Emine Yavuz: Uşak Halısı
Eklenme Tarihi 16 Nisan 2012
| Emine Yavuz: Uşak Halısı |
![]() |
| Uşak Halısı, 19. yüzyıl |
[Emine Yavuz - KanalKultur] - Eğilip baktım. Kirli ve bakımsızdı. O kirliliğe, o bakımsızlığa rağmen güzelliği çarpıcıydı. Onlarca halı ve kilimin içinde keskin çizgileriyle sağlam bir duruşu vardı. O halının tek âşıklısı bendim. Benim dışımda yüzüne bakan biri çıkmadı. O gün yalnızlığımı daha çok sevdim. Onun bana ait olmayacağını biliyordum. Bizim olan bir şey yok ki... Bunu bilmeme rağmen halıyı satın aldığım kesinleştiğinde bir çığlık atmışım, birkaç kez yerimde zıplamışım. Sevincime tanıklık edenler beni alkışladılar. İçlerinde 'üşütük' olduğumu düşünüp bana acıyan gözlerle bakanlar oldu.
Dünya malı kimseye kalmaz. Er geç paylaşmasını öğrenmek gerekir. Varlıklı olmanın geçici olduğunu düşünenlerden biri olarak kendime soruyorum: Zamanı geldiğinde el değiştirecek bir dokuma için böylesi bir sevinç nasıl yorumlanır? Bilmiyorum. İnsan, kolay anlaşılır bir yaratık değil. Kaldı ki, benim bile kendimi anlamadığım anlar oluyor. Bu nedenle, birilerini yargılama hakkını kendinde görenlere şaşıyorum.
Ayrıca her şey boş. Son yolculuğa boş ellerle gideceğim. Gittiğim yerde ne halı, ne kilim ne de mal mülk olacak. Şimdi de bir şeyim yok. Hiç olmadı. Olmayacak. Neyin kavgasını sürdüreceğim ki... Batan gemiye kaptan olmak isteyen biri değilim... Yine de o günü unutamam. Oturma odamdaki sergi, bütün görkemiyle karşımda duruyordu. Ne çok sevinmiştim. Zamanında taa Uşak'lardan getirilmişti. Uşak halısı o zamanlar da değerliydi. Kimbilir sahibi ne çok övünmüştü bu halıyla. Uşak halısının dokusuna iyi bakılırsa hem zamanın hem de tarihin izleri bulunur. Artık bu halı -bir süreliğine- benim ocağımda, benim gönlümü okşayacaktı. →
Emine Yavuz: "Adem'in ...
Eklenme Tarihi 04 Şubat 2011
![]() |
| "Kilim", Çal - Denizli / Emine Yavuz koleksiyonu |
[KanalKultur] - Adem'in oğullarına öğrenmeyi öğretip hayatın içine fırlatmama izin verin. Size bağlı öğrencileriniz önceleri tırnaklarını yerken artık birbirlerini yer oldular...
Emine Yavuz
Emine Yavuz: Solmayan ...
Eklenme Tarihi 22 Aralık 2010
![]() |
[KanalKultur] - Öyküler okudum kuşlara. Sevinçle zıplayıp 'özgürüm' dediğim oldu. Beyaz atların atlılarına umut kondurdum. Oysa dağ gibi umuttular.
Şimdi bir kısrağın karnında vuruşalım isterim. Toz toprak olacak tini arıtırken öyle bir yanmalı ki... Zaman, ejderle vuruşma zamanı... İsterse ağlasın bulutlar. Bir fidan uyanacaktır mihrabında.
Gülleri dalında solmayan sokakları bronz heykellerle donatılı sütunları mozaiklerle süslü sarısı geçkin ülke denizleri üzerinde engin bir hüzün. Derinliklerinde sevincin renkleri olmalı. sevincin renkleri... →
Süheyla Taşçıer: ...
Eklenme Tarihi 24 Ocak 2010
|
Süheyla Taşçıer |
Bu benim dedim yazıyı okurken. Kendimi görünce satırlar arasında yüzüm asılmadı ve hiç utanmadım. Kişi seçtiği yaşam tarzından utanır mı? Gülümseyerek okudum.
Eşya ve eşyalar nedir ki; neden hayatımı satın alsın?.. Uyumak için yatak, oturmak için sandalye, yazı masam... Yemeği nerede olsa yerim. Bir tepsi yeter. Teknoloji zaten çamaşırları ve bulaşıkları yıkıyor. Tabak, bardak, çatal, kaşık... Takım olmazsa yemeğin tadı mı kaçar...
20 yıldır salonun ortasında aynı sehpa. Ah bu sehpa ne kavgalara, ne sevişmelere tanık... Benim hayatıma genç bir gazeteci olarak yazdığım haber ve bir aileye götürdüğüm ışık ile girdi. Çok uzaklardan geldiler Ankara'ya.
Katil ve katiller, el işçiliği güzel yüzlü motiflerden de utanmamış, günlerce kan akıtmışlardı Maraş'ta. O yıllarda hangi ilden kansız haberler akmıyordu ki?..
Kızıl rengiyle nice yolculuklara çıktı ana sehpam ve yavruları benimle. Gazeteliğim gözyaşını hep içine akıttı. Kaset kutum Ruhi Su, Rahmi Saltuk, Feyzullah Çınar ve Selda Bağcan'ı daha nicelerini korudu ev aramalarında ki tekmelerden... Kaderiydi sehpamın; kesilirken ağlamıştı belki görkemli ceviz ağacım...
Maraş, Ankara, Fethiye...Sonra ver elini şehri-İstanbul. Otuz dört yıldır yolculuklarda eksile eksile bir ana sehpam kaldı...
Önce camları kırıldı. Fethiye'de yedi ilk darbeyi. Yerine koyamadım yavru sehpaların camlarını. Parçalanan yüreğim gibi dağıldı gitti! Fethiye'nin sefasını süremeden bir yolculuk daha... Ankara'da hep küs baktı motifler, sığıntı gibi atıldıkları sandık odasından...
Ve İstanbul... Ana sehpamın camı da bu göçte kırıldı...
İstanbul'da yirminci yılı. Beraber yaşıyoruz camsız olsa da. Bir arkadaşın güzel sanatlardan kalma resim tahtasını yerleştirdim üstüne. Al sana gül ağacından sehpa...
Kütüphanem zaten hiç olmadı! Kitaplarım da benimle yolculuklara çıktı. Her yolculuğa bir yaprak verdik... Bir çok evlerden, ellerden geçmiş kütüphane. Bir doktor, öğretmen, emlakçi ve ben... Bugünlerde kapıya koyulmayı bekliyor.
Oğlumun odası mı? Uyumak için yatak ve çalışma masası...
Annemin yığılı evini soyutumda hep soyundurdum. Kazancım akıyordu o görgüsüz şatafata. Misafir odası hep konuklara açıldı. Koltuk takımının üstünde ki beyaz çarşaflar beni hep korkuttu... Beyaz perdeden fırlamış ölü kadınların odaları gibi... Sanki hortlakları ağırlıyordu... Ben keyfini süremediğim odaları...
Güzel tabaklarda da konuklar yemek yedi. Ben büfeye yerleştirirken ya da tozunu alırken yaladım tabakları.
Hiçbir güç bana evini döşe diyemez. Dizelerim de ondandır; çırılçıplak... Zil zurna... Ondandır maskeli balolarda çıplak dolaşmam...
Giyim demişken; iki pantolon, birkaç gömlek, birkaç çift ayakkabı ve çanta. Her gün koluma çanta takıp kokoş kokoş gezmiyorum ya...
Beni de ilgilendirmiyor birilerinin yazlık kışlık katları. Yığılı eşyaları, arabaları, yatları, yalıları. Ve her gece yanan kokulu mumları. Mumun kendine yararı yok ki, dibine ışık versin... Çok kalabalık evlerde bile tek başına yaşarken insanlar. Siz tek başına yaşayanlar... Acaba dün gece kaç koltuğa kıçınızı koydunuz?
Ben toplama bilgisayarlarla yazıyorum. Nice kitaplara deyip tuşlara vuruyorum. Benim sesimi duyabilirsiniz; ama ben sizleri duyamıyorum. Bişey mi dediniz?...
İstanbul, 16 ocak 2010
Süheyla Taşçıer: ...
Eklenme Tarihi 09 Temmuz 2009
|
Süheyla Taşçıer |
Moğollar'ın istilasıyla Selçuklu'nun yok oluşu, İlhanlılar'ın çöküşüyle atıldı 600 yıl sürecek olan Osmanlı Devleti'nin temeli...
Uyuyor Kızılırmak, sırtını Güney'e dayamış, yorgun uyuyor Kızılırmak. Bir dağ, bulutları deldi. Başkaldırdı... Göğe yükseldi dört mevsim tepesi beyaz Erciyes... Eteklerine kuruldu bozkırlarıyla Kayseri...
Bozkırları yırttı Fatma Bacı'nın çığlığı
Gelecek olan Eren'in müjdesini veren, Evhaduddin Kirmani'nin kızı, Fatma, pembe yüzüyle, Kayseri'de dünyaya açtı gözlerini... Serpildi... Boy verdi... Ergendi... Sofralar hazırladı konuklarına toprak elleriyle...
Baba ocağına, günlerden bir gün Ahmet Yesevi'nin gönderdiği, Ahi Evren adında misafir gelir... Misafir ki, vurulur Fatma bacının keskin kahverengi gözlerine... Yakılır kınalar... Ahi Evren olur Kirmani'ye damat.
Fatma Bacı erleriyle yani babası ve kocasıyla çıktığı Ahilik yolunda kurdu Bacıyan-ı Rum'u…. Bir ışık gibi uzandı sesi. Dalga dalga yayıldı. Kayseri'den dünyaya açıldı pencere. Hemcinsleri toplandı Fatma Bacı'nın çağrısına... Önce eğitti ve sonra kaliteli üretim için seçti bir bir. Kuruldu Bacıyan-ı Rum ışık hızıyla..Ata binen, kılıç kuşanan Bacılar, seçilmiş bebelerine önce islamı, sonra okuma-yazma, Türkçe, Arapça, Farsça, müzik, matematik ve daha sonra kendilerini savunmak için at üstünde ok atmayı, kılıç kuşanmayı öğrettiler...
Fütüvvetname okutuldu, kazanlarda pişirildi aşlar... Damaklar şenlendi. Oyunlar oynandı, şarkılar, türküler söylendi. Şiirler okundu... Hikayeler anlatıldı en güzelinden..Yeri geldi erleriyle yan yana silah attılar. Ata bindiler korkusuz, atıcılık yaptılar... Yeri geldi ellerinde ses verdi halı tezgahları. Öykülerini döktüler örgülerine. Motif motif akıttılar emeklerini halı tezgahlarına...
Anadolu tasavvuf öğreniyor Bacılarla
Ana-bacı aracılığıyla Bacılar, sohbet, zikir semah ve diğer tasavvuf ayinlerini öğrendiler ve öğrettiler... Birinci aşamada, Kuran bilgisi okuma-yazma ve Türkçe, matematik. İkinci aşamada mesleki bilgi, tasavvuf bilgisi, müzik, Arapça ve Farsça eğitim aldılar. Bu aşamadayken ayrıca askeri eğitim de aldılar... Üçüncü aşama marifet kapısıdır. Burada Allah'a inanmak benliği öldürmek, kin ve nefretten uzak durmak ve en önemlisi cehalet karşısında susmak istenir. İslam'ın bütün şartları cumartesi günü öğretilirdi... O günün cumartesi günü, bugünün pazartesi günüdür. Akşam yemeğinden sonra dini, ahlaki ve eğitici kitaplar okunur sonra semah ve raks edilirdi... Dönerdi Anadolu Bacıları rengarenk giysileriyle... Konuk evleri, sanki bir gül bahçesiydi... Tek amaç din ile dünya işlerini bir arada yürütmekti...
Dedikodu yapan iftira eden, gururlanan, kibirlenen, zina işleyen, içki içen, merhametsizlik eden, sözünde durmayan, yalan söyleyen, kişinin ayıbını örtmeyen, ayıbını yüzüne vuran, cimrilik eden, insan kanı akıtanlar Anadolu Bacılarına katılamazdı... Yer yoktu Anadolu Bacılarının sofrasında onlara... Askeri eğitime de önem verilirdi. Ata binme, ok, kılıç, kalkan kullanma öğretilirdi genç kızlara.
