynaklanıp Anadolu'da halk ozanları ve erenlerinin dilinde ve düşüncesinde gelişen İslam anlayışı ise Allah korkusundan çok, Allah sevgisine dayanır. Ve Allah sevgisi de insana yansıtılır. O da beraberinde hoşgörüyü getirir, özgürlüğü getirir.

Alevi yurttaşlarımız da bu geleneğin içinden geliyorlar.

Türkiye'deki Alevi ile İran'daki Şii arasında dünya kadar fark vardır.

İran'daki korkuya dayanıyor. Fakat Türkiye'deki Alevilik sevgi ve hoşgörüye dayanıyor.

Demokratikleşme ve laiklik

Yalnız Alevilik değil. Türk-İslam kültürü içinde gelişen İslâm anlayışına bağlılık, her mezhepte bu özelliğini taşıyor. Onun için bizim aslında Müslümanlığı İran'dan, Suudi Arabistan'dan, Sudan'dan öğrenmemize gerek yok. Aslında diğer Ortadoğu ülkelerinin bizden öğrenmeleri gereken çok şey var. Ama o ülkelerin başında bulunan yönetimler Türkiye'deki demokratikleşme, laiklik ve çağdaşlık sürecinden çok rahatsızlar.

Çünkü, Türkiye'de bu süreç başarılı olursa Müslümanlıkla çağdaşlığın, demokratlığın ve laikliğin çok verimli bir şekilde bağdaşabileceği ispat edilmiş olacak.

Bu da Ortadoğu'daki Müslüman ülkelerin halklarına örnek olacak. Kendi halklarına öyle örnek olmasın diye bazı Ortadoğu ülkeleri, büyük para gücünü kullanarak. Türkiye'ye kendi çağdışı ve korkuya dayanan din anlayışlarını getirmeye çalışıyorlar.

Bülent Ecevit'in Özgeçmişi

Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1925'te İstanbul'da doğdu. 5 Kasım 2006'da Ankara'da vefat etti.

1944 yılında Robert Kolej'i bitiren Ecevit, 1946'da Rahşan Ecevit ile evlendi.

1944'te çalışma yaşamına girdikten sonra, işten ayırabildiği zamanlarda Ankara Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı, Londra Üniversitesi'nde Sanskrit, Bengalce, Sanat Tarihi bölümlerine devam etti. 1957'de de ABD'de Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay incelemelerde bulundu.

1944'te Ankara'da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'ne İngilizce çevirmeni olarak girdi. 1946-50 arasında Londra'da Türk Basın Ataşeliği'nde çalıştı.

1950-60 arasında "Ulus" gazetesinde, ve "Ulus"un kapatıldığı yıllarda "Yeni Ulus" ve "Halkçı" gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABD'de, Kuzey Carolina'da yayımlanan "Winston Salem" gazetesinde konuk gazeteci olarak görev yaptı.

1965'te "Milliyet" gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1950'lerde "Forum" dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1972'de aylık "Özgür İnsan", 1981'de haftalık "Arayış", 1988'de aylık "Güvercin" dergilerini çıkarttı.

1957 Seçimleri'nde Ankara milletvekili seçildi. 1960-61'de Kurucu Meclis üyeliği yaptı. 1961'de Ankara, 1965, 1973, 1977  ve 1991 Seçimlerinde Zonguldak milletvekili oldu. 1995 ve 1999 Seçimlerinde ise İstanbul'dan milletvekili seçildi.

1959'da CHP Parti Meclisi'ne seçildi.

1961-65 arasında, İsmet İnönü Hükümetlerinde Çalışma Bakanlığı yaptı. Bu dönemde toplu sözleşme ve grev hakları yasalaştı; sendika özgürlüğü sağlandı; genel olarak çalışma hakları ve sosyal güvenlik genişletildi.

1966'da, CHP'de başlayan Ortanın Solu hareketiyle birlikte, Genel Sekreterliğe seçildi. Bu tarihten itibaren Demokratik Sol düşüncenin kuramsallaşması ve kökleşmesi için çalışmalar yaptı. 1971'de partisinin askerî yönetimce oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı çıkarak Genel Sekreterlik görevinden ayrıldı.

1972 Mayısı'nda CHP Genel Başkanlığı'na seçildi. Genel Başkan olarak girdiği ilk seçim olan 1973 Seçimleri'nden partisi yüzde 33.3 oy alarak birinci çıktı.

1974'te başbakan oldu. Bu ilk Başbakanlığı döneminde, Kıbrıs Barış Harekâtı gerçekleşti; haşhaş ekimi yasağı kaldırıldı; Türkiye'nin Ege'deki hakları gündeme getirildi; açık yüksek öğretim başlatıldı.

1977'de bir azınlık hükümeti kurdu, fakat güvenoyu alamadı.

1978-79 yılları arasında Başbakan oldu.

12 Eylül 1980 askerî müdahalesinden sonra, askerî yönetime karşı çıkışları nedeniyle üç kez hapse mahkûm oldu.

1980'de, askerî yönetimin siyasal çalışmalarını ve düşünce açıklamasını yasaklaması üzerine, Genel Başkanlıktan ayrıldı ve siyasal yaşama katkılarını "Arayış" dergisiyle sürdürmeye çalıştı.

Siyasal haklarından yoksun bırakıldığı yıllar boyunca da siyasal çalışmalarını sürdürdüğü için hakkında yaklaşık 130 dava açıldı.

Siyasal haklarından yoksun bırakıldığı dönemde, eşi Rahşan Ecevit ile birlikte Demokratik Sol Parti'yi kurdu.

1987'deki halkoylamasıyla, siyasal haklarına yeniden kavuşunca, DSP Genel Başkanlığı'na Bülent Ecevit seçildi ve bu görevi 2004 yılına kadar sürdürdü.

1997-98 yılları arasında kurulan 55. Hükümet'te Başbakan Yardımcılığı yaptı. 1999'da DSP Azınlık Hükümeti olan 56. Hükümet'in ve 1999-2002 yılları arasında da 57. Hükümet'in Başbakanı oldu. 

Demokratik Sol Hareket'le ve uluslararası sorunlarla ilgili muhtelif kitapları vardır. Bunlar: "Ortanın Solu (1966), Atatürk ve Devrimcilik (1970), Bizim İki Gücümüz Var: Halk ve Hak (1976), Toplum Siyaset Yönetim (1976), Bağımsızlık ve Özgürlük (1984), Toplumsal Kültürün Türk Siyasal Yaşamına Etkisi (1989), Değişen Dünya ve Türkiye (1990), Mithat Paşa ve Türk Ekonomisinin Tarihsel Süreci (1993), Körfez Bunalımının Öncesi ve Sonrası (2003), Kıbrıs Gerçeği ve Irak Sorunu (2003)"dur. 

Yazarlığa sanat yazılarıyla başlamıştı. 1950'li yıllarda, çağdaş sanat akımlarını tanıtmak üzere kurulan "Helikon" derneğinin kurucuları arasında yer aldı ve bir süre Sanat Eleştirmenleri Derneği'nin Genel Sekreterliğini yaptı.

1976'da şiir kitabı yayınlandı. Daha sonra, şiirlerinin çevirileri, kitap olarak, Federal Almanya'da, Sovyetler Birliği'nde, Romanya'da, Yugoslavya'da, Danimarka'da ve İsveç'te yayınlandı.

T.S. Eliot'un "Kokteyl Parti" adlı şiir dramını Türkçe'ye çevirdi. İngiliz, Amerikan ve Hint ozanlarından Türkçe'ye çeviriler yaptı. Lise öğrencisiyken Rabindranath Tagor'dan çevirdiği iki kitap yayınlandı.

1985 yılında Hamburg Üniversitesi'nde bir sömestr ders verdi. Yasaklı olduğu dönemde ve daha sonra başka Avrupa Üniversitelerince ve 1988 ve 1992 yılında muhtelif Amerikan Üniversitelerinde konferanslar verdi.

Bülent Ecevit'in vefatı

Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi edilen Bülent Ecevit, 6 aylık hayat mücadelesini kaybetti. Gülhane Askerî Tıp Akademisi, Ecevit'in 5 Kasım 2006 günü saat 22.40′ta dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu vefat ettiğini duyurdu.

Halkın "Karaoğlan"ı Ecevit, 18 Mayıs 2006'da evinde rahatsızlanarak, Gülhane Askerî Tıp Akademisi'ne kaldırılmıştı. Yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması geçiren ve vücudunun sağ tarafının felç olduğu belirlenen Ecevit, hemen ameliyata alınmıştı. Dört saat süren ameliyatın ardından Ecevit'in yoğun bakımda geçireceği yaklaşık altı aylık süreç böylece başlamış oldu.

Ecevit, 28 Mayıs 1925 olan doğum gününü de GATA'da kutlamış ve o gün tedaviye ilk olumlu cevabı vermişti. Ancak tedavinin devamında olumlu gelişmeler sınırlı kaldı ve Ecevit'in sağlığı daha sonra iyice kötüleşti. Yoğun bakımdaki yaşam savaşını 172 gün sürdüren Karaoğlan, geçirdiği zor günlerin ardından 5 Kasım 2006 günü saat 22.40′da hayata gözlerini yumdu.

Bülent Ecevit, DSP'nin 25 Temmuz 2004 tarihinde yapılan 6. Olağan Büyük Kurultayı'nda aktif siyasî yaşamına son vermişti.

Bu kurultayda Zeki Sezer, DSP Genel Başkanı seçildi.

Süleyman Yağız: Ecevit Hep Haklı Çıktı. Fast Yayıncılık: 1, İstanbul 2002 (3. Baskı), 192 S., ISBN 975-93831-7-9

 

İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Politika kategorisini görüntülemektesiniz

Eğer isterseniz?