Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
İnsan eğitimle doğmaz, ama eğitimle yaşar. CERVANTES

"su..."

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Pazartesi, 09 Ağustos 2010 20:39

Makale İçeriği
"su..."
Sayfa 2
Tüm Sayfalar

Zuhal Baysar Resim Sergisi - "Su..."

zuhal-baysar-sonsuz-dongu-tuval-uzerine-yagliboya-160x190cm-2010
"Sonsuz Döngü", tuval üzerine yağlıboya, 160 x 190 cm., 2010
zuhal-baysar-gozlerimin-icine-bak-tuval-uzerine-yagliboya-160x190_cm-2010
"Gözlerimin İçine Bak", tuval üzerine yağlıboya, 160 x 190 cm., 2010
zuhal-baysar-ayrilis-tuval-uzerine-yagliboya-190x170cm-2010
"Ayrılış", tuval üzerine yağlıboya, 190 x 170 cm., 2010
zuhal-baysar-reddedilen-tuval-uzerine-yagliboya-110x120cm-2010
"Reddedilen", tuval üzerine yağlıboya, 110 x 120 cm., 2010
zuhal-baysar-ruhun-uykusu-_tuval-uzerine-yagliboya-80x100cm-2010
"Ruhun Uykusu" tuval üzerine yağlıboya, 80 x 100 cm., 2010
zuhal-baysar-ben-yalnizim-tuval-uzerine-yagliboya-50x60-cm-2010
"Ben Yalnızım", tuval üzerine yağlıboya, 50 x 60 cm., 2010
zuhalbaysar-goz-acip-kapayana-kadar-tuval-uzerine-yagliboya-50x60cm-2010
"Göz Açıp Kapayana Kadar", tuval üzerine yağlıboya, 50 x 60 cm., 2010
zuhal-baysar-yeniden-tuval-uzerine-yagliboya-50x60cm-2010
"Yeniden", tuval üzerine yağlıboya, 50 x 60 cm., 2010

Geçtiğimiz günlerde, 11 – 25 haziran 2010 tarihleri arasında, Ankara'da Galeri Soyut, genç ressamlardan Zuhal Baysar'ın mavi ışığın her yere düştüğü, boşluk ve ruh, mavi rengin kucağında anlam bulduğu bir sergisi, "Su..." isimli sergisini sanatseverlerle buluşturdu  ("Zuhal Baysar Resim Sergisi - "Su..." / 11 – 25 haziran 2010; Galeri Soyut, Yıldızevler Mah. Tagore Cad. (4.Cad.) Şehit Mustafa Doğan Sokak No: 82/A, Çankaya - 06550 Ankara, Tel.: 0312 438 86 70").

Zuhal Baysar, serginin temasıyla ilgili "neden / niçin su?" sorusunu şu şekilde cevaplıyor:

"Ruh, gücünü nereden alır? Yaşamın gizemli döngüsü içinde yapıp ettiklerimizden mi? Ya da ruhun gerçekten de kutsal dokunulmaz bir kaynağı mı vardır? Var mıdır gerçekten? Ruh gücünü nereden alır sahiden? Ruh derken, ta içimizde; bilincimizin de ötesinde "biz" olan o hissettiğimiz şeyden bahsediyorum. Hani bazen yorulur, tükenir; sessizleşir yalnızlaşıveririz yokluğunda... Ruh neden suskunlaşır, yorulur sahiden? Bu sorular havada asılı kalsın, ben size "su"dan bahsedeyim... Suyun bir kimliği yoktur. Tadı tuzu olmaz; bedenin susuzluğunu giderirken, bunu sessizce ve huzurla yapar. Su, tıpkı kaosun ortasına giren geniş boşluklar gibidir. Rahatlatır, huzur verir, tazeler. Bunu yaparken de yeni bir tat, bir duygu katmaz, sadece yeni tatlara ortam hazırlar. Su, alçakgönüllüdür; bir tadının olmayışına kızmaz, içerlemez. Söylem peşinde koşmaz. İşte ruhun ihtiyacı olan da suyun açtığı bu geniş boşluklardır. Söylemsiz, alçakgönüllü, sessiz, boş anlar... Ruhun yorulduğunda ihtiyacı olan şey sudur. Ruhun su ihtiyacı bazen o kadar güçlü olur ki, hiçbir şey hissedemez hale geliriz, susuzluk bile... Ben resimlerimde ruhun su ihtiyacını ön plana çıkarmak istedim. Hiçbir başka anlamı olmayan boş anlar, benim resimlerimde su ile özdeşleşiyor. Bu boşluk ihtiyacı, resimlerimde mavi derinlikler içinde ruhun arınma ritüeline dönüşüyor. Ruh, suyun sahiplenici içine alıcı varlığında yeniden kendini buluyor. Her resimde yeniden kendini hatırlıyor. Boşlukta kendisiyle karşılaşıyor, kendisini affediyor ve yüzeye çıkıyor. Bazı izleyicilerin şöyle dediğini duyar gibiyim. "Su mutlaka mavi olmak zorunda mıdır? Ne kadar bilindik!" Doğrudur; ancak mavi, derinliği, enginliği iki boyutlu yüzeyde en rahat yakalayabileceğiniz renktir. Engin denizler gökyüzünün mavisini yansıtırlar. Mavinin taşıdığı bu gizemli güç, suyun azizliğini ve içine alan doğasını destekler. Ayrıca ben suyu mavi bardakta içmeyi severim. Bu noktada benim açımdan suyu mavi boyamaktan daha doğal bir şey yoktur."

İsmail Ateş, "Genç Bir Ressam Zuhar Başar"ı şöyle anlatıyor:

"İnsanı olduğu gibi sunmak isteseydim eğer, öylesine şaşırtıcı bir çizgi karmaşası kullanmak zorunda kalacaktım ki, saf ögesel anlatım imkansız olacaktı. Sonuç, kavramın ötesinde belirsizlik olacaktı. / Paul Klee (Modern Sanat Üzerine)

Öğrencilik yıllarında tutkulu resim çalışmalarıyla tanınan Zuhal Baysar, başlangıçtan itibaren, araştırmalarını daha çok insan figürü ekseninde sürdürmektedir. İnsan figürü aracılığıyla, resimde insan gerçeğini ifade etmek konusunda Paul Klee dikkate değer bir görüş öne sürer. Klee'nin "insanı olduğu gibi sunmak" olarak tanımladığı durum, insan varlığının tüm gerçekliğini bir bütün olarak resimsel dile dönüştürmek olarak anlaşılabilir. Ama insan birçok farklı "içsel yaşamı" olan bir varlık, doğası değişken, geçmişi, geleceği ve "an"ı bir arada yaşayan bir varlık; dolayısıyla da Klee'nin anlattığı gibi resimsel anlatım, bir açmaza, bir belirsizliğe sürüklenebilecektir. O halde, sanatçı, insanın doğasına ait gerçek bilgiye nasıl ulaşabilir? Spinoza, "gerçek bilgi"yi şeyleri öncesizliğin ve sonrasızlığın ışığında görmek olarak tanımlar. Öncesizlik ve sonrasızlık, geçmişte ya da gelecekte değil, sadece "an"da var olana işaret eder. Dolayısıyla da insan varlığı, sadece "an" konumunda kendisiyle ilgili elle tutulur ipuçları verebilir, insan varlığının tüm gerçekliği yaşanan bir anın görüntüsünde, bir hareket, bir bakış veya bir sözcükte bulunabilir. Zuhal'e göre; Anlık görüntülerin ardındaki gerçeklik olgusuna, insan ruhunun derinliklerine ulaşabilmek için sıradan yaşantıların insan bedenindeki ifade yansımalarını aramak, etkili bir çözüm yolu olarak önce çıkar. Sanatçı, bu noktadan hareketle "an" kavramının resim mantığı içerisinde nasıl ele alınıp sonuçlandırılabilece-ğini resimlerinde somutlaştırır. Zuhal, yüksek lisans tez çalışması çerçevesinde, gerçekleştirdiği otoportrelerde, içinde bulunulan "an"ın yaşanmışlığını en doğru şekilde aktarabilmek için natüralist ama sürprizlere açık ve kuralların dışında bir resimsel ifadeyi tercih eder. Bu resimlerdeki çizgi, leke ve rengin bir arada kullanımı ve bunun yarattığı zıtlık ve gerilim, sanatçının kendine özgü figüratif bir resim dilinin ilk örnekleri olarak ortaya çıkar.

Zuhal Baysar, sanatta yeterlik/doktora çalışmasını, "şeffaflık" kavramı çerçevesinde, yine insan figürü eksenli resimleriyle tamamlar. Sanatçı, serbest fırça izlenimine dayalı bu çok ögeli figüratif kompozisyonlarında, günlük yaşamda, kolay kolay bir araya gelemeyecek nesne ve figürleri, kimi zaman kurgusal bir dış mekânda, kimi zaman bir tren kompartmanında veya kurgulanmış bir iç mekânda, şaşırtıcı bir biçimde bir arada kullanır. Şiddetli zıt renklerin ve hareketli figürlerin ifadeyi güçlendirdiği bu "surreal" resimlerdeki insan figürleri genellikle çıplak olarak betimlenir. Bu resimlerdeki çıplaklık, izleyende herhangi bir şehvet duygusu veya arzusu uyandırmaz. İnsanın en doğal hali olan çıplaklık, sanatçıya göre; saflık, masumiyet, şeffaflık ve gerçekliği simgeler. "Şeffaflık", bilinen şekliyle "saydam, arkasını veya içini gösteren" anlamının ötesinde, Zuhal'in resimlerinde "bilinçlilik konumu"nu tanımlamak üzere kullanılmıştır. Bu resimlerde şeffaflık, tek tek bireylerin aydınlanmaya giden yolda kendi benlikleriyle karşılaşmaları ve bilinç arınması sonucunda varılan nokta olarak tanımlanabilir.


Ortaya karışık salata misali makale salatası

Eğer isterseniz?