Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Ya sus ya da susmaktan daha değerli şeyler söyle. PHTAGORE
  • kanalkultur.com
  • kanalkultur.com

Emine Yavuz: Tutku

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Pazartesi, 15 Aralık 2008 23:50

Makale İçeriği
Emine Yavuz: Tutku
Sayfa 2
Tüm Sayfalar
emine-yavuz-tutku
Emine Yavuz

Çocuklarının olmayacağını herkes biliyordu, bu konu üzerinde yeterince konuşulmuştu. Artık kimse bunun üzerine konuşmak istemiyordu. Annem bile susmuştu. Birgün, uçurtmamın kuyruğunu diktirmek için onlara gitmiştim. Avludaydık. Gün batmak üzereydi. Uçurtmam onarılınca sevinmiştim. Avludan çıkmak üzereyken dönüp arkama baktım. Birbirlerine bakışları ilgimi çekti, yerimde kalakaldım. Elele tutuşup eve girdiler. Ayakparmaklarımın üzerinde pencereye doğru sessizce yürürken soluğumu tutmuştum. Hiç unutamam. Yüreğim gümbürdenerek dövünüyordu. İyice yanaştım...

Upuzun saçları vardı. Kızılı ışıl ışıldı. Saç örgülerini birlikte açtılar. Bir çeşit oldum. O gün, bir esinti kayalıklardan kına kokusunu sürükleyip getirmişti sanki. Öyle hissetmiştim. Kınanın kokusunu öylesine güçlü duyuyordum ki... Bizim oralara gittiğimde çevremi kına kokusu sarar, o günü yaşadığım olur. Çevreme bakarken o havayı solurum belli belirsiz.

Onları izlediğim gün ürpermiştim. Oniki yaşlarında ya vardım, ya da yok. Gözlerimin önündeki perde inmiş, sanki derin bir uykudan uyanmıştım. Artık baktıklarımı görüyor, gördüklerime iyice bakıyordum. İşte o gün çocukluğum çekip gitti, bir çırpıda yoklara karıştı. Gözlerimin önündeki ışıltılar uzayıp kısalırken, yanıp sönerken anlaşılmaz bir duygunun eşiğinde ağlamak üzereydim. Bir yandan çekip gitmem gerektiğini düşünüyordum. Öteyanda olacakları bilmek istiyordum. İlgi ağır bastı. Ağzımı soğuk cama dayadım. Gördüklerimi büyük bir ilgi, doymazlık ve açlıkla seyrediyordum. Artık ne gelgitlerin, ne de gölgelerin dansı ürkütüyordu beni. İçimde taşan bir gözün için için kaynadığını bildim. İnsanın, özellikle kadının ne denli güzel ve alımlı olacağını, ilk kez görüyor, bütün hücrelerimle duyuyordum. Bütün benliğim ve hücrelerim ayaktaydı. Ben de kendimi kaptırmıştım...

Sonrasında konuşmaya başladılar. 'Gideceğim' diyordu. Ötekisi 'bir yere gidemezsin derken gevrek gevrek gülüyordu. Birden izlendiklerinin ayrımına vardılar. Nasıl korktuğumu, daha sonraları ise nasıl utandığımı bir ben bilirim. Kaçarken arkamdan yükselen kahkahaları, şimdi bile işitebiliyorum. Yerdeki uçurtmayı almayı son anda akıl etmiştim.

Birkaç gün sonra kocası bize geldi. Bizimkilere 'durmaz, gider' derken üzgündü. 'Evin hanımı sensin, o değil. O, çocuk doğurduktan birkaç yıl sonra aramızdaki tutkuyu, o bağı görecek, kendiliğinden çekip gidecektir. Çocuk doğar doğmaz alıp kucağına vereceğim. Kimsesiz, toy, karşı çıkamaz. Çocuğum, seni annesi bilecek, kokuna alışacaktır. Ötekisi bu durumu kaldıramaz, kaçar gider ve yeniden evlenir. Çocuğu ne yapsın!? Gittiği yerde ayak bağı olacaktır, bu yüzden çocuğun adını bile anmayacaktır. Evin hanımı sensin, biraz dayanman gerek diyorum, dinletemiyorum' diyordu.

Yönünü bana dönüp dokundurmadan da edemedi. Eşi, üzerimde kaçıp gidecek hissi uyandıracak olursa kendisine haber vermeliymişim. Erkek adammışım ya... Ona gözkulak olacağımı bilirmiş. Adamın sesinin tonundan, yüzünden alay akıyordu. Hafife alınmış olmam ağrıma gitmişti. Zaten, geceleri uyanmaya başlamıştım. Kan tere batıyordum. Onun görüntüsü gözlerimin önünden gitmiyordu. Hemen her gece pencereden aşağıya sarkarak bakıyordum. Uzun saçlarının o canlı havasını aradığım, hatta bulduğum ve onunla bir olduğum oluyordu.

Birgün pencereden onu gördüm. Güneş açmıştı. Avluda saç örgülerini çözmüş tarıyordu. Kendimi evden dışarıya nasıl attığımı bir ben bilirim. Yanına vardım. Soluk soluğa kalmıştım. Bir süre yanıbaşında dikildim. Dizinin dibine çömeldiğimde başını yerden kaldırıp gülümsedi, omzumu tıpışladı. Elimi yüzünde, saçlarında gezdirdim. Ötekisi, karnı burnunda olanı, önümüzden salına salına geçtiğinde, ben de yutkundum. Çok taze olduğu söyleniyordu. Benden iki yaş büyüktü. İyi hatırlıyorum, ona uzun uzun baktı, gözleri nemlendi. Ne için 'hayır' dedi, bilemiyorum. Ama 'hayır' dedi. İşittim. Ayağa kalkıp saçlarını var gücüyle savurdu. Her yer kına kokusuydu. Donakalmıştım. Diğeri yanımıza geldi.

'Abla, çay ister misin. Yeni demledim.'

'Hayır' derken titriyordu.

Onun üzüntüsünü görmek, içimde bir sızı oluşturdu. İçim ağlıyordu. Anlamıştım. Gitmeliydi. Gidecekti. Kucağında topladığı saçlarını ve kın kokusunu alıp götürecekti. Ve ben gözlerindeki o buğuyu, kına kokusunu arayıp duracaktım. Ağlayacağına 'gitsin' diyordum içimden. Kendime karşı işlediğim ilk büyük suç, ilk büyük yalan buydu.

'Gitti' dedikleri gün ortalık kavruluyordu. Tek bir yaprak kıpırdamıyor, börtü böceğin çıtı çıkmıyordu. O gittiğinde içim daralmış, hasta düşmüştüm. Kocasına 'erkek adamsın, sana bağıra bağıra ağlamak yakışmaz' dendi. 'Değilim, erkek değilim, ne kadar ağlasam azdır' demesini de unutamam. Ben de onunla ağlamıştım.


Ortaya karışık salata misali makale salatası

Eğer isterseniz?