Anadolu üretiyor Bacılarla
Omuz omuza veren Bacılar, Türk toplumunun Anadolu'da ezilmesini engellemiş, ekmek vermiş, aş vermiş ve kök salmasını sağlamışlardır. Kadınıyla, erkeğiyle yek vücut olmuş felsefelerini geliştirmişlerdir... Sıra eğitime gelmiştir... Fatma Bacı, kocasının kurduğu Debbağlar çarşısında Bacılarla...
Otuz iki çeşit esnaf ve sanatkarı içinde barındıran çarşıda dericilik, demircilik, marangozluk işçiliğinin yanında çadırcılık, keçecilik, boyacılık, halı ve kilimcilik, oya ve dantelcilik, dokuma ve örgücülük nakışçılık ve dikim yapmışlardır erleriyle birlikte..Bacılar evlerinden sokağa bir ışık huzmesi gibi uzanmışlardır... Demir sesleri, çekiç sesleri arasında bebelerinin sesleri de Erciyes'de yankılanmıştır... Yamak, çırak-kalfa-usta bilek bileğe bir arada. Usta usta olmuş ve esnaflığa geçmiştir.Hem sanat, hem ticaret hem de savaşçı ruhlarıyla adeta meydan okumuşlardır dünyaya Anadolu Bacıları...
Anadolu aydınlanıyor Bacılarla
Anadolu Bacıları ana
Anadolu Bacıları yâr
Anadolu Bacıları işçi
Anadolu Bacıları eğitimci
Anadolu Bacıları aydın
Anadolu Bacıları savaşçı
Anadolu Bacıları aydınlanma hareketi içinde, Avrupa kadını engizisyon mahkemelerinde, cadı kazanlarında yanıyor...
Bu dönemde Kayseri'de, Müslüman'ı, Ermeni'si, Rum'u ve Hıristiyan Türk'üyle ahlaki bir hoşgörüye dayanan yakınlık, candaşlık hakim olmuştur. Kardaş-bacı, Ana-kız ... El ele yan yana, omuz omuza...
Kentten fışkıran Bacıyan-ı Rum kadınları sarmaşık gibi Anadolu'yu sardı. Anadolu ki, sarmaşığa kök oldu...
Erciyes dağı ile Kayseri
Türküleriyle Sivas
Bağlarıyla Tokat
Kızılırmak vadisiyle Kırşehir
Peribacalarıyla Nevşehir
Kaplıcalarıyla Eskişehir
Kardelen çiçeğiyle Kars
Kucak açmış Bacılara... Bağrına basmış ve tüm dünyaya örnek olmuştur Anadolu Kadın Birliği...
Onlar ki, eli açık, kapısı açık, sofrası açık, gözü kapalı, dili bağlı, güvenilir, hilesiz hurdasız olarak yaşadılar bu topraklarda... Kimsesiz genç kızlara kol kanat germiş, yaşlı kadınlara bakmış, ellerindeki malı yürekten dağıtmışlardır.
Anadolu'da Moğol istilası
Anadolu direniyor Bacılarla
Anadolu ağlıyor Bacılarla
Anadolu kanıyor Bacılarla
3 temmuz 1243 temmuzun alevinde bir lav gibi sardı Moğollar Sivas'ı dört bir yandan... Sivas'tan sonra 15 gün boyunca... Kanadı Kayseri, beyaz bir gelin gibi süzülen Erciyes puslandı... Meşet ovasının içindeki Sırçalı Kümbet ağlıyor için için. Hoçak'ın ihanetiyle sarılır Kayseri Kalesi. Direndi Bacılar, çoluk çocuk hep birlikte... İki buçuk ay kılıç salladılar, ok attılar...
Kale içinde çığlık
Kale içinde açlık
Kale içinde sefalet
Kale içinde veba
Gözü dönmüş Moğallar kılıçtan geçirdi Bacıları... Çığlıklar çığlıklara karıştı... Akbörkleri başından düştü Bacıların. Göğüslerinden kopartıldı körpe bebeler...
Kocası hapis düşmüştü Fatma Bacı'nın. Bir yanı eksik Fatma Bacı gömdü yalnızlığını içine. Yılmadı direndi direndi... Erler kahpe pusuda kan ile düştüler toprağa... Geceler gündüzlere karıştı... Toz duman alev alevdi Kayseri... Esir düştü Fatma Bacı ve Bacılar... Dondu Erciyes dağı, erimedi bir daha tepesindeki kar. Bacıların yunduğu, çamaşırların yıkandığı Kızılırmak kanadı kanadı... Sustu çarşıdaki çekiç ve örs sesleri... Tezgahlar ölüm sessizliğine gömüldü... Günler, ayları, aylar yılları kovaladı. 16 yıl sürdü Fatma Bacı'nın ve Bacıların Moğolların elindeki esareti.
Moğollar iki kanattan Tokat'tan Kayseri'ye girerler. Mevlana'dan gelen mektupla, Tokat direnmez Moğollara. Kara Tatar köyüne (bugünün Sarıoğlan kasabası) hasta olan erler yerleştirilir. Hunat Hatun'un aşık olduğu eri de Kara Tatar'dadır. Kurulur hastane Hatun Ana'nın çabalarıyla.
Mevlana'nın oğlu âşık olur 13 yaşındaki Kimya Hatun'a. Kimya Hatun'un kaderinde Şems'le yaşamak vardır.
İşte Höbek köyü. Ali hoca saplar toprağa mızrağı, Moğollar geçemezler, mızraktan öteye. Kara Mazak diye bilinen bu yer kutsal yer ilan edilir. Kurt ini ve gezi köyleri keşfedilmemiştir Moğollar tarafından. Börü tepesi kurt tepesidir. Moğollar tarafından hamile bırakılan Bacılar Sivas'taki tuzlaların gelirleriyle...
Sivas'taki tuzlaların gelirleriyle beslenir, bakılır, yine Bacıları tarafından.
Kayseri'de Sarmısaklı ırmağı, Kızılırmak Yeşilırmak Tokat'ta şahit olur Anadolu Bacılarının toplu intiharına...
Fatma Bacı'yı esaretten kurtaran iki kişi... 2 yıl sonra kocasını hain pusuya düşürüp katlediyor... Acı üstüne acı yaşıyor... Dağlanıyor Fatma Bacı'nın yüreği...
Yetersiz kalıyor sözcükleri ki, o başkaldıran Fatma Bacı yüreğinde erinin ateşi söndürülmeden evlendiriliyor.
Bu evliliğinden bir erkek çocuk dünyaya getiren Fatma Bacı, acısını oğlunun ninnilerine gömüyor... Bir sabah oğlunun cansız bedeniyle uyanıyor Fatma Bacı, 7 yaşında oğlunun cansız bedeniyle uyanıyor... Kara toprağa veriyor... Tütüyor Fatma Bacı...
Yine sözcükler yetersiz kalır... Üçüncü kez evlendirilir Fatma Bacı. Abdal Musa'yla yakınlığı bilinen Kadıncık Ana Hacı Bektaş Veli'nin mezar taşını da yaptırdıktan sonra yüreğinin acılarıyla 93 yaşında yaşama veda eder... Geride kalan Bacılar Orhan Gazi dönemine kadar çalışırlar.. Üretirler... Direnirler...
Anadolu kimliğini buluyor Bacılarla
Yaşanmış acılar; ödenen bedeller, kadının sosyal yaşamda ne denli etkin olduğunu gösterir ve üretimleriyle Anadolu'nun yeni bir uygarlığa beşiklik etmesinde etken olur
Güzellik, asalet, akıl, ile birleşen iyi eğitimli oluşları, ata binme, silah kullanma, savaşabilme gibi özeliklerin yanı sıra, yardım severlik ve eşlerine her alanda yardımcı olmaları, her şeyden önce hayat arkadaşlığını yan yana sürdürmeleri Bacıyan-ı Rum kadınlarının en büyük özellikleridir.
13. yüzyılda bugünkü modern kadının temelini atmıştır Anadolu Bacıları...
Kayseri'den dünyaya açılmıştır aydınlık pencere...
Diğer Makaleler...
İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Deneme kategorisini görüntülemektesiniz









