Ramazan Çakıroğlu: Aydın'ın Kadınları: "Bruxelles Usulü Kadın Nasıl Dövülür" -II-
| Makale İçeriği |
|---|
| Ramazan Çakıroğlu: Aydın'ın Kadınları: "Bruxelles Usulü Kadın Nasıl Dövülür" -II- |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Tüm Sayfalar |
![]() |
| Ramazan Çakıroğlu |
Pazartesi sabahı, işyerine çok erken gelen Aydın, iş ofisinin kapısında asılı bir torba bulmuş, içinden bir külçe anahtar çıkmıştı. Aydın, anahtarları aldığı gibi, hızla ve hırsla kasaya atmıştı. Bu öykü orada bitmedi. Keşke bitseydi…
Anahtarları kapıya bırakan Rosa, bu olayı gururuna yediremedi. Bu yüzden, işten ayrılır ayrılmaz, telefonla Sesil'i arayıp, bir kafede, Sesil'e uzun uzun bir şeyler anlattı. Sesil, mağrur ve yorgun bir şekilde dinledi. Tam kalkmaya hazırlanırlarken, Sesil, dudaklarını acıyla sıkarak, uzun uzun kafasını salladı. Masanın öbür ucundan Rosa'ya elini uzatarak vedalaştılar. Sesil, evine döndü. Döner dönmez, Aydın'ı aradı. Aydın, otomobiliyle uçarcasına geldi. Sesil, sanki yüreği yırtılmışcasına, yüzünde derin bir acıyla, onu alt salonda karşıladı.
Ve kısa konuştu.
– Tüm anahtarları, resmi işlemleri bırak. Yalnızca, senin üzerine kayıtlı olan para sende kalsın. Bir daha da görüşmeyelim, dedi…
– Ama.., diyecek oldu Aydın,
– Hayır, herşeyi biliyorum, dedi Sesil.
Yüzüne bakmamaya özen göstererek;
– Herşeyi derler, toparlar, akşam gönderirim, dedi ve eli ayağı titreyerek sırtını döndü Aydın.
Gerçekten de herşeyi derleyip, toparladı. Ofis ve depo anahtarlarını, banka hesap defterlerini, oto ve kamyonet anahtarlarını, vekaletleri, çek defterini bir liste yapıp, yanında muhasebe işlerine yardım eden Semih'e teslim etti. Semih, listedekilerin hepsini akşama Sesil'e götürdü. Yarınki gün, işyerinin kapısını ilk açan Sesil oldu…
Aydın, o akşam, ilk fırsatta kendi banka hesabına baktı. O güne kadar kendi hesabına tamı tamına elliikibinüçyüzotuziki euro atmıştı. Peki, bu hesabı nereden biliyordu Sesil? "Aman, boş ver, olan oldu. Keşke daha fazla para atsaydım hesaba…" diye söylendi belli belirsiz…
Akşama, soluğu eski dostu Umut'un yanında aldı. Olanı biteni anlattı. Son olanlardan hiç haberi yokmuş gibi davrandı Umut…
Çok geçmeden kendine süit bir yer kiraladı. Rosa ise bazı akşamları hâlâ Umut'a gidip geliyordu. Bunu Aydın da öğrendi. Rosa'nın başına açtığı iş, gözünün önüne gelince, "çek bir çizgi" deyip, üstünde hiç durmadı…
Ve o günden sonra, o parayla hep bir iş kurmak istedi. Bir türlü bu düşü gerçekleşmedi. Hangi işe başlasa yarım kaldı. Bir yandan iş kurma çabaları, bir yandan da hazıra dağ dayanmıyordu. Bir kafe-restaurant işine girdi. Onyedi- onsekiz ay geçmişti ki, orada da her şey çöktü. Yakın çevresinden birkaç arkadaşı emlakçılık yapması için akıl verdiler. Ama o da tutmadı. Peşinden, başka bir arkadaşı ise, "emlakçılıkla birlikte eski bina tamiri ve inşaat işine gir" dedi. Bu fikri çok tuttu Aydın. Onada yaklaşık iki yılını verdi. O da ayak sürüyerek devam eden işe dönüştü sonunda. Kazandığı para, artan efkarının içki parasına ve hıncla yöneldiği Belçika dilberlerine yetmiyordu…
Öyle bir gün geldi ki artık bankada para falan kalmamıştı. Tamir ettiği binaya çimento almaya bile harcama yapamamıştı. Bir süre daha borç, harçla götürdü işi. "İşin sonuna geliyoruz" muhasebesine girdi ise de çıkamadı. "Nasıl olsa ben bu işi kaçak da yaparım" diyerek, resmi kapanış bildirgesi verdi..
Yalnız kaldığı günlerde, "tek kazancım, Türkiye'den getirttiğim felsefe ve siyasi kitaplar" diye düşündü. Gerçi, bu kitaplar, onu devrimci düşüncelere yeniden çekmişti. Artık, Nazım Hikmet'ten ve Ahmet Arif'ten şiirleri dakikalarca ezbere okuyabiliyordu. Eflatun, Kant, Hegel ve Marx üzerine, satırı satırına aynı olan konuşmaları saatlerce tekrarlayabiliyordu. Onun için bunlara sahip olmak, biraz da olsa kimliğine dönmek gibi bir şeydi. Ne kadar dönebildi? O tartışılır. Bu sorunun yanıtından çok korktu. Çünkü, arkadaşları uzun süredir, teori ve pratik çelişkisi yaşadığını yüzüne söyler olmuştu. Kendisini eleştirmekten de kaçtı durdu. Artık, maddi manevi, hiçbir şey ona yetmiyor ve yetemiyordu. Durum yine bozulmuştu bir kere…
Bir gün, suitten akşam üzerine doğru çıktı. Ne de çok uyumuştu böyle. Omuzları epeyce çökmüş, gözleri kısılmış olarak baktı gökyüzüne. Güneş, Atomyum yönüne düşmüştü nerdeyse…
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |









