Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Suçu toplum hazırlar,suçlu işler. BUCKLE

Reşat Kaynar: Üç Devrim Yasası ve İslam

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Salı, 28 Haziran 2011 22:29

Reşat Kaynar: Üç Devrim Yasası ve İslam

Cumhuriyet, 3 mart 1994

Ord. Prof., Cumhuriyet, 3 mart 1994

Ne yazık ki eğitim birliği ilkesi, Atatürk'ün ölümünden sonra, siyasal kudret sahiplerinin iktidar hırsı ile zedelenmiştir. Böylece günümüzde medrese zihniyetinin geri gelmesi tehlikesiyle yüz yüze gelinmiştir. Ne yazık ki Tanzimat dönemindeki "eğitimin ikileşmesi" felaketi yeniden memleket irfanını tehlikelere sokmuştur.

70 yıl önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi, II. Dönem toplantı yılının 3 Mart 1924 gününde; "429, 430, 431 sayılı üç Devrim Yasası" çıkardı. Bunu yapan milletvekillerini rahmetle anıyoruz. Bu büyük insanlar, Atatürk'ün önderliğinde; hukukta, eğitimde, siyasal yapıda ve sosyal hayattaki laiklik anlayışının sürecini başlattılar. Türkiye'de laikliğe giriş, bu üç Devrim Yasası'nın yarattığı atılımdan güçlenerek adım adım gerçekleştirilmiş ve laiklik anlayışı böylece yaşama geçirilmiştir.

Devletimizin temel taşlarından saydığımız laiklik ilkesinin gereği gibi anlaşılması, özellikle yeni kuşakların bu önemli konularda aydınlanması için, bilimsel esaslara, yani belgelere dayanarak açıklamalar yapmak gerekir. Bu önemli noktayı gözeterek Meclis tutanaklarını esas almak suretiyle üç yasayı Meclis'teki yasallaşmaya göre sırayla ele alacağız.

Büyük Meclis'te ilk olarak görüşülüp kabul edilen yasa "Şer'iye, Evkaf ve Genelkurmay başkanlıklarının (Erkanı Harbiye-i Umumiye) kaldırılması ile ilgili 429 sayılı yasa"dır. Bu yasanın çıkarılmasının nedenleri, gerekçesinde şöyle belirtilmiştir. Sade Türkçe ile aktarıyorum:

"Din ve ordunun siyasete karıştırılmasının birçok sakıncaları vardır. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetler tarafından bir temel ilke olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan yeni bir hayat varlığını sağlama görevini üzerine alan Türkiye Cumhuriyeti Şer'iye ve Vakıflar Bakanlığı ile Genelkurmay Bakanlığı kaldırılmıştır. Genelkurmay Bakanlığı yerine Genelkurmay Başkanlığı kurulmuştur. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı'nın, görevinde bağımsız olması belirtilmiştir.

Yasanın birinci maddesi, din işleri ile devlet ve halkın işlerini (muamelat) birbirinden ayırmıştır. Böylece laiklik ilkesinin önemli öğelerinden biri olan din ile devlet yönetiminin ayrılması ilkesi yasallaşmıştır." 

Bu maddede unutulmaması gereken iki öğe vardır. Birinci öğe şöyle belirtilmiştir: "Türkiye Cumhuriyeti'nde halkın işleriyle ilgili yasalar yapmaya, yürütmeye yalnız Büyük Millet Meclisi ile onun kurduğu hükümet yetkili olacaktır."

İkinci öğe İslam'a duyulan saygıyı belirttikten sonra yüce dinin, yalnız inanç ve ibadet alanında halka hizmet edeceğini saptamakta ve bu husus şöyle belirtilmektedir:

"Yüce İslam dininin halkın muamelatı dışında kalan inanç ve ibadetlerine ilişkin esaslarının yönetilmesi için cumhuriyetin merkezinde Diyanet işleri Başkanlığı makamı kurulmuştur."

