Fuzuli Bayat: Türk Kültüründe Eren = İren Sentezi
| Makale İçeriği |
|---|
| Fuzuli Bayat: Türk Kültüründe Eren = İren Sentezi |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Sayfa 4 |
| Sayfa 5 |
| Tüm Sayfalar |
![]() |
| Prof. Dr. Fuzuli Bayat |
Türk halk sufizminin eren kategorisi, eski şamanist dönemin manevi yolcuları olan eren veya irenler, aynı zamanda İslam'dan önceki Türk devletlerinde tecrübeli askeri bir birikim oluşturan ve gençleri eğiten, çoğu zaman kağanın şahsi koruyucuları gibi bilinen ve ayrıca İslamî Türk destanlarının kahraman tipi olan alp erenlerin transformasyon edilmiş şeklidir. Anadolu'yu vatan yapan bu kolonizatör Türk erenleri, yalnız şekil değiştirmiş şamanlar idiler. Sonradan Babaîlik, Kalenderilik, Abdallık, Ahilik, Bektaşilik gibi teşkilat ve akımlar oluşturan erenlerin tek amacı Türk kültürünü, Türk dilini, Türk varlığını, Türk inancını yaşatmak olmuştur.
Türk halk sufizmi inancına göre göze görünmeyen, her yerde ve her zaman hazır olan kırklar veya kırk erenler mitolojik niteliğe sahip olup, İslam ile bağdaşmamaktadır. Kırk erenler yanlarına Hakk'a ermiş, kahramanlığı, hakkı savunması ve adaletli davranışı ile şöhret bulmuş seçkinleri dâhil ederler. Hz. Ali'nin, Hızır'ın kırkların başında görünmesi bu kültün Türk İslâm âleminde yüce dini irfanı statüsü ile ilgilidir. Halk sufizminde kırk eren veya Orta Asya'da söylendiği gibi kırk çiltanlar (Farsça'nın çehltan sözünden bozma olup kırk demektir, iki kırk sözünün yan yana kullanılması ise taftolojidir) kültü, onların başında duran Hz. Hızır, sosyal hayatın bütün yönleri ile birlikte[1] âşıkların, saz şairlerinin, bakşıların, çalgıcıların, şarkıcıların piri veya hamisi gibi şekillenmiştir. Hatta âşıklar, geleneğe göre meclisin sonunda bir kez daha mitolojik hamilerini hatırlarlar:
Ustamızın adı Hıdır
Elimizden gelen budur
Sözümüz yerine yetti
Daha deyeceğimiz nedir.[2]
Orta Asya halk inamlarında yer alan çiltan kültü sadece kırklar kültünün yerini tutmamış, aynı zamanda ondan farklı bir niteliğe de sahip olmuştur. Halk arasında kırk çiltan (Bazan onlara kırk bir çitan da denir. Geleneğe göre kırk birinci, çiltanların reisi adlanır) her zaman kalenderlerle beraber anılır. Mesela, Kunya-Urgenç'te "Çiltan ocağı" (eski ocak kültünün izlerini korumaktadır) denilen yeri çoğu zaman kalender-hane diye adlandırırlar. Bu da çiltan kültünün eski eren (şaman) kategorisini yaşatan Kalenderilikle ilişkisini gösterir. İnama göre çiltanlar yılda bir defa gizli şekilde kalender-haneye toplanıp, dünyada baş veren olayları konuşur ve tartışırlar.[3] Orta Asya'da çiltan kültü hem şamanis, hem de İslamî erenlik kurumunu belirten çok yönlü bir inanç sistemine tabi tutulmuştur. Çiltanlar bir taraftan dünyayı gizlice yöneten güç niteliğine sahipken, diğer taraftan da insanları himaye eden, felaketten kurtaran, mutluluk veren niteliğe sahiptirler.[4] Görüldüğü gibi çiltanların bir takım fonksiyonları şamanların misyonuna dahildir. İlave etmek gerekir ki, çiltanlardan vergi alan Orta Asya bakşıları (Orta Asya şaman tipi) da tıpkı Altay-Sayan ve Yakut şamanları gibi hastaları tedavi eder, fala bakar, insanları kötü ruhların zararından korurdular.
Bir sıra etnografik belgelere dayanarak, çiltanların su kültüyle de bağlı olduğunu söyleyebiliriz. İnama göre onlar Amu Derya'da ve kanallarda yaşar, nehrin civarını kontrol eder, kızdıkların zaman ise, su baskını yaratırlar. Suyun kirlenmesine karşı çıkan bu çiltanlar eski Türk inancında su kültünün bütün özelliklerini koruyabilmişlerdir. Alevi Bektaşilerin de suya kutsallık vermelerinin sebebini burada aramak gerekir. Bu kategoriye giren çiltanlara Orta Asya'da aranglar denilir. Aranglar kelimesinin etimolojisine değinmeden yalnız şunu belirtelim ki, fonksiyonu açısından aranglar eski Harezm inançları ile bağlıdırlar. Belki de bunun etkisiyledir ki, Harezm'de ve civarında helvacılar, tatlıcılar, şekerciler çiltanları sanatlarının hamileri olarak görürler. Bu ise, çiltan kültünün kalenderilikle beraber, esnaf kesiminin sufi örgütü olan ahilikle de yakından ilgili olduğunu ispatlar.
Kırk çiltanların çok sayıda mevcut olan fonksiyonlarından biri de onların doğum ve çocuk hamileri olmalarıdır. Anlaşıldığına göre kırk çiltanlar kültü, Altay'da ve Orta Asya'da mevcut olan diğer kültlerle birleşmiş (Meselâ doğum hamisi Umay veya Ayısıt'ın fonksiyonları buna örnek olabilir) ve ortak bir inanç sistemi oluşturmuştur. Bir takım unsurlardan anlaşıldığına göre, kırk çiltan kültü ile şamanlık arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Meselâ Uygur efsanelerinde kırk çiltanlar şamanlığın esasını belirleyen güçler gibi hatırlanır. Hatta Uygur şamanları çiltanları, pirleri olarak kabul etmektedirler.[5] Orta Asya şaman tipi olan bakşıların da şekillenmesinde çiltanların rolü büyüktür. Bu faktörler kırk çiltan kültünün şekillenmesinde şamanlığın büyük etkisinden haber verse de, sonradan çiltanların şamanların piri olarak kabul edildiğini de göstermektedir. Kültür tarihi, buna benzer hâdiselerle doludur. Demek ki, İslâm'dan sonra yerli şamanlar çiltanları kendilerine pir yapmakla eski ilişkiyi yenilemişlerdir, çünkü çağdaş bir yorumcunun gözünde çiltan veya erenle, şamanın farkı vardır. Eski şaman ve eren ya da çiltan için böyle bir fark yoktur. Her ikisi de, milli kültürümüzün taşıyıcıları olup manevi âlemle maddi âlem arasında ilişki kuran, insanla ruhlar arasında iletişim sağlayandır..
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |








