Murat Küçük: Kısa Saplı Bağlama'nın Öyküsü
| Makale İçeriği |
|---|
| Murat Küçük: Kısa Saplı Bağlama'nın Öyküsü |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Sayfa 4 |
| Tüm Sayfalar |
![]() |
| Yusuf Toraman |
Malatya'nın Arapgir ilçesine bağlı Onar köyünde doğdu Yusuf Toraman. Akçadağ Öğretmen Okulu "imtahanına" girdi, kazanamadı. Bunun üzerine babası Yusuf'u Arapgir'de bir marangozun yanına çırak verdi. Şahmettin Usta aynı zamanda Arapgir'in müezziniydi. O yıllarda radyoda Nurettin Çamlıdağ, Nezahat Bayram'lar çalınırdı. Marangoz dükkanında sandık büyüklüğündeki radyoda türküler dinleyen Yusuf Usta'nın en büyük özlemi saz çalmaktı. Bu sevda böyle başladı.
1963 yılında İstanbul'a kaçıp geldiğinde, Vatan Caddesi'nde Balkan muhaciri Abdurrahman Usta'nın marangoz dükkanına çırak girdi ve ilk işi Şehzadebaşı'nda 125 kuruşa bir saz almak oldu. Haftalığı 75 kuruştu. Babası kışın İstanbul'a gelir, 3 ay çalışıp köye dönerdi. Kaçıp geldiğinde önceleri amcasında kaldı. Sonra babası gelince bir han odası tuttular. Vatan Cadde'sindeki Bozkurt Han, Malatyalı, Erzincanlı, Tuncelili köylülerin mekanıydı:
"Yatak yoktu. İkimiz bir yatakta yatardık. Yemeğimizi filan hep o odada yiyoruz. Çarşaflar yıkanmaz... böyle bir rezillik. Bağlamayı babamdan gizli almıştım. Görmesin diye karyolanın altına saklıyorum, odada olmadığı zaman çıkarıp çalıyorum. Tabi karyolanın altında duran sazda tel kalır mı? Akort tutmuyor, paslı, çalmasını bilmiyorum. Beyazıt'ta Hasan Bayhan diye biri bağlama dersi veriyor ona gidiyorum filan. Bu arada marangozluğa devam!"
Yusuf Usta sonraları bu dükkandan ayrılır ve bir mobilyacının yanında çalışmaya başlar. Henüz askere gitmemiştir. Cemil Usta'nın önerisiyle akşam sanat okuluna kayıt yaptırır:
"Vatan Caddesi'nden Cihangir'e, 25 kuruş otobüs parası vermemek için sabahın 6'sında evden çıkıp, 7.30'da dükkana varıyordum. Büyük para bana göre. Çünkü 25 kuruşa ben o zaman kuru fasulye, pilav, yarım ekmek yediğim, üstüne de bir şişe su içtiğim zaman mis gibi karnımı doyuruyordum."
Sonraları Cemil Usta'dan izin alıp, atölyede bir saz yapmaya girişir. Tabi iş güç bitip el ayak çekilince.
"Paydostan sonra gece yarılarına kadar uğraşıyorum bu saz için ama bir şey de beceremiyorum..."
Sonra askere gider, ve dönüşte yine bir marangozun yanına girip çalışmaya başlar.
"Bir kaç yıl sonra ekonomik durumumuz biraz düzeldi. Kardeşim de geldi, babamla kardeşim pazarcılık yapıyorlardı. Sonra ben de pazarcılığa başladım bizimkilerle. Daire aldık, kamyonet aldık, ben ehliyet alıp, kamyonetimi kullanmaya başladım. Marangoz olduğum için pratik tezgahlar yapıyordum. Hemen akşam oldu mu toplayıp arabaya koyuyorum. Sabah çabucak kuruyoruz filan. Bu arada evlendim. Derken minübüsçülüğe heveslendim. Bir minübüs aldım. Zeytinburnu-Beyazıt hattında çalışmaya başladım."
Bu kadar değişik işlere girip çıksa da Yusuf Usta'nın gönlü hep sazdaydı. Küçücük, bir saz yapmış ve minübüsün dikiz aynasının üzerine nazarlık gibi asmıştı. Bu minyatür sazla gelen sohbet, onun gönlündeki tutkuya yönelmesi için de yumuşak bir geçiş sağladı.
"Bir gün Yenikapı'da Yakamoz gazinosuna bir grup götürdüm. Aynaya asılı küçük saz, gruptakilerden birinin dikkatini çekmiş. Sonra kuliste beklerken adının Turan Engin olduğunu öğrendim. Tanıştık. Sevilen bir halk müziği sanatçısıydı. Hala çok severim. Nerelisin diye sordu. İşte saza meraklı olduğumu görünce dedi ki: 'Arif Sağ, Fındıkzade'de bir sazcı dükkanında kurs veriyor. Oraya git.' Bu dükkan Ragıp Akdeniz'in. Ertesi gün işe gitmedim, minübüse atlayıp Fındıkzade'ye gittim. Sokak sokak arayıp dükkanı buldum. Bodrum katında köhne bir dükkan. Ragıp Usta'yla tanıştım ve saz kursuna kaydımı yaptırdım.
1975 yılıydı sanırım. Arif Sağ akşam altıdan sonra gelip ders veriyordu bize. Arif Hoca'yla dost olduk. Bu arada ben öğlene kadar hatta çalışıyor, öğleden sonra minübüsü çekiyorum Ragıp Usta'nın dükkanın önüne. Bakıyorum, usta nasıl saz yapıyor. Derken ustaya yardım etmeye başladım. Marangozum ya, elim yatkın. Tabi Ragıp Usta'nın dikkatini çekti bu. Ragıp Usta'ya iş beğendirmek meseledir. Her ustayı, her sazı, her saz çalanı beğenmez. Bir gün Arif Hoca ders saatinden önce geldi. Baktı ben ustaya yardım ediyorum. Birden dedi; 'Ulan Yusuf sen güzel takım kullanıyorsun. Boşver çalmayı saz yap!' Arif Sağ da çok güzel takım kullanır ha! Atölyede yapmayacağı iş yoktur. Böyle böyle Ragıp Usta'nın yanına gidip gelmeye başladım."
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |










