Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
İnsan hür olarak yaratılmış, zincire vurulmuş olarak bile doğsa, yine hürdür. SCHILLER
  • kanalkultur.com

Şadi Cındık: Ağıt'ın Folklor Dışı İşlevi

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Cuma, 12 Haziran 2009 18:14

Makale İçeriği
Şadi Cındık: Ağıt'ın Folklor Dışı İşlevi
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Tüm Sayfalar

Ağıt, sözlük yazarlarımıza göre; ölen kimselerin ardından yakılan türkülerdir. Folkloristlerimize göre biraz daha fazla işlevi vardır ağıtın...

Folklor, her nekadar, Folk ve Lor kelimelerinin içeriği olarak; şimdiki zaman düzleminde geçmiş zamanı yaşatma arzusu ise de, esas itibariyle, geçmişteki gelenek ve göreneklerin zamanımızdakilerden daha sevincel ve daha tutarlı olduğuna parmak basma sanatıdır bence...

Geçmişi yaşatırken ve de yaşarken, somut değerleri öne alıp, soyut kavramlarda gezinmeyen veya gezinemeyen her fikir, her olgu, objektiflik değeri kadar yaptırım arzeden, eni boyu belirlenmiş kaideler olarak çıkar ortaya... «Brutal» tanımlanma korkusu başlar kişide...

Bu bakımdan kişi; kendinden galât bulgulara sahip olsa bile, bunlar üzerinden çevresine tesir edebilme cesaretine cesurca sarılamaz ve kendisini mazide kalmış anonim değerlerin arkasına alarak çıkar ortaya... İşte burada başlar Folklor...

Uluğ Bey'in yıldızların hareketlerini kollayan rasathanesi, bugünkü bilimde bir mana ifade etmemektedir amma, bundan 560 sene evvel, nasıl ve hangi yöntemlerle, yıldızların ölçümünün yapılabilmiş olmasını bilmiş olmak ve bugünkü insanlara aktarabilmek, anlatanla dinleyenler arasındaki tüm farklılıkları bir anda sıfıra indirerek, anlatan lehinde bir çeşit gıpta yaratmaktadır... Folkloristik çalışmalarda da, bu tür bir içgügü; eskiye dönüklüğü daima taze kılmaktadır...

1900 senelerine kadar, Türk Folkloru hakkındaki tüm bilgi ve dayanaklar, masallarımız, ata sözlerimiz ve geleneklerimizdi...

Bugün zaman değişmiş, bir çok bilim adamımız, aramalara girişmiş, başlangıçta ferdi olan bu işlev gün geçtikçe kollektif araştırmalara yönlenmiş bulunmaktadır... Sevindiricidir. Seviniyoruz...

Folklor'un tarih ile, ve de sosyoloji ile, arasındaki sınır sadece yazıdır... Yazı yazmaya çok evvelden başlamış uluslar, sıhhatli bir halk bilimi külliyatına sahip olmuşlardır amma, bizatihi halkın bireyler vasıtasıyla, eskiyi yenide sergileme seyrinden mahrum kalmışlardır.

Biz yazıya çok sonraları başlamış bir ulus olduğumuzdan, geçmişimizi geleneklerimizde yaşata yaşata bizden sonrakilere sunmuşuzdur... Bu bakımdan çok canlı ve çok renkli çeşitlere dayanır Türk Folkloru...

Ağıtı Folklor içinde bir öge olarak görmek yerinde bir davranış olmasına rağmen, geçenlerde bir dostla yaptığım söyleşide de değindiğim gibi, o sadece bir tek öğe değil, o bir çok öğelerin birleşiminden meydana gelmiş bir bütündür geçmişimizde...

«İçine yoğurt doldurularak, her iki ucundan büzülmüş süzme torbası gibidir ağıt... Gözü yaşlıdır, sızlayan yüreklerin ıslaklığını arzeder kurumayan gövdesinde...» demiştim.

İçine dökülen yoğurdu ağır-ağır işler, şekillendirir o torba... Ağıt'ta kişiyi işler ağır ağır...

Kökeni «anmak» mastarına oturur. Çokça ölünün arkasından söylenen methiyeler gibi anlarız onu ilk anlarda amma, ölü henüz evde iken yakılan ağıtların bir başka işlevi vardır töresel içgüdümüzde...

Ölüye hısım ve akraba yakınlığı veya yakın komşuluk bağı bulunan genç kızlarla, yaşı ilerlemiş, dul hanımların bir yarışıdır cenaze ağıtları...


Ortaya karışık salata misali makale salatası

Eğer isterseniz?