Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Şiir,düşüncelerle değil,sözcüklerle yazılır. MALLARME
  • kanalkultur.com
  • kanalkultur.com

Emine Yavuz: Varoluşun Sevdası - III

Eklenme Tarihi 26 Eylül 2010

Emine Yavuz

III.

Doğduğum ev eski, ahşap bir konaktı. Konağın dibinden ark geçerdi. Bir de zakkum ağacı vardı. İlginçti bizim mahalle. Genişti bizim konak. En çok konağın tavan arasını severdim. Konaktaki tahta kokusunu severdim. Bugün bile severim. Tavan arasında bir şey saklıydı sanki. Bilmediğim bir şey; bir sır, büyülü bir güzellik. Bana tavandan bir bebek indirmişti halam. Bez bir bebek. Bez bebeğin bir kolu yoktu. Bir gözü yırtılmıştı. Yırtık gözünden pamuk fışkırıyordu. Halam bebeğin gözünü dikti. Boncukla bir göz kondurdu. Bebeğe uyduruk bir kol yaptı. Bebek, dünya güzeli bir şey oldu.

Odamızdaydık. Odamız girişte sağda küçük bir odaydı. Odada annemim temizliği, annemin düzeni vardı. Özel konuklar geldiğinde koca konakta gösterecek bir yer bulunamaz, bu konuklar bizim küçük odamıza buyur edilirdi.

O güzelim odamızda bebeğimle oynuyordum. Bu bebek bana yetiyordu. Onun dışında bir arkadaşa gereksinim duymuyordum. Annem ile babam içeri daldı. Babam anneme bağırıyordu. Derken, annemin yüzüne tokat indirmeye başladı. Biri odaya süzüldü, kolumdan tutup beni salona çekti. Herkes salonda idi. Babamın sesi arşa yükselirken tokat sesi dinliyorduk. Babam tokatlarını sayarak vuruyordu.

Devamını oku...

Emine Yavuz: Varoluşun ...

Eklenme Tarihi 17 Eylül 2010

Emine Yavuz

II.

Mahalleli toplanıp denize gitme kararı aldı. Denizin duru olduğu söyleniyordu. Deniz için pırıl pırıl deniyordu. Esiyor deniyordu. Bir de mavi deniyordu. Neydi bu mavi. Nasıl bir şey olabilirdi deniz. Neden insanlar böyle heyecanlıydı ki... Bilmiyordum. Bir evin avlusundan diğerine giriyordum. Herkes koşuşturmaca içindeydi. Yemek yiyecekleri yere kilim mi, yoksa savan mı serilmeliydi? Ekşili çorbanın yanında kısır iyi giderdi. Yeşillik yeterli miydi? Sebze bahçelerine girilip tereler, marullar, yeşil soğan ve salatalıklar toplandı. Bir de süs biberi meselesi vardı. Bir avuç süs biberi topladım. Çaylar demlenince gün kurtarılmış olacaktı.

Halam hazırlıklarını tamamlamıştı. Yanına vardım. Eteğine yapıştım. Bilmem kaçıncı kez denizin ne olduğunu soruyordum. Mavi neydi? Deniz ve mavi yenilir içilir, koklanır mıydı? Orda ninni söylenir miydi? 'Gidince görürsün' diyordu halam.

Gülsüm Halam o zamanlar gençten bir kızdı. Upuzun başak sarısı saçları vardı. Saçlarını ördüğünde bilek kalınlığına gelirdi. Gözleri açık renkti. Kendinden emin, yöneticilere özgü duruşu vardı. Birçok sorumluluk onun omuzları üzerindeydi. Ona hayrandım. Bal şerbeti içerdi taslarla. Ben içmezdim. Cılız, soluk bir şey idim. Tatar kızlarına benzediğimi söylerlerdi. Kimileri bana bakıp bakıp gülerdi.

Halamın ince, çıngıraklı ses tonu sözcükleri çekip sündürürdü. Öyle ki, insanda her an ağlamak üzere olduğu kanısı uyandırırdı. Yine söyleniyordu, bu kez 'ölsem de kurtulsam' diyordu. Kendisine, 'şimdi değil, denize gidip geldikten sonra 'öl' demiştim. Gülmüştü. Onca işe karşın deniz denildiğinde sesini çıkarmıyor, işini hızla bitirmeye çalışıyordu halam. Konak doluydu. Konukları tanımıyordum. Önemsenen kişilerdi. Önemli olduklarını babaannem ile dedemin tavırlarından anlıyordum. Beni konuklardan uzak tutuyorlardı. Konuklarla bazen fısıltılı konuşuyorlardı. Bazen de gürültülü bir şekilde gülüyorlardı. Ne konuştuklarını bilmek istiyordum aslında. Babaannem ile dedem denize gitmeyeceklerini söylediler, kulaklarıma inanamadım. Nasıl olur da denize gidilmezdi.

Devamını oku...

 

Emine Yavuz: Varoluşun ...

Eklenme Tarihi 31 Ağustos 2010

Emine Yavuz

I.

Gözlerimin önündeki perde açıldı. Bu, miladım sayılır. O gün ilk kez görmeye başladım. İki yaşlarında var mıydım bilmem. Olup biteni izlemeye koyuldum. Görüntü çok ilginçti ve belleğime kazınıyordu. Sürekli konuştuğumu biliyorum. Neler konuştuğumu bilemiyorum. Gayet iyi konuştuğumun söylendiğini biliyorum. Ben konuştukça gülüyorlardı. Konuşurken başka şeyler düşünmeye başlamıştım. Birçok olay kendiliğinden aklıma geliyordu. Örneğin altıma yaptığım, emeklemeye başladığım dönem hatırıma geliyordu; düşe kalka ilk adım attığım günler de. Her şey net değildi tabi. Bazen yanıldığım oluyordu. Örneğin gözlerimin önünde net bir görüntü vardı. Bu görüntüde kundakta bebektim. Susmaksızın ağlıyordum. Birden pencereden dışarıya fırlatıldım. Yumuşacık karın üzerine düştüm. Gözlerimin önünden gitmeyen bir görüntü bu. Asında görüntüde bir terslik var. Sanki bir şeyleri karıştırıyorum. Düşünüyorum da bizim oralara kar düşmez, düşse bile kolay kolay tutmazdı. O 'ben'dim ama... Başka bir şey olmuştu.  

Devamını oku...

 

İster inanın ister inanmayın ama, şimdi : Anı kategorisini görüntülemektesiniz

Eğer isterseniz?