Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Susmayı bilmek söylemeyi bilmekten daha nadir bir meziyettir. AMBROISE

Abdullah Tekin: Bektaş'ın Yeni Yaşamı

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Perşembe, 07 Ağustos 2008 10:46

Makale İçeriği
Abdullah Tekin: Bektaş'ın Yeni Yaşamı
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

Suluca Karahöyük'te kurduğu ocakta Babalılar'ın artıklarını Bektaşilik adlı ekolde toplayan Bektaş, Anadolu'nun özgürlüğü için, Moğol egemenlerin kuklası durumundaki Selçuklular'a karşı döğüşen Türkmenlerin en büyük yardımcısı, öğütçüsü ve destekçisi olur. Onun bu çalışmalarını bazı tarihçiler "Anadolu'da huzursuzluk yaratma" türünde değerlendirmişlerse de; Anadolu'nun özgürlüğü yolunda vuruşma ve bu yoldaki çabaları destekleme kısa zamanda ürününü verecek; Bektaş uyarları ile ardıllarının kurulma, gelişme ve çalışmalarına büyük katkıda bulundukları Osmanlı Beyliği Domaniç yaylasından boy vermeye başlayacaktır. Bektaş'ın kurduğu ocağın ışıklarını "uc"lara taşıyan ve kökenleri Babalılar'a ulaşan gezginci dervişlerle bunların kılıçlıları büyük bir imparatorluğa dönüşecek bir beyliğin temelinde harçları olan kişilerdir. Bektaş ekolünden olan Babalar, Ahlat'tan yola çıkıp Domaniç yaylasına uzanan Türkmenlerle Selçuklu fanatizminden uzakta yansıyan bir çizgide buluştukları için sevilip sayılırlar. Nitekim İngiltere Kraliyet Tarihçisi Philip Mansel "Konstantiniyya" adlı kitabında Osmanlı'nın askeri zaferlerinde Hacı Bektaş yanlılarının büyük katkılar sağladığını belirtir ve "Askerler Muhammed ve Hacı Bektaş" diye bağırıyordu söylemine yer verir. (s. 316)

Ne yazık ki Konya sarayına kapılanan din bezirganları o kapının kapanması üzerine yeni boy veren devletin içine sızıp Osmanlı'da sahneye çıkmayı başarırlar. Hacı Bektaş ekolünün izleri kıyıda kenarda kalır. Tıpkı 1554 yılında Malkoç Balı tarafından yaptırılan bir çeşme kitabesindeki sözler gibi: "Gaziler Serdarı Hacı Bektaş".[1]

Bektaş'ın Suluca Karahöyük'te medrese skolastiğine karşı cephe alarak sosyal nitelikli bir düzen içinde Anadolu'nun özgürlüğü uğruna çaba harcadığı gözlenir. Dikkat çekmesi gereken önemli noktalardan biri de Konya sarayındaki İran kültür ve dilinin egemenliğine karşın Bektaş ocağında Türk kültürünün ve Türk dilinin konuşulmasıdır.

Bektaş'ın Suluca Karahöyük'te kurduğu ocak bir tür "iş okulu" niteliğindedir. Baba Bektaş'ın ocağında herkes çalışmaktadır. Ocağın bugünkü -Hacıbektaş ilçesindeki- yapısından da anlaşılacağı gibi, bir işbölümünün egemen olduğu çalışma düzeni söz konusudur. Bir kesim toprakta, bir kesim atelyede çalışır. Bir kesim duvar örer, bir kesim de çalışanların gereksinimini karşılamak için yemek pişirir. Moğol atlılarının Anadolu'da tozu dumana kattığı, ağır vergilerin halkı ezip perişan ettiği, Selçuklu'nun batıp kaybolmaya yüz tuttuğu ve yeni beyliklerin oluşma sancılarının yaygınlaştığı bir perişanlık ve kaç-göç ortamında Baba Bektaş'ın ocağı sevgi, saygı, hoşgörü ve emeğe dayalı bir biçimde tütmektedir. Kabul etmek gerekir ki Hacı Bektaş'ın Suluca Karahöyük'te başlattığı yeni yaşam, hem Bektaş ve yanlıları hem de çağdaşı olan düşünce ve eylem adamları açısından Anadolu'nun en dingin bölgesi olarak değer bulur. Akıl içerikli laik bir tablonun insanca edimleri ve izleri yaygınlaşmaya başlamıştır. Savaş dönemi geride kalmış, insanların özgürce çalışıp ürettikleri bir dönem başlamıştır.

Bektaş'ın bu ocağını ve ocağın sosyal nitelikli yapısını Ahilik düzeninin dışında değerlendirmek doğru olmaz. Nitekim Türk Ansiklopedisinde Bektaş'ın Ahilerin Seyfi kolunu temsil eden Alp-Erenlere "serçeşme" tanındığı belirtilir.[2] Kırşehir ve yöresini kapsayan örgütün esnaf, zenaatçi ve çiftçilerin tüm iş kollarını kapsayan sosyo-ekonomik genişliği dikkat çekicidir. O aşamada Bektaşilik için tarikat türünde değerlendirme yapma, biraz da -Babalı örneğinde olduğu gibi zorunlu olarak verilen- dinsel hava yüzündendir: "Bu esnaf, zenaatçi ve çiftçilerin birliklerinin ya da sendikalarının belirli sosyal ve ekonomik ilkeleri zamanla niteliklerini yitirmemesi ve gevşememesi için -o zamanın koşullarına göre- dinsel esaslara oturtulmuşlardı. [3]

Bektaş'ın en büyük ve yakın arkadaşının Ahi Evren oluşu, yörede bir çalışanlar birliğinin, bir örgütün varlığını kanıtlar. Bu birlik üyeleri "zaviyede oturup zikirle uğraşma" vakıf malı yeme yerine; bir sanat sahibi olup emek karşılığında geçiniyorlar ve geniş bir dayanışma ve yardımlaşma sağlıyorlardı.


Ortaya karışık salata misali makale salatası

Eğer isterseniz?