İlhan Baran: Türk Müzikolojisinin Önemi
| Makale İçeriği |
|---|
| İlhan Baran: Türk Müzikolojisinin Önemi |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Tüm Sayfalar |
Cumhuriyetin kuruluşundan beri, Türk müziği ve Batı müziği, başka bir deyişle tek sesli müzik ve çok sesli müzik taraftarları arasında süregelen bitmez tükenmez tartışma ve iddialar, Türk sanat ve düşünce hayatına hiçbir ciddi katkı getirmemiştir. Yarım yüzyıllık, bu gereksiz ve temelsiz iddiaların, teknik bilgilere ve müzikolojiye dayanmaktan çok duygusal yaklaşımlardan kaynaklanması, ve hiçbir tutarlı dünya görüşüne dayanmaması, sonuçta Türkiye'yi müzik sanatından yoksun bir ülke haline getirmiştir. Türk müziği ile Batı müziği ya da tek sesli müzik ile çok sesli müzik mensupları ve partizanları arasındaki bu "tarihî" çekişmenin aslında, teknik olarak, hiçbir temeli yoktur. Bu temelsizliğe, bir açıklık getirmeye çalışalım.
Zengin bir geçmişe sahip olan Türk müziği, Batı kültürünün dışında kalan bütün müzik türleri gibi tek seslidir. Bu tek sesliliğin, bir kusur olup olmadığı hakkındaki tartışmalar, diğerleri gibi çok uzamıştır. Batı kültürü, bin yıl önce çok sesliliğe geçmeye başladığına göre, tek sesli müzik türlerinin, aşama yapamamış müzik türleri oldukları tartışılmaz bir olgudur. Hiç müzik bilmeyen bir aydın dahi kolayca kestirebilir ki, dört ayrı ezginin birbirine paralel olarak ve saptanmış kurallar içinde duyulması bir tek ezginin sürmesine nazaran, insan düşünce ve duyarlılığının çok daha ileri bir aşamasını temsil eder. Yine de Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da, bu noktaya çok takılmamak gerekir idi. Bunun için iki gerekçe öne süreceğim:
A. Tek sesli müzik, Batı kültüründeki karmaşık çok sesliliğe nazaran geri kalmış bir teknolojiyi temsil ederse de, bu teknoloji içinde yine de iyi ve güzel şeyler yapılamaz değildir. Yalnız bunun için müziğin dışında, iyi bir genel kültüre ve evrensel bir dünya görüşüne sahip olmak gerekir. Demek ki, tek sesli olarak yeteri kadar asil ve yeteri kadar evrensel yaratılar yoksa, bu tek sesli tekniklerden ya da bu işle uğraşan bestecilerin kusurlarıdır. Çünkü, tarihsel aşamasını tamamlamış düşünce sistemleri içinde bile, daha uzun süre iyi ve güzel şeyler yapılabilir. Tarih bunun örnekleri ile doludur.
B. Türk müziğinde kullanılan, otuz-kırk kadar orijinal makamı acaba tümden modası geçmiş, sadece tarihsel olmuş bir malzeme midir? Bu iddia, Batı müziğini ve çok sesliliği bilgisizce ve anlamadan savunan geniş kesimlerce sık sık ortaya atılmaktadır. Bu kesimler, çağdaş müzik tekniklerini etüd etmek yeteneğine sahip olsalardı, yirminci yüzyılın en zengin müzik malzemesinin, tek sesli modlar (diziler, makamlar) olduğunu müşahede ederlerdi. Bu modlar, tek ses-çok ses tartışması yapanları hayal bile edemeyecekleri karmaşık çok sesli tekniklerle işlenir. Bu tek sesli modlar, Batı literatüründe kontr puan olarak, üçlü akor yapıları içinde, dörtlü akor yapıları içinde, ikili akor yapıları içinde, polikord akor yapıları içinde, karma akor yapılan içinde, armonik sentez yapıları içinde, caz armonisinin olanakları içinde ve hatta parçalanarak, atonal tekniklerle ve çok ileri bir insan düşüncesi aşamasında işlenmektedir. Dolayısıyla Türk makamları da yalnız Türkiye'nin değil bütün uygar dünyanın çağdaş müziğini besleyecek olan bir müzik dili teşkil eder.
İleri sürdüğüm bu iki gerekçe sonunda: Cumhuriyet dönemindeki müzik politikasının doğru yörüngesine oturtulamadığı kendiliğinden anlaşılmaktadır. Bu konuyu biraz açmaya çalışayım: Türk müziği ve Batı müziği, diğer deyişle tek sesli müzik ve çok sesli müzik birbirinin alternatifi değildir. Sürekli olarak ikisi arasında bir tercih yapmaya kendini zorlamak çok yanlış bir kültürel tutumu benimsemek olur. Tek sesli müzik ile çok sesli müzik, Türkiye gibi çağdaşlaşma sürecini yaşayan bir ülkede, uygar çoğulcu ve demokratik kültürün bir sonucu olarak, birarada yaşayan iki değişik renk olarak algılanmalıdır. Burada, elli senedir yapılan içi boş ve de kof kavganın atladığı esas önemli nokta şudur:
Tek sesli ve çok sesli müzik dilleri ancak kalite ve evrensel doğruluk için rekabet etmelidirler. Bu tür bir rekabet her iki kesimin kalitesini yükselteceği için, çoğulcu ve demokratik Cumhuriyet kültürü için, mükemmel bir katkı teşkil edebilirdi. Bu yapılmamış, bunun yerine her iki kesim birkaç basit slogan ile birbirlerini yıpratmaya çalışmışlardır. Sonuçta, esas yıpranan yeni Türk kültürü olmuştur.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |









