Mehmet Önder: Hacı Bektaş Dergâhı nasıl açıldı?
| Makale İçeriği |
|---|
| Mehmet Önder: Hacı Bektaş Dergâhı nasıl açıldı? |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Sayfa 4 |
| Tüm Sayfalar |
30 Yıllık Bir Hatıra
Osmanlı devrinde İslâmi tarikatlar Anadolu'da, hatta devletin egemen olduğu Avrupa ve Arap ülkelerinde, kısaca "tekke" adı verilen dergâh, âsitane ve zaviyeleriyle çok yaygın olarak yüzyıllar boyu yaşamışlardı. Bunlar arasında büyük mutasavvıf Mevlâna Celâleddin adına kurulan Mevlevî tarikatı ile Hacı Bektaş Veli adına kurulan Bektaşi tarikatı en tanınmış ve yaygın olanlarıydı. Mevlevi tarikatının merkezi Konya, Bektaşiliğin merkezi ise Hacıbektaş kasabasıydı. Her iki tarikat pirinin türbesi bu merkezlerde ve dergâhlarının içindeydi.
Cumhuriyetten sonra, 30 Kasım 1925 tarihli "Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması'na ilişkin Kanun yürürlüğe girer girmez, Türkiye'deki bütün tarikatların dergâh, asitane ve zaviyeleri kapatıldı. İçerisindeki eşyalar mahallerinde kurulan heyetler tarafından bir tutanakla tespit edildi. bunlardan sanatlı, etnografik nitelikte değerlileri, bölgesindeki müzelere, müze yoksa doğrudan Ankara'da kurulmakta olan Etnografya Müzesi'ne gönderildi. Yalnız bir dergâh bu uygulamanın dışında bırakıldı. Atatürk, Konya'daki Mevlâna Türbesi ve Dergâhı'nın kapatılmayarak müze hâlinde ziyarete açılmasını istiyordu. Bâşbakan İsmet İnönü, 6 Nisan 1926 günü toplanan Bakanlar Kurulu'ndan bir karar aldı. Bu kararda: (Tarz-ı mimari nokta-i nazarından kıymeti ve etnografyaya müteallik âsârı ihtiva eylemesi hasebiyle müze ittihazına elverişli olduğu anlaşılan Konya'daki Mevlâna Türbesi ve Dergâhı'nın müze olarak tanzimi ve ziyarete açılması...) bildiriliyordu. Bu, kararnameden sonra Millî Eğitim Bakanlığı Hars ve Asar-ı Atika (Kültür ve Eski Eserler) Dairesi Müdürü Hamid Zübeyr (Koşay) bir heyetle Konya'ya gönderilerek Mevlâna türbesi ve Dergâhı'nın tüm eşyaları, Dergâh erkânından (postnişin, tarikatçı dede, kazancı dede ve türbedar)dan teslim alındı. Müzeye müdür olarak atanan M. Yusuf Akyurt bu eşyaları envanter ederek Dergâhı, (Asar-ı Atika Müzesi) adıyla 2 Mart 1927 günü ziyaret açtı.
Eski adı Suluca Karahüyük olan Hacıbektaş'taki Hacı Bektaş-i Veli türbesi ve Dergâhı eşyaları ise yine Hamid Zübeyr (Koşay)ın başkanlığında ayrı bir heyet tarafından teslim alınmış, Dergâhın oldukça zengin kütüphanesi ile birlikte bu eşyalar Ankara'ya getirilmişti. Eşyalar Etnografya Müzesi'ne, kitaplar da Ankara Umumi Kütüphane'ye devredilmiş, Dergâh ve Türbe kâpatılarak Vakıflar idaresinin gözetimine ve korumasına bırakılmıştı.
Aradan yıllar geçti. Konya'daki Mevlâna Türbesi ve Dergâhı, Mevlâna Müzesi olarak dünyaya kapıları açmış, her yıl yüzbinlerce ziyaretçiyi bağrına çekiyordu. 1950 yılından sonra Konya Mevlâna Müzesi'ne müdür olarak atanmamla birlikte, Mevlâna'nın ölüm yıldönümlerine rastlayan 17 Aralıklarda daha kapsamlı Anma Törenleri düzenlenmeye başlandı.
Bu törenlerde Mevlevi müziği ve semâhından da örnekler veriliyor, törenler yerli-yabancı, herkesin ilgi ve hayranlığını çekiyordu. Mevlâna, 13. Yüzyıl başlarında, ailesi ile birlikte Orta Asya'daki Belh şehrinden Anadolu'ya göçen Anadolu Selçukluları'nın başkenti Konya'ya yerleşen, bu şehirde eserlerini yazan, burada ölen bir Türk mutasavvıfi ve tasavvuf şairi idi. Hacı Bektaş da aynı yüzyılda Asya'daki Horasan Bölgesi'nden Anadolu'ya göçen, bugün Türbesi ve Dergâhı'nın bulunduğu Suluca Karahüyük'e yerleşen, burada çevresinde toplanan Oğuz Türkmenlerine Allah yolunda, din yolunda klavuzluk eden, onların saf gönüllerini aydınlatan bir tasavvuf güneşiydi. Mevlâna ve Hacı Bektaş, birbirleriyle dost, birbirini seven ve sayan iki büyük mürşiddi. Düşüncelerinde, irşadlarında hemen hemen fark yoktu. Biri şehre yerleşmiş, toplumun okur-yazar yüksek kesimine, öteki okuyup yazması bile olmâyan, saf yürekli. inancı tanı, çoğu konar-göçer yürük, ya da tarlasını ekip biçerek kıt kanaat geçinen köylülere sesleniyordu. ölümlerinden sonra, dervişleri ve sevenleri tarafından her ikisinin adına tarikatlar kurularak, birine Mevlevî, ötekine Bektaşi denmişti. Her iki tarikat ta Osmanlı devletinin kuruluş yıllarından başlayarak hızla yayıldı. Anadolu'ya, Anadolu'nun dışına taştı. Yüzlerce Mevlevi ve Bektaşi dergâhı, asitânesi, zaviyesi açıldı. Zaman zaman aralarında rekabet te oldu. Birbirlerini yerdiler. Ama gerçekte, tarikat âdâp ve erkânına, ya da baştaki şeyhlerin görüş ve inanç sistemlerine ilişkin farklarla yüzyıllarca varlıklarını sürdürdüler. Bu böyle olduğu, her iki tarikatın Türk kültürü sanat, ve edebiyat alanlarında derin etkileri, hizmetleri bulunduğu hâlde, birinin dergâhı ve türbesinin ziyarete açık, ötekinin kapalı olması, çok aydınları üzüyordu.
| < Önceki |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |






