"su..."
| Makale İçeriği |
|---|
| "su..." |
| Sayfa 2 |
| Tüm Sayfalar |
Geçtiğimiz günlerde, 11 – 25 haziran 2010 tarihleri arasında, Ankara'da Galeri Soyut, genç ressamlardan Zuhal Baysar'ın mavi ışığın her yere düştüğü, boşluk ve ruh, mavi rengin kucağında anlam bulduğu bir sergisi, "Su..." isimli sergisini sanatseverlerle buluşturdu ("Zuhal Baysar Resim Sergisi - "Su..." / 11 – 25 haziran 2010; Galeri Soyut, Yıldızevler Mah. Tagore Cad. (4.Cad.) Şehit Mustafa Doğan Sokak No: 82/A, Çankaya - 06550 Ankara, Tel.: 0312 438 86 70").
Zuhal Baysar, serginin temasıyla ilgili "neden / niçin su?" sorusunu şu şekilde cevaplıyor:
"Ruh, gücünü nereden alır? Yaşamın gizemli döngüsü içinde yapıp ettiklerimizden mi? Ya da ruhun gerçekten de kutsal dokunulmaz bir kaynağı mı vardır? Var mıdır gerçekten? Ruh gücünü nereden alır sahiden? Ruh derken, ta içimizde; bilincimizin de ötesinde "biz" olan o hissettiğimiz şeyden bahsediyorum. Hani bazen yorulur, tükenir; sessizleşir yalnızlaşıveririz yokluğunda... Ruh neden suskunlaşır, yorulur sahiden? Bu sorular havada asılı kalsın, ben size "su"dan bahsedeyim... Suyun bir kimliği yoktur. Tadı tuzu olmaz; bedenin susuzluğunu giderirken, bunu sessizce ve huzurla yapar. Su, tıpkı kaosun ortasına giren geniş boşluklar gibidir. Rahatlatır, huzur verir, tazeler. Bunu yaparken de yeni bir tat, bir duygu katmaz, sadece yeni tatlara ortam hazırlar. Su, alçakgönüllüdür; bir tadının olmayışına kızmaz, içerlemez. Söylem peşinde koşmaz. İşte ruhun ihtiyacı olan da suyun açtığı bu geniş boşluklardır. Söylemsiz, alçakgönüllü, sessiz, boş anlar... Ruhun yorulduğunda ihtiyacı olan şey sudur. Ruhun su ihtiyacı bazen o kadar güçlü olur ki, hiçbir şey hissedemez hale geliriz, susuzluk bile... Ben resimlerimde ruhun su ihtiyacını ön plana çıkarmak istedim. Hiçbir başka anlamı olmayan boş anlar, benim resimlerimde su ile özdeşleşiyor. Bu boşluk ihtiyacı, resimlerimde mavi derinlikler içinde ruhun arınma ritüeline dönüşüyor. Ruh, suyun sahiplenici içine alıcı varlığında yeniden kendini buluyor. Her resimde yeniden kendini hatırlıyor. Boşlukta kendisiyle karşılaşıyor, kendisini affediyor ve yüzeye çıkıyor. Bazı izleyicilerin şöyle dediğini duyar gibiyim. "Su mutlaka mavi olmak zorunda mıdır? Ne kadar bilindik!" Doğrudur; ancak mavi, derinliği, enginliği iki boyutlu yüzeyde en rahat yakalayabileceğiniz renktir. Engin denizler gökyüzünün mavisini yansıtırlar. Mavinin taşıdığı bu gizemli güç, suyun azizliğini ve içine alan doğasını destekler. Ayrıca ben suyu mavi bardakta içmeyi severim. Bu noktada benim açımdan suyu mavi boyamaktan daha doğal bir şey yoktur."
İsmail Ateş, "Genç Bir Ressam Zuhar Başar"ı şöyle anlatıyor:
"İnsanı olduğu gibi sunmak isteseydim eğer, öylesine şaşırtıcı bir çizgi karmaşası kullanmak zorunda kalacaktım ki, saf ögesel anlatım imkansız olacaktı. Sonuç, kavramın ötesinde belirsizlik olacaktı. / Paul Klee (Modern Sanat Üzerine)
Öğrencilik yıllarında tutkulu resim çalışmalarıyla tanınan Zuhal Baysar, başlangıçtan itibaren, araştırmalarını daha çok insan figürü ekseninde sürdürmektedir. İnsan figürü aracılığıyla, resimde insan gerçeğini ifade etmek konusunda Paul Klee dikkate değer bir görüş öne sürer. Klee'nin "insanı olduğu gibi sunmak" olarak tanımladığı durum, insan varlığının tüm gerçekliğini bir bütün olarak resimsel dile dönüştürmek olarak anlaşılabilir. Ama insan birçok farklı "içsel yaşamı" olan bir varlık, doğası değişken, geçmişi, geleceği ve "an"ı bir arada yaşayan bir varlık; dolayısıyla da Klee'nin anlattığı gibi resimsel anlatım, bir açmaza, bir belirsizliğe sürüklenebilecektir. O halde, sanatçı, insanın doğasına ait gerçek bilgiye nasıl ulaşabilir? Spinoza, "gerçek bilgi"yi şeyleri öncesizliğin ve sonrasızlığın ışığında görmek olarak tanımlar. Öncesizlik ve sonrasızlık, geçmişte ya da gelecekte değil, sadece "an"da var olana işaret eder. Dolayısıyla da insan varlığı, sadece "an" konumunda kendisiyle ilgili elle tutulur ipuçları verebilir, insan varlığının tüm gerçekliği yaşanan bir anın görüntüsünde, bir hareket, bir bakış veya bir sözcükte bulunabilir. Zuhal'e göre; Anlık görüntülerin ardındaki gerçeklik olgusuna, insan ruhunun derinliklerine ulaşabilmek için sıradan yaşantıların insan bedenindeki ifade yansımalarını aramak, etkili bir çözüm yolu olarak önce çıkar. Sanatçı, bu noktadan hareketle "an" kavramının resim mantığı içerisinde nasıl ele alınıp sonuçlandırılabilece-ğini resimlerinde somutlaştırır. Zuhal, yüksek lisans tez çalışması çerçevesinde, gerçekleştirdiği otoportrelerde, içinde bulunulan "an"ın yaşanmışlığını en doğru şekilde aktarabilmek için natüralist ama sürprizlere açık ve kuralların dışında bir resimsel ifadeyi tercih eder. Bu resimlerdeki çizgi, leke ve rengin bir arada kullanımı ve bunun yarattığı zıtlık ve gerilim, sanatçının kendine özgü figüratif bir resim dilinin ilk örnekleri olarak ortaya çıkar.
Zuhal Baysar, sanatta yeterlik/doktora çalışmasını, "şeffaflık" kavramı çerçevesinde, yine insan figürü eksenli resimleriyle tamamlar. Sanatçı, serbest fırça izlenimine dayalı bu çok ögeli figüratif kompozisyonlarında, günlük yaşamda, kolay kolay bir araya gelemeyecek nesne ve figürleri, kimi zaman kurgusal bir dış mekânda, kimi zaman bir tren kompartmanında veya kurgulanmış bir iç mekânda, şaşırtıcı bir biçimde bir arada kullanır. Şiddetli zıt renklerin ve hareketli figürlerin ifadeyi güçlendirdiği bu "surreal" resimlerdeki insan figürleri genellikle çıplak olarak betimlenir. Bu resimlerdeki çıplaklık, izleyende herhangi bir şehvet duygusu veya arzusu uyandırmaz. İnsanın en doğal hali olan çıplaklık, sanatçıya göre; saflık, masumiyet, şeffaflık ve gerçekliği simgeler. "Şeffaflık", bilinen şekliyle "saydam, arkasını veya içini gösteren" anlamının ötesinde, Zuhal'in resimlerinde "bilinçlilik konumu"nu tanımlamak üzere kullanılmıştır. Bu resimlerde şeffaflık, tek tek bireylerin aydınlanmaya giden yolda kendi benlikleriyle karşılaşmaları ve bilinç arınması sonucunda varılan nokta olarak tanımlanabilir.
Zuhal'in sanatta yeterlik/doktora çalışması dönemine denk düşen bu resimlerinde, toplumsal yaşamdaki çelişkiler, kültürel yozlaşma, etik değerler ve yönetim sistemleri gibi konularda karşılaşılan çıkmazlar ironik bir tavırla ele alınır.
"An", "şeffaflık" gibi kavramların yanı sıra, "mahrem" kavramı da sanatçının ilgi odağındaki kavramlardan biri. Zuhal, geride bıraktığımız yıl, Ankara Anadolu Ajansı sanat galerisinde gerçekleştirdiği sergisinde, "kendi evini" sergiledi. Sanatçı "mahrem" sergisinin kataloğu için kaleme aldığı metinde başka bir yoruma gerek bırakmayacak açıklamalar yapmaktadır; "ben burada iç dünyamı; korkularımı, çelişkilerimi, üzüntülerimi ve ailemi; benimle yaşamı paylaşan insanları, eşimi, oğlumu ve sıradan nesneleri; kapı zilini, düğmeleri, ayakkabıları, benim için anlamı olan her şeyi sergiliyorum. Sergileme eylemi, mahrem olanı beklenmedik, sürprizli bir şekilde yeniden var ediyor; bununla beraber " mahrem" sergilendikçe eski gizemli ve çekici varlığını yitirip sıradanlaşıyor. İzleyen mahremin varlığına alıştıkça onu da, herhangi bir "güvenli" olayı karşıladığı gibi karşılıyor. Gariptir ki, bu sadece izleyicinin değil, benim de yaşadığım bir dönüşüm oldu. Mahremimi yansıtan bu işler, benim için artık eskisi gibi "özel" değil. İtiraf etmeliyim ki serginin açıldığı ilk gün mahremime girilmesinin ister istemez üzerimde bıraktığı o gerginliği ve utancı yaşadım, ama bu duyguyu tekrar yaşamam artık mümkün değil. İşlerimde sergilenen bu duygular, düşünceler sergilenmeyle birlikte özgürleştiler, tuhaf bir şekilde genelin varlığına karıştılar. Benim olmaktan çıktılar sanki. Demek ki gizlenen her şey yaşamımızın çapı kadar büyüyor içerde; belki de o yüzden davranışlarımıza, varoluşumuza nüfuz ediyor, hayatımızı çok etkiliyor. Açığa çıkarıp, kendimizden özgürleştirince de eski büyüsünü yitiriyor. Hangisi daha iyidir bilemiyorum; büyütüp saklamak mı, paylaşıp bitirmek mi? Ben ikinciyi seçtim."
Sanatçı, mahrem yaşantısını, iç dünyasını yansıtmak ve bu yaşantıyı taşıyabilecek en doğru malzemeyi bulmayı, bu şekilde mahrem ile toplumsalın beklenmedik buluşmasını gerçekleştirmeyi amaçlamıştı. Buradan hareketle, kendi evinde, yaşantısının farklı noktalarını, onları en çarpıcı şekilde ortaya koyabilecek uygun tekniklerle ele alıp, bir araya getirmeye çalışmıştı. Bunu yaparken, tekniklerin birbiriyle alışverişine önem vermişti. Fotoğraf, resim, video ve enstelasyon tekniklerini farklı durumları görselleştirmek için bir arada kullanmıştı. Sergi mekânında resimlerini birer eşya gibi yerleştirerek, serginin hazırlık serüvenini, sergiye ait saklı şeylerini, yazı ve eskizlerini hazırlamış olduğu bir defterle çay bardağı resminin yanına koymuştu. Buradaki amacı, izleyiciyi sürece dahil etmekti.
Zuhal Baysar'ın, "su..." olarak adlandırdığı son resimleri bir yanıyla, doktora tez çalışması sırasında ele almış olduğu "Toplumda Şeffaflığın Görsel Tanımı" başlıklı araştırmalarına dayanmakla beraber; gerek kompozisyon problemlerinin çözümlenmesi bakımından, gerekse teknik ve estetik düzeyin üst sınırlara vardığı büyük boyutlu kompozisyonları somutlaştırabilmek açısından büyük önem taşımaktadır.
Zuhal Baysar; genel anlamda, "varlığın dışa açılması ve ötekiyle buluşması" olarak ifade ettiği kıvrak fırça izlenimine dayalı kontrast renkleriyle neo-ekspresyonist sanatçılara ve beklenmedik figür – nesne, figür – mekan ve figür – peyzaj ilişkileri kurmakla da sürrealist sanatçılara özgü bir tutumla etkileyici yapıtlar sunuyor izleyiciye. Sanatçı; basitliğe, kolay beğenirliğe, dekoratif piyasa işlerine ve moda yönelimlerine taviz vermeden, hikaye anlatmanın cazibesine kapılmadan, insan figürü odaklı, salt "sanatsal ögeler"le düşünüyor, araştırıyor ve kendine özgü etkili kompozisyonlar gerçekleştiriyor. Türkiye'de geleceğin sanatı, içtenliğe dayalı bu tür özverili çabaların sonucunda, dünya sanatı içinde bugünkünden daha fazla yer alacaktır.
Kaynaklar
Baysar, Zuhal, "İnsan ve An Resimleri", yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara: 2002; Baysar, Zuhal, "Toplumda Şeffaflığın Görsel Tanımı", yayınlanmamış doktora tezi, Ankara: 2006; Baysar, Zuhal, "Mahrem Sergi Hakkında", Zuhal Baysar "Mahrem Sergi" Kataloğu, Ankara: Aralık, 2008; Emmungil, Serap, "Düş ve Gerçek- Gerçek Düş", Zuhal Baysar Sergisi Kataloğu, Ankara: Şubat 2008; Klee, Paul, Modern Sanat Üzerine, (çev: Rahmi Öğdül), İstanbul: Altıkırkbeş Yayınları, 1994"
Zuhal Baysar
1976'da Ankara'da doğdu. 1999'da Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. 2000'de aynı fakültede Araştırma Görevlisi oldu. 2002'de "İnsan ve An Resimleri" konulu tezi ile Yüksek Lisans programını; 2006'da "Toplumda Şeffaflığın Görsel Tanımı" konulu tezi ile Sanatta Yeterlik Doktora programını tamamladı. 2007'de aynı fakültede Öğretim Görevlisi oldu. 2010'dan itibaren aynı fakültede Yardımcı Doçent olarak çalışıyor..
Kişisel Sergileri
2010, "Su...", Galeri Soyut, Ankara
2008, "Mahrem Sergi", Anadolu Ajansı Sanat Galerisi, Ankara
2008, "Düş-Gerçek", Aysel Gözübüyük Sanat Galerisi, Ankara
2006, "Kent", Galeri Kavram, Hacettepe Üniversitesi, Ankara,
Ödül
2008–2009 Akademik Yılı Sanatta Teşvik Ödülü, Hacettepe Üniversitesi Senatosu, 29 eylül 2009
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |














