Harun Yıldız: Din, Siyaset ve İdeoloji - Haricilik Düşüncesinin Doğuşu
| Harun Yıldız: Din, Siyaset ve İdeoloji - Haricilik Düşüncesinin Doğuşu |
![]() |
| Harun Yıldız: Din, Siyaset ve İdeoloji - Haricilik Düşüncesinin Doğuşu. Sidre Yayınları: 6, Samsun 1999, 152 S., ISBN 975-94752-2-7 |
[KanalKultur] - Önsöz
İlk dönem İslâm toplumunda ortaya çıkan akımlardan biri ve belki de en önemlisi Hâricîler'dir. Hâricîler, siyasal bir grup olarak ilk kez, Sıffîn Savaşı'nın sonucunda gerçekleşen Hakem Olayı'ndan sonra tarih sahnesine çıkmışlar ve Müslüman toplumun gündemine de yeni bir takım soru ve sorunları getirmişlerdir. Onlar, Hz. Osman'a yönelik isyan hareketinden Hz. Ali'nin şehadetine kadar geçen dönemde müslümanların takındıkları farklı tavırların doğruluk ve yanlışlığını tartışmışlar ve düşünce sistemleri de siyasî boyutu böylesine öne çıkan tartışmalar çerçevesinde gelişmiştir.
İslâm Mezhepleri Tarihi incelendiğinde açık bir şekilde görülecektir ki, mezheplerin kaynağında dinî faktörlerin yanı sıra mutlaka sosyal ve kültürel bir takım faktörler de bulunmaktadır. Mezheplerin teşekkül ve gelişmeleri de, ortaya çıktıkları toplumun içinde bulunduğu sosyal bir takım şartlar, siyasî sürtüşmeler, eski din ve medeniyetlerden kalan unsurlar ile geçmişten gelen kültürel mirasın etkisinden hareketle olmuştur. Fikirler ve toplumsal olayların hakiki malzemesini nihayetinde insan toplulukları teşkil eder. Yine fikirler ve inanç haline gelen düşüncelerin oluşumunda sosyo-kültürel çevrenin inkar edilemeyecek derecede bir rolü bulunmaktadır. Bu yüzden de birer düşünce ekolü diyebileceğimiz mezhepleri doğuran tarihî, coğrafî, siyasî, toplumsal ve ekonomik şartları tam olarak tanımadan, görüşleri ve davranışları sağlıklı bir şekilde temellendirmek ve onları anlayabilmek hemen hemen imkansız gibidir. Şu bir gerçektir ki, şahısların veya toplulukların fikir ve görüşleri, tarihî, sosyal ve siyasî çerçeveden soyutlanamaz. Ayrıca herhangi bir mezhep veya düşünce sisteminin ortaya çıkışı, ancak tarihsel bütünlüğü içinde ve büyük ölçüde de mensuplarının sosyal ve kültürel seviyelerinin tesbiti ile sağlıklı bir biçimde anlaşılıp, yorumlanabilir.
Hâricîler de ilk dönem İslâm toplumu içinde ortaya çıkan ve siyasî boyutu ön planda olan önemli bir akımdır. Bunlar, İslâm toplumunun ana bünyesinden ilk ayrılan grup oldukları için de ayrıca önem taşımaktadırlar.
Hâricîlerin kendi eserlerinin bir takım nedenlerden dolayı bize ulaşamaması sebebiyle, onlar hakkındaki bilgilerimiz, "temel Hâricî" kaynaklara değil de; genel olarak muhaliflerinden gelen rivayetlere dayanmaktadır. Bundan dolayı ulaşabildiğimiz önemli Hâricî kaynaklarını kullanarak, elimizdeki malzemeleri onlarla karşılaştırma ve harmanlama yoluyla problemi aşmaya çalıştık. Hâricîler, sürekli olarak hem siyasal iktidara hem de toplumun ana bünyesine aykırı hareket ettiklerinden dolayı, onlara ilişkin bize ulaşan rivayetlerin gerçekleri yansıtmadığı düşünülebilir. Bu yüzden ilgili rivayetleri aktarırken tarafsız hareket etmek amacıyla biraz titiz davranmaya gayret edip, onların siyasal olay ve süreçler ile sosyal meseleler karşısındaki tutumunu bu çerçevede ortaya koymaya çalıştık. Her şeyden önce herhangi bir yargılama yoluna gitmeksizin Hâricîler'e İslâm tarihinin erken dönemlerinde ortaya çıkıp, tarihin akışını etkileyen önemli bir hareket gözüyle baktık.
Araştırma boyunca konumuzun sınırları dışına çıkmama düşüncesi ile tekrar ve gereksiz ayrıntılara girmeksizin, konuyu genel hatlarıyla incelemeye çalıştık.
Çalışmamız giriş ile iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde konunun önemi ile araştırmanın güçlükleri ve bunların nasıl aşılmaya çalışıldığı hakkında bilgi verilmiş, ayrıca Hâricîler'le ilgili yapılan çalışmalar üzerinde malumat verilip, faydalanılan kaynaklar kısa bir şekilde tanıtılmıştır.
Çalışmamızın birinci bölümünde İlk dönem İslâm tarihinde ortaya çıkan olayları sağlıklı bir şekilde anlamanın, öncelikle İslâm'ın gelişinden önceki sosyal ve siyasî yapının bilinip, özellikle de bu yapı içinde kritik bir rolü bulunan kabîle olgusunun çözümlenmesine bağlı olduğu düşüncesiyle İslâm öncesi ve İslâmî dönem Arap toplumunun sosyal yapısı ana hatlarıyla ele alınmıştır.
Çalışmamızın belkemiğini oluşturan ikinci bölümünde ise temel konumuz olan İlk dönem Hâricîlerinin doğuşunu etkileyen sosyo-kültürel faktörler üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda önce tarihsel süreç içinde -Hz. Osman'ın şehit edilmesinden, Hz. Ali'ye suikast girişimine kadar- gelişen siyasal olay ve faktörler, ardından da önemli bulduğumuz başlıklar altında sosyal ve kültürel faktörler ele alınmıştır. Ayrıca kültürel faktörler incelenirken, Hâricî düşüncesinin gelişimi ile Hâricîler'de şiir ve hitabet gibi konular da işlenmiştir.
Araştırmada şahıs isimlerinin yanına ölüm tarihleri ve tarihsel açıdan önemli olayların yanına da vukû buluş tarihi, hicrî/milâdî olarak verilmiştir. Dipnotlarda da kaynak isimleri ilk geçtiği yerlerde bibliyografik özellikleri ile belirtilmiş; daha sonraki alıntılarda eğer yazarın başka bir eseri kullanılmamışsa sadece yazar adının belirtilmesiyle yetinilmiş; yazarın başka bir eseri kullanılmışsa yazar adının yanına eserin ismi de kısaltılarak verilmiştir. Teknik bakımdan böyle bir tekrarın ortaya çıkardığı güçlükten dolayı, gerek metin içinde ve gerekse de dipnotlarda isimlerin başlarındaki "harf-i ta'rîf"ler kullanılmamıştır. Ayrıca bibliyografyada da, bulabildiğimiz kadarıyla müelliflerin ölüm tarihleri hicrî/milâdî şeklinde belirtilmiştir.
Son olarak araştırmamızın her aşamasında kendisinden ve eserlerinden çok istifade ettiğim, pek çok noktada da tavsiye ve yardımlarını gördüğüm değerli hocam Sayın Prof. Dr. Ahmet TURAN'a, İslâm Tarihi'yle ilgili kaynaklara ulaşmamda katkılarını esirgemeyen hocam Sayın Prof. Dr. Mustafa Zeki Terzi'ye, çalışmamı baştan sona okuyup değerli eleştirilerde bulunan ve yayınlanmasında da önemli katkıları olan Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ünver'e, ayrıca Arş. Gör. Vejdi Bilgin olmak üzere görüş ve düşüncelerinden faydalandığım diğer arkadaşlarıma da teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Harun Yıldız
Samsun, Eylül 1999
* * *
| Harun Yıldız: Din, Siyaset ve İdeoloji - Haricilik Düşüncesinin Doğuşu |
![]() |
| Harun Yıldız: Din, Siyaset ve İdeoloji - Haricilik Düşüncesinin Doğuşu. Sidre Yayınları: 6, Samsun 1999, 152 S., ISBN 975-94752-2-7 |
İçindekiler
Kısaltmalar / V
Önsöz / 1
Giriş
1) Konunun Önemi / 5
2) Araştırmada İzlenen Metod / 6
3) Hâricîler'le İlgili Yapılan Çalışmalar / 8
4) Araştırmada Kullanılan Kaynaklar / 10
5) Hâricî Adı / 16
6) Hâricîliğin Menşei / 20
1. Bölüm: İslâm Öncesi-İslâmî Dönem Arap Toplumunun Sosyal Yapısı
A: İslâm Öncesi Arap Toplumunun Sosyal Yapısı / 28
1) Arap Yarımadasının Coğrafî, Etnik ve Tarihî Yapısı / 28
2) İslâm Öncesi Arap Toplumunun Sosyal Yapısı / 30
3) Câhiliye Döneminde İdarî ve Siyasî Yapı / 36
4) Câhiliye Araplarında Din / 40
5) Câhiliye Araplarında Hukuk / 45
6) Câhiliye Araplarında Kültür / 46
7) Câhiliye Araplarında Ekonomi / 50
B) İlk İslâm Toplumunun Sosyal Yapısı / 53
2. Bölüm: İlk Dönem Hâricîlerinin Doğuşunu Etkileyen Sosyo-Kültürel Faktörler
A) Siyasi Faktörler / 64
1) Hz. Osman'ın Öldürülmesi / 65
2) Hz. Ali Dönemi / 72
3) Cemel Savaşı / 74
4) Sıffîn Savaşı / 76
5) Hakem Olayı / 80
6) Hâricîler'in Hz. Ali'den Ayrılmaları / 82
7) Nehrevân Savaşı / 90
8) Nehrevân Sonrası Hâricîler ve Suikast Girişimi / 93
B) Sosyal Faktörler / 97
1) Hâricîler'in Doğuşunda Kurrâ'nın Rolü / 98
a) Siyasî Olaylarda Kurrâ' / 100
b) Kurrâ'-Hâricîlik İlişkisi / 104
2) Kureyş Karşıtlığı / 107
3) Çöl (Bedevî) Yaşamı ve Hâricîler Üzerindeki Etkileri / 110
4) İslâm Toplumunda Kökleri Câhiliye Dönemine Uzanan Kabîlevî (Etnik) Mücadeleler / 114
5) Hâricîler'in Kabîlesel Kökleri / 119
6) İslâm Toplumunda Ortaya Çıkan Yapısal Değişim ve İlk Hâricîler'in Sosyo-Ekonomik Durumu / 122
C) Kültürel Faktörler / 126
1) İslâm'dan Önceki Din ve Kültürlerin Etkileri / 127
2) Hâricîler'in Kültürel Yapısı / 131
a) Hâricî Düşüncesinin Gelişimi / 138
b) Hâricîler'de Şiir ve Hitabet / 147
Sonuç 153
Bibliyografya / 164
* * *
Giriş
1) Konunun Önemi
İslâm'ın itikâdî ve amelî sahadaki "düşünce ekolleri" diyebileceğimiz mezhepler, dinin anlaşılma biçimleri ile ilgili tezahürlerdir. Siyasî, toplumsal, coğrafî, tarihî ve ekonomik bir takım sebepler, dinin anlaşılma planında, belirli fikir ya da şahısların çevresinde odaklaşmalara yol açmıştır. Böylece din anlayışı konusunda yer yer farklılaşmalar ortaya çıkmıştır. Bu farklılaşmaların da zamanla sistematik özellikler kazanarak, düşünce ve davranışları etkileyen geleneksel bir hususiyete bürünmesi ve kurumlaşıp, sosyal hayatta derin izler bırakarak varlığını sürdürmesi, karşımıza "Mezhep" olgusunu çıkarmaktadır.
Bu nedenle de mezheplerin doğuş sebeplerini iyi anlayabilmek için, birey ve toplum planında insan unsurunun önemini belirlemekte fayda vardır. İnsan unsuru devre dışı bırakıldığı takdirde, mezhepleri anlamak pek mümkün olmayacaktır.[1] Bu bağlamda herhangi bir mezhebin içinde bulunduğu dini bütün boyutlarıyla temsil ettiğini iddia edebilmek de pek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla mezhepler ve görüşleri de dinle özdeşleştirilmeden ve içinde doğup, geliştikleri ortamdan soyutlanmadan ele alınmalıdır.
Hâricîler de, ilk dönem İslâm toplumu içinde ortaya çıkan önemli bir akımdır. Bunlar, İslâm toplumunun ana bünyesinden ilk ayrılan grup oldukları için ayrıca önem taşımaktadırlar. Bundan dolayı da tarafsız bir şekilde ele alınıp, bilimsel araştırma metodları çerçevesinde değerlendirilmelidirler.
Hâricîler, İslâm tarihinde ilk ortaya çıkan akımlardan biri olduğu için doğdukları ortam ve şartlar ile onları ortaya çıkaran saikler de haliyle önem kazanmaktadır. Onları ortaya çıkaran saikler, tam olarak anlaşılıp kavranamadığı sürece Hâricî akımı anlamak da pek mümkün olmayacaktır. Biz de onları anlamak amacıyla bu mütevazi çalışmamızda böyle bir akımın ortaya çıkışına yol açan saikleri incelemeyi, o dönemin sosyo-kültürel zeminini ortaya koymayı amaçladık.
2) Araştırmada İzlenen Metot
Mezhepler Tarihi araştırmalarında esas olan, fikirlerin ne zaman, hangi şartlarda, nerede ortaya çıktığını ve kimler tarafından nerelerde benimsendiğini tarafsız bir gözle ve bilimsel bir çerçevede ortaya koymaktır.[2] Biz de araştırmamızda elimizden geldiğince bu hedefi gözetmeye çalıştık. Fakat araştırma süreci içinde bir takım güçlüklerle karşılaştık.
Hâricîler'le ilgili yapılan araştırmalarda karşılaşılan ilk güçlük, onlarla ilgili bilgilerin "gerçek Hâricî" kaynaklardan çıkarılamaması ve bu bilgilerin hemen hemen tamamının muhalifleri tarafından yazılıp, kaynaklarda toplanmış olmasıdır.[3] Bunun da nedeni, özellikle ilk dönem Haricî müelliflerin eserlerinin bize ulaşmaması ve ortaya çıkan boşluğu Hâricî karşıtlarının yazdıkları eserlerin doldurmasıdır. Bu durum da onlarla ilgili bir takım problemleri beraberinde getirmektedir.[4] Bu bağlamda bir ilimler tarihçisi olan İbn Nedîm, Hâricîler ve alt gruplarıyla ilgili pek çok eserin adını ve yazarlarını bize bildirmekteyse de "Bu eserler, bize ulaşmamıştır; çünkü, kitapları gizli tutulmuştur" demektedir.[5]
Biz de karşılaştığımız bu problemi ulaşabildiğimiz önemli Hâricî kaynaklarını kullanarak, onları elimizdeki malzemelerle mukayese etmek ve harmanlamak suretiyle aşmaya çalışacağız. Özellikle Hâricî kaynakların verdiği bilgi ve malzemeler, bazı problemlerin daha rahat çözüme kavuşturulmasını sağlayacaktır.
Ayrıca bu duruma bağlı olarak ortaya çıkan bir diğer güçlük ise, onlarla ilgili rivayetler ve verilen bilgilerde göze çarpan bazı çelişkilerdir. Nitekim Mezhepler Tarihi yazarlarının elimizdeki eserlerinde Hâricîler'e mal edilen görüşlerde bir takım farklılık ve çelişkiler bulunduğunu görüyoruz.[6] Bu bağlamda bugün İbâdîler dışındaki hiçbir Hâricî fırkasının eserlerine sahip olamadığımız için elimizdeki kaynaklarda mevcut olan bilgilerin, mezhep taassubundan ne derece uzak olduğunu ortaya koymak da, bir hayli güçtür.
Nitekim mezhep taassubu, dinî müdafaa, kabîle rekabeti, sosyal, ekonomik ve siyasî sebepler yüzünden "Fırak" veya "Milel ve Nihal" gibi kitaplarda bir takım yanlış anlatımlar, abartılı fikirler veya ilaveler vardır ki, bunu bizzat Eş'arî gibi bir Mezhepler Tarihçisi de itiraf etmiştir.[7] Bu durumda biz de, söz konusu güçlük ve problemleri tarafsız bir gözle ve bilimsel bir çerçeve içinde ele alıp, çözmeye çalışacağız.
Araştırmamızda elde ettiğimiz bulguları, Hâricî akımı ortaya çıkaran, siyasî, sosyal ve kültürel faktörler olmak üzere üç ana başlık altında -alt başlıklarını da göz önünde bulundurup, konunun bütünlüğü içinde ele alarak- incelemeye çalışacağız.
3) Hâricîler'le İlgili Yapılan Çalışmalar
Az da olsa Hâricîler'le ilgili yapılan çalışmalar, genellikle muhaliflerinin tahribatına uğramıştır. Ayrıca tüm hayatlarını savaş ve fiili mücadele ile geçirmeleri, kültür miraslarının zamanla kaybolmasına yol açmıştır. Bunlardan dolayı onlarla ilgili bilgiler, daha çok genel tarih kaynakları (Taberî/Târîhu'l-Ümem ve'l-Mülûk, Belâzurî/Ensâbü'l-Eşrâf, Mes‘ûdî/Mürûcü'z-Zeheb, İbn Sa'd/Tabakâtü'l-Kübrâ v.b.), şehir tarihleri (Hâtıb Bağdâdî/Târîhu Bağdâd, İbn Asâkir/Târîhu Dımaşk gibi), kelâm ve mezhepler tarihi kaynakları (Eş'arî/ Makâlâtü'l-İslâmiyyîn, Şehristânî/el-Milel ve'n-Nihal gibi), ilimler ve edebiyat tarihi ile ilgili eserler (Müberred/el-Kâmil fî'l-Lüğa, Câhız/el-Beyân, İbn Nedîm/el-Fihrist ve İbn Abd Rabbih/el-‘Ikdü'l-Ferîd gibi) ile konuyla ilgili monografilerden elde edilmektedir. Gözlemlenen bir başka gerçek de, bu bilgilerin Hâricî kültürünü muhafaza etmek amacıyla değil de, yalnızca misal getirme, red veya takdir etme gibi sebeplerle muhafaza edilmiş olmalarıdır.[8]
İbn Nedîm'in el-Fihrist'ine bakıldığında Hâricîlik hakkında eser yazımına çok erken dönemlerde başlandığı görülecektir. Bu konuda eser veren ilk müelliflerden biri Ebû Mihnef Lût b. Yahyâ (157/774)'dır. Onun konumuzla ilgili eserlerinden bazıları Kitâbu'l-Cemel, Kitâbu Sıffîn, Kitâbu Ehli'n-Nehrevân ve'l-Havâric, Kitâbu Makteli Osmân, Kitâbu'ş-Şûrâ, Kitâbu Bilâl el-Hâricî, Kitâbu Hadîsi'l-Ezârika, Kitâbu Dahhâk el-Hâricî'dir.[9] Hâricîler hakkında kitap telif eden ilk dönem yazarlarından biri de Vâkıdî (207/822)'dir. O da Kitâbu Sıffîn, Kitâbu's-Sünne ve'l-Cemâa ve Terki'l-Havâric fî'l-Fiten gibi eserler yazmış, fakat bunlar bize ulaşmamıştır.[10] Ayrıca bir Şiî müellif olan Nasr b. Muzâhim el-Minkârî (212/827)'nin de Kitâbu'l-Cemel ve Kitâbu's-Sıffîn gibi eserleri vardır.[11] Bu iki eserden bize yalnızca Kitâbu's-Sıffîn ulaşmıştır. Yine ilk dönem tarihçilerinden biri olan el-Medâ'inî (234/850)'nin de Kitâbu Makteli Osmân, Kitâbu'l-Cemel, Kitâbu'l-Havâric, Kitâbu'n-Nehrevân gibi eserleri vardır.[12]
Bunların yanında ilk dönem kelâmcılarından olup, Cebriye mezhebine mensup olarak kabul edilen[13] Ebû Ali el-Kerâbisî (245/859)'nin de Makâlât adlı bir eseri vardır. Bağdâdî, kitapla ilgili olarak, önemli ölçüde Hâricî grupları içerdiğini, ayrıca diğer mezheplerden de söz edildiğini; yalnız kitabın bize ulaşmadığını ifade etmektedir.[14] Yine İbn Nedîm, meşhur Hâricî kelâmcılardan Yemân b. Rabâb'ın pek çok eserinin yanında Kitâbu'l-Makâlât adlı bir eseri olduğunu, yalnız bunun da bize ulaşmadığını söylemektedir.[15]
4) Araştırmada Kullanılan Kaynaklar
Araştırmamızda bize yön veren kaynakların bir kısmı, genel tarih kitaplarıdır. Bunlar da, büyük ölçüde sünnî tarihçiler tarafından kaleme alınmış olup, bu yüzden fırkaların faaliyetleri, yalnızca siyasal iktidar veya İslâm toplumu ile ilgileri oranında ele alınmış; onlara ayrı bir yer ayırma yoluna gidilmemiştir. Bunların başında ilk dönem tarihçilerinden Taberî (310/922)'nin Târîhu'l-Ümem ve'l-Mülûk adlı eseri gelmektedir. Yazar, kitabında genelde Ebû Mihnef'den alıntı yapmış, aktardığı rivayetleri ona dayandırmıştır. Hz. Adem'den itibaren kronolojik bir şekilde insanlık tarihinden söz edilen eserde, Hz. Peygamber'in hayatı ile ilk dönem İslâm tarihiyle ilgili geniş bilgilere yer verilmiştir. Kitabın bir diğer özelliği de, Hâricîler'in doğuşu, ve onların Hz. Ali ile Emevîler dönemindeki faaliyetleriyle ilgili önemli bilgiler içeriyor olmasıdır. Yine ilk dönem kaynaklarının ilki olarak örülen İbn Hişâm (218/833)'ın es-Sîretü'n-Nebeviyye adlı eserinden de Câhiliye Dönemi ile İlk İslâm Toplumu'nu ele aldığımız bölümde faydalandık. Ayrıca İbn Sa'd (230/844)'ın et-Tabakâtü'l-Kübrâ'sı da bunlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Eserden özellikle Hz. Osman dönemi olayları ile Hz. Ali dönemindeki Hâricî faaliyetlerinden bahsederken yararlandık.
Yararlandığımız ilk dönem kaynaklarından biri de Belâzurî (279/892)'nin Ensâbü'l-Eşrâf adlı eseridir. Bu eser de, olayları geniş bir şekilde inceleyip, onlarla ilgili rivayetleri ele almakta ve özellikle de Hz. Osman dönemi hakkında verdiği geniş bilgilerle dikkat çekici bir özellik arzetmektedir. Bunların dışında İbn Kuteybe (276/889)'nin el-İmâme ve's-Siyâse ile el-Ma‘ârif; Dîneverî (282/ 895)'nin Ahbâru't-Tıvâl; Ya'kûbî (292/904)'nin Târîhu'l-Ya'kûbî; Mes‘ûdî (346 /957)'nin Mürûcü'z-Zeheb ve Me‘âdinü'l-Cevher ile Makdisî (355/964)'nin el-Bed' ve't-Târîh'i gibi eserler de faydalandığımız ilk dönem kaynaklarındandır.[16]
Bu arada daha sonraki dönemlerde yetişen İbn Arabî (543/1148), İbnü'l-Cevzî (597/1200), İbnü'l-Esîr (630/1232), İbn Kesîr (774/1372), İbn Haldûn (808 /1406) ve Diyârbekrî (990/1582) gibi tarihçilerin eserlerine de göz atmayı ihmal etmedik.
Çalışmamızda ayrıca alanımız olan İslâm Mezhepleri Tarihi'nin temel kaynaklarından da faydalandık. Eş'arî (324/936)'nin Makâlâtü'l-İslâmiyyîn ve İhtilâfü'l-Musallîn; Mâlâtî (377/987)'nin et-Tenbîh ve'r-Redd alâ Ehli'l-Ehvâ ve'l-Bid‘a; Bağdâdî (429/1037)'nin el-Fark beyne'l-Firak ile Usûlü'd-Dîn; Şehristânî (548/1153)'nin el-Milel ve'n-Nihal ve Neşvânu'l-Himyerî (573/ 1175)'nin el-Hûru'l-‘Îyn adlı eseri bunların en önemlilerindendir. Bunların içinde özellikle Eş'arî, Hâricîler hakkında verdiği zengin malzeme ve geniş bilgiler ile dikkat çekmektedir.
Yine araştırmamızda bunların dışında Câhız (255/869)'ın el-Beyân ve't-Tebyîn; Müberred (285/898)'in el-Kâmil fî'l-Lüğa; İbn Abd Rabbih (328/ 939)'in el-‘Ikdu'l-Ferîd; İbn Nedîm (385/995)'in el-Fihrist ve İbn Ebî'l-Hadîd (655/1257)'in Şerhu Nehci'l-Belâğa gibi Arap kültür ve edebiyatının önemli yapıtlarına da göz gezdirdiğimizi ifade edelim.
Bu bağlamda bazı Hâricî müelliflerin eserlerinden de faydalandık. Bir İbâdî fakîh ve tarihçisi olan Şemmâhî (928/1522)'nin Kitâbu's-Siyer adlı eseri en fazla yararlandığımız kaynaklardan biri oldu. Bu eserde Hâricîlerin tarihsel olay ve gelişmelere bakışları ile ilgili ilginç değerlendirmelerle karşılaştık. Yine bir İbâdî tarihçisi olan Vârgelânî (471/1078)'nin Kitâbü's-Sîre ve Ahbâru'l-Eimme adlı eserinden faydalandık. Eser, İbâdîliğin doğuşu ve yayılışından söz etmektedir. Bunların yanında bir İbâdî kelamcısı olan Ebû Ammâr (570/1174)'ın el-Mûcez fî Tahsîli's-Su'âl ve Telhîsi'l-Mekâl fî'r-Redd alâ Ehli'l-Hılâf adlı eserine de göz atma imkanımız oldu. Eser, genel olarak Hâricîler'in Allah'ın sıfatları, insanın fiilleri ve imâmet gibi kelamî konulardaki görüşlerini içermektedir. Ayrıca Muhammed Kafâfî'nin İngilizce olarak hazırladığı ve sık sık meşhur Hâricî tarihçisi olan Kalhâtî'den alıntılar yaptığı "The Rise of Khârijism According to Ebu Sa‘îd al-Qalhâtî" adlı makalesinden yararlandık.[17] Yine bir İbâdî tarihçisi olan İbn Sellâm el-İbâdî'nin el-İslâm ve Târîhuhu Min Vicheti Nazari İbâdiyye isimli eserine de göz attık. Bu arada tüm bunlarla, sünnî alimlerin yazdığı eserler arasında Hz. Osman'dan itibaren başlayan olaylar zincirinin yorumlanması konusunda önemli farklılıklar olduğunu; ayrıca bu eserlerin Hâricî hareketinin sebeplerini, onların psikolojik ve kültürel yapılarını göstermesi bakımından önemli ipuçları verip, araştırmamıza ışık tuttuğunu gördük.
Ayrıca W. Montgomery Watt, J. Wellhausen, Levi Della Vida, Philip K. Hitti, Corci Zeydan, Van Vloten, Claude Cahen, William Thomson, Johannes Jansen ve Keith Lewinstein gibi Batılı İslâm araştırmacılarının eserlerine bakma imkanımız da oldu. Bunların içinde özellikle Watt, verdiği değerli bilgiler ve yaptığı psiko-sosyal tahlil ve yorumlarla dikkatimizi çekti. Pek çok çalışması dilimize çevrilen yazarın daha çok İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri adlı eserinden faydalandık.[18] Yine Johannes Jansen'in Hâricîler'le günümüz İslâm dünyasındaki bazı gruplar arasındaki benzerlikler üzerine yazdığı "The Early Islamic Move- ment of The Kharidjites and Modern Moslem Extremism: Similarities and Differences" adlı makalesi de dikkatimizi çekti, ondan bazı alıntılar yaptık.
Araştırmamızda bu alanda Arap dünyasında yapılan çalışmalara da bak- mayı ihmal etmedik. Eserlerine baktığımız Arap araştırmacıların başında Ahmed Emîn, Tâhâ Hüseyin, Nâyif Ma'rûf, M. Âbid Câbirî, Ammâr Tâlibî, Muhammed Ammâra, Hamid Dabaşî, M. Ahmed Celî, Âmir Neccâr ve Abdürrezzâk Hüseyin gibi isimler gelmektedir. Bunların içinde özellikle Nâyif Ma'rûf'un el-Havâric fî'l-‘Asrı'l-Ümevî, Neş'etühüm Târîhuhum Akâidühüm ve Edebühüm adlı çalışması ile Ammâr Tâlibî'nin Ârâu'l-Havârici'l-Kelâmiyye adlı eseri araştırmamız boyunca bize ışık tuttular. Özellikle Tâlibî, iki ciltlik eserinde Hâricîler'in görüşlerini geniş bir şekilde açıklamış, çalışmasının bir bölümünde de İbâdî bir alim olan Ebû Ammâr'ın el-Mûcez isimli eserinin de tahkikli neşrini yapmıştır. Faydalandığımız bir diğer çalışma da Selîm en-Nu‘aymî'nin "Zuhûru'l-Havâric" adlı makalesidir. Söz konusu makalenin dikkat çekici bir yönü, Hâricîler'in doğuşunun alışılageldiği şekliyle Hakem Olayı'yla değil, Sıffîn Savaşı'ndan önceki dönemle, özellikle Hz. Osman döneminde ortaya çıkan olaylarla irtibatlandırılarak başlatılmış olmasıdır.[19] Yine Hâricî kültür ve edebiyatını işlerken de Abdürrezzâk Hüseyin'in Şi‘ru'l-Havâric adlı çalışmasının bize yön verdiğini ifade etmeden geçemeyiz.
Ayrıca konumuzla ilgili -az da olsa- ülkemizde yapılan çalışmalardan da söz etmek istiyoruz. Bunlardan biri, Ethem Ruhi Fığlalı'nın İbâdiye'nin Doğuşu ve Görüşleri adlı doktora tezidir. Fığlalı, İbâdî kaynaklardan da yararlandığı değerli çalışmasında İbâdiye'nin doğuşu, gelişmesi ve devlet anlayışları ile itikâdî görüşlerini ele almıştır. Bunun yanında Hâricî faaliyetlerini fırkalara ayrılışlarına kadar (H. 64) güzel bir şekilde ortaya koymuştur. Fığlalı'nın yine konumuzla ilgili birkaç makalesi ile bazı çevirileri de bulunmaktadır.
Diğer bir çalışma, Adnan Demircan'ın yapmış olduğu Hâricîler'in Siyâsî Faaliyetleri adlı doktora tezidir. Kitap, Hâricî hareket'in ortaya çıkışı, Hz. Ali ve Emevîler dönemindeki faaliyetleri ve bu hareketin belli başlı özellikleri ile İslâm toplumuna etkileri gibi konuları ele almaktadır. Müellif, çalışmasında hem klâsik hem de çağdaş kaynaklardan faydalanmış ve yer yer de özgün değerlendirmelerde bulunmuştur.
Bu konuda yapılmış bir başka çalışma da, aynı zamanda bir doktora tezi olan ve Fuat Kavukçu tarafından hazırlanan Emeviler Döneminde Hâricî Hareketleri'dir. Bu çalışma, Hâricîliğin doğuşu, Süfyânîler ve Mervânîler olmak üzere Emevîler devri Hâricî hareketleri ile Hâricî itikâdı gibi konuları işlemektedir. Müellif, konuları işlerken genellikle klâsik kaynaklardan faydalanmış; olayları anlatırken de yalnızca rivayetleri nakletmekle yetinmiş, yorum ve değerlendirme yapma yoluna gitmemiştir.
Yine ülkemizde yapılan bir başka çalışma, Gazeteci/Yazar Taha Akyol tarafından hazırlanan Hâricîlik ve Şîa, İslâm'da Devrimciliğin Sosyolojik Kaynakları'dır. Yazar, kitabında bu hareketin doğuşunu, tarihsel ve sosyal süreçleri göz önünde bulundurarak ele almaya çalışmış; özellikle de Hâricîliğin doğuşunda kabîle faktörü ve bunun etkilerini kendine özgü tahlil ve yorumlarıyla işlemiştir. Eserin tek açmaz olarak görülebilecek yönü ise, ikinci el kaynakların kullanılmış olmasıdır.
Faydalandığımız eserlerden bir diğeri de, tanınmış oryantalistlerden olan Julius Wellhausen'in hazırladığı ve Fikret Işıltan tarafından dilimize kazandırılan İslâmiyetin İlk Devrinde Dinî-Siyasî Muhalefet Partileri adlı çalışmadır. Bu çalışmanın dikkat çeken yönü ise, Hâricîler arasında dinî kaygıların, siyasî kaygılardan daha ağır bastığının ve dolayısıyla bu hareketin siyasî değil, dinî bir hareket olduğunun vurgulanmasıdır.
Son zamanlarda dilimize çevrilen ve Mısırlı bir akademisyen olan Prof. Dr. M. Ahmed Celî'nin hazırladığı Çağdaş Haricilik Düşüncesi de konumuzla ilgili önemli bir çalışma olarak görülebilir. Adnan Demircan tarafından dilimize kazandırılan çalışma, Hâricîler'in bazı düşünce ve eğilimleri ile günümüz İslâm dünyasındaki bazı dinî akımlar arasındaki paralellikleri gündeme getirmekte ve bu yüzden Hâricî düşüncesinin günümüzde de yaşamaya devam ettiğini ifade etmektedir.
5) Hâricî Adı
Çoğulu Havâric olan Hâricî kelimesi, çıkmak, ayrılmak, itaatten ayrılıp isyan etmek, borcunu ödemek, (ilimde) mütehassıs olmak gibi anlamlara gelen Arapça bir kelimedir.[20] Hâricî kavramı da terim olarak "Ümmetin ittifak ettiği meşru bir halîfeye başkaldıran herhangi bir kimse" yi adlandırmak için kullanılır.[21] Dolayısıyla Hâricî, meşru yönetime başkaldıran her isyankâra müslümanların çoğunluğu tarafından verilen özel bir isimdir. Şehristânî'ye göre yönetime yönelik bu başkaldırı hareketi, ister Hulefâ-i Râşidîn'e ister daha sonraki devlet başkanlarına olsun farketmez.[22] Görüldüğü gibi bu tanımlar, belirli bir fırkayı değil, siyasal iktidara isyan eden herkesi içine alan bir anlam sahasına sahiptir.
Ancak "Havâric" ismi, bizim kaynaklarımızda özel bir fırkayı, ilk dönem İslâm tarihinde ortaya çıkan önemli bir akımı nitelemektedir. Bu ismin menşei ile ilgili olarak da çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Eş'arî'ye göre bu isim, "Hz. Ali'ye karşı çıkıp, onun ordusundan ayrılanlar" anlamına gelmekte olup, onlara bu yüzden verilmiştir.[23] Ayrıca son dönem bazı araştırmacılar da, bu görüşe katılmaktadırlar.[24]
Yine bu ifade, Hâricîler tarafından "Kim Allah'a ve Rasulü'ne hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, onun mükafatı Allah'a düşer"[25] ayetinden hareketle "Allah yolunda hakikatı aramaya çıkanlar" anlamında kullanılmıştır.[26]
Kelimeye yine onlar tarafından "Kâfirlerin arasından çıkarak Allah'a ve Peygamber'ine hicret edenler"[27] ve "Kâfirlerle her türlü bağı koparıp Allah için cihada çıkanlar" anlamları da yüklenmiştir.[28] Kavrama yüklenen bu anlamların, Hâricîlerin bizzat kendileri tarafından verildiği ortaya çıkmaktadır. Bu izahların da, Hâricîliğin ilk ortaya çıktığı dönemde değil de, daha sonra mezhebin itikâdî bir boyut kazandığı geç bir dönemde yaygınlaştığı söylenebilir.
Ayrıca bu ismin "İnsanlardan, dinden ve haktan uzaklaşıp cemaatten ayrılanlar" anlamında kullanılarak kendilerine dışarıdan verildiği görüşü de ileri sürülmektedir. İbn Manzûr da, bu nitelemenin insanlardan uzaklaşıp, onlara karşı hurûc ettikleri için kendilerine verildiğini söyler.[29] Bu görüş de anlaşılacağı üzere onların muhalifleriyle isyan ettikleri yöneticiler tarafından ortaya atılmıştır.
Bunların yanında Hâricîlerin bir bölümü, -özellikle İbâdîler- Hâricî nitelemesine karşı çıkmakta ve bu nitelemenin olumsuz çağrışımlar yaptığı için kendileri için kullanılmasını kabul etmemektedirler.[30] Buna göre Havâric kavramıyla kastedilen Emevîler devri Hâricî gruplarıdır ki, onlar, dinin bazı hükümlerini iptal etmişler, müslümanları müşrik olmakla suçlayıp kanlarını ve mallarını helal görmüşler, kadın ve çocuklarını da esir almayı meşru kabul etmişlerdir. Ayrıca bazı kaynaklarda tahkimi reddedenler arasında Hâricî adının kullanılmadığı, bu lafzın Muâviye'nin iktidara gelişinden sonra Ezârika fırkasının doğuşuyla ortaya çıktığının belirtilmesi de, bu yaklaşımı teyid etmektedir.[31] Bu bağlamda çağdaş bir İbâdî araştırmacısı olan Ali Yahyâ Muammer, Hz. Ali'nin Hâricîleri tekfir etmeyişini kendilerini teyid eden önemli bir tarihî gerçek olarak takdim etmektedir.[32]
Hâricîler için kaynaklarda başka isimler de kullanılmaktadır. Bunlardan biri yine muhalifleri tarafından kullanılıp, "dinden çıkmış" anlamına gelen "Mârika" adıdır.[33] Bu isim de, onlar hakkında söylenildiği iddia edilen bir hadisten kaynaklanmaktadır.[34] Bu isim, muhalifler tarafından söylendiği için de tüm Hâricî gruplar tarafından şiddetle reddedilir.
Yine onların pek beğendiği ve kendilerini ifade ederken kullandıkları bir isim de "Allah yolunda savaşıp, O'nun rızası için canlarını ve mallarını satan kimseler" [35] anlamına gelen "Şurât" kelimesidir.[36] Bunun gibi "Ehlu'l-Hakk" adı da onların çok hoşlandığı isimlerdendir.[37]
Tüm bunların dışında onlar için, aralarında değişik gruplara ayrılmadan önce Sıffîn savaşının ardından Tahkîm'i reddettiklerinden dolayı "Muhakkime"[38], Hz. Ali'den ayrıldıktan sonra Harûrâ'da toplandıklarından "Harûriyye"[39], Nehrevân'da bir araya geldiklerinden de "Nehrevâniyye"[40] gibi isimler söylenmiştir.
Ayrıca Hz. Ali'ye düşmanlık yaptıklarından dolayı "en-Nevâsıb"[41] ve ona "işinde şüpheye düştün dedikleri için de "eş-Şekkâkiyye"[42] denmiştir. Burada gözlemlenen husus bu son söylediğimiz isimlerin -yukarıdaki bazı isimlerde olduğu gibi- muhalifleri tarafından onları karalamak ve yıpratmak amacıyla söylendiğidir.
Burada göze çarpan önemli bir şey, Hâricîlerin beğendikleri ve kendilerini ifade ettikleri isimlerin çoğunun Kur'an kaynaklı oluşudur. Bu da, onların genel eğilimlerinin, sürekli Kur'an'ı öne çıkaran tutumlarının davranışlarına yansıması olarak değerlendirilebilir.
6) Hâricîliğin Menşei
Hâricîler'le ilgili olarak çokça tartışılan bir konu olan Hâricîliğin menşei problemine de burada değinmemiz yerinde olacaktır. Araştırmacılar, bu çerçevede "Acaba Hâricîlik, siyasî mi yoksa dinî bir hareket mi?" sorusunu sorup, farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Biz bu görüşleri dayandıkları argümanlarıyla birlikte üç ana başlık altında toplayabiliriz;
a) "Hâricîlik, tamamiyle siyasî bir harekettir" görüşünü ileri sürenler:
Ahmed Emîn, Nâyif Ma'rûf, Fazlur Rahmân, Ignace Goldziher ve Selîm Nu‘aymî gibi araştırmacılar, bu görüşü paylaşırlar. Buna göre Hâricîler'in menşei, tamamen siyasîdir ve hakemleri kabul etmeyişlerinde de başka bir sebep aramak yersizdir. Zira ilk gündeme getirdikleri şey de, Hz. Ali'nin hilâfeti'nin yaptığı yanlışlar yüzünden meşruiyetini kaybettiği ve bu yüzden kendi aralarında yeni bir lider seçmeleriydi. Bu bağlamda Hâricîler'in ortaya çıkışları, siyasal olayların bütünlüğü ve akışı içinde ele alınmalıdır; çünkü her hangi bir tarihsel gelişme, ancak tarihsel bütünlüğü içinde ele alındığında sağlıklı bir şekilde anlaşılabilir. Kaldı ki, Hâricîlerin nazarî olmaktan öte amelî/eylemsel bir fırka olması da bunu gösterir.[43]
Hâricîler'in ortaya çıkışlarının nedeni de, daha çok Hz. Ali'nin Muâviye karşısında kazandığı Sıffîn savaşından sonra tahkîm'i kabul etmesinde düğümlenmekteydi. Bu tarihe kadar Hz. Ali'nin saflarında yer alan Hâricîler, haklı olmasına rağmen insan kararına başvurmayı kabullendiği için Hz. Ali'ye karşı çıkmışlardı. Bu yüzden de "Allah'tan başka hakem yoktur" sözünü slogan haline getirip bayraklaştırmışlar ve hem Hz. Ali'ye hem de onun ölümünden sonra Emevîler'e ardından da Abbâsîler'e karşı mücadele etmişlerdi. Vermiş oldukları pek çok mücadelede de organize/örgütlü bir şekilde hareket etmedikleri için başarılı olamamışlardı.
Bu görüşü ileri süren araştırmacılar, görüşlerini "Eğer Hâricîliği doğuran dinamikler, dinî değerlerden kaynaklanıyor olsaydı bunlara her sosyal tabaka ve kabîle'den insanın katılması gerekirdi; oysa tam tersi olmuş Hâricîlik, belli kabîlelerin dışına çıkamamıştır" şeklindeki yaklaşımlarıyla da temellendirmeye çalışırlar.
Bu görüşü benimseyen Nâyif Ma'rûf'da şöyle demektedir;
"Onlar, başlangıçta siyasî bir grup idiler. Hareketlerinin dinî yönü ise onların istek ve gerçek hedeflerini örtüyordu. Zira o dönemde hiçbir hareket, İslâm'a sarılıp, Kur'an'ı benimsemedikçe ne başarılı olabilir ne de kendilerine taraftar bulabilirdi...
Emevîler'in ilk dönemlerinde onlar arasından dinî akîdelerle siyasî nazariyeleri bütünleştiren alimler ve fakîhler çıkıncaya kadar siyasî ve askerî yön, tüm diğer özelliklerini örten bir gölge niteliğindeydi. Hareketin böyle bir boyut kazanması da, siyasî hedeflerine askerî güçle ulaşamayacaklarını anladıklarından kaynaklanmaktaydı. Artık bundan sonra da mezheplerini öğretmekle ilgilenmeye başladılar ve pek çok fıkhî, kelâmî eserler verip, dinî bir fırka haline geldiler." [44]
b) "Hâricîlik, dinî bir harekettir" görüşünü ileri sürenler:
Bu görüşü de özellikle Wellhausen ile William Thomson gibi batılı araştırmacılar ileri sürerler. Buna göre ise menşe dinîdir; çünkü tahkimi reddederken Hâricîler'in dayandığı şey Kur'an'dır ve Hz. Ali ile tefsir konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Bu görüş ayrılığı da mezhebin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Onlar, Hâricîler'in Kur'an'a düşkünlükleri ile İslâm'a bağlılıklarını göz önünde bulundurarak, buradan siyasî faaliyetlerinin inanç ve takvalarının bir sonucu olduğu görüşüne ulaşırlar. Bu yüzden doğuşlarını siyasî sebeplerde değil, dinî inanç ve ayrılıklarda aramak gerektiğini söylerler.[45]
Hâricîler'in ortaya çıkışında asıl rolü bulunan olay, tahkîm olayı'dır. Tahkîm konusunda da Hâricîler'in dayandığı şey ise, Kur'an'dır ve bu yüzden Hz. Ali'ye karşı çıkmışlardır. Ayrıca o esnada ortaya çıkan tartışmalarda gelişen olayları yönlendirip, duruma hakim olanların da çok sayıda kurrâ' oluşu, bu görüşü güçlendiren bir dayanak olarak değerlendirilir.[46]
c) Her iki görüşü birlikte ele alanlar:
Bazı araştırıcılar da, iki görüşü birleştirme çabasında olup, onlara göre her ikisinde de gerçeklik payı vardır. Buna göre Hâricîlik, başlangıçta siyasî bir hareket olarak teşekkül etmiş, daha sonra özellikle Abdülmelik b. Mervân (686/705) dönemi ve sonrasında gelişen olaylar sonucu -siyasî emellerinin gerçekleşmesi de imkansızlaşınca- dinî bir hüviyet kazanmış, artık siyasî, sosyal ve ahlakî alanlarda farklılaşarak bir ekol haline gelmiştir.[47]
Buna göre cereyan eden hadiseler hatırlanacak olursa görülecektir ki, bu harekete sebep olan amiller, siyasî huzursuzluklar kadar Hz. Osman'ın da -onlara göre- bid'atleridir; Allah'ın kitabı'ndaki emirleri terkedip, Peygamber'in sünnetine aykırı icraatta bulunmasıdır. Hâricîler'in böyle bir bakış tarzına sahip olması, onları harekete geçiren önemli bir amildir.
Yine o dönemde olayların siyasî ve dinî yönlerden iç içe oldukları da, gözden uzak tutulmamalıdır. Zira dönemin kültürüne göre dünyevi pek çok şey, dinî bir çerçevede değerlendiriliyor, bu çerçevenin dışında bir şey düşünülemiyordu.
Bu iki görüşü de benimseyenler, mezhebin daha sonraki gelişmelerini göz önünde bulundurarak bu değerlendirmeyi yapmaktadırlar. Bu yüzden de başlangıçta siyasî bir hizip olarak teşekkül eden bu fırkanın pek kısa zamanda dinî bir hareketin öncülüğünü yaptığı görülür. Dolayısıyla bu harekete siyasî hizipten doğmuş ve daha sonra dinî mahiyet kazanmış bir hareket denilebilir.
Elbette Hâricîler'in dindarlıkları ve İslâm'a samimi ve heyecanlı duygularla bağlanmaları reddedilemez. Kur'an'ı önplana çıkaran tutumları ve sürekli ona vurgu yapmaları, Kur'an ahkâmını uygulama yolundaki çabaları da, göz ardı edilemez. Fakat tüm bunlara rağmen faaliyetlerinin temeline sadece dini yerleştirmek ve başka bir takım faktörleri görmezden gelmek, sağlıklı bir tutum olmayacaktır.
Eğer yine onları ortaya çıkaran dinamikler, sadece dinî değerlerden kaynaklanıyor olsaydı, bunlara toplumun her tabakası ve her kabîleden insanların katılması gerekirdi. Zaten Hâricîler'in "Halîfe'nin Kureyş'ten olması gerekmez." sözünde bayraklaşan siyaset anlayışları da, bunu desteklemektedir. Kureyş'in dışındaki kabîlelere mensup olan ve o gün toplum içinde önemli bir kesim olarak kendisini gösteren Kurrâ'nın da bu hareket içinde yer alması, kimi araştırıcıları yanıltarak, Hâricîliğin dinî etkenlerle ortaya çıkan bir oluşum olduğu düşüncesine götürmüştür.
Ayrıca bu tartışmada gözardı edilmemesi gereken bir diğer husus da; o dönemdeki olayların siyasî ve dinî yönlerden iç içe oluşları ve dinin hayatın her sahasında başvurulan vazgeçilemez bir kaynak oluşudur.
Böyle bir tartışmanın sonunda da insanın zihninde Hâricîler'in doğuşu esnasında büyük ölçüde siyasî faktörlerin etkili olduğu fikri uyanmaktadır. Hâricîlik de, büyük ölçüde siyasal çatışma, sosyal patlama ve kabîlevî taassup neticesinde ortaya çıkmıştır. Yalnız o dönemin koşullarında olayların siyasî ve dinî yönlerden iç içe olduğu gerçeği de gözden uzak tutulmamalıdır. Dinî yorum farklarının etkisi olmakla birlikte; bunların, Hâricîlerin gerçek hedeflerini geri plana iten bir perde durumunda olduğu izlenimi, Hâricî grupların hareketlerinden elde edilmektedir. Çünkü Nâyif Ma'rûf'un da deyişiyle o dönemde ortaya çıkan herhangi bir hareket, İslâm'a sarılıp, Kur'an'ı benimsemedikçe ne başarılı olabilir, ne de kendilerine taraftar bulabilirlerdi. Kaldı ki bu durumu, ilk ortaya çıkan akımların hemen hemen hepsinde gözlemlemek de mümkündür.
Netice olarak Hâricîliğin dinî değil, siyasî bir hareket şeklinde doğduğu; ancak daha sonra Emevîler döneminde itikâdî bir boyut kazanıp, böyle bir özelliğe sahip olmaya başladığı söylenebilir.
Notlar
[1] Hasan Onat, "Mezheplerin İnanç Esaslarının Sistemleşmesinde Kur'an'ın Rolü", 1. Kur'an Sempozyumu, Bilgi Vakfı Yay., Ank., 1994, s. 415- 417; ayrıca mezhepleri ele alan araştırmacıların takip etmesi gereken yöntemlerle ilgili olarak bkz., E. Ruhi Fığlalı, "İslâm Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Bazı Problemler", B.U.İ.A.S., D.E.Ü.Yay., İzmir, 1985, s. 369-384; Y. Ziya Yörükan, "Şehristânî, Milel ve Nihal'de Mezhepler Nasıl Yazılmıştır?" D.İ.F.M., V-VI, İst., 1927, s. 258-277; Ahmet Turan, "İslâm Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Takip Edilmesi Gereken Yollar", G.D.B.A.P.S., Samsun, 1989, s. 455-459; Sabri Hizmetli, "İtikâdî İslâm Mezheplerinin Doğuşuna İctimâî Hâdiselerin Tesirleri Üzerine Bir Deneme", A.Ü.İ.F.D., XXVI, Ank., 1983, s. 653-661.
[2] Yörükan, a.g.m., s. 259; Hizmetli, a.g.m., s. 660.
[3] Nevin A. Mustafa, İslâm Siyasî Düşüncesinde Muhalefet, Çev. Vecdi Akyüz, İz Yay., İst., 1990, s. 198; Muhammad Kafâfî, "The Rise of Khârijism According to Abû Sa‘id Muhammad b. Sa‘id al-Azdî al-Qalhâtî", Macalla Kulliyat al-Âdâb, Bulletin of The Faculty of Arts, XIV, Kahire, 1952, s. 30.
[4] Bu yüzden bu dönem araştırmacıları Tâhâ Hüseyin'in ifadesiyle "zor ve ağır bir görevle karşı karşıyadırlar", Bkz., Tâhâ Hüseyin, el-Fitnetü'l-Kübrâ, Mısır, 1968-1969, II, 92.
[5] İbn Nedîm, el-Fihrist, Beyrut, Trz., s. 258; ayrıca Hâricî şairlerinin çok sayıda olduğu sanılan dîvanlarından yalnızca Tırımmâh'ın dîvanının günümüze gelebilmiş olması da bu durumu teyit etmektedir. Bkz., Abdürrezzâk Hüseyin, Şi‘ru'l-Havâric, Ammân, 1987, s. 150-151.
[6] Örneğin, günümüz İbâdî yazarlarından Ali Yahyâ Muammer, bu konuda yazmış olduğu "el-İbâdiyye beyne'l-Fırakı'l-İslâmiyye ‘inde Küttâbi'l-Makâlât fî'l-Kadîm ve'l-Hadîs" adlı eserinde görebildiği bazı çelişkileri ortaya koymuştur. (Cezayir, 1987).
[7] Eş'arî, Makâlâtü'l-İslâmiyyîn ve İhtilâfü'l-Musallîn, Thk., M. Muhyiddîn Abdülhamîd, Kahire, 1950, I, 1.
[8] Fığlalı, "Hâricîler", T.D.V.İ.A., XVI, İst., 1997, s. 174, 176.
[9] İbn Nedîm, 136-137.
[10] İbn Nedîm, 144.
[11] İbn Nedîm, 137.
[12] İbn Nedîm, 148-149.
[13] Bkz., İbn Nedîm, 256.
[14] Bağdâdî, Usûlü'd-Dîn, İst., 1928, s. 308.
[15] İbn Nedîm, 258.
[16] Bunların içinde özellikle Mes‘ûdî, Hâricîler'le ilgili önemli bilgiler vermektedir. Bkz., Mes‘ûdî, Mürûcü'z-Zeheb ve Me‘âdinü'l-Cevher, Thk., M. Muhyiddîn Abdülhamîd, Kahire, 1964, II, 346-420.
[17] Söz konusu makale, E. Ruhi Fığlalı tarafından dilimize çevrilip, Ankara Üniversitesi İlâ- hiyat Fakültesi Dergisi'nde yayınlanmıştır. (c. XVIII, Ank., 1970, ss. 177-191).
[18] Watt, eserinde Hâricîlerin doğuşu ve Hâricî düşüncesini, ortaya çıktığı dönemin siyasî, sosyal ve kültürel şartlarını göz önünde bulundurarak ele almıştır. Esere özgünlüğünü kazandıran da budur. Bkz., W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri, Çev. E. Ruhi Fığlalı, Ümran Yay., Ank., 1981, s. 11-45.
[19] Söz konusu makale, tarafımızdan dilimize çevrilip, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi'nde yayınlanmıştır. (c. X, Samsun, 1998, ss. 513-536).
[20] İbn Manzûr, Lisânü'l-‘Arab, Thk., Abdullah A. el-Kebîr, Muhammed A. Hasbullah, Hâ -şim M. eş-Şâzelî, Kahire, Trz., I, 807-808.
[21] Şehristânî, el-Milel ve'n-Nihâl, Thk., M. Seyyid Kîlânî, Beyrut, 1975, I, 114.
[22] Şehristânî, I, 114; ayrıca Hâricî kelimesi, bu anlamıyla tarih boyunca Hâricîlerin dışındaki isyancı bazı gruplar için de kullanılmıştır. Örneğin Selçuklular döneminde siyasal iktidara isyan ettikleri için Baba İshak ve çevresindeki Türkmenlere, yine Osmanlılar döneminde de isyan eden Kalender Şah'a bu isim verilmiştir. (Bkz., İbn Bîbî, el-Evâmiru'l-Alâiyye fî'l-Umûri'l-Alâiyye (Selçuk-Name), Çev. Mürsel Öztürk, T.C.K.B.Yay., Ank., 1996, s. 49; A. Yaşar Ocak, "Türk Heterodoksi Tarihinde Zındık, Hâricî, Râfızî, Mülhid ve Ehl-i Bid'at Terimlerine Dair Bazı Düşünceler", İ.Ü.E.F.T.E.D., XII, İst., 1982, s. 512-514) Yine Muhammed b. Abdilvehhâb (1115/1703)'ın kurucusu olduğu Vehhâbîliğe de Osmanlı devlet adamları ile tarihçileri Hâricîlik olarak bakmış ve onları bu şekilde nitelemişlerdir. Bkz., A. Vehbi Ecer, "Osmanlı Tarihinde Vehhabî Hareketi", (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ank., 1976, s. 1-24-5.
[23] Eş'arî, I, 191.
[24] Watt, Teşekkül Devri, s. 18; A. Hüseyin, 11; M. Ahmed Celî, Dirâsetu ani'l-Fırak fî Târîhi'l-Müslimîn el-Havâric ve'ş-Şî‘a, Riyad, 1988, s. 51.
[25] Kur'an, Nisâ, 4/100.
[26] A. Hüseyin, 11; Şerafettin Gölcük, Kelâm Tarihi, Esra Yay., Konya, 1992, s. 22.
[27] Kur'an, Nisâ, 4/100.
[28] Watt, Teşekkül Devri, s. 19; Celî, 5.
[29] İbn Manzûr, I, 808.
[30] Ammâr Tâlibî, Ârâu'l-Havârici'l-Kelâmiyye, Cezayir, 1398/1978, I, 201-202; A. Hicâzî es-Sekkâ, el-Havâric el-Harûriyyûn, Kahire, 1980, s. 25-26.
[31] Tâlibî, I, 31; Muammer, 438; es-Sekkâ, 25-26;
[32] Muammer, 438.
[33] Eş'arî, I, 191; Tâlibî, I, 32.
[34] Bu hadis şöyledir; "Rasulüllah, ganimet dağıttığı bir sırada yanına Temîm oğullarından Abdullah b. Zî'l-Huveysıra isimli biri gelerek, "Ey Allah'ın Rasulü adaletli davran!" dedi. Rasulüllah, "Sana yazıklar olsun! Eğer ben adaletli davranmazsam kim adaletli davranır?, Eğer ben adaletli değilsem muhakkak eli boş kalmış ve ziyan etmişsindir" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, "Ey Allah'ın Rasulü! Bana izin ver de bu adamın boynunu vurayım!" dedi. Rasulüllah, "Onu bırak! Onun bazı arkadaşları vardır ki, sizden biriniz onların namazları yanında kendi namazını, onların oruçları yanında kendi orucunu küçük görür. Onlar, Kur'an da okuyacaklar, fakat okudukları Kur'an köprücük kemiklerinden öteye geçmeyecek. Onlar, okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar...". Bkz., Müslim, Sahîh, İst., 1981, Zekât, 142-144, 147,148; Ebû Dâvûd, Sünen, İst., 1981, Sünne, 28; İbn Mâce, es-Sünen, İst., 1981, Mukaddime, 12.
[35] Bkz., Kur'an, Bakara, 2/207; Tevbe, 9/111.
[36] Eş'arî, I, 191; Tâlibî, I, 32; Âmir Neccâr, el-Havâric, Akîdeten ve Fikren ve Felsefeten, Kahire, 1990, s. 137.
[37] Tâlibî, I, 32.
[38] Eş'arî, I, 191; Neccâr, 137.
[39] Eş'arî, I, 191; Celî, 51; ayrıca bu isim Hz. Ali yaşarken de onlar için kullanılıyordu. Zira kaynakların belirttiğine göre Nehrevân savaşından önce Hz. Ali, onlarla konuştuktan sonra savaşmaktan vazgeçip kendisine katılanlara "Size ne ile hitab edelim?" der ve sonra da "Siz, Harûrâ'da toplandığınız için Harûriyye'siniz" der. Bkz., Taberî, Târîhu'l-Ümem ve'l-Mülûk, Beyrut, Trz., VI, 45; Müberred, el-Kâmil fî'l-Lüğa, Thk., M. Ebû'l-Fadl İbrâhîm, Kahire, Trz., III, 182; A. Hüseyin, 12.
[40] Tâlibî, I, 32.
[41] Bu ismin onlara Şiîler tarafından verildiği tahmin edilmektedir. Bkz., Nâyif Ma'rûf, el-Havâric fî'l-‘Asrı'l-Ümevî, Beyrut, 1981, I, 194.
[42] es-Sekkâ, 21.
[43] Geniş bilgi için bkz., Ahmed Emîn, Fecru'l-İslâm, Beyrut,1969, s. 256-260; Ignace Goldziher, Introduction to Islamic Theology and Law, (İngilizce çev. Andras-Ruth Hamori), Princeton, New Jersey, 1981, s. 170-174; Fazlur Rahman, Islam, Chicago, 1966, s. 86; Ma'rûf, 59-60; Selîm Nu‘aymî, "Zuhûru'l-Havâric", Mecelletü'l-Mecma‘ı'l-‘Ilmiyyi'l-‘Irâkî, XV, Bağdat, 1967, s. 10-11.
[44] Ma'rûf, 60.
[45] Geniş bilgi için bkz., Julius Wellhausen, İslamiyetin İlk devrinde Dinî-Siyasî Muhalefet Partileri, Çev. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yay., Ank., 1996, s. 17-18; William Thomson, "İslâm ve Mezhepler", Çev. Adil Özdemir, D.E.Ü.İ.F.D., I, İzmir, 1983, s. 315; ayrıca Wellhausen, Hâricîliğin dinden neş'et ettiğini söylemekle birlikte, teokrasi içinde dindarlığın umumiyetle siyasî istikamette olduğunu da belirtmeden geçememektedir. Bkz., Wellhausen, İslamiyetin İlk devrinde..., s. 18.
[46] Bkz., Thomson, "İslâm ve Mezhepler", s. 315; Ma'rûf, 60.
[47] Geniş bilgi için bkz., Tâlibî, I, 15-16; E. Ruhi Fığlalı, İbâdiye'nin Doğuşu ve Görüşleri, A.Ü.İ.F.Yay., Ank., 1983, s. 56-57; Watt, Teşekkül Devri, s. 11-12. [KanalKultur]
| < Önceki |
|---|
| Ortaya karışık salata misali makale salatası | |








