Gürbüz Erginer: Halkbilimde Araştırma Yöntemleri ve Teknikleri
Değerli izleyiciler,
Panelin düzenleniş nedenini az önce arkadaşım belirtti. Ana konumuz: Halkbilimde araştırma yöntem ve teknikleri nelerdir, neler olmalıdır, halkbilimsel bir araştırma nasıl yapılmalıdır? Ben önce halkbilim nedir, diğer sosyal bilimler içindeki yeri neresidir konularına değineceğim. Daha sonra halkbilimin kuramsal çerçevedeki araştırma yöntem ve teknikleri üzerinde duracağım.
Bilinen biçimiyle sosyal bilimlerin gelişim yeri olan Batı'da, 1846'lı yıllara kadarki dönemler içinde, bilimsel konular çerçevesine sokulmayan ya da diğer bilimlerin çalışma alanları içinde dağınık olarak gözlemlenebilen kimi olgular bu yıllarda bağımsız bir bilim olarak belirginleşen Folklor'u doğurmuştur.
Bu bilim dalının adı ülkemizde 1908 yıllarında duyulup yaygınlaşmaya başlamıştır. Daha başlangıcında, bu bilimin yabancı kökenli adı türkçeleştirilmeye çalışılmış, bu terime karşılık olarak "halkiyyat, harsiyat, halkbilgisi, budun bilgisi" gibi terimler ileri sürülmüştür. Ülkemizde bu bilim adına girişilen ilk çabalar, folklorik ürünlerin derlenmesi hem de tez elden derlenmesi yönünde olmuştur. Konuyla ilgili akademik ya da resmi yönlendirici bir kuruluşun bulunmadığı 1908 ve sonrası dönemlerde özellikle 1930'larda folklorculuk moda haline gelmiş, ancak bilim adına yararı küçümsenmeyecek gereç derlenmiştir.
Doğumda ve sonrasında içinden çıktığı ve son derece sıkı ilişki içinde bulunduğu diğer sosyal bilimler yanında folklor'un bir bilim olarak yaşamını sürdürmesi, hatta akademik çevrede ona olan ilginin artması, onun diğer bilimler arasındaki yerinin, işlevinin, yararının en açık delilidir.
Ülkemizde folklorun gerçek anlamda akademik bir kimlik kazanıp "-izm"li yapısından arındırılma çabası 1979 yılında gerçekleşebilmiş, sapma durumunda bulunduğu kanalına oturtulması amacının ilk adımı olarak Türk bilim dünyasındaki adı "Halkbilim" biçiminde onaylanmış, akademik bünyede bağımsız bir bilim dalı olarak kurulmuştur. Ne yazık ki, 4 yıl gibi çok kısa bir zaman dilimi içinde bu girişim hüsranla sonuçlanmıştır.
Hızlı bir gelişim süreci göstererek bilinen toplumsal aşamalar dizisinin bir çırpıda zirvesine ulaşan Batı ekonomik, siyasal, kültürel ve düşünsel yapılara ilişkin nüfuz alanını giderek artan bir biçimde genişletmiş, baş döndürücü bir hızla gelişen ulaşım ve kitle iletişim gereçleri aracılığıyla diğer toplumlarla ilişkilerini artırmış yarar, beğeni ve kültürünü hükmedici düzeye ulaştırmış, ulaştırmaktadır.
Bu yayılma alanına giren toplumsal yapıların büyük bir bölüğünde, kültürel bütünün altyapı, üstyapı kurumları arasındaki denge bozulmuş, çağdaş gereksinimlere yanıt veremiyecek duruma gelen sosyal normlar ve değer sistemleri belirgin bir çöküntü sürecine girmişlerdir.
Son 150 yıllık bir dönem içinde, Anadolu toprakları üzerinde bulunan Anadolu kırsal kesim insanının Batı ile olan ilişkileri tarihin bir cilvesi olarak niteleyebileceğimiz, en az düzeyde kalmıştır diyebiliriz. Bu nedenle de var olan kültürel bütünde dejenerasyon ya da etkilenip değişme süreci gecikmiştir. Kültür değişmelerinde bir kural olarak bilinen üstyapının altyapıya oranla daha tutucu, değişime daha dirençli oluşunu, kültürel yapımızın günümüze ulaşan üstyapı ögelerindeki eskilik ve direnç bir kez daha kanıtlamaktadır. Bir başka deyişle, kültürel yapımızın üstyapı kurum ve ögelerindeki çağa ayak uydurmaya, değişmeye olan tutucu ve karşı koyucu tutumu, yukarıdaki değişim kuralını desteklemektedir.
Öyle ise ülkemizde halkbilimin amaç ve görevi nedir, ne olmalıdır? Dikkatinizi çekerim, halkbilimin ülkemizdeki amaç ve görevi diyorum. Yani Türk Halkbiliminin demek istiyorum. Çünkü Batı kültür ve toplumlarının düşünsel bir ürünü olan günümüz kimi sosyal bilimleri, Batı dışındaki toplumlarda - bunlar arasında ülkemiz de yer almaktadır - kavram, sorun, yaklaşım, çözüm, değerlendirme ve yorum konularında, ilgili bilimin doğduğu ya da gelişim gösterdiği ülkelerdeki örneklerine sıkı bir bağlılık içinde bulunduklarından, uygulandıkları kültürel-toplumsal yapıya ya ters düşmektedirler ya da ona, pek çok çabaya karşın yanaşamamaktadırlar.
İşte bu çok açık seçik-yargı, Türk Halkbilimini'ni ve Türk Halkbilimcisini, son derece titiz bir gözlemle gerçekleri göz önünde bulundurarak bilgi, kavram, yaklaşım, konu, alan, yöntem ve teknikleriyle ülkemize özgü ve onun mührünü taşıyan bir temel atmaya götürmelidir. Ülkemizde, özde halkbilimci olmamakla birlikte halkbilimsel konularla şöyle ya da böyle ilgilenen, uğraşan sayısız bilim adamımızın varlığı, özellikle de bunların birbirlerinden tamamen ayrı bilim dallarından olmaları, halkbilimin evrenselliği yanında ulusallığının gözle görülür bir yoğunlukta olmasından kaynaklanmaktadır. Uğraş alanları ne olursa olsun her Türk, Türk Halkbiliminde kendinden bir şeyler bulmaktadır. Ülkemize özgü bir halkbilimin temellerini atarken, temelin taşı ve harcı kültürel bütün içinde yer alan özgün kültür dilimleri olmalıdır Özgün kültür dilimleri ise, etkiden uzak kalmış diyebileceğimiz insanımızın yaratısı, becerisi, beğenisi, geleneği, göreneği, örfü, adeti, ayini, töreni, inançları, dünya görüşü, doğaya başat olabilmek için kullandığı araç-gereci, üretim biçimi, ilişkileri geleneksel kurumları ve daha pek çok ögenin oluşturduğu kültürel toplumsal yapıdan oluşmaktadır.
Yukarıda değinip geçtiğim halkbilimin ulusallığı konusu üzerinde kısaca durmak istiyorum. Tüm sosyal bilimler evrensellikleri yanısıra ulusaldırlar. Ancak, sosyal bilimler içinde ulusallığı en ağır basanı halkbilimdir. Bunun en açık-seçik kanıtı, tüm sosyal bilimler evrensel bir ad taşırken sosyoloji, psikoloji, languistik vb. halkbilim ait olduğu ulusun adı ile bütünleştirilir. Türk Halkbilimi, Alman Halkbilimi gibi. Halkbilim diğer sosyal bilimlere bakarak ulusalcılık akımına daha yatkın bir diğer yapıya sahiptir.
Köklü bir geçmişi-olan kültürümüzün, özgün dilimlerinin, dünkü ve özellikle bugünkü yapı ve işlevlerinin saptanıp, belgelenmesi, düzenlenip, sınıflanıp değerlendirilmesi ve yorumu; ondan, yararlanıp yeni yaratmalara ulaşmak; altyapı-üstyapı dengesini kurmaya yardımcı olmak; gelecek kuşaklara da bugünden bir şeyler bırakmak Türk Halkbiliminin asıl görevlerini oluşturmaktadır.
Halkbilimde araştırma yöntemleri ve teknikleri ana konusuna girmeden önce, araştırmacının eğitimi, araştırma sırasındaki beklentileri, takınacağa tavır, durumu ve vaziyet alış konularına değinmek istiyoruz. Çok önemli gördüğüm bu konuda Sayın Barlas Tolon'dan bir alıntıyı size aktarmakta yarar görüyorum. Efendim, özellikle eğitimde, halkbilime ilişkin ya da sosyal bilimlere ilişkin eğitimde "sosyal bilimciden toplumsal sorunlar ve çözüm yolları karşısında tarafsız kalması istenemez. Aksi halde sosyalbilimci bilimselcilik ideolojisinin karanlık oportonizmine itilmiş olur" diyor, Tolon ve devam ediyor: "Önemli olan Sosyal bilimciyi toplumsal sorunlar ve bu sorunlar için önerdiği çözümler karşısındaki tutumunun bilincine yöneltmek ve onu bu tutumun tarihsel ve kültürel temellerini, bu temellerin doğal niteliklerini görmeye zorlamaktır." Özellikle eğitimde bu böyle, elbette bütün araştırmacılar da aynı kuralı gütmelidir. Yani tarafsız olunamaz. Ancak, tutulan tarafın tarihsel bilincine ulaşılmış olmak gerekir. Bu noktada ben size iki tanım aktarmak durumundayım. Bunlar Sayın Hilmi Yavuz'un "Felsefe ve Ulusal Kültür" adlı kitabından alınmıştır. Sayın Yavuz burada ideolojiiyi ve dünya görüşünü tanımlıyor. ''İdeoloji insanın maddi yaşam pratiğinin belirdiği zihin durumumuzun genelleşmiş, ama bütünselleşmemiş ifadesi" diyor. "Dünya görüşünün karşıtı olarak ideoloji gerçekliğin çarpıtılmış eksik ve tek yanlı olarak kavranmasıdır. Bu anlamda ideoloji bilinçdışı bir olgu; yanlış bir bilinçtir". Dünya görüşü, gerçekliğin bir bütün olarak tam ve doğru bir biçimde eksiksiz kavranmasıdır. Türk Halkbilimi, Türk halkının dünya görüşüne ulaşmak ister. Bu ulaşmada elbette dallanıp budaklanmak zorundadır. Diğer sosyal bilimlerde olduğu gibi, nasıl bir tek sosyolojide köy sosyolojisi, eğitim sosyolojisi, dil sosyolojisi, kent sosyolojisi gibi dallanmalar var ise halk dilinde de kendi iç yapısında halk müziği el sanatları, halk tiyatrosu, halk hekimliği gibi bir sürü dallara ayrılmaktadır.
Bu dallanmalardan amaç az önce belirtmeye çalıştığım Türk Halkının dünya görüşüne ulaşmak. Bu göz zevki, beğeni olabilir, bir motif olabilir, bir giyinme tarzı olabilir. Kulağa hitap eden müzik olabilir, bir ses öğesi olabilir, bir beste olabilir, bir güfte olabilir. Edebiyata yönelik bir masal, bir hikaye, bir bilmece olabilir ya da bir halk tiyatrosu, köy seyirlik oyunu olabilir, bir kukla olabilir. Ve daha pekçok kültürel öge. Bunların tamamının Türk insanının dünya görüşünü ortaya koyacağı kanısındayım. Günümüzde belli kuramlara, yasalara ulaşmak henüz erken, fakat bilinizki bu alanda da belli çabalar görülüyor, belli araştırmalar yapılıyor. Halkbilim kendine yeterli malzemesi ile, araştırma alanıyla, amacıyla toplumu birlik beraberlik içerisinde yaşatacak, yaşatmayı amaçlayan geçmişten-günümüze uzanan, bizi tarihimize bağlayan, gelecekteki kuşaklara da en azından geçmişi ile günümüzü aktarma çabasında olan bir bilim dalıdır.
Halkbiliminin birinci görevi "Halk" kimdir? Bunu tanımlamaktır. Evet, halk konusuna girebilmek için kısa bir giriş yapmak gerekli. Günümüzde sosyal bilimler diye adlandırdığımız disiplinler, ya da bilim dalları konu, amaç, araç, alan, yöntem, teknik, kavram gibi konularda süregelen bir devinim içinde bulunup kesinlikle durağan bir duruma sokulmayan fizik ben'i dışında düşünsel yapısı, ilişkileri ile insan, onun yaratıları doğa-insan ilişkileri üçüzünün geçmişi, bugünü, geleceği açılarından oluşturduğu üçgeni ele alıp incelemek ve bu üçgeni çevreleyen çember içindeki yasalara ulaşmak üzere oluşturulmuşlardır. Yukarıda ana çizgilerini çizdiğimiz çember biçimindeki olayların karmaşıklığı onunla ilgilenen sosyal bilimleri konu, alan, amaç, araç, yöntem, teknik, kavram vb. konularında birbirlerinden kesin sınırlarla ayrılmayan, hemen her bakımdan birbirinin içine girmiş kabarık sayıdaki çokluğa götürmüştür. Tek bir ana bilim dalı altında anılan sosyolojinin, dil sosyolojisi, ahlak sosyalojisi, grup sosyolojisi, ekonomi sosyolojisi, politika sosyolojisi, edebiyat sosyolojisi, sanat sosyolojisi, köy sosyolojisi vb. gibi kabarık bir bölünmeyi içermesi sözünü ettiğimiz konunun en güzel örneğini oluşturur.
Evet, halkbilimi tanımlarken bir ülke ya da belirli bir bölge halk kültürü öğelerini kendine özgü yöntemleriyle derleyen, sınıflandıran, çözümleyen, yorumlayan, sonuçta bir bileşime bir senteze varmayı amaçlayan bir bilim dalıdır diye tanımlayan Sayın hocamız Prof.Dr. Sedat Veyis Ömek.
Halkbilimde araştırma yöntem ve teknikleri konusuna gelince: Temelde halkbilim diğer toplumsal bilimlerden kesin, bir biçimde soyutlanamaz. Onlarla ilişki içinde, hemen her konuda onlarla karşılıklı alış-veriş içindedir. Bu nedenle de, diğer sosyal bilimlerin araştırma yöntem ve tekniklerinin ana ilke ve prensipleri halkbilim için de geçerlidir. Hemen tüm sosyal bilimler, birbirlerine bağlı olan ve birbirlerini izleyen üç ana aşamadan geçerek son amaçlarını gerçekleştirme çabası içindedirler:
Söz konusu aşamalarla ilgili olarak Yakut Sencer ve Muzaffer Sencer'in "Toplumsal Bilimlerde Araştırma ve Yöntem" adlı kitaplarında şu açıklamayı buluyoruz.
a. Tanıtlama: Gözleme dayanarak konusunu oluşturan olay ve nesneleri (kısaca olguları) kavramak, tanımlamak ve sınıflandırmak üzere çözümleyerek tanıtlamak.
b. Açıklama: Olgular arasında nedensellik ilişkileri kurmak ve bu ilişkileri gözlem yoluyla sınayıp gerçekleyerek açıklamak.
c. Öndeyi: Çeşitli derecelerde gerçeklenmiş ilişkileri genellikler, yasalar kuramlar halinde dile getirip bunlardan kalkarak gelecekle ilgili çıkarımlarda bulunmak.
Kısacası, bilimin son amacı, tanıtlama ve açıklamalara dayanarak konusuna giren olguların alacağı biçim ve izleyeceği doğrultu üzerinde önceden çıkarımlar yapmaktır.
Halkbilim bu üç aşamanın henüz ilk basamaklarında duruyor, denilebilir. Başlangıcından bu yana, halkbilimle doğrudan ya da dolaylı bir biçimde ilgilenenler, her nedense onun kuramsal yönünden çok giren malzemenin, gelişigüzel denilebilecek, derlenmesi konusuna eğilmişlerdir. 1900'lü yıllardan bugüne kendimize, ülkemize özgü halkbiilmsel kuramlar oluşturma çabasını bilinçli bir biçimde ele almış, üzerinde durmuş, bu konuda çaba gösterip, bu konuya emek vermiş pek az halkbilimcimiz olmuştur. Bu nedenlerdendir ki Türk Halkbilimi felsefi, kuramsal, ulasal kültür politikası açılarından temelsiz, dayanaksız kalmıştır. Bütün bunlar, giderek Türk Halkbiliminin bilimsel bir kökenden de uzak kalmasının ana nedenleri olarak gösterilebilir.
Evet, Türk halkbilimi henüz amacını gerçekleştirmek için birbirini izleyen üç aşamanın birinci basamağındadır. Bu basamakta Türk Halkbiliminde ne türde araştırmalar yapılabilir?
Araştırma, bir konuyu aydınlatmak, bir sorunu çözmek, belli bir amaca ulaşmak için planlı, sistematik bir çalışma, bilgi, deneyim ve beceri isteyen bir süreç olarak tanımlanabilir. Bir araştırma her şeyden önce çok iyi tasarlanmalıdır. Araştırmanın ve araştırılacak olanın sınırları çok iyi çizilmelidir. Araştırma, kesinkes bir amaca yönelik olmalıdır. Halkbilimsel araştırmalarda konuya, pek çok yaklaşım biçimi olmasına karşın ben burada monografik çalışmalar üzerinde durmak istiyorum.
Monografi sözcüğü, bir konunun en ince noktasına kadar araştırılması; betimlenmesi anlamını karşılar. Bir araştırma biçimi olarak monografinin kurucusu Fransız asıllı Le Play'dır. Le Play'ın oluşturduğu Sciens Social okulu, özellikle monografik araştırma biçimi üzerinde durmuş, onun ana ilkelerini saptamıştır. Felsefik ve kuramsal dayanak noktalarının da bulunduğu bu okul üyeleri bu tür çalışmalar için kalıp konu ve bu konuları içeren soru çizelgeleri geliştirmişlerdir. Geliştirilen bu çizelgelere nomanclateur adını vermişlerdir. Ülkemizde birinci derecede sosyolojik ağırlıklı bazı araştırmalarda, Folklorik içerikli bazı araştırmalar uzun süre bu okulun geliştirdiği nomanclateur'lar dikkate alınarak yapılmıştır. Pozitif bilimlerin hemen tamamında kullanılan monografide, en önemli nokta ele alınacak konunun tümelde yer alan çok sayıdaki tikeli temsil edebilmesi sorunudur. Ancak, bu araştırma biçimi halkbilimde bir başka nitelik kazanmaktadır. Halkbilimsel konuların büyük bir bölüğünde tümelde, yer aldığı kabul edilebilecek çok sayıdaki tikel bir örnek olmayıp, değişik bakımlardan ayrılıklar göstermektedir. Konuya her bir ayrılık açısından yaklaşıldığında ise sayısız araştırmaya gerek duyulur. Bu nedenle de, halkbilimsel monografik çalışmalar, içerikleri bakımından tek başlarına genel türlerini açıklamaya yetmeyebilirler. Halkbilimşel monografilerin kendine özgü bir yapıları vardır. Halkbilimsel monografiler daha çok tek bir konunun ele alınıp betimlendiği benzerleriyle ilişkilerin kurulup, karşılaştırmaların yapıldığı çalışmalar olarak tanımlanabilirler.
Genelde, halkbilimsel nitelikli çalışmalarda, monografik yapılı bir araştırmayı sınırlandırmak dört biçimde olanaklı görünmektedir. Bunlardan birincisi Durum saptama; ikincisi: Dikey boyutlu yani tarihsel derinlikli; üçüncüsü Yatay boyutlu yani coğrafi genişlikli; dördüncüsü: Durum saptama, dikey ve yatay boyutu içeren monografik çalışmalardır.
Bu türden monografik çalışmalarda kültürel ya da toplumsal bir konunun olgunun durumu saptanabileceği gibi iki öge ya da olgu arasındaki ilişki de aranabilir. Bir başka yaklaşım bir varsayımın sınanmasıdır. Söz konusu varsayım nereye mi dayalı, nereden kaynaklanıyor? belli bir takım ön birikimlerimize dayalı, yani bizim bilgi birikimimizden kaynaklanıyor. Bizim daha önceki yazılı kaynak taramamıza araştırmalarımıza dayanıyor. Biz bir varsayım içerisindeyiz. Araştırmamızın amacı o varsayımın geçerlilik durumunu saptamak ya da derecesini ölçmektir. Ne derecede geçerli bu? Kanıtlanabilir daha doğrusu varsayım olumlu yönde olabilir, olumsuz yönde olabilir. Bu araştırmanın sonucunda ortaya çıkacaktır.
Editörün notu: Panel: Halkbilimde Araştırma Yöntemleri ve Teknikleri, 5-6 Mart 1985 / Fransız Kültür Merkezi [-Ankara] (FOLKTUR Derneği tarafından düzenlenen bu panele Gürbüz Erginer'in yanı sıra Attila Erden, Güran Erbek, Sabri Uysal, Nurhan Karadağ ve Şerif Baykurt konuşmacı olarak katılmışlar)
* Bkz. Sirena Aylık Uluslararası Turizm ve Folklor Dergisi 1 (1985) 2: 18-20
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |








