Fuzuli Bayat: Safevi-Bektaşi İlişkileri ve Azerbaycan'da Baba Samit Tekkeleri
| Makale İçeriği |
|---|
| Fuzuli Bayat: Safevi-Bektaşi İlişkileri ve Azerbaycan'da Baba Samit Tekkeleri |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Sayfa 4 |
| Sayfa 5 |
| Sayfa 6 |
| Sayfa 7 |
| Sayfa 8 |
| Sayfa 9 |
| Tüm Sayfalar |
![]() |
| Prof. Dr. Fuzuli Bayat |
A. Giriş
Kaynaklarda doksandokuzbin Türkistan erenleri, yetmişyedibin Horasan erenleri, elliyedibin Rum erenleri adı ile anılan Türk sûfileri ve onların kurdukları tarikatlardan bazıları siyasi-ideolojik nedenlerden dolayı ya öğrenilmemiş, ya da az, yüzeysel şekilde öğrenilmiştir. Kuruluşundan 16. yüzyıla kadar zorlu bir dönem geçiren ve tasavvufi anlayışı değişen, tarikattan devlete kadar bir yapılanma sergileyen Safeviyye tarikatı bu tip sufi yollarındandır. Artı Safevi-Bektaşi ilişkisi, Safeviyye'nin Anadolu'daki tekkeleri, Bektaşiyye'nin Azerbaycan'daki ocakları da araştırılmamış konulardandır. Oysa heterodoks tarikatlara ve akınlara öncüllük eden, eski Türk dini düşüncesini, zındık, mülhid, rafizit diye adlandırılmalarına bakmaksızın koruyabilen bu iki tarikat, özellikle 15. ve 16. yüzyılda sıkı bir işbirliğinde olmuştur. Sadece şunu söylemek kâfidir ki Bektaşiyye tarikatı, Safevi devletinin kurulmasında önemli rol oynayan ve bu devletin harbi-siyasi kolunu oluşturan Kızılbaş zümreleri içine almakla ideolojik bakımdan Safeviyye tarikatına ne kadar yakın olduğunu göstermiştir. Kurucusu kaynaklarda "Pir-i Türkan" diye geçen (Hoca Ahmed Yesevi "Pir-i Türkistan" adlandırılırdı) ve bir Oğuz Türk'ü olan Şeyh Safiyüddin İshak'ın[1] adı ile Safeviyye diye adlandırılan bu tarikat, süluku, adabı bakımından Zahidiyye, Ahilik ve Kalenderiliğin bir sentezi gibi görünmektedir. Safevi tarikatı hakkında en eski bilgileri içeren ve 14. yüzyılda Derviş Tevekkül adlı bir Safevi dervişi tarafından yazılmış ve Safiyyüddin Erdebili'nin kerametlerinden, tarikatın adab ve sülukundan bahseden Saffat as-Safa adlı eserde müridlerin içinde Ahilerin olduğu birkaç yerde kaydedilmiştir.[2] Safeviyye tarikatı hakkında ilginç fikirlerden birini L. Massignon söylemiştir. O, İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı Tarikat adlı makalesinde Safeviyye'yi Sühreverdiyye tarikatının Kızılbaş ve Türk kolu olarak nitelendirir.[3] A. Gölpınarlı, Safeviyye'nin, Halvetiyye ile Kalenderiliğin birleşmesinden meydana çıktığı fikrini savunur.[4]
Osmanlı tarihçilerinin, 1. Şah İsmail'in kurduğu Safevi devletine karşı subjektif ve bazen de düşman münasebetleri, Osmanlı-Safevi çekişmelerini, savaşlarını subjektif değerlendirmeleri, aydın kısmın göçebe Kızılbaş Türklerini dışlama ve aşağılama siyaseti Safeviyye tarikatının öğrenilmemesine veya hakkında gerçeğe uygun olmayan bilgiler verilmesine neden olmuştur. Durum Azerbaycan'da da pek iç açıcı olmamıştır. Azerbaycan'da dini, tasavvufi edebiyatın, tarikatların araştırılması yasaklandığından Safevi, Bektaşi, Halveti, Nakşibendi tekkeleri araştırma objesi olmamıştır.
B. Anadolu'da ve Azerbaycan'da Heterodoks İnançlar ve Şiilik
Heterodoks inançların esasını yerel külte bağlı ve yalnız dış yapısı itibarı ile Hıristiyanlaşan veya İslamlaşan inançlar oluşturmaktadır. Nitekim Azerbaycan'da çok yaygın olan kült karakterli kutsal yerler ki, Azerbaycan'da bunlara pir veya ocak denilmektedir[5] ve orada geçirilen merasimler Z. Yampolski'nin de kayıt ettiği gibi ne eski astral külte, ne de Avesta, Hıristiyan, Kur'an normlarına uyar.[6] Resmî Şii mezhebi ile Şii tarikatları arasındaki fark, tekkelerin veya Azerbaycan'da denildiği gibi, pirlerin öğrenilmesi ile yüze çıkmaktadır.
11. yüzyılda Oğuz akını ile Anadolu'ya gelen Türkler eski inançlarını koruyan göçebe kitle olup Sünnilikten çok uzak idiler. Onların Şii olmaması, sadece eski inançlarına bağlı olmaları konusundaki fikirler ne kadar doğruysa, Sünnî çerçeveye alınmaları da bir o kadar yanlıştır. Bugün nüfusları 15-20 milyon arası gösterilen[7] Aleviler 11. yüzyıldan günümüze kadar kendi değerlerini koruyabilenlerin bir kısmıdır. Alevi olarak adlanan kesimin yapılanmasında Bektaşiyye ile beraber ve belki de daha çok Safeviyye tarikatı da büyük rol oynamıştır. Ancak son zamanlarda Aleviliği evrenselleştirme çabası[8] onsuz da çok az araştırılmış Safevi-Bektaşi münasibetlerini gölgede bırakmaktadır.
Safeviyye tarikatının kurucusu Şeyh Safiyüddin'in, Ahsan al-tavarih'e göre Sünnî olduğu[9] konusundaki fikirlerin gerçekle bağlantısı çok azdır. İ. Petruşevskiy de İran'da İslam adlı eserinde ilk Safevi şeyhlerinin Sünnî olduklarını söylemektedir. Ancak yine orada da dipnotta, İ. Petruşevskiy, Safevilerin gizli Şii olabileceklerini ve kendilerinin Sünni-Şafi adı altında saklandıklarını da bildirmektedir.[10] Bu fikri kuvvetlendirecek bir başka delil de vardır. Batını inançlı Anadolu Türklerinin başlangıçta Erdebil'e şeyhi ziyarete gitmeleri ve şeyhin kendisine seyyid demesi[11] açık şekilde Şiilikten haber verir. 1490'da yazılmış ve Safeviyye tarikatı hakkında bilgileri içeren en eski yazmalardan biri olan ve Ayasofya'da 3099 No'da kayıtlı nüshada, Şeyh Safiyüddin'den mezhebini sordukları zaman, "Biz sehabenin mezhebindeyiz", cevabını vermiştir. Aynı el yazmanın Muallim Cevdet nüshasında ise mezhebinin Ali ve evlatlarının mezhebinde olduğunu söylemiştir.[12] Safiyüddin'in şeyhi Şeyh Zahid-i Geylani (Gilani, ölm. 1291 veya büyük ihtimalle 1301) adı ile meşhur olan Şeyh Taceddin İbrahim es-Sencani Lenkeran bölgesinin Şıhakeran köyünde defnedilmiştir. Sonradan Safeviler hakimiyyete gelince Zahidilere büyük saygı göstermiş ve Mugan'da Cur, Macur ve Urungad köylerini Şeyh Zahid'in torunlarına mülk olarak vermişlerdir.[13] Bazı işaretlere bakılırsa Zahidiler Sünnî olmamıştır, çünkü Safevi şahları akrabaları olmuş olsa bile Sünnî inançlı tarikata yardım etmezlerdi. Ancak mesele hiç de isimlendirmede değil, mesele hem Zahidiyye, hem de Safeviyye tarikatlarının Anadolu'daki Bektaşiyye, Ahilik, Celvetiyye, Haydariyye, Bayramiyye gibi heterodoks inançlı olmasındadır.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |







