Emine Yavuz: Kasımpatı
| Makale İçeriği |
|---|
| Emine Yavuz: Kasımpatı |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Sayfa 4 |
| Tüm Sayfalar |
|
Emine Yavuz |
dışarıda lodos
buharanın karşısında sen, ben ve masal
mısır patlattım
dinleyin çıtırtıları
Bir varmış bir yokmuş, develer tellal, pireler berber iken, o günlerde senle ben hiç geçinemezken, televizyon denilen ittiricinin olmadığı dönemlerin birinde, başımı alıp yollara düştüm. Dağların arasında unutulan kuytu yerdeki kasabaya varıp oturdum. Öyle rahattım, öyle rahattım ki, sormayın gitsin. Elmayı verdim yemedin, memeyi verdim emmedin, masal da, ille masal dedin. Beni nasıl da kaf dağının ardına iteledin. Elimdeki çıkını sen vermiştin, ben açtım. Ben çıkını açtıkça o kapandı, çıkın kapandıkça, durmayıp açtım. Derken çıkının içinden kat kat çıkınlar çıktı. Incık, cıncık, boncuk arayacak oldum. Boşuna. Bir şeycik bulamadım. Durup oturdum. Gönlü yetince, iki ağızlı bir şey parladı çıkının içinden, taa derinliklerinden ve kendiliğinden. Pırıltının ardısıra az gittim, uz gittim. Gittim gittim, derinlere indim. Bir süre dinlendim. Az daha gidince devlerin inine indim, öylesine ve birdenbire. Ne olduğunu anlamadan uzandım. Elim kapana sıkıştı, canım yandı. Özür diledim elimden, artık uyanık olurum dedim içimden. Canımın acısını üflerken nanik yaptım gölgeme.
Kalkıp gitmek üzereyken, bir de ne göreyim -olacak iş değil- masal kapana sıkıştı. Üstelik renkli mi renkli. Alı al, moru da mor mu mor!.. Masalı öpüp koklayıp okşadım. Öyle güzeldi ki, parmaklarımın arasında irice, ak bir kuşa dönüştü. Masal bu ya, kanat çırparken 'uçacağım' diyordu. Yüreğini yüreğimde tuttum, dudağımı sündürdüm. Öpüştük. Üfff, başım döndü. Bu neydi böyle! Gözlerine daldım, gördüklerime inanamadım, az kalsın uçuyordu amma, tam zamanında yakaladım. Seni gidi seni, kaçırır mıyım ben seni, demez miyim! Masala yanıştım, içeriğine daldım, derinliklerinden tat aldım. Bir köşede sessizce kıvrılıp yattım. Nasıl da uyumuşum. Beşikte sallanan bebek olmuşum. Şöyle yan döneyim dedim, düştüm. O gün bugün düş bahçesindeyim.
Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim. Bitlenecek değildim. Yiyip içip gezindim. Çıkmaz sokağın sonundaki sarayın kapısına gelip dayandım. İçeriye girmek için atın önündeki eti aslana, aslanın önündeki otu ata verdim. Sarayın içindeydim. Amanın ne güzel yerdeyim. Bileydim önceden gelir yerleşirdim. Orayı burayı şurayı gezip tozmakla bitiremedim. Hava karardığında dinleneyim, gönlümle söyleşeyim, dedim. Bir de ne göreyim. Yerde, upuzun bir tel saç parıldıyor. Dayanamayıp aldım. Elim dilim altına kesti. Uyku başıma vurdu. Derin derin soludum. Amanın ne göreyim. Uşaklar koşuşturuyor, yemekler pişiriliyor, çalgılar çalınıyor. Sen olsan ne yapardın? Ben şahsen, dona kaldım.
Uzunnnn bacaklı bir leylek beni ayıktırdı. Önüme düştü, başladık yürümeye. Yürü anam yürü… Yürü babam yürü... Gerçi buna yürümek denemezdi. Koşuşturmaktan alın damarlarının çatlatılmasıydı belki. Derken, değerli taşlarla döşeli bir odaya vardık. Donuk bakışlı, upuzun altın saçlı dev-anaya bakmaya doyamadım, dokunmaya kıyamadım. Bir tel saç üzerine attım. Canlandı. Çok beklettin, dedi. Köşeye çöküp sağ memesini bir oğluna verdi, sol memesini şöylecene tuttu, sırtından attı. Oğulluğu da ağlamayı kesti. Oğullarını emzirirken, ondan bundan şundan konuşuyordu. Benim ise içim içime sığmıyordu. Durdum duramadım, kıpırdandım, dev anadan masal anlatmasını istedim. Kocaman ağzıyla güldü de güldü. Derken anlatmaya koyuldu. Durdurana aşk olsun... Tekerlemeleri geçelim. Tekerlemeler birgün, bir gece sürdü. Gerisini mi getireyim? Üf!. Yeter gayrı. Ne olur anne, babam doğsun artık. Seni tanısın. Âşık olunsun. İşinizi görün, ben de kızınız olayım. Beşiğinizi de kim sallarsa sallasın.
| < Önceki |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |









