İsmail Çoban, "Şeyh Bedreddin"i ve "Araf"ı Yeniden Yorumluyor
| İsmail Çoban, "Şeyh Bedreddin"i ve "Araf"ı Yeniden Yorumluyor |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Resim 1 - 20: © İsmail Çoban - 'Ateş Çemberi' serisinden: 'Şeyh Bedreddin Destanı', desen, karışık teknik, 150 x 110 cm. |
![]() |
| © İsmail Çoban - 'Ateş Çemberi' serisi: 'Nesimi'nin derisini yüzdüler'... |
[KanalKultur] - Franz Babinger (1891 - 1967), Osmanlı çalışmaları alanında üstün hizmetler yapmış bir Alman tarihçi ve Türkolog. Çalışmalarını Birinci Dünya Savaşı sonrasında Berlin'deki Friedrich-Wilhelms Üniversitesi'nde profesör olarak sürdürür. Rejim 1933 yılında Naziler tarafından ele geçirilince istifa etmek zorunda kalır; Almanya'yı terkeder. Nikolay Iorga yardımıyla Bükreş'te iş bulur. Almanya'nın Nazilerden ve onların zulmünden kurtulmasından sonra 1948 - 1958 yılları arasında Münih Üniversitesi'nde ders verir. Arnavutluk'ta 1967 yılında bir kazada boğularak ölür.
Babinger'in "Der Islam" (1921 [11]: 1 - 106) dergisinde kaleme aldığı "Schejch Bedr ed-Din, der Sohn des Richters von Simaw: ein Beitrag zur Geschichte des Sektenwesens im altosmanischen Reich" adlı çalışması akademik anlamda bugün bile geçilebilmiş değil...
* * *
Nâzım Hikmet (1902 - 1963), ünü Türkiye dışına taşmış Türk şair. Galatasaray ve Nişantaşı Sultanilerinde, ardından da Bahriye Mektebi'nde öğrenim görür. İlk kez 1918 yılında şiiri yayınlanır. İstanbul'un işgaliyle birlikte yurtsever şiirler yazmaya başlar. Politik görüşleri nedeniyle rejim tarafından takibe uğrar. Cumhuriyetin ilk yılları da dahil olmak üzere, toplam 17 yıl hapishanelerde yatar. Türkiye'yi terkederek "zorunlu göçmenlik" yaşamına başlar ve nihayetinde 1963'te Moskova'da ölür.
"Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı", Nâzım Hikmet tarafından kaleme alınan ve 1936 yılında yayımlanan destanî bir şiirdir. Mehmed Çelebi'ye karşı ayaklanma hazırladıkları gerekçesiyle asılan Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'in hikâyesini anlatır. Eser 1982 yılında (Ararat-Verlag, Berlin) Yüksel Pazarkaya ve Peter T. Kampmann tarafından Almanca'ya çevrilir ve "Das Epos von Scheich Bedreddin, Sohn des Kadis von Simavne" adıyla yayınlanır.
* * *
İsmail Çoban, 1945'te ailesinin 12. çocuğu olarak Çorum'da doğar. 1955'te ilkokul öğrenimini Çorum'da Harhar Köyü İlkokulu'nda, ailesinin ilkokulu bitiren ikinci çocuğu olarak bitirir. 1956 – 1959 yıları arasında İstanbul'da terzi çıraklığı yapar. 1965'te Atatürk İlköğretmen Okulu'ndaki eğitimin akabinde (Hasanoğlan - Ankara) öğretmen oldu ve Ankara'da Lise olgunluk sınavlarını vererek liseyi de dışarıdan bitirir. Aynı yıl Siirt – Kurtalan / Rıdvan'da 4 ay öğretmenlik yapar. 1968 yılına kadar İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'na devam eder. 1968'te "mecburi" olarak Federal Almanya'ya "göç" eder. 1971'de Werkunst Schule Wuppertal'i devlet sınavıyla bitirir. 1971'den bu yana serbest sanatçı ve resim, grafik heykeltraş olarak çalışıyor.
Çoban, 1979'da başladığı "Şeyh Bedreddin" ve "Araf"ı yeniden yorumlama projesini 1982'de tamamlayabilir. Ortaya 21 resimlik muazzam bir koleksiyon çıkar...
Dr. Yüksel Pazarkaya İsmail Çoban'ın "Şeyh Bedreddin" ve "Araf"ı yeniden yorumlama projesini şöyle değerlendirir:
"'Şeyh Bedreddin Destanı' ile Nâzım Hikmet en önemli yapıtlarından birini yaratmakla kalmamış, aynı zamanda Türk soluna o zamana dek pek bilinmeyen bir ulusal geleneği işaret ederek, bununla çağdaş sanatçılara yeni bir konu da kazandırmıştır. Ondan sonra örneğin Orhan Asena 'Şeyh Bedreddin' oyununu, zamanın genç şairi Hilmi Yavuz da 'Şeyh Bedreddin Üzerine' şiirlerini yazmışlardır. Ressamlar da Şeyh Bedreddin konusunu işlemişlerdir. Tanınmış ressam Abidin Dino, Nâzım Hikmet'in yapıtını da resimlemiştir.
Ama İsmail Çoban, Bedreddin konusuna en fazla eğilen ressamdır ve 'Şeyh Bedreddin' konusunda bir yaşam yapıtı diyebileceğimiz en kapsamlı seriyi yaratmıştır. İsmail Çoban konuyu çok katmanlı ve çok boyutlu yansıtıyor. Tarihsel olgudan yani bir düşünür olarak Şeyh Bedreddin'den ve devrimci eylemlerden hareketle perspektifini Nâzım Hikmet'in yapıtına, oradan da çağımıza 20. ve 21. yüzyılın sonu gelmeyen araf ateşlerine kadar açıyor. Bedreddin konusunun yukarda belirlemeye çalıştığımız tarihsel gerçek bağıntısını dikkate almayan, İsmail Çoban'ın bu çalışmalarını Nâzım Hikmet'in yapıtını resimlendirme sanarak yanılabilir. Oysa, İsmail Çoban bu yapıtlarıyla Bedreddin konusuna bağımsız özgün bir yaklaşım ve yorum getirmiştir. Çoban, bu diziye başlayarak, kendi sanatsal yaratım sürecinde yeni bir döneme de girmiştir. Sanatçının bilinen toplumsal tavrı, büyük gayret ve titizliğiyle birleşerek, bu dizinin yaratılış sürecinde yeni bir zirveye ulaşmıştır. Bu resimlerin merkezinde olmakla kalmıyor insan, bu resimleri bütünüyle dolduruyor. Bu olay yüklü ve gerilimli kurguların kutuplarını başlarla eller oluşturuyor; böylelikle Bedreddin olgusu bireysel ve tarihsel toplumsal saltlığıyla kavranılmış oluyor. İsmail Çoban'ın yapıtlarındaki kahramanlar elbette Bedreddin'in kendisi ve onun yandaşları değil, dünyadaki bütün üretilerin ve özgürlükçü devrimci hareketlerin asıl kahramanlarıdır: köylüler ve işçiler, el emekçileri, kadınlar ve çocuklar. Ama acı ve işkence karşısında, bir yenilgiden sonra, onların duruşları ve öne eğilmiş bakışları teslimiyetçi değildir. Gelecek zaferler için sessiz sedasız bir sezginin, somut umut ve beklentinin gazilerini, kahramanlarını görüyoruz. İsmail Çoban'ın yapıtı yalnızca süreğen bir çabanın ürünü değil, aynı zamanda her bir resim konunun bütünlüğünü değişik bir açıdan müthiş bir hassasiyetle kavrıyor. İsmail Çoban, Bedreddin ve araf üzerine bu resimlerle büyük bir eser yaratıyor. Bedreddin felsefesini Nâzım Hikmet'in şiirsel devrimciliğiyle birlikte sarmalayan ve saran bir bileşimi gerçekleştiriyor. Bu bileşim, geçmişe el atarken geleceğe uzanıyor."
Yüksel Pazarkaya "İsmail Çoban'ın 'Araf' ve 'Şeyh Bedreddin Destanı' Konulu Resimleri" başlığıyla kaleme aldığı yasında şunları da dile getirir:
"Şeyh Bedreddin (ölüm 1420), yapıtı ve eylemiyle Türk düşünce tarihinde önemli bir yere sahiptir. Önderliğini yaptığı ve yazılarında mükemmel biçimde temellendirdiği devrim, yüzyıllarca erken geldiği için, başarısızlığa yargılıydı. Bu gerçek, Bedreddin'in kuramsal ve eylemsel güncelliğini koruduğu gibi, aynı zamanda onun sözsüz mirası olarak kaldı.
