Ayşe Ece Deryaoğlu ile "Uçmak"
| Makale İçeriği |
|---|
| Ayşe Ece Deryaoğlu ile "Uçmak" |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Tüm Sayfalar |
![]() |
| Ayşe Ece Deryaoğlu Kişisel Resim Sergisi - "Uçmak" / 12 - 31 ekim 2010; Kare Sanat Galerisi, Abdi İpekçi Cad. No:29/9 Nişantaşı - İstanbul, Tel.: (0212) 240 44 48 |
Kare Sanat Galerisi 12 - 31 ekim 2010 tarihleri arasında Ressam Ayşe Ece Deryaoğlu'nun "Uçmak" isimli sergisine ev sahipliği yapıyor.
Yazar Richard Bach'ın, "Uçmak, bir martının en doğal hakkıdır. Özgürlük ise var oluşun bir parçasıdır. Boş inançlar olsun, gelenekler olsun, özgürlüğü kısıtlayan ne varsa, kaldırıp atmak lazım." sözünden yola çıkarak Ayşe Ece Deryaoğlu'nun resimlerinde vurguladığı ilk temel kavram, özgürlük.
Ressam Ayşe Ece Deryaoğlu, "İçimde bir nefes var, resimlerde bir ben. Kafamda binbir türlü tasarım, renk düşünce. Öylesine gelir geçer. Bölünür, parçalanır, açılır, kapanır. Resimlerim kendi hakkımdaki temsillerimin tümünü ifade eder." diyor.
Hülya Küpçüoğlu, Ayşe Ece Deryaoğlu'nu sergi kataloğunda şu şekilde anlatıyor:
"Ece Deryaoğlu'nun genel resimsel tavrı içerisinde ilk vurgulanan kavram, özgürlük. Bu kavramla birlikte sınırlarımızın farkında olmamız ya da olmamamız söz konusu. Sanatçının bize derinden hissettirdiği bu mücadeleci tavırla birlikte, resmin içinde yer alan kuşların, şehrin farklı noktalarında farklı biçimlerde görülüyor olması bir tesadüf mü? Sanatçı, inceden inceye hicvettiği özgürlük kavramı ile birlikte kent ve figür ilişkisini sağlam ve dengeli bir duruşla ifade ediyor.
![]() |
![]() |
![]() |
Resimlere baktığımızda martıların genelde yaşadığımız kentin, yani İstanbul'un üzerinde dolaştığı görülüyor. Genel bir değerlendirme ile resimlerde kimi zaman birbirinden ayrı gibi görülen formlar, sanatçı için önceden saptanmış ve düşünülmüş, ama en önemlisi yaşanılmış formlar olmasıdır. İstanbul'u tuval yüzeyinde Boğaziçi Köprüsü'nün bir bölümü ya da Galata Kulesi'nin bize bakan yanıyla görüyoruz. İstanbul'a dair çeşitli mekanlar ve martılar dışında resimlerde yollar, doğa güzellikleriyle kente ait figürler ki bazen bulundukları yer itibariyle bizi şaşırtsa da bu formların, sanatçı için özel anlamı olan ve birbirini tamamlayan bir yapıda sunuluyor. Yüzey üzerinde görülen bu kadar çok değişkenin yanında diyebiliriz ki tek değişmez şey martılardır.
Elbette uçmak kavramını bize hissettiren "uçak" gibi ikinci bir simgesi daha vardır sanatçının, ancak o, azınlıkta kalan bir bütünsel yapının parçasıdır. Resimlere tek tek odaklanacak olursak, kimi zaman şehrin üzerinde hızla uçarak şehre tepeden bakan kimi zaman da durmuş uzaktan bizi seyrederken görülen martıların dikkatli ve kararlı duruşları fark edilir. Herhangi bir şeye bağlı değildirler. İstediği zaman istediği gibi gökyüzünde süzülüp, istediği yöne giderek kendi seçimlerini ortaya koyabilmektedirler. Özgürlüğü sonuna kadar yaşayan martı (lar) kendi iradesini kullanabilen bir birey gibi, varlığını resimlerde olağanca heybetiyle vurgulamaktadır. Süzülüp üzerinden geçtikleri şehrin üzerinde nazire edercesine özgürce dolaşırken, altlarından kayan giden mekanlar gibi, akan zamanı ve mekanların değişebilirliğini de çağrıştırmaktadırlar.
Resimlerin Plastik Dili...
Peki tuval yüzeyinde plastik değerler anlamında başta martı olmak üzere diğer formlar nasıl bir araya getiriliyor? Bu noktada Deryaoğlu'nun plastik dilinde ön plana çıkan ilk öge yüzey'dir. Yüzeylerin üst üste ya da yan yana getirilerek oluşturduğu izleniyor. Maviler, turuncular veya sarılarla tuval yüzeyinde arkadan öne doğru gelişen kompozisyonu bize hissettiren bir yapı da sunuyor sanatçı. Boyanın düz sürülmesi, iki boyutlu olan algılamayı zaman zaman hafifçe hissedilen fırça darbeleri ile durağan ve hareketli olan arasında gidip gelen bir yüzey yaratıyor. Hareket ögesi her ne kadar az da olsa bazı resimlerde kullanılan fırça darbelerinde görülse de asıl hareket yine bazı resimlerde görülen formların sanki hareket ediyormuşcasına ortaya konulmasında da gizlidir. Çoğu İstanbul'a ait çeşitli kesitlerden oluşan resimler, her ne kadar yüzeyler halinde resmedilmişlerse de sanatçının daha önceki resimlerinde de görülen ve bu sergisinde de ağırlıklı olarak izlenen, bir formun düz yüzeyler halinde açık-orta-koyu tonlarda (monokrom bile olsa) resmedilmesi, hareket ögesini kuvvetlendirdiği gibi, ışık ögesinin de varlığını bize hissettirir. Ama her zaman asıl olan, renk lekelerinin ve formların birbirleriyle olan ilişkileridir. Dengeli ve sakin bir düzende kurgulanan resimlerde, detaylarda görülen kendi içindeki hareketi saymazsak, durağan yapının ön planda olduğunu söylemeliyiz. Bu noktada da sanatçının şaşırtıcı bir şekilde iki zıt kavramı yüzeyde buluşturduğunu belirtmeliyiz. Birincisi hareket (martı) ikincisi de yine az önce bahsettiğimiz iki boyutlu yüzeyler sebebiyle hissedilen durağanlık.
Tuval yüzeyinde Deryaoğlu'nun insan figürü olarak kendisini resmettiğini gözlemliyoruz. Bu, kendi yaşam alanından çıkan mekanlar içinde kendisini de saptamak gibidir adeta. Sanatçıyı resimlerde hep neşeli görürüz. Diyebiliriz ki izleyici ile kurduğu göz temasında, duygularının ve samimiyetinin bir ifadesi olarak kendi ruh halinin bir tezahürüdür. Bir anlamda da sanatçının ifadesiyle "izleyiciyi resmin içine çekebilme ya da resmin içindekini dışarı taşıyabilmek" tir. Bu noktada da sanatçının planlı ve vurgulamak istediği tüm kavram ve temaları düşünerek hareket ettiği görülür.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |










