Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Kıskançlığımızı ancak sevgi ile yenebiliriz. GOETHE
  • kanalkultur.com
  • kanalkultur.com

Emine Yavuz: Düm tek tek

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Pazar, 11 Ocak 2009 21:42

Makale İçeriği
Emine Yavuz: Düm tek tek
Sayfa 2
Tüm Sayfalar

emine-yavuz-sis-perde

Emine Yavuz

Sabahın en erken saatlerinde uyandığımda yataktan hemen kalkmam, düşünceye dalarım. Geçmişten gelen kimi duyguları uyandırdığım, kendi içimde yaşananları yeniden yaşadığım olur. Kendimle konuşurum, kendimi dinlerim. Kendimle söyleştiğimde ayrıntılarla boğuşur, güreşirim. Değerlendirmelerle kendimi kendimce aydınlatırım. Bu bana iyi gelir. Kendimle uğraşılarımın bitmeyeceğini bildiğim için düşünme seanslarını sınırlı tutmaya çalışırım. İnsan, yeter ki düşün alanında yoğunlaşmaya bir başlasın; gerisi gelir. Böyle bir yöntemle de insan, zamanla düşünmeyi kendine öğretmekle kalmıyor, ayrıntının karmaşasından sıyrılıp özü belirleyip düşün alanını derinleştirirken, ister istemez anlamdaki niteliği etkiliyor. Bu bağlamda insanın istekleri, hedefleri, ümitleri, kızıştırılan savaşımları beyinde, özellikle sabahları ve dingin olduğu sıralar netleşiyor.

İnsan, bilinçle yaşandığının ayrımında olan serüvenci bir yaratıktır. Birçok yaratık gibi benmerkezcidir. Her şey kendinin olsun ister. Hep kendi duyulsun, işitilsin ister. Hep ben der, bana der. Diğer yaratıklardan farklı yanıyla doyumsuzdur. Örneğin, hayvan doymak için öldürür, insan lüksü için de öldürür. İnsanı diğer benmerkezci yaratıklardan ayıran, belki de yücelten özellik, benmerkezciliği törpüleme yetisi ve bilgisidir. Öyleyse insanın iyi tanınması gerekir. Bu da kişinin kendi iç dünyasına dönmesiyle başlar. Bilinçtir her şeyi tanıyıp tanıtan. İnsanı ve insanın çevresini şekillendiren bilinç ağır bir pırlantadır. İnsan bu yükü hem isteyerek taşır, hem altında ezilir. Taşınması zor ve bilinçle edinilen pırıltılı bir değer vardır: Sorumluluk.

Bilinç, insana belirli bir sorumluluk yükler, bu sorumluluğu taşıtır, taşıma işini pekiştirir, ödülünü de verir. Oysa insanın özünde özgürlük de vardır. Özgürlük, çocuksu yanıyla güçlüdür. Özgürlükle sorumluluk sıkça karşı karşıya gelir. Kıran kırana bir mücadele! Özgürlüğün karşısında bir takım kurallar' sorumluluk bilinciyle' oluşturulur. Bu sorumluluklar, birlikte bir yaşam için gereklidir; kendini dayatır. Bu gereklilik nedeniyle özgürlükler birer ikişer budanır. Budanma işi de bilinçle olur. Yetiştirilen bir kavak fidanının başı kesilince budanmış olmaz. Kırılmış olur. Özgürlüğü kısıtlanan bir insanın bir kavak fidanından daha kırılgan olduğunu bilmeliyiz. Sürekli özgürlüğünden ödün veren insan kırgın ve kızgındır. Üstelik sorumluluğu gittikçe artar. Bu ağırlık kişiyi ezer. Öte yanda bünyedeki özgürlük kendini dayatır. Kuşlar gibi uçurtur. Rahatlatır. Bu nedenle insan 'bilinç'ten kaçmak, özgürlüğüne kavuşmak ister ama boşuna. Var olan her şey kendini dayatır. Bir şeyin var olup olmadığı, gerçekliği, duruma göre dayatmalarından da belirlenebilir. Yeter ki oluşumun magnetik alanına girilebilsin.

İnsanın özelliklerinden biri de tembelliktir. Tembellik kendini dayatır, sürekli çabalar. İnsanın tembelliğine karşın, bilincin sorumluluğa kattığı gizemli büyü çarpıcıdır. Burada bilincin sistemli çalışması kişinin kendini ve çevresini tanıması ve tanıtması söz konusudur. Büyünün özünde saygınlık gizlidir. Bilindiği üzere kendini ve çevresini tanıyan kişi bir başına olmaz, yapamaz. Bu bağlamda toplum faktörünün kendini insana tanrısal bir güç olarak dayattığını unutmamak gerekir. Toplumun dayattığı sorumlulukları bilmek gerekir. Artan sorumluluklar karşında özgürlükler yenik düşmüştür; özgürlük onca tamtamlarına karşın yeniktir; yine de insanın ben'liğinde kimi zaman doğrulur. Özgürlüğün direnci insanın serüvenciliğinden anlaşılır. Serüvenci ruhun o pak oluşumu sevilir. Bu nedenle Don Quijote'ler sevilir! Don Quijote'larda bireyin kişi olma özelliği öylesine durgun, öylesine ileridir ki... Bilinç, benmerkezciliğin dengesizliğini törpülemek için de vardır. Ancak, kazaran, dünyanın yarısı yansa, içinde dikili bir ağacı olmayan, vah demeyecek olan milyonların olduğu da unutulmamalıdır. Vah deme gereksinimi duymayan insan neden düşünsün ki? Tam da bu noktada benmerkezciliğin bütün gücü devreye girer. Yaşam ben-im'lerle sınırlandırılır. Ev-im. Kız-ım. Kar-ım. Mal-ım. Ben-im gibi im-li takı ve takıntılar insanı ezbere yönlendirir. Ezbercilik kolay iştir. Rahattır. Uyumlu ve varsıldır. Hatta saygındır. Ezber, öncesinde kimsenin tavuğuna kiş demez ama gözü kördür, sonunda öldürtür ve düşünme gibi sorumlulukları yok eder. Oysa bilinç düşünmek de demektir. Düşünen insan bilinç ile ezber arasında seçim yapar. Bütün herkes seçimini yapmıştır. Bence.

İm'lemelerde uç noktaya varan ve benmerkezcilikte artan ezbercilik, birey ve çevre üzerindeki dengesizliği artırır. Bu dengesizlik, aşırı kıskançlıktan tutun da, kafatasçılığa değin kesik kesik var olan ve hızlı dalgalar halinde yayılan bir davranış bozukluğudur; bu, sürekli bakım gerektiren salgın bir hastalıktır. Bilindiği üzere insan birçok yaratık gibi sürüler halinde topluca yaşar. Gerek kapalı toplumlarda, gerek modern ve de postmodern geçinimli toplumlarda 'aynıdanlık' denilen özellik, en küçük ortak paydadır. Herkes diğeri gibi düşünür. Nasıl düşünülmesi isteniyorsa öyle düşünülür. Bu durum açıldığında, toplum içinde herkes bir diğeri gibi yer içer, inanır, evlenir, dövüşür ölür gider. Bazen de kişi herkes gibi gibi haraç alıp verir, herkes gibi çevresini ve kendini aldatır. Kişi sevgilisine, dinine, avradına, vatanına, imanına, milletine, bayrağına ve kedisine çoook düşkündür. Olması gerektiği gibidir. Bu kişiler çokluktadır. Herkesin herkes gibi ezberden konuşması doğallaşır. Böylece kimsenin kimseyi tanımadığı gibi herkesin öncelikle kendini tanıma istemi, çabası bile yoktur. Ölüdür.


Ortaya karışık salata misali makale salatası

Eğer isterseniz?