Sedat Veyis Örnek: Türk Halkbiliminin Sorunları
| Makale İçeriği |
|---|
| Sedat Veyis Örnek: Türk Halkbiliminin Sorunları |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Sayfa 4 |
| Sayfa 5 |
| Sayfa 6 |
| Sayfa 7 |
| Tüm Sayfalar |
|
Prof. Dr. Sedat Veyis Örnek |
Bilindiği gibi folklor terimi ilkin 1846 yılında W. J. Thomas tarafından İngiltere'de ortaya atılmıştır. Sözcüğün kökeni folk (=halk) ve lore(=bilim)'den gelmektedir; anlamı da halkbilimi demektir[1]. Anglo-Sakson ülkeleriyle Fransa'da "Folklore", Alman dili konuşan ülkelerde de "Volkskunde" adını alan bu bilim dalı uzun süreden beri Batı üniversitelerinde ders olarak okutulmaktadır. Dilimize de folklor olarak geçen bu terim, bir zamanlar, Türkçe karşılığı olan "Halkbilgisi" ve "Halkbilimi" biçiminde kullanılmış, fakat sonraları "Folklor" olarak yaygınlık kazanmıştır.
Türk Halkbiliminin Kısa Geçmişi ve Bugünkü Durumu
Daha önceki dağınık çalışmalar bir yana bırakılırsa, Türk halkbilimiyle ilgili araştırmaları amaçlayan ilk örgüt 1927 yılında "Türk Halkbilgisi Derneği" adiyle Ankara'da kurulmuştur. Bu örgütün yayın organları olarak da ancak bir sayı çıkan Halkbilgisi Mecmuası ile on yılı aşkın bir süreyle yayımlanan Halkbilgisi Haberleri dergisini görüyoruz [2]. Bu derginin, halk yaşamının çeşitli yanlarını kapsayan derleme ve incelemeleriyle Türk halkbilimine önemli katkıda bulunduğunu belirtmek gerekir.
Halkevlerinin yurt yüzeyine yayılması ve çeşitli alanlardaki uğraşıları yanı sıra, bu evlerce yayımlanan dergilerin sayfalarının çoğunu bölgesel ve yöresel halk yaşamına ilişkin konulara ayırması, bugün artık çoğunun kaybolmaya yüz tuttuğu zengin folklor verilerinin saptanması bakımından önemli rol oynamıştır. Halkevlerinin kapatılması sonucu bu dergilerin yayımlanmaları da sona ermiş, böylece yöresel derlemeler de - çoğu zaman sistemsiz ve gelişigüzel de olsa - büyük ölçüde duraklamıştır.
1949 yılından bu yana sayın İhsan Hınçer'in üstün bir çabayla çıkardığı Türk Folklor Araştırmaları dergisi bu alandaki boşluğu elden geldiğince doldurmaya çalışmakta, yirmi yılı aşkın bir süreden beri Türk halkbilimine yararlı olmaktadır. 1956 yılında yayımlanmaya başlayan Türk Etnografya Dergisi de yayımını sürdürmektedir. Son birkaç yıldan beri Robert Kolej (şimdiki Boğaziçi Üniversitesi) öğrencilerinin aylık Folklora Doğru, Türk Folklor Kurumunun üç ayda bir yayımladığı Folklor dergilerini de saymak gerekir. Bunların dışında, ülkemizde, doğrudan doğruya halkbilimini konu edinen dergiler yoktur; ancak çeşitli dergiler, sayfalarında zaman zaman halkbilimiyle ilgili derleme ve incelemelere yer vermektedirler. 1966 yılında kurulan "Millî Folklor Enstitüsü" ise henüz bir dergi yayımına geçmemiştir.
Maddî kültür ürünlerini, yani etnografik malzemeyi toplayıp, sistemli bir biçimde sergileyen, konunun meraklılarına ve araştırıcılara açık tutan Ankara'daki "Etnografya Müzesi"nin dışında, bu önemli görevi iş edinen başka bir ciddî kuruluş yoktur. Ancak sayısı üçü beşi geçmeyen kimi büyük kentlerimizdeki müzelerimiz bir iki köşesini etnografik gereçlere ayırmışlardır. Anadolu kentlerindeki müzelerdeyse, birçok değerli gereç, sistemli bir sınıflamadan uzak, gelişigüzel serpiştirilmiştir. Yalnız geçtiğimiz yıl, "Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü", bünyesinde etnologlara da yer vererek, yöresel etnografik gereçlerin toplanması, sınıflandırılması ve korunması konusunda bu elemanlardan da yararlanmaya başlamıştır.
Ankara Üniversitesinde, 1938-48 yılları arasında halk edebiyatıyle, başlayan öğretim, tam bir folklor kürsüsüne dönüşmeden ders programından kaldırılmıştır. Bugün aynı Üniversitenin Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Etnoloji Kürsüsünde 1960 yılından bu yana "Türkiye Folkloru" ile ilgili dersler verilmekte, etnolojik ve folklorik incelemeler, araştırmalar yapılarak yayımlanmaktadır. Fakültenin Türkoloji Enstitüsünde de son bir yıldan beri halk edebiyatı dersi okutulmaktadır. İstanbul, Erzurum Atatürk ve Boğaziçi Üniversitelerinde de daha çok halk edebiyatına yönelik derslere ve araştırmalara yer verilmektedir. Fakat Türkiye'nin hiç bir üniversitesinde bağımsız bir halkbilimi kürsüsü henüz kurulamamıştır. Bu durum, üniversitelerimiz adına büyük bir eksikliktir ve bu eksikliğin en kısa zamanda giderilmesinde öz kültürümüz adına büyük yararlar vardır.
< Önceki