Günümüze kalan iki yapıtından biri olan "Varidat"ta, adil ve dayanışma üzerine kurulu bir dünya hakkındaki düşünce ve düşlemlerinin boyutları açıkça ortaya konur. Ben ve Tanrı düşüncesi üzerine yansıtmalardan yola çıkarak, yansıtma kuramını diyalektik tersine çevirme yöntemiyle insanın Tanrısal özdeşliğini somutlaştırır (dünya, özellikle insan, Tanrı varlığının bir yansımasıdır); bu yansımaysa, maddeden başka bir şey değildir. Böylece Heraklit, Empedokles ve İbni Rüşt maddeciliğiyle bağıntı kurar ve sonuçta ruh da maddedir şeklindeki kışkırtmacı savını ortaya sürer. Şeyh Bedreddin, zekâsal keyif niyetiyle kuramcı olmamıştır. O yalnızca daha mükemmel, Tanrıya ve insana daha yaraşır bir dünya üzerine yansıtmalara gitmekle kalmamış, aynı zamanda bu dünyanın gerçekleşmesi için devrimsel harekete kalkışma cesaretini göstermiştir.
Bedreddin, genel bir çöküş döneminde yaşamıştır: Ülke Timurlenk'in ordularınca işgal ve harap edilmiş, halk baskı altına alınmıştır. Ahlâk ve erdem çürümesi yaygın, şiddet ve yolsuzluk hüküm sürmekteydi. Timur'un orduları çekildikten sonra da, Osmanlı şehzadeleri arasında taht kavgaları başladı. Şeyh Bedreddin, herkesin eşitliği ve eşit haklara sahip olması hedeflerine ulaşma amacıyla şehzade Musa'yı destekledi. Kendi egemenliklerini ve varlıklarını yitirme derdine düşen ülke egemenleri ise, karşı tarafta şehzade Mehmed'in yanında yer aldılar. Bedreddin'in öğrencisi de olan şehzade Musa bu kavgada yenildi. Müslüman, Hıristiyan ve Musevi zenaatkâr ve köylülerden oluşan halk güçleri de Sultan Mehmed'in güçlü ordusu tarafından Karaburun yakınlarında kıyıma uğradı. Şeyh Bedreddin de tutsak edilerek, onun özellikle emekçi halktan taraftarlarına ve müritlerine göz dağı vermek için, Trakya'nın Serez kentinde bir ağaca çıplak asılarak idam edildi.
Büyük Türk şairi Nâzım Hikmet, en güzel yapıtlarından birinde Bedreddin'in yaşam ve kuramını işledi: "Şeyh Bedreddin Destanı". Çeşitli dil düzeyleri, biçem öğeleri kullanarak, yer yer iç içe şiir ve düzyazı bölümleriyle çok boyutluluk sağlayarak mükemmel bir edebiyet eseri yaratan Nâzım Hikmet, Bedreddin'in devrim hareketiyle dolu yaşamıyla yapıtını ve onun kendini adadığı dünya görüşünü coşkulu ve sürükleyici bir biçimde canlandırıyor. Daha sonra Bursa hapishanesinde yazacağı başyapıtı olan "İnsan Manzaraları"nı haber veren bu uzun soluklu şiir, konunun gerektirdiği tarihsel evrenselliği gerçekleştiriyor: "Şeyh Bedreddin Destanı" ne yalnızca lirik bir şiir, ne de tarihsel bir anlatı ve ne de bir kurgusal metindir, ama bu özelliklerin hepsini içinde birleştirir. Tarihsel bir kişilik olarak Şeyh Bedreddin'in ve müritlerinin, yeni bir toplum düzeni için tarihsel kalkışması, günümüze dek uzanan ve aynı zamanda geleceğe yönelen bir süreç akışı içinde konuyu çerçevelemekte ve olguyu güncel kılmaktadır. Yapıtın güncel gerçek bağıntısı, Bedreddin'in dünya düzeninde apaçık kendi zamanının ötesini gösteren dünya düzeni, Nâzım Hikmet gibi çağdaş bir şair için de bu olguyu ilginç kılmaktadır. Bunun nedeni yalnızca Bedreddin'in yarattığı halk hareketinde yatmaz. Halkların kaynaştığı Anadolu coğrafyasında – belki de tarihte ilk kez – Bedreddin, ırk, din, dil ve köken ayrımcılığı yapmadan dayanışma ve eşitlik ilkeleriyle toplumsal bir düzeni tasarlamakta ve hedeflemektedir. Bedreddin öncelikle Müslüman, Hıristiyan, Musevi, işçi, köylü, esnaf ve balıkçı çoluk çocuk, kadın erkek halkı bir araya getirmeyi başarır. Onlar gerçi padişahın güçlü ordusuna yenilirler ve neredeyse on bin kişi kıyıma uğrar, yine de bu yenilgi özellikle Nâzım Hikmet'in canlandırmasında gelecek önlenemez zaferler için somut umudu özünde taşır:
"Sıcaktı.
Baktı.
Bedreddin yiğitleri baktılar ufka...
En yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en
seven,
en büyük, en güzel kadın:
TOPRAK
nerdeyse doğuracak
doğuracaktı."
Toprak burada halk karşılığı bir eğretilemedir, onsuz yaşam ve dünya olamaz. Halk için yenilgi ancak geçicidir. Halk en bereketli kuvvettir. Bir anlamda kurtuluşunu, özgür geleceğini kendisi doğurur. Nâzım Hikmet'in günümüze ve geleceğimize diyalektik olarak yansıttığı Bedreddince değer düşüncesi budur. Her ikisi de bu düşünceyi diyalektik bütünlük içinde yaşamış ve bunun için çile çekmiştir. (...)"
Dr. Yüksel Pazarkaya: Drawings on the topic "Purgatory" and on the topic "Epic of Sheik Bedreddin"
With his works and his activities Sheik Bedreddin (who died in 1420) has a prominent place in Turkish history. The revolution brilliantly justified in his texts and led by himself had to fail because it was premature. As his legacy this fact guaranteed Bedreddin's philosophical and practical relevance to the present.
In Varidat (Inspirations), one of the two surviving texts, the scope of his thought and his ideas of a fair world acting in solidarity become obvious. Based on his reflections on the human ego and on the deity, he put in concrete terms the godlike human identity by reversing the theory of reflection dialectically (the world, esp. man, as a reflection of the deity), according to which this reflection is nothing but matter. Thereby he refers to Heraklit's, Empedokles' and Ibn Ruschd's materialism. As a last consequence he claims in a provocative way that even the soul is matter. Sheik Bedreddin was not a philosopher only because he enjoyed this kind of intellectual activity. Not only did he reflect on a more perfect world which God and man deserve, but he was also courageous enough to try to realize this kind of world by revolutionary practice.
Bedreddin lived at a time of general decline: The country was occupied and devastated by Tamerlan's army and the people were subdued. Moral corruption expanded, violence and opportunism were prevalent. When finally Tamerlan's army retreated, the Ottoman princes started to fight for the throne. Bedreddin sided with Prince Musa hoping to win the Prince's support for the realisation of his own ideals. His ideal was a social order based on general equality.
Fearing the loss of their power and wealth, the authorities, however, chose the opposing side which was that of Prince Mehmet. Prince Musa, Bedreddin's disciple, was defeated. The people's army, consisting of Islamic, Christian and Jewish farmers and workmen, was also slaughtered by the superior strength of Sultan Mehmet's army in Karaburun. Sheik Bedreddin himself was taken prisoner and hanged naked in the bazaar of the Thracian town of Serez in order to deter his disciple and the great number of his followers.
The great Turkish poet Nazim Hikmet (1902-1963) dedicated one of his most beautiful texts to the life and contributions of this man: The Epic of Sheik Bedreddin. In a perfect piece of literary artistry with its different levels of speech, various stylistic devices, alternating epic and lyrical paragraphs creating a fascinating multi-layered structure, Nazim Hikmet describes Sheik Bedreddin's eventful life, revolutionary actions and his guiding principles in an exciting way.
Especially the form of this lengthy poem, heralding his major work Human Landscapes later written in a Bursa jail, gives the text in so far a global character as The Epic of Sheik Bedreddin is neither entirely a lyrical poem nor a historical account nor narrative fiction, but everything at the same time. Historical Sheik Bedreddin and his disciples as well as the historical event of a national uprising for a new social order are thereby embedded into the chronological order reaching out into the present and even into the future.
The relevance of Bedreddin's world order for our lives which is ahead of its time makes it interesting for a modern poet like Nazim Hikmet. This is due to the composition of the masses organised by Bedreddin. In Anatolia, the peoples' crucible, an emancipatory social order based on solidarity without racial, religious or ethnic discrimination was made a principle for the first time in history. At first Bedreddin manages to unite Muslims, Christians, Jews, farmers, farm workers, workmen and fishermen including their wives and children. Although they are defeated by the superior strength of the Sultan's army and although almost ten thousands are massacred, Nazim Hikmet's creativity is able to stimulate hope for an inevitable future victory:
It was hot.
He stared.
Bedreddin's heroes stared at the sky
The softest and the most solid,
the most economical and the most generous
the most
loving
the greatest and the most beautiful woman: the earth
wanted to give birth
give birth at once.
The word earth is a metaphor standing for the people. Without the people there is no life. For the people defeats can only be transitory. The people is a power of high fertility. In a way it gives birth to its own liberation, a future of freedom. This what Nazim Hikmet has transferred into our present and future: Sheik Bedreddin's dialectically shaped set of values. Uniting theory and practice Sheik Bedreddin as well as Nazim Hikmet lived and suffered for these values.
Nazim Hikmet's Epic of Sheik Bedreddin was not only one of his most important texts, but he also revealed a relatively unknown national tradition to the Turkish political left and thereby made a new subject area accessible to modern artists. Succeeding Hikmet, Orhan Asena wrote the drama Sheik Bedreddin, and the young poet Hilmi Yavuz wrote the cycle of poems About Sheik Bedreddin. Fine artists turned to this subject matter as well. The well-known Turkish painter Abidin Dino illustrated Nazim Hikmet's text.
Ismail Coban, however, is the first painter to pay special attention to the subject area of Bedreddin as a whole. He has created his most comprehensive cycle of pictures on the topic of Sheik Bedreddin as shown in this exhibition. Ismail Coban has produced a variety of multi-layered reflections. Starting with the historical character, the philosopher Bedreddin and the revolutionary events, Coban's cycle spans its view from Nazim Hikmet's text to the present, i.e. to the purgatories of the 20th century that do not seem to come to an end.
Those who do not know the context of the topic mentioned above might jump to the conclusion that Coban's intention was to illustrate Nazim Hikmet's text. But Coban's concept has seized the topic (not only including the pictures in this exhibition, but also a number of other objects) with so much independence that it indicates a new period of creativity to the experts.
The artist's well-known social commitment combined with his dedication and conscientiousness has reached a new climax. Man is not only at the centre of these pictures, man fills these pictures completely. The poles of these compositions full of action and tension show heads and hands. In this way Bedreddin is presented with all his individual and historical aspects.
Consequently the heroes of Coban's pictures are not Bedreddin and his disciples, but the proper heroes of every freedom or revolutionary movement: the anonymous farmers and workers, workmen, women and children. But even in situations of suffering and torture, after a defeat, the body language with eyes cast down is unbroken. We can see martyrs with a presentiment, with hope for future victories.
Coban's cycle does not only show hard work, but each picture presents an aspect of the topic with great scrutiny. With these pictures Ismail Coban has created a magnificent piece of art on the subject area of Bedreddin and the topic Purgatory. It is a grabbing and moving synthesis of Bedreddin's revolutionary philosophical spirit and Nazim Hikmet's poetical as well as militant socialism. It is a synthesis which refers back to the past and forward to the future at the same time.
Dr. Yüksel Pazarkaya: Zeichnungen zum Thema "Fegefeuer" und zum "Epos von Scheich Bedreddin"
Scheich Bedreddin (gestorben 1420) nimmt mit seinem Werk und Wirken in der türkischen Geistesgeschichte eine besondere Stellung ein. Die von ihm angeführte, in seinen Schriften brillant fundamentierte Revolution musste scheitern, weil sie Jahrhunderte zu früh kam. Dieser Tatbestand bewahrte die theoretische wie praktische Aktualität Bedreddins zugleich als sein unausgesprochenes Vermächtnis.
In "Varidat" (Eingebungen), der einen uns erhaltenen beiden Schriften, werden Dimensionen seines Denkens und seiner Vorstellungen von einer gerechten und solidarischen Welt deutlich. Von der Reflektion über das Ich und Gottwesen ausgehend, konkretisiert er die göttliche Identität des Menschen durch dialektische Umkehrung der Wider-spiegelungstheorie (die Welt, im Besonderen der Mensch, als Wider-spiegelung des Gottwesens), wonach diese Widerspiegelung nichts anderes sei als die Materie. Damit schließt er an den Materialismus von Heraklit, Empedokles und Ibn Ruschd an, um dann in letzter Konsequenz die provokante These aufzustellen, auch die Seele sei Materie. Scheich Bedreddin war kein Theoretiker des intellektuellen Vergnügens wegen. Er reflektierte nicht nur über eine vollkommenere, Gott und Menschen würdigere Welt, sondern wagte auch den Versuch der Verwirklichung dieser Welt durch revolutionäre Praxis.
Bedreddin lebte in einer Zeit allgemeinen Verfalls: Das Land war von Tamerlans Heer besetzt und verwüstet worden, das Volk unterworfen. Ethisch-moralische Vermorschheit griff um sich, Gewalt und Opportunismus herrschten. Als Tamerlans Heer dann abzog, begannen die Thronkämpfe unter den osmanischen Prinzen. Bedreddin ergriff für Prinz Musa Partei, von dem er sich die Verwirklichung seiner Ideale erhoffte, die Errichtung einer sozialen Ordnung auf der Grundlage von Gleichheit und Gleichberechtigung aller.
Aus Angst vor dem Verlust persönlicher Macht und des eigenen Reichtums schlugen sich jedoch alle Mächtigen des Staates auf die Gegenseite, die des Prinzen Mehmet. Prinz Musa, der Schüler Bedreddins, wurde besiegt. Auch die Volksarmee Scheich Bedreddins, die sich aus islamischen, christlichen und jüdischen Bauern und Handwerkern rekrutierte, wurde von der Übermacht der Armee des Sultans Mehmet in Karaburun niedergemetzelt. Scheich Bedreddin selbst wurde gefangengenommen und als Abschreckung für seine Novizen und zahlreichen Anhänger – vor allem in der arbeitenden Bevölkerung – im Bazar der thrazischen Kleinstadt Serez nackt erhängt.
Eines seiner schönsten Werke widmete der große türkische Dichter Nazim Hikmet (1902 - 1963) dem Leben und Wirken dieses Mannes: "Das Epos von Scheich Bedreddin". In einem vollkommenen Sprachkunstwerk, in dem verschiedene Sprachebenen, vielfältiger Einsatz von Stilmitteln sowie der Wechsel von epischen und lyrischen Abschnitten eine faszinierende Mehrschichtigkeit herstellen, legt Nazim Hikmet das revolutionär bewegte Leben und Wirken Scheich Bedreddins und die ihn bewegende Weltvorstellung kraftvoll und mitreißend dar.
Gerade die Form dieses langatmigen Gedichts, das schon das später im Gefängnis zu Bursa entstandene Hauptwerk des Dichters "Menschenlandschaften" ankündigt, verleiht dem Werk die historisch-zeitliche Globalität: Das "Epos von Scheich Bedreddin" ist weder ein rein lyrisches Gedicht, noch historische Erzählung, noch erzählende Fiktion, und doch alles zugleich. Der historische Scheich Bedreddin und seine Jünger, sowie das historische Ereignis des Volksaufstandes für eine neue soziale Ordnung werden in dieser Form in einen Zeitfluss eingebettet, der bis in unsere Tage hinein und darüber hinaus in die Zukunft weisend die Handlung umspannt und das Phänomen aktualisiert.
Der aktuelle Realbezug, die ihrer Zeit vorauseilende Evidenz Bedreddinscher Weltordnung, welche das Phänomen auch für einen modernen Dichter wie Nazim Hikmet interessant macht, liegt nicht zuletzt in der Zusammensetzung der von Bedreddin organisierten Volksmassen. In Anatolien, dem Schmelztiegel der Völker, wird eine auf Solidarität gegründete und emanzipatorische Gesellschaftsordnung ohne Unterschied von Rasse, Religion und Volkszugehörigkeit – wohl auch zum ersten Mal in der Weltgeschichte – von Bedreddin zum Programm und Ziel erhoben. Zunächst kann Bedreddin den Zusammenschluss von Moslems, Christen und Juden, von Bauern, Landarbeitern, Handwerkern und Fischern mitsamt ihren Frauen und Kindern verwirklichen. Sie unterliegen zwar der übermächtigen Armee des Sultans, und fast zehntausend werden niedergemetzelt, doch diese Niederlage beinhaltet gerade in ihrer Gestaltung durch Nazim Hikmet die historisch konkrete Hoffnung auf den unabwendbaren, kommenden Sieg:
"Es war heiß.
Er starrte.
Die Helden Bedreddins starrten zum Himmel
Die weichste und die härteste,
die sparsamste und die freigiebigste,
die meist
liebende,
die größte und die schönste Frau: die Erde
wollte gebären
sogleich gebären."
Erde steht hier als Metapher für Volk, ohne das es kein Leben, keine Welt gibt. Niederlagen können für das Volk nur vorübergehend sein. Das Volk ist die fruchtbarste Kraft. Es gebiert gleichsam seine Befreiung, seine freie Zukunft. Das ist die von Nazim Hikmet in unsere Zeit und Zukunft hinein dialektisch gestaltete Wertvorstellung Scheich Bedreddins, für die beide in dialektischer Einheit von Denken und Tun gelebt und gelitten haben.
Nazim Hikmet schuf mit dem "Epos von Scheich Bedreddin" nicht nur eines seiner wichtigsten Werke, sondern er wies zugleich die türkische Linke auf eine bis dahin wenig bekannte nationale Tradition hin und erschloss damit auch für die modernen Künstler einen neuen Themenbereich. In der Nachfolge Hikmets schrieb zum Beispiel Orhan Asena das Drama "Scheich Bedreddin", der junge Dichter Hilmi Yavuz den Gedichtzyklus "Über Scheich Bedreddin". Auch bildende Künstler nahmen sich dieses Stoffes an. Der namhafte türkische Maler Abidin Dino illustrierte Nazim Hikmets Werk.
Ismail Çoban ist jedoch der erste Maler, der dem Themenkomplex "Bedreddin" ganz besondere Aufmerksamkeit geschenkt und mit der hier gezeigten Ausstellung zum Thema "Scheich Bedreddin" seinen umfangreichsten Zyklus geschaffen hat. Ismail Çoban stellt mehrfache, vielschichtige Reflexionen her. Ausgehend vom historischen Phänomen, vom Denker Bedreddin und von den revolutionären Ereignissen spannt er seine Perspektive über das Werk Nazim Hikmets bis hin zu unserer Gegenwart, zu den nicht enden wollenden "Fegefeuern" des 20. Jahrhunderts.
Wer die oben kurz skizzierte Einbindung des Bedreddin-Themas nicht kennt, würde möglicherweise mit dem Fehlurteil aufwarten, Ismail Çoban habe mit diesem Zyklus nur das Werk Nazim Hikmets bebildern wollen. Doch Çobans Konzept erfasst über die hier ausgestellten Bilder hinaus zusammen mit einer Reihe weiterer Werke das Thema in einer derartigen Eigenständigkeit, die dem Kenner eine neue Schaffensphase Ismail Çobans signalisiert.
Das bekannte soziale Engagement des Künstlers, verbunden mit seiner Hingabe und Akribie, erreicht hier einen neuen Höhepunkt. Der Mensch steht nicht nur im Mittelpunkt dieser Bilder, sondern er füllt sie zur Gänze aus. Die Pole dieser handlungs- und spannungsgeladenen Kompositionen und Konstellationen stellen Köpfe und Hände dar, und damit wird das Phänomen Bedreddins in seiner individuellen historisch-gesellschaftlichen Totalität erfasst.
Die Helden sind bei Çoban konsequenterweise nicht Bedreddin selbst und seine Schüler, sondern die eigentlichen Helden allen Schaffens in der Welt und aller freiheitlich-revolutionären Bewegungen: Die ungenannten Bauern und Arbeiter, Handwerker, Frauen und Kinder. Aber auch in Leid und Marter, nach einer Niederlage, ist die Haltung, sind die gesenkten Blicke ungebrochen. Wir sehen Märtyrer, erfüllt von leiser Ahnung, von konkreter Hoffnung auf kommende Siege.
Ismail Çobans Werk legt nicht nur Zeugnis ab von eminentem Fleiß; jedes dieser Bilder erfasst in ungeheurer Genauigkeit das Gesamtthema unter einem Teilaspekt. Ismail Çoban hat mit diesen Bildern zum Phänomen Bedreddin und zum Thema "Fegefeuer" ein großartiges Werk geschaffen, eine zupackende und zugleich ergreifende Synthese des revolutionär-philosophischen Geistes Bedreddins mit dem poetisch-kämpferischen Sozialismus Nazim Hikmets, eine Synthese, die zurückgreift auf die Vergangenheit und doch zugleich hinweist auf die Zukunft.
1945'te ailesinin 12. çocuğu olarak Çorum'da doğdu. 1955'te ilkokul öğrenimini Çorum'da Harhar Köyü İlkokulu'nda, ailesinin ilkokulu bitiren ikinci çocuğu olarak bitirdi. 1956 – 1959 yıları arasında İstanbul'da terzi çıraklığı yaptı.
1965'te Atatürk İlköğretmen Okulu'ndaki eğitimin akabinde (Hasanoğlan - Ankara) öğretmen oldu ve Ankara'da Lise olgunluk sınavlarını vererek liseyi de dışarıdan bitirdi. Aynı yıl Siirt – Kurtalan / Rıdvan'da 4 ay öğretmenlik yaptı. Ardından 1968 yılına kadar İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'na devam etti. Bu arada Doğu Anadolu'da foto muhabirliği yaptı.
1968'te "mecburi" olarak Federal Almanya'ya "göç" etti. 1971'de Werkunst Schule Wuppertal'i devlet sınavıyla bitirdi.
1971'den bu yana serbest sanatçı ve resim, grafik heykeltraş olarak çalışıyor.
1978- 1986 arasında Federal Almanya Sanatçılar Derneği Genel Sekreterliği görevinde bulundu. 1987'de 1985-87 yıllarında Polonya'nın Krakau Kenti'nin restore çalışmalarına olan katkılarından dolayı Dr.h.c. ile ödüllendirildi.
1988'de Güney Kore Seul Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde "Doktora" çalışması kabul edildi ve akabinde "Profesör" ünvanı verildi. Seul ve Busan Üniversiteleri Güzel Sanatlar Fakülteleri'nde, klasik heykel ve temel eğitim dallarında dersler verdi.
2005'te "İsmail Çoban Genç Sanatçılara Destek Vakfı"nı kurdu. Wuppertal Kenti'nin resmi Altın Kesitli defterine, "Uluslararası Sanat Elçisi" olarak, T.C. Berlin Büyükelcisi M. Ali İrtemçelik'le beraber imza atmakla onurlandırıldı. 2006'da Azerbaycan Bakü'de, Devlet Güzeller Akademisi tarafından "Profesör" olarak uluslararası temsilciliğiyle yetkilendirildi. Genç sanatcıları desteği onurlandırıldı ve akademinin fahri "Doktorluk", Dr.h.c. ünvanı verildi.
Bugüne kadar 153 kişisel ve 300 üzerinde karma sergisiyle, Almanya, Demokratik Alman Cumhuriyeti, Avusturya, İspanya, Belçika, İsvicre, Polnya, Holanda, İtalya, İngiltere, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Fransa, USA, Kanada, Güney Kore, Suriye, Türkiye, Mısır, Arjantin, Brazilya, Şili, Nikaragua, Küba, Japonya, Çekoslovakya, Sirbistan, Çek Cumhuriyeti, sergilere katıldı. Önemli bienallerde jüri üyesi olarak yer aldı... [KanalKultur]
Ayrıca bkz.
→ İsmail Çoban'ın Desenleriyle "Taranta-Babu'ya Mektuplar"
→ 'Göç'ün 50. Yılı - İki Kültür Arasında Yerelliğin Çemberini Kırıp, Evrenselliği Yakalayan Bir Sanatçı: İsmail Çoban
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |



