Görülüyor ki bu yasanın birinci maddesi ile din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması yasalarla düzenlenmiş ve laikliğin başlıca öğelerinden biri olan bu ilke, Millet Meclisi'nce benimsenmiştir. Dikkati çeken noktalardan biri de bu yasayı öneren 50 imzanın başında, gerçek İslam dinini bilen bir din adamı olarak Siirt Milletvekili Halil Hulki Efendi vardır. Bu 50 imzanın içinde o günlerde saygı gören din adamlarından milletvekilleri de vardır. Bu değerli dindarlar, İslam'ın demokrasi ve çağdaşlaşmaya engel olmayan özgürlükler kapsadığına inanıyorlar ve yasalara oybirliğiyle bağlanıyorlardı.

Meclis'te müzakere ve kabul edilen ikinci yasa, öğretimin birleştirilmesini (Tevhidi Tedrisat) saptayan yasadır ki gerekçesi de şöyle başlamaktadır:

"Bir devletin irfan ve maarif siyasetinde, ulusun düşünce ve duygusunda birlik sağlamak için öğretim birliği ilkesi, ilmi ve asri ve her yerde yararları görülmüş temel bir ilkedir.

Bir ulusun bireyleri, ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim, bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise düşünce ve duyguda birlik ve bütünlüğü bozar. Bundan dolayı Türkiye Cumhuriyeti'nde bütün kültür ve bilim kurumlarının tek bağlantı yeri (mercii yeganesi), Eğitim Bakanlığı olacaktır."

Ne yazık ki eğitim birliği ilkesi, Atatürk'ün ölümünden sonra, siyasal kudret sahiplerinin iktidar hırsı ile zedelenmiştir. Böylece günümüzde medrese zihniyetinin geri gelmesi tehlikesiyle yüz yüze gelinmiştir. Ne yazık ki Tanzimat dönemindeki "eğitimin ikileşmesi" felaketi yeniden memleket irfanını tehlikelere sokmuştur.

Üçüncü yasa, Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ile 53 arkadaşının "halifeliğin kaldırılması" ve "Osmanlı hanedanının Türkiye dışına çıkarılmasına" ilişkin yasadır. Bu yasanın müzakeresi sırasında İslam dininin demokrasiye ve çağdaşlaşmaya engel olmadığı özellikle Adalet Bakanı ve darülfünun müderrislerinden rahmetli Seyit Bey'in Meclis tutanaklarında yer almış açıklamaları bulunmaktadır. Bu açıklamalarda, İslam'ın ayrıntıları ile ilkeleri izah edilmiş, o günkü deyimiyle asriliğe (çağdaşlaşmaya) ve halk iradesine demokrasiye engel olmadığı açıkça belirtilmiştir.

70 yıl önce 1924'te, laikliğin sürecini başlatan üç Devrim Yasası'nı saygı ile anarken rahmetli Turhan Feyzioğlu'nun "Türk İnkılabının Temel Taşı Laiklik" başlıklı yazısından aldığım şu önemli satırlarla yazımı bağlıyorum. Rahmetli Feyzioğlu, yazısının sonuç bölümünde şunları yazmaktadır:

"Bugün Türk aydınlarına düşen bir görev vardır: Atatürk'ün, esaretten ve 'donmuş'luktan kurtulma yolunu açarak 20. yüzyılda İslamiyet'e de en büyük hizmeti yaptığını anlayıp anlatmak!

Akılcılığa, çağdaş bilime, çağın uygarlığına yönelmek zorunluluğu ile milletin büyük çoğunluğunun İslam dininin özüne bağlılığı arasmda gerekli uyum ve sentezi gerçekleştirmek!.. Böyle bir uyum ve sentez mümkündür. Çünkü çağdaş ve akılcı şekilde yorumlanan dinin özündeki Allah inancı ve iyi ahlak ilkeleriyle akıl ve bilim arasında bağdaşmaz bir çelişki yoktur."

Ord. Prof., Cumhuriyet, 3 mart 1994
Ortaya karışık salata misali makale salatası

Eğer isterseniz?