Skip to Menu Skip to Content Skip to Footer
Yaşam kısa, sanat uzundur. HIPPOKRATES
  • kanalkultur.com

Yalçın İzbul: Kültürel Antropolojinin Folklora Bakış Açısı

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Salı, 10 Haziran 2008 18:47

Makale İçeriği
Yalçın İzbul: Kültürel Antropolojinin Folklora Bakış Açısı
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Tüm Sayfalar
yalcin-izbul-kulturel-antropolojinin-folklora-bakis-acisi
Doç. Dr. Yalçın İzbul

Genel Bakış: "Folklor" mu, "Halkbilim" mi?

Ülkemizde folklor incelemeleri ve kültür antropolojisi arasında olması gereken bağların zayıflığını konu edinen sunuşumuzda, bu önemli eksikliğin giderilebilmesine yönelik bazı eleştiri ve dileklerimizin iyi niyetimize bağışlanmasını diliyorum.

Konuya ülkemizde yine bir başka alanda, filolojiler ile dilbilimciler arasındaki şaşırtıcı ilişki eksikliğinden örnek vererek girmek istiyorum. Filolojiler fikir hayatımızda uzun ve güçlü bir geleneğin birikimi ve bu birikimleriyle haklı olarak öğünen kadrolarla temsil edilmektedirler. Fakat yine aynı kadrolar, genç dilbilimcilere karşı haksız bir çekingenlik içindedir. Oysa, sosyal bilimler metodolojisine sırtını veren çağımız dilbilimcisinin klasik filoloji tavırlarına karşı savunduğu yeni yaklaşımlar, farklı bir bakış açısının ciddiyetle tartışılması gereken ürünleridir.

Ülkemizde folklor bilimci ve kültür antropoloğu arasındaki ilişki eksikliğinin de buna benzer bir çizgide oluşmuş bulunduğu yolundaki görüşümüzün, bu önemli Kongrede huzurlarınızda tartışılmasını diliyorum. Kültür antropolojisi konulara, bir yandan toplum bilimlerine, öte yandan doğa bilimlerine olan yakınlığı dolayısıyla geliştirdiği güçlü bir metodolojinin nesnel (objektif) ölçütleri içinde yaklaşıyor. Folklorcu veya, kimilerinin tercih ettiği terimle, "halkbilimci" ise, çoğu zaman duygusal bağlarla bağlı olduğu bir geleneği, beşerî bilimlere has bir sempati, hoşgörü, hayranlık ve ayrımcılıkla tasvir ediyor, kayıtlara böyle geçiriyor. Hatta belki çalışmalarının amacını dahi bundan ibaret görüyor. Oysa böyle bir yaklaşımla yola çıkılınca, ulaşılan değerlendirmenin aslında çeşitli önyargılarla koşullanmış olduğu kuşkusu haliyle gündeme geliyor.

Biz burada, folklor incelemelerinin toplum bilimleri (sosyal bilimler) bünyesi içinde, kültür antropolojisine dayalı bir uzmanlık alanı olarak düşünülmesi; akademik kadroların da o yönde yetiştirilmesi gereğini savunuyoruz. Kanımızca folklorcu, yahut halkbilimci, programını ve metodolojisini buna göre yeniden gözden geçirmek durumundadır. Bundan, folklorculuğun da, sosyal bilimlerin de kazanacakları karşılıklı çok şey vardır.

Kültürel Antropoloji - Etnoğrafya - Etnoloji - Sosyal Antropoloji; Kültür ve Dünya Görüşü: Süreklilik ve Değişme

Bilindiği gibi kültür, insanoğlunun grup ve topluluk içinde öğrenme yoluyla kazandığı, edindiği, geliştirdiği maddî - manevî birikim, değerler, yönelimler, teknoloji, duygu dünyası, düşünce dünyası, toplumsal davranışlar, iletişim dünyası ve sanatsal anlatımlar toplamından oluşan bileşime, genel ortama verdiğimiz addır. Kısacası kültür, insanoğlunun biyolojik kalıtım ötesindeki kazanımlar, gereksinimler, doyumlar ve doyumsuzluklarının dünyasıdır...

Antropolojide, belli bir kültür topluluğuna ilişkin alan çalışması ve araştırmaya dayalı veri toplama / kaba sınıflama çalışmalarına "etnoğrafya" adını veriyoruz. Burada sözkonusu edilen kültür topluluğu, küçük bir kabile, herhangi bir azınlık, coğrafî bir yöre halkı, yahut çağımızın başlı başına bir ulusal toplumu olabilir. Folklor araştırmalarında derleme, toplama, kayıtlara geçirme düzeyinde yürütülen etkinlikleri de, etnoğrafya çalışmalarının vazgeçilmez bir bölümü saymak gerekir.

Etnoğrafyalar arası ve etnoğrafyalar üstü sınıflandırma ve karşılaştırmalı çözümlemeye dayandırılan, bir yandan tarihsel (çokzamanlı) boyut ve öte yandan yapısal (tekzamanlı) boyutta açıklama ve bireşime (sentez) yönelen, kapsamlı ve sistematik bilim alanına, geleneksel terminolojide "etnoloji" adı verilirdi. Günümüz bilimler sınıflamasında ise, "kültürel antropoloji" adına daha sık rastlıyoruz. Dikkati çeken nokta ise şudur: Bu iki ayrı başlık altında, aslında dünden bugüne değişen düşünce ve görüş ortamları, konulara farklı bakış açıları dile getirilmektedir:

Avrupa düşünce tarihinin özel bir ürünü olan etnoloji geleneğinde tarihe duyulan ilgi önplanda geliyor; "ırk" ve "kültür" kavramları arasında kuvvetli bir paralellik ima ediliyor; kültürlerin sürekliliği kavramı ağırlık taşıyordu.

Günümüz kültür antropolojisi ise, ırk ve kültür arasında bağlantı tezini kuvvetle reddetmekte; kültürlerin sürekliliği konusunda ise, aynı saptamanın bir başka açıdan anlatımı olan "değişme" veya "evrim" kavramını önplanda görmektedir. "Evrim" kavramı, esasen hiçbir teleolojik yananlam taşımaksızın, en yalın ifadesiyle "hertürlü değişme" anlamında kullanılmaktadır.


Ortaya karışık salata misali makale salatası

Eğer isterseniz